|
|
|
Tevgera Gelê Kurd, Tevgera Aştî Ye |
|
Serok APO
Aştî
peyvekî pir bi nirx e. Şer jî di wateyekî de bi taybetî ji bo
girseyên rajer, navgîna bingehîn a ji bo bigîhîje aştî û aramiyê
ye. Şer di naveroka xwe de wek armanc naye nirxandin. Ji bo
aştiyekî bi wate berdelê wê pir giran jî be, navgîna bingehîn a
ku serî lê bê dayîn e. Di vê çerçoveyê de di dîroka gelên cîhanê
û dîroka netewan de, di dîroka aştiyê de roja 1’ê êlûnê ku
cîhekî wê pir girîng heye; wateyekî pir mezin di xwe de
hildigire. Di vê rojê de girêdana aştiye nîşandan, ji
tengezariyên hûndor û derveyê Tirkiyê re di mercên aştiyê de
çareserî dîtin û di serî de pirsgirika kurd, pirsgirikên ramyarî
re derfetê çareseriyê dîtin û yên dijber bi rastî jî niyetekî wê
ya aştî heye an nîne, ji bo em fêm bikin me guncav dît ku em vê
daxuyaniyê bidin. Aştiya kurd û tirk bi rastî jî cewherê aştiya
Rojhilata Navîn e; aştiya Rojhilata Navîn jî, aştiya bingehîn a
heremê û cîhanê ye. Aştiya Rojhilata Navîn di heman demê de
aştiya cîhanê ye. Ger bi hezaran sale rejîma daxt a çîna
desthilatdar a...devamı»
|
|
|
|
Askerileşmek Geleneksel
Kadınlık İmgelerini Reddetmektir |
|
Şerda Mazlum
Kadınlar
kendi cinsiyetlerinin tahakkümü altında yaşayan canlılardır.
Herhangi bir toplumda kadın ya da erkek olarak doğmak basit
biyolojik olgular olmaktan ziyade sosyolojik anlamlarla yüklü
olgulardır. Kadınlık ve erkeklik imgeleri, içinde bulunulan
toplum tarafından belirlenir. Toplumsal cinsiyetçiliğin
belirlediği bu rollerde kadın tahakküm altında olan varlık iken,
erkek tahakküm kurma gücüne ve araçlarına sahip olandır.
Toplumsal ve tarihsel gerçekliğin yarattığı sonuçlarla erkekler
iktidara, güce, askerliğe, orduya ve devlete daha yatkındırlar.
Güce ve iktidara endeksli sosyal, siyasal ve askeri alanlar
erkeklerin âlemidir. Kadınların rolleri ise dünyanın neresine
gidersek gidelim neredeyse ortak bir erkek refleksi biçiminde
ortaya çıkar. Gezegenimizdeki tüm erkeklerin ister doğu ister
batı, ister sağcı ister solcu olsun buluştukları ortak nokta
kadınların statülerine ve rollerine ilişkindir. Kadınların
rolleri çoğunlukla üreme ve aile yaşamıyla sınırlı sayılır...devamı»
|
|
|
Barış İçin Savaş! |
|
Zilan Tolhildan
Barış
bir duruştur. Bazen bir amaç, bazen bir simge, bazen de bir
isim, bazen de bir ilkedir. Barışı nasıl tanımlamak gerekir ki,
içinde her şeyi barındırır. Eşitliği, özgürlüğü, güzelliği,
birliği, bütünlüğü, özgürlüğü…
En büyük ve en güzel barış doğadadır. Doğanın eşsiz
bütünlüğünde, var olan her şeyin kendi özgünlüklerinde,
varlıklarını yürütmesindedir. Neolitiğin özündedir barış.
Kadının yarattıklarında, doğal hâkimiyetinde, güzelliğindedir.
Tarih, barış diye şimdiye kadar hep haykırmadı mı? Duyuyor
musunuz barışın sessiz çığlıklarını? Kulak verin ve duyun onu. O
sestir işte insanı insanlığına çağıran. Tarihte en çok ‘barış’
diye haykıran Kürtler olmuştur herhalde. Egemenlerin egemenlik
savaşında, en çok saldırıya uğrayan ve hep savunmada kalan bir
halk. Ama özgünlüğünü hep koruyan. Bundandır ki 5000 yıldır
barış diye haykırmaktan hiç vazgeçmedi. Ve şimdi de İmralı’dan
sesler dünyaya yayılmaktadır. BARIŞ! BARIŞ! BARIŞ!...devamı»
|
|
|
|
Direnmek; Kendini Bilmenin, Savunmanın,
Özgür Kılmanın Dili Ve Eylemidir |
|
Zeryan Roj
Zorba
sistemin 5000 yıllık egemenlikli tarihi ezilen halkların,
sınıfların ve cinslerin direniş tarihidir de aynı zamanda. Hatta
neredeyse yok olmayla yüz yüze bırakılan tüm canlı varlıkların
direniş tarihidir diyebiliriz. Çünkü zulümden ve zorbalıktan
nasibini alan salt insanlık olmamış, hayvanlardan bitkilere,
gökyüzünde parlayan yıldızlardan yeryüzündeki toprağa kadar her
şey yaşam savaşımı vermektedir. Anlamlı direnişlere dair nice
destanlar yazıldı, nice kahramanlar doğdu ve nice güzellikler
yaşandı. ‘’Direnmek Yaşamaktır’’ deyimi, bu tarihi gerçekliğin
bağrında doğan ve bizlere direnişin anlam derinliğini en güzel
anlatan ifadedir. Çünkü direniş, ölümsüzleşmenin diğer adıdır,
teslimiyet ise ölmektir.
Yaşamak için direnmek, ‘’yaşam’’ olgusunun vazgeçilmez bir
ilkesi, dinamiğidir. Bu sadece insanlara dair bir gerçeklik
değildir, tüm canlıların, hatta tüm evrensel...devamı»
|
|
|
O, Militanlık Sırrının Arayışçısıydı |
|
Dicle Serhat
Sevdik Kürdistan dağlarında yaşanan dört mevsimi de. Çünkü dört
mevsim de şahidiydi Kutsal Güneş’imizin tebessüm yüzlü
çehresine. Sevgimizle yeşerdi, baharlarda olacak tinsel
törenimize hazırlanan Kürdistan’i çiçekler. Önce kardelenler baş
gösterdi, sonra nergisler, sosinlar, beybunlar, reyhanlar,
laleler, değiştirdi ovaların pürüzsüz düzlüklerini. Bir de
gelincikler vardı. Neye döneceği belirsiz tomurcuklardan patlak
veren, Kürdistan dağlarını baştanbaşa bürüyen, kan kızılı narin
gelincikler. İlkbaharı, yazı bu bin bir renkli çiçeklerin
ahenkli görünümüyle geçirir Kürdistan dağları. Ama diğer
mevsimlerde Kürdistan çiçeklerden mahrum kalmazlar. Tanrıça
Zilan’lara adanmış Nucanların, Yıldızların, Sorxwinlerin,
Viyanların, Gülbaharların yanaklarından hiç solmayan renkler,
tomurcuk tomurcuk açmış menekşeler, bahara çevirirdi tüm
mevsimleri. Onların yanaklarında gülümseyen menekşeler irsi bir
kalıntı gibi bu asi dağları mesken tutan herkeste
beliriveriyordu aniden. En son menekşe yanaklı Nuda yoldaş,
tekrardan merhaba demişti Botan’ın...devamı»
|
|
|
|
Haydi kadınlar Dağlara! |
|
Ezgi Baran
Nedense ‘’Şiddet’’ denince akla halan 21.yüzyılda olmamıza rağmen
“Kadın” geliyor. Şiddeti genel tanımlayacak olursak eğer; bir
bireyin diğer bir bireye karşı fiziki ve sözel olarak uyguladığı
baskıdır. Genelde baskıyı uygulayan birey, erkek oluyor. Baskı
altında kalan ise kadın oluyor, ne yazık ki… Erkeğin, kadın
üzerindeki baskısı gün geçtikçe artmaktadır. Bu özellikle
kendisini tamamen eğitmemiş, kadını bir meta gibi gören, egemen
erkek zihniyetinin bir ürünüdür. Kadın ve şiddet denince aklıma
sürekli lise çağındayken tanık olduğum bir olay geliyor; karşı
komşumuz Sonay abla vardı. Henüz yirmisine yeni basmış genç ve
güzel bir kadındı. Evlerimiz tam karşı karşıyaydı. Ben o
zamanlar yanılmıyorsam lise bire gidiyordum. Okuldan geldiğimde
sürekli gözüm karşı eve takılı kalıyordu. Çünkü hemen hemen her
akşam bağırma sesleri geliyordu. Pencereden iki katlı eve
baktığım zaman Sonay ablanın her akşam bir posta dayak yediğini
görebiliyordum. Sonay abla her dayak yiyişinde yaptığı iki şey
oluyordu; birincisi canı acıdığı zaman bağırmak...devamı»
|
|
|