|

Barış bir duruştur. Bazen bir
amaç, bazen bir simge, bazen de bir isim, bazen de bir ilkedir.
Barışı nasıl tanımlamak gerekir ki, içinde her şeyi barındırır.
Eşitliği, özgürlüğü, güzelliği, birliği, bütünlüğü, özgürlüğü…
En büyük ve en güzel barış
doğadadır. Doğanın eşsiz bütünlüğünde, var olan her şeyin kendi
özgünlüklerinde, varlıklarını yürütmesindedir. Neolitiğin
özündedir barış. Kadının yarattıklarında, doğal hâkimiyetinde,
güzelliğindedir. Tarih, barış diye şimdiye kadar hep haykırmadı
mı? Duyuyor musunuz barışın sessiz çığlıklarını? Kulak verin ve
duyun onu. O sestir işte insanı insanlığına çağıran.
Tarihte en çok ‘barış’ diye
haykıran Kürtler olmuştur herhalde. Egemenlerin egemenlik
savaşında, en çok saldırıya uğrayan ve hep savunmada kalan bir
halk. Ama özgünlüğünü hep koruyan. Bundandır ki 5000 yıldır
barış diye haykırmaktan hiç vazgeçmedi. Ve şimdi de İmralı’dan
sesler dünyaya yayılmaktadır. BARIŞ! BARIŞ! BARIŞ!
Barışı yaşamak için anlamak
lazım. Bir şeyi anlamadan, sevmeden, onun için mücadele edebilir
mi insan? Barışı sevmek, anlamak, içselleştirmek, yarattığı ruhu
hissetmek gerekir. Ve onun için mücadele etmeyi gerektirir.
Duyguda ve düşüncede onu hazmederek yoldaşınla konuşurken, bir
kitabı okurken, tepeye çıkarken, pusu atarken, hatta eyleme
giderken yüreğinde ve beyninde onu hissedeceksin. Bileceksin ki
barış için her şey! Barış için savaş! Görünüşte bir çelişki gibi
geliyor insana, oysa doğanın bir diyalektiği. Zıtların getirdiği
engin değişim, gelişim, realite, sonuç. Savaş ve barış,
birbirine zıt olgular. Beyaz barışı temsil ederek tüm renkleri
içinde barındırırken, siyah savaşı, kötülüğü temsil eder ve
diğer renklerin zenginliğini, içeriğini reddeder, tek renk
olarak kalır. Savaş, şiddet, ölüm, katliam, karanlıktır. İnsanı
insanlığından çıkarır. Halkları katlederken, insanın geleciğiyle
kumar oynarken, kadını pazar malzemesi haline getirirken,
zihinleri yıkarken hep bir doyumsuzluk içindedir, savaş
kişiliği. Öldürdükçe öldürmek ister. Bundandır ki bugünün barış
çığlıklarını duymazdan gelirler. Barış kişiliği ise Önderlikte
tanımlanır. Barış onda duruş, ilke, yaşam, bir bütündür. Onu
çözümleyerek, her hareketine hatta her mimiğine anlam vererek
barışın gerçek anlamına varabiliriz.
Önderliğimiz çocukluğundan
günümüze kadar her zaman barış için yaşamış ve mücadele
etmiştir. Çocukluğunda kurduğu ilişkilerde, oyunlarla hep
barışın peşinden koşmuştur. Halklar arasına ayırım koymadan,
aşiret kavgalarına aldırmadan, kan davalı oldukları ailenin
çocuklarıyla gizlice arkadaş olması, oyunlarla hepsini bir arada
tutmaya çalışması ve bir şeyler öğretmeye çalışması ondaki barış
kişiliğinin özünü gösterir. Şimdi ise, çocukluk hayallerine
ihanet etmeyerek, çocukluk ilişkilerini halkların barış içinde
yaşamaları amacına dönüştürmüştür. Sapanla vurduğu kuşların
özeleştirisini doğayla bütünleşerek ve kendini yeniden yaratarak
vermiştir. Önderlik bir barış kişiliğidir. Bir saniyesini bile
boş geçirmeden, kendi zamanını yaratarak barış için mücadele
etmiştir. İmralı zindanına girdikten sonra da barış
mücadelesinden taviz vermemiştir. Her insanın meşru savunma
haklarına sahip çıkmasını istemiştir. Kürdü yeniden yaratarak
onun yaşam damarlarını canlandırmıştır. Köyünden çıkmamış, bir
insandan kahraman yaratmıştır.Barış, kadına, insana yaklaşımında
somutlaşan ilkedir. Kadını eğitmesinde yüceltmesinde,
gerçekliğine sahip çıkmasındadır. Kadına yarattıklarını iade
etmesindedir, insana her zaman kazanımcı yaklaşımındadır.
Önderlik, sessizleştirilmiş kadının özgürlük çığlıklarıdır.
Renklere boyanmış, özünden çıkmış, kadını kendisiyle yeniden
buluşturmuştur. Neolitik özle, yani barışla, eşitlikle,
yaratıcılıkla kadının önünü açmıştır. Kadının irade kazanmasını,
ordulaşmasını (YJA STAR) sağlamıştır. Kadınlığından utanan,
çekinen kadın şimdi tarihin kahramanlık sayfalarında yerini
almıştır, almaya da devam edecektir. Doğaya zarar vermeden barış
içinde bütünlüğü sağlamayı hedefler. Çimlere basmamak için
dikkatli yürümesi, Çiçeklerle güvercinlerle konuşması, her zaman
doğallığı esas alması doğallığa barış temelinde yaklaşımını
gösterir. Öyle ki, taşın dahi hisleri olabileceğini
düşündürtmüştür bize. Barış affetmeyi gerektirir. Affetmek ise
büyüklüktür. Bundandır ki, Türk devleti Kürt halkına, büyük
katliamlar yaşatmasına rağmen, barış diyaloglarına her zaman
hazır olduğunu söyler. Yani insana karşı olduğu gibi devletlere
karşı da kazanımcı, dönüştürücü yaklaşır.
“Kürdistan sömürgedir” cümlesiyle
başlayan Kürt özgürlük mücadelesi bugün Demokratik, Ekolojik ve
Cinsiyet özgürlükçü Toplumu hedeflemektedir. İlk kurucuları
arasında Türk olan Kemal Pir ve Haki Karer yoldaşlar halklar
arasındaki barışın temsilcileri olmuştur. Kürtlerin barış
istemi, dünya halklarını için barış istemine dönüşmüştür.
Önderlik geliştikçe süreç gelişti, süreç geliştikçe de Önderlik
değişti. Birçok şeyimiz değişti, barış istemimiz hiç değişmedi,
hatta daha da genişledi, yayıldı.
Önderliğimiz dokuz yıldır tek
hücreli cezaevinde fiziki esaret altında insanüstü bir güç
gösterip, zaman, mekân ve koşulları aşarak amacından ve
mücadelesinden taviz vermedi. 93, 95, 98, 99 ateşkes
çağrılarından sonra da tüm görüşme notlarında barış diyalogları
için çağrılar yaptı. Perspektiflerini somutlaştırarak sundu.
Egemen devletler –başta Türkiye ve ABD – bu somut önerileri ince
demokrasileriyle kendi çıkarları için kullandı. Önderliğin
görüşlerine ihtiyaç duyduklarında görüşmelere izin verdiler;
kararsızlığa, çıkmaza düştüklerinde ne yaptıklarından habersizce
görüşmeleri inandırıcı olmayan bahanelerle engellediler.
1 Eylül Dünya Barış Günü… Her
insanın dünyanın diğer bir ucundaki insanı düşündüğü
toplumsallaştığı, sesini çıkardığı bir gündür. Bu günde herkes
gibi bizler de sesimizi daha gür çıkarıyoruz. Türk Hükümeti ve
Ordusu Önder APO’nun yaptığı tüm barış çağrılarına inkâr,
operasyon, yasaklama, görüşmeleri engelleme, hücre cezası ile
cevap verdi. Barış çağrılarımıza her zaman şiddetle yanıt
veriliyor. Her şeye rağmen, Barışın özgürlüklerimize ulaşmayı
anlattığını bilerek, var olmak, onurlu yaşam koşullarını
yaratmak için, barış için savaşacağız.
Bizler kadın gerillalar olarak,
barışa sahip çıkmanın çağrısını bir kez daha yaparak tüm barış
özlü kadın yoldaşlarımıza barış mücadelemize katılın diyoruz. Ve
inanıyoruz ki, bir gün gelecek, Dünya Barış ödülü Önderliğimiz
Abdullah Öcalan’a verilecektir. Bunun inancı ve çabasıyla barış
mücadelesine sonuna kadar devam ediyoruz.
|