|

Sevdik Kürdistan dağlarında
yaşanan dört mevsimi de. Çünkü dört mevsim de şahidiydi Kutsal
Güneş’imizin tebessüm yüzlü çehresine. Sevgimizle yeşerdi,
baharlarda olacak tinsel törenimize hazırlanan Kürdistan’i
çiçekler. Önce kardelenler baş gösterdi, sonra nergisler,
sosinlar, beybunlar, reyhanlar, laleler, değiştirdi ovaların
pürüzsüz düzlüklerini. Bir de gelincikler vardı. Neye döneceği
belirsiz tomurcuklardan patlak veren, Kürdistan dağlarını
baştanbaşa bürüyen, kan kızılı narin gelincikler. İlkbaharı,
yazı bu bin bir renkli çiçeklerin ahenkli görünümüyle geçirir
Kürdistan dağları. Ama diğer mevsimlerde Kürdistan çiçeklerden
mahrum kalmazlar. Tanrıça Zilan’lara adanmış Nucanların,
Yıldızların, Sorxwinlerin, Viyanların, Gülbaharların
yanaklarından hiç solmayan renkler, tomurcuk tomurcuk açmış
menekşeler, bahara çevirirdi tüm mevsimleri. Onların
yanaklarında gülümseyen menekşeler irsi bir kalıntı gibi bu asi
dağları mesken tutan herkeste beliriveriyordu aniden. En son
menekşe yanaklı Nuda yoldaş, tekrardan merhaba demişti Botan’ın
destanlar yazdıran dağlarına.
Nuda yoldaş, mücadelenin birçok
alanında uzun yıllar boyunca göğüs göğse savaşmış bir arkadaştı.
Botan’a gelebilmek için harcadığı çaba ve diretmedeki ısrarı
sonucu bulunduğumuz Botan-Besta alanına gelmişti. Daha önce
tanışmış olmasak da, tüm yoldaşların en güzel ve olumlu
değerlendirmelerine konu olduğuna şahitlik etmiştim. Bu isabetli
geliş, en çok bizleri sevindirmişti. Uzun bir yolculuktan sonra
ulaştığımız Kato-Jirka’da ilk kez karşılaşmıştık. Sabahın erken
saatlerinde herkesten önce uyanmış olan Nuda yoldaş, bitirdiği
sabah keşfinden döndükten sonra bizi karşılamıştı. Grubumuzdaki
bayan arkadaşları yerleştirmek için götürürken, yüzünde tılsımlı
bir gülümseme ve içten bir sevinç vardı. Bu görüntü karşısında
hayranlıkla donakalan grubumuz yorgunluğunu çoktan unutmuş ve
Nuda yoldaşın yaydığı moralden nasibine düşeni almıştı.
Birçok
yoldaş gibi onun da uzun yıllar önceki katılımı duygusal bir
tarzda olmuştu. ‘Herşeyden önce örgüt-örgüt ihtiyaçları’ diyen
Nuda yoldaş, bağlılığını çok derinden içselleştirmişti. Örgütü,
örgütlülüğü çevresine dayatmaktan çok, bunu en güzel şekliyle
kendisi pratikleştirme çabasındaydı. Bu büyük çaba da herkesçe
doğal olarak örnek alınan ve yaşama indirgenmeye çalışılan bir
tarzı yaratıyordu. Onunla kaldığım süre içerisinde sergilediği
her hareket, tavır, duruş, yaklaşım bende de derin bir etki
bırakıyordu. Elimden geldikçe onu örnek almaya çalışıyordum.
Öncelikle yaşamı, insanı ve bir de düşmanı basite almıyordu.
Yoldaşlıktaki mütevazılıği, anlama, algılama düzeyi, yöntem
zenginliği, umuda, zafere inancıyla abartısız bir güzellik
abidesiydi. İnsanları kırmadan, kaçırmadan çözüme yöneltme
çabası belki de duygusallığından geliyordu. Mücadele etme de
herhangi bir kaygı taşımıyor ve tavır alıyor olsa da, bunun
olumsuz sonuçlarına zemin sunmaması için büyük çaba harcıyordu.
O, Erdal yoldaşın belirttiği gibi ‘militan militanlığının
gereklerini yerine getirmelidir’ sözünü kendine ilke olarak
belirlemiş biri olarak hareket ediyordu. O her anına yeni bir
şey eklemenin ve bunu mücadelenin hizmetine sokmanın
arayışçısıydı.
Her kahramanın bir destana imza attığı bilinir, destanları
unutulmuş olsa dahi! Ama Zilan, Beritan, Viyan, Yıldız, Sorxwin,
Gülbahar yoldaşların yarıda kalmış destanına Nuda yoldaş
layıkıyla, bir nefes kadar az, bir tarih kadar eski
yaşanmışlıklarıyla yeni bir bölüm ekledi. Çünkü bu sonu gelmemiş
canlı destan, kahramanların ortak destanıydı. Bu destandandır
ki, Nuda yoldaşı anlatmak, uçsuz bucaksız bir çölün sonunu
getirmek, bilinmezliklere açılan bir limanda küçük bir
yelkenliyle ilerlemek, belki de Nuda yoldaşın kavurucu mücadele
ateşine bir adım yaklaşmak anlamına gelmekte. Aslında bunun
zorluğudur kalemi elimde titreten gerçek. Yine de tüm
acemiliklerimle birlikte devam etme çabasına girmeyi
amaçlamaktayım. Yoldaşımızı en iyi Önderlik gerçeğine yaklaşımda
ele almanın, az da olsa yazının hakkını vermeyi sağlayacağına
inanmaktayım. O’nun Önderliği anlama çabası, anlatma isteği ile
birleşmekteydi. Bazen tüm yoldaşlar toplanıp, O’nun Önderlik
sahasında geçen anılarını anlatması için ısrar ediyorduk.
Önderliği anlatırken yaşadığı heyecan, pratiklerini, anılarını
çözümleme, analiz etme yaklaşımı bizim bazı gerçekleri canlı
canlı yaşamamızı sağlıyordu. Orda bulunan tüm yoldaşların en
büyük istemi, böylesi anıların anlatımının tekrar tekrar
gerçekleşmesiydi. Çünkü bayan ve erkek arkadaşlar olarak,
hepimiz için bu anılar doğal eğitim materyalleriydi. Eğitimsel
yönü kadar, yöneticiliğiyle de o en önde duran arkadaştı. Botan
gibi çetin bir yerde, bölge yönetimiydi. Yöneticilik
özelliklerini komutanlık özellikleriyle bir ahenge
kavuşturmuştu.
Kürdistan
dağlarının serin ve saf suyunu içen bir yoldaş olarak, O da
militanlık sırrının arayışçısıydı. Bu sırra varırken
dönüştürmüştü birçok yönünü. Yöneticilik vasıflarının
gerekliliklerine denk görevlerine sarılıyordu. En belirgin
özelliği, yapının içinde olan, üstte kalmayan duruşuydu. Doğal
sorumluluk anlayışı, göreve dört elle sarılması, tüm enerjisiyle
işin içine girmesi, adanmış kişiliğini girdiği her ortamda
yansıtmasında rahatlıkla görülüyordu. Bu gücü oturmuş
kişiliğinden alan Nuda yoldaş, komutanlık vasıflarıyla da
erkenden bütünleşmişti. Savaşın içinde olduğu kadar, yaşamda da
örgütleyiciliği ve sürekli olarak yapının içinde olduğunu
hissettiren bir yaklaşımı vardı. Ben bu yönlerinin tümünü
hayranlıkla gözlemliyordum. Aslında daha önce de birçok
arkadaşlar birlikte kalmıştım. Ama bu muazzam istekli tarz,
oldukça öğretici ve tetikleyiciydi. Bunlar önceden kaydedilmiş
özellikler değildi. Günü gününe yapılan sorgulama ile açığa
çıkan sonuçlardı. Bunu arkadaşın diline yansıyan
yoğunlaşmalarında da görebiliyorduk.
Botan’a gelişi, orada mücadele
yürütmesi, Viyan yoldaşın Botan hayalini gerçekleştirmek ve ona
layık olmak üzerinden şekilleniyordu. O “Viyan yoldaş Botan’a
yetişemedi, Sorxwin, Yıldız ve daha birçok yoldaş burada şehit
düştü. Onların bize yüklediği sorumluluğu hissedebilmemiz,
görevlerimizi eksiksiz yerine getirebilmemizle birebir
bağlantılıdır” diyordu. Bunu her an hissediyor ve
hissettiriyordu. Belki de hiç bıkmadan tekrar edeceğim gerçek,
Nuda yoldaşın gücünü Önderlikten ve şehitlerden alan
militanlığıdır. Onun kişiliğinde gerçekleştirdiği sınıf
intiharı, bu gücüyle yaşamın her anına yansımaktaydı. Yeni
paradigmaya yoğunlaşma düzeyi, değişim-dönüşümü kişilikte
başlatma arayışının anlatılması için hangi kifayetsiz sözcüklere
sığınacağım bilemiyorum. Böyle bir kişiliği anlatmama vesile
olan tanışmayı birçok yoldaş gibi bende bir şans olarak gördüm.
Birey olarak bana karşı da yaklaşımı oldukça kaygısız ve
paylaşımcıydı. O, her şeyiyle istekli bir katılım yapmıştı.
Ondandır ki hiçbir şeyi önünde engel görmüyordu. Sorunlar
karşısında tavır sahibi olduğu kadar, yoldaşlarına destek verme
amacını hep önde tutuyordu. En çok da bu yönüydü ona karşı
içimdeki sevgi tomurcuğunu gittikçe büyüten. O tomurcukları
sadece bende değil, herkeste yeşertmekte ve bunu da genelde
yapının içinde kalarak başarmaktaydı. Aslında ona duyduğumuz
sevginin büyümesini sağlayan, yaşamda an be an harcadığı emek ve
çabasıydı.
Nuda gerçekliğinin inkârı O’na ve Kadın Hareketi’ne en büyük
ihanet olur. Ancak gerçeklikte kabullenemediğim ve inkâr ettiğim
tek şey, ‘Ölümsüz Yoldaşım’ın zamansız şahadetiydi. Bu büyük
kadın komutanın kaybını kabullenmek, Nuda yoldaşın gerçekliğini
inkâr etmek gibi geliyor bana ve onu tüm yoldaşlara. Ölümsüz
yoldaşımızın Botan’a gelişi çok olmamıştı. Botan’a ulaşmayı
Önderliğe bir adım daha yaklaşabildiği için bir şans olarak ele
alan Nuda yoldaş, kısa zamanda kendini kanıtlamıştı düşmana ve
bize. Artık şahadeti dahi normal görmekteydi. Çünkü artık
amacına ulaşmıştı. Orda olduğu süre boyunca da gelişen her
olumsuz pratiği ve yersiz kayıpları sorgu süzgecinden geçirerek
sonuç çıkarıyordu. Ve ona göre yaklaşıyordu.
2008 baharında çıkan operasyonda
yine düşmanla sıcak temas içine girmişti. Çatışmaya girdikleri
yerin savaşa elverişsiz olmasına rağmen, O ve grubu bu yoğun
yönelim karşısında büyük bir direniş sergiliyor. Arazinin
darlığı geri çekilme olanağını ortadan kaldırıyor ve artık
‘ölümüne savaşma sözü’ Nuda yoldaşın ve beraberindeki grubun
yerine getirdiği son söz oluyor. Önderliğimizin en derinden
güvenini kazanmış olan bu kişilik, Tanrıça Zilan’a ulaşabilmek
için, Beritan çizgisinin sürdürücüsü oluyor. Ve kanıtlanmış
devrimciliğiyle, ardından ölümsüz kişiliğini ve mücadeleyi devam
ettirme sorumluluğunu geride kalan bizlere bırakıyor.
|