ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                            SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                           ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                          SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                                   ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                          SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                                        ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                         SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                              ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                              SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                          ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                                        ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                               SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                                        ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                 SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                                     ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                  SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                                        ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                            SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                              ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                       SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                                            ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                   SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                                          ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                                                            SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                    
ANASAYFA
ÖNDER APO
ŞEHİTLERİMİZ
GERİLLA KADIN
GÜNCEL
VİDEO
FOTOGALERİ
KİTAP

Kadın Komuta ve İdeoloji

STAR

 

21. yüzyılın temel çelişkisini kadın ve çevre sorunu teşkil etmektedir. Devletçi ideolojiler gelişirken, halklarla birlikte kadın ve çevre üzerinde de tahribat yaratılmıştır. Bir yandan ötekileştiren, bunu geliştirdikçe de hiçleştiren, nesneleştiren bir yaklaşım içerisine girmiştir. Kulluk felsefesi yaratılıp derinleştirildikçe, bundan en çok nasibini alan da yine kadın olmuş, duygulu yapısı erkek aklının çok gerisinde varsayılarak, hem gökteki tanrının, hem de erkek aklının tanrısallaştığı bir düzenin kullaştırma çarklarına takılmıştır.
 

Sümer Rahip geleneğinin yarattığı sınıflaşma ve devletin oluşturulması olurken, bu zihniyetin kökenini de erkek aklı oluşturmaktadır. Tanrı son derece siyasallaşmış, politize olmuş bir yapıya sahiptir. Toplumlar ancak bu şekilde yönlendirilebilirler. Neolitik dönemin tanrıları göğe yükseldikçe, sömürü de derinleşerek artmıştır. Erkeğin üretimdeki rolü onu politize ettikçe tanrı da politikleşmektedir. Tanrılar toplumu sömürdüğü gibi, erkeğin de kadın üzerindeki tahakkümü artmaktadır. Oysaki kadının toprakla olan ilişki tarzı politik bir yapılanmaya ulaşmasına izin vermediği gibi, duygusal yanını da arttırmaktadır. Neolitik dönemde cinsiyet farkının belirginleşmesi bir baskı olarak ele alınmadığı gibi, tamamlayıcı bir toplum yapısına götürmüştür. Toplumda farklılıklar her açıdan vardır. Kadın-erkek, ihtiyar-genç, doğa-toplum biçiminde kategorize edilen bir ayrıştırma durumu ortaya çıkmaktadır. Fakat bu bir sömürü, boyun eğdirme aracı olmazken kolektif toplum yapısı olduğu gibi sürdürülmektedir. Toplumu genel bir kategorize etme durumu oluşmakta, fakat pek karmaşıklaşmamış, birbirini bütünleyen bir yapı arz etmektedir.
 

Sınıflı köleci toplumun gelişiminde de kadının cins olarak düşürülmesi temel rol oynamaktadır. Kadının üretimdeki yeri ile beraber duygu ve düşünceleri inkâr edildikçe, sınıflaşma o denli derinleşmekte ve günümüze kadar da bu konu farklı biçimlere büründürülerek sürdürülmektedir. Sınıflı toplumda ilk ötekileşen kadın olup, doğa ve toplumda kadınla beraber nesneleşmekte ve hatta hiçleşmektedir. Sınıflı toplum kendi gelişimini kadının inkârına dayandıracak akıl, düşünce, üretim, yaratıcılık ve hatta özgürlük ve diğer birçok kavram erkeğin mülkü olacaktır. Toplumlara yansıma biçimi olarak da tanrının mülkü olurken, bununla sınıflaşmanın kadında yarattığı sömürünün derinliğini daha açık görmek mümkün olmaktadır. Kavramların mutlaklaşarak tanrıya mal edilmesi kullaşmayı da derinleştirmektedir. Oysa pek karmaşıklaşmamış ve bilgilenmenin çok fazla gelişmemiş olduğu neolitik dönemde bu kavramlar henüz tam tanımlanamamış olsa da, toplumun ortak malıdır. Sahiplenme söz konusu olmayıp paylaşım esastır.
 

İnsanlık bilgi toplumuna doğru evirildikçe, kadın da o denli geriye itilmektedir. Feodal toplum bilgiye daha fazla ulaşmış, teknik daha fazla gelişmiştir. Her yeni üretim tekniği kadının daha fazla arka planda kalmasına yol açmış ikinci cins olma konumu derinleşmiştir. Kadının duyguları ve aklı inkâr edildikçe, cinselliği de o oranda öne çıkarılarak metalaştırılmıştır. Sınıflaşmaya dayalı toplum yapılanmaları kadının inkârını getirirken, günümüzde bilimsel-teknik gelişmelerin yarattığı düzey sınıflı toplumsal yapılanmaların aşılmasını gerektirmektedir. Çağın gereklilikleri sınıfsal toplum yapısını değiştirmeye zorlamaktadır. Artık ulusal, sınıfsal çelişkilere dayalı çatışmalar aşılmayla yüz yüze olup küreselleşen sistemde meslek toplumları açığa çıkmaktadır.
 

Endüstriyel üretim tarzı kaba emeği gerektirir ve bu temelde bahsedilen her emek olgusu proletaryayı anımsatır. Emek salt maddi ve kaba güce dayanan bir olgu olarak insanlığın gündemine geldikçe de kadının emeği inkâr edildi. Günümüz bilişim-iletişim çağı salt maddi olmayan bir emek tarzını açığa çıkarırken emeği daha çok düşünsel bir temele dayandırmaktadır. Ve duygulanımsal yani kadınsı denilen emek tarzı ön plana çıkmaktadır. Ananın bir insanın yaratımından tutalım toplumsal gelişime kadar harcadığı emeğe dair değer teorisi geliştirilmelidir. Emek-değer teorisi ancak bu temelde özgürleştirici bir anlama kavuşur ve sınıflı toplumun insanı kendi emeğine ve kendine yabancılaştıran değer ölçüsünden arınır. Ulus devletlerin aşılmasına dayanan küresel emperyalizm farklılıklara daha fazla yer vererek daha demokratik bir görünüme bürünmektedir. Oysaki ulus devlet aşamasında farklılıklara yer olmayıp emekçiler adına bile olsa, açığa çıkan devletler toplumu tek tip bir biçimlendirmeye tabi tutmaktadır.
 

Bu belirlemelerden yola çıkarak 21. yüzyılın kadın yüzyılı olacağı tezinin dayandığı temeller daha iyi anlaşılabilmektedir. Duygulanımsal emeğin ön planda olduğu, üretimin yaratıcılığa, farklılığa dayandığı, sınıfsal çelişkilerin aşılmayla yüz yüze olduğu bir dönem olarak temel toplumsal çelişkilerin açığa çıkması bu tezi doğrulamaktadır. Yıllara dayanan sınıfsal çatışmalar toplumun diğer birçok biçimde ezilen kesimlerinin çelişkilerine çözüm arayışı olarak umut vaat ettiyse de bu kesimlerin çelişkilerinin arka planda kalmasına yol açtı. Proletarya, tüm toplumsal kesimlerin özgürlük istemlerinin dile getirildiği bir savaşım sahası olsa da kadın, ekoloji, insan hakları ve günümüzde çokça gelişen birçok hareket bu savaşımlar altında gölgede kaldı.
 

21. yüzyıl gerçeği sınıfsallaşmanın aşılmasıyla toplumun diğer ezilen kesimlerinin çelişkilerinin açığa çıkıp çözüm arayışlarını ortaya koyacağı bir yüzyıl gerçekliğidir. Bilim-tekniğin gelişmesi sınıfsızlaşmayı dayatırken, demokratikleşmenin koşullarını da hazırlamaktadır. Çünkü insanlık tarihinde bilimsel-teknik gelişmeler ilk defa böyle güçlü bir düzeyi yakalamış ve demokratikleşmenin ön koşullarını hazırlamıştır. Sistem kendini yarattıkça demokrasinin gelişimine de hız kazandırmıştır. Farklı alternatifler karşıt sistemler olarak gelişseler de her iki sistemde de kadın kimliği ön plana çıkmaktadır.
 

Postmodernizm cinslere yaklaşımında da politikalar geliştirip kendi yaşam kültürünü yaygınlaştırmaya çalışmaktadır. İnsanları günü birlik bir yaşama yönlendirerek toplumun kendi kültürünü, manevi değerlerini eriterek felsefesiz, mücadelesiz bir yaşama teşvik etmektedir. Kadına yaklaşımında ise onu üretime her boyutuyla katarak daha fazla metalaştıran ve güdüleri daha fazla ayaklandıran bir yaklaşımı esas almaktadır. Demokrasi ve bireysel özgürlükler adına bireyi toplumdan koparan, bireycileştiren, ideolojisiz, ütopyasız bir toplum yaratmaktadır. Sömürü kaba bir biçimde sürdürülmek yerine insanın duygularında, ruhsal yapılanmasında yoğunlaştırılmaktadır.
 

Tüm bunlar karşısında 21. yüzyılda demokrasinin üstünlüğünü sağlamak köklü bir ideolojiye dayanmayı ve topluma yepyeni paradigmalar çerçevesinde yaklaşım geliştirmeyi zorunlu kılmaktadır. Demokratik-ekolojik toplum paradigması tarihten beri var olan sınıfsal yaklaşımlar da dahil olmak üzere günümüz sistemine alternatif bir paradigma olup kadın kimliğinin öne çıkarak toplumun özgürleşmesini belirleyeceği bir temel teşkil etmektedir. 21. yüzyılın kadın kimliğiyle yaratılacağı kesinleşmiş bir gerçeklik olup demokrasinin toplumsal tabanını oluşturmaktadır. Kadın kimliğiyle yaklaşım hem sınıflı tarih gerçekliği hem de küresel emperyalist sistem karşısında bir antitez konumunu açığa çıkarmak olacaktır. Bu nedenle her şeyden önce kadının köklü bir ideolojiye dayanması şarttır.
 

Kürdistan gerçekliğinde ele alındığında Kürtlerin tarihsel yenilgilerinin temelinde yatan tek şey ideolojik bir güce ulaşılamamış olmasıdır. Kürdistan tarihinde Zerdüşt felsefesi önemli bir süreci başlatmış, hatta uzun bir süre Kürdistan’da önemli bir ideolojik işlev görmüştür. Ancak İslamiyet’in 7. yüzyılda Kürdistan’a girmesiyle birlikte katı dogmatik yapıların yerleşmesi düşünceyi köreltmiş, sonraki aşamalarda ve özellikle 20. yüzyılda inkâr politikalarının da derinleşmesiyle ideolojisiz, felsefesiz bir toplum yapısını açığa çıkarmıştır. Kürdistan tarihi incelendiğinde birçok isyanın baş gösterdiği görüleceği gibi her birinin başarısızlığının ideolojik bir temele dayanmamasından kaynaklandığı da net bir biçimde açığa çıkacaktır. İdeolojik bir temele dayanmadığı için son derece parçalı bir toplumsal yapı açığa çıkmış, doğru bir stratejiye, taktiğe dayanmayan bir savaşım tarzı gelişmiş ve bu durum yenilgilerin temelini oluşturmuştur. Kürtlerde güçlü bir önderliğin ve komutanın gelişmemesinden kaynağını alan ideolojisizlik yürütülen onca mücadele ve direnişe rağmen yaşanan yenilgilerin de en önemli nedeni olmuştur.
 

Kürdistan’da kadının konumu da toplumsal gerilemeyle paralel bir seyir izlemiştir. Kadın, erkek aklı ve zihniyetinin düşürdüğü konumda derin bir parçalanmışlığı yaşamış, özellikle de feodal zihniyetin üzerinden kurumsallaştığı temel bir yapı olmuştur. Kürdistan’da ideolojisiz, felsefesiz bir yaşamın varlığı en çok da kadın üzerinde tahribat yaratmıştır.
 

Genel bir 21. yüzyıl ve Kürdistan değerlendirmesini bu temelde geliştirirken Kadın Kurtuluş ideolojisini alternatif olarak ele alma gerekliliği her zamankinden daha fazla geçerliliğini korumaktadır. Tarih boyunca tüm ezilmişliğine rağmen kadın, birçok biçimde mücadele etmiş, ulusal-sınıfsal mücadelelerde en aktif bir biçimde savaşma gücünü göstermiştir. Siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel alanlarda katılım sağlayabilmesi yönünde de büyük mücadeleler verilmiş ve belirli kazanımlar elde edilmiştir. Fakat güçlü bir cins bilinciyle, bunun tarihsel, toplumsal analizlerine ulaşılamamış olması ve de bu mücadelelerin köklü ideolojik temellere dayanmaması kısır sonuçlar vermekten öteye gitmemiştir. Ancak şunu da eklemek gerekir ki, tüm bu mücadeleler yadsınamayacağı gibi günümüz kadın hareketleri açısından büyük öncülük değerine sahiptirler.
 

21. yüzyılın temel karakterini kadın özgürlüğü oluştururken, PKK öncülüğünde gelişen Kadın Kurtuluş İdeolojisi ve Kopuş Teorisi Önderlik ideolojisinin ve yaşam felsefesinin bir sentezini oluşturmaktadır. Ya-şanan bilimsel-teknik gelişmeler, Marksizmin yetersizlikleri, reel sosyalizmin çözülüşüne yol açan yanılgılar ve de ilk sömürülen ulus, sınıf ve cinsin kadın olduğu bilinci sonucu Demokratik Konfederalizm Önderliği, Kadın Kurtuluş İdeolojisini geliştirmiştir. Bunu geliştirmesindeki amaç, kadın gerçeğini açığa çıkarmak kadar, bilinç düzeyini geliştirmek ve sisteme alternatif bir sosyalist özü açığa çıkarmaktır. Kadın Kurtuluş İdeolojisi kadına dayalı, kadın eksenli bir yaşam anlayışını geliştirmeye dayanmaktadır. Nasıl ki neolitik devrim kadına dayalı bir biçimde geliştiyse ve sınıflı, köleci yapılanmalar kadının düşürülmesine kendini dayandırdıysa, Kadın Kurtuluş İdeolojisi de günümüzde toplumsal anlamda özgürlüğün, kadının özgürlüğüne dayandığının ifadesi olup “çağdaş neolitiğe” dönüşün temel aracı olmaktadır.
 

Sınıflaşmayla beraber tüm toplumsal yapılanmalar erkek egemenlikli değer yargılarıyla kendini yaşatmakta olup, askeri ve siyasal tüm kurumlaşmalar da bu zihniyet ekseninde gelişme göstermiştir. Bu, tarihten beri süregelen bir durum olup, ezilenler adına ortaya çıkan birçok mücadele ve ulusal-sınıfsal savaşımlar sonucu yaratılan devrimlerde erkek damgasını taşımıştır. Bu nedenle de kaçınılmaz bir sonuç olarak sömürüye, diktatörlüğe eğilimli yapılanmalar olarak ortaya çıkmışlardır. Kadın Kurtuluş İdeolojisi çerçevesinde şekillenen Kadın Ordulaşması, erkek egemenlikli toplumsal yapılanmalara karşıtlığı ifade eder. Kadın ordulaşması, tarih boyunca ilk kez PKK zemininde gelişirken, salt askeri ordulaşma olarak değil, sosyal, siyasal ve kültürel alanlarda kurumlaşarak, erkeğin yarattığı eşitsizlik ve sömürü karşısında bir eşitlik ve özgürlük aracı olarak rol oynamaktadır. Bu anlamda kadın ordulaşmasını bir zihniyet ordulaşması olarak ele almak en gerçekçi yaklaşım olacaktır.
 

Meşru savunma anlayışı ekseninde kendisini örgütleyen YJA-STAR salt zora, ya da kaba silahçılığa dayanmayıp, ideolojik bir donanımla hareket etmektedir. Devletçi ideolojilerin aşılıp, demokratik-ekolojik toplumun yaratılmasında meşru savunma anlayışıyla hareket eden YJA-STAR’ın rolü tarihsel bir önem arz eder. Zihniyet bir bakıma insanın bilincini, düşünce biçimini, olay ve olguları ele alış tarzını ifade ederken YJA-STAR; kullaştırmaya, eşitsizliğe ve sömürüye dayanan zihniyet karşısında özgürlüğe ve eşitliğe dayanan bir zihniyetin yaratılmasının ifadesidir. YJA-STAR bu anlamıyla egemen ordu sistemleri karşısında demokratik karakterde bir ordu niteliğini taşır. YJA-STAR’ın dayandığı ideolojik temel, erkek egemen karakterli yapıların antitezi anlamına gelmektedir.
 

Kadın Kurtuluş İdeolojisi ve Kadın Ordulaşmasını bu temelde değerlendirirken, süreç açısından ciddi bir konumu teşkil eden öncülük ve komutanlaşmanın önemini belirtmek gerekmektedir. Her örgütlenme, ordulaşma bir öncü güce dayanmak ve komutasını yaratmak zorundadır. Bu anlamda kadın komutanın açığa çıkarılması ve niteliklerinin belirlenmesi önem taşır. YJA-STAR komuta tarzında genelde Ortadoğu, özelde Kürdistan’da kadının yaşamış olduğu kırılma ve parçalanmışlıklar kendini açığa çıkarmıştır. Ordulaşma temeli köklü bir ideolojiye dayansa da toplumsal sınıfsal özelliklerin tam olarak aşılamaması güçlü bir çıkışı engellemektedir. Ordulaşmada büyük kahramanlıklar yaratmış olan kadının komutanlaşmada yaşadığı yetersizliklerin tahlil edilmesi büyük bir önem taşır. Güçlü bir çıkışı yaşayamamanın önündeki temel engelin ideolojik yetersizlik olduğu da kesindir. Çünkü ideolojik donanımın gelişmediği, yetersiz olduğu kişi ve kurumlar bir tıkanmayı yaşayacağı gibi çözülüşe kadar da gidebileceklerdir. İdeolojik anlamda yeterli donanıma ulaşmayan yapıların dağıldığını tarihte birçok uygarlığı değerlendirirken de görmekteyiz. Bu tür yapılar erkenden bir tıkanmayı ve çözülüşü yaşamakta ve kısa bir ömür sürmektedirler. Komutada yaşanan temel yetersizlikleri bu noktaya bağlamak yanlış olmayacaktır.
 

Tarihte çokça bilinen bir örnek olarak İskender’in sekiz yılda Asya’ya hakîm olmasının arkasında Helen ideoloji ve kültürü durmaktadır. Oysaki Persler ordu ve asker gücü olarak İskender’den hiç de geri değildir. Ama dayandığı düşünce yapısı Helenizm olduğundan başarıya kilitlenme ve sonuç alıcı bir tarza ulaşma gerçekleşebilmiştir. Önemli olan ideolojik üstünlüğün sağlanabilmesidir. Yeni zihniyet durumu açığa çıkmadıkça eski ne kadar kökleşmiş de olsa aşılmaktan kurtulamayacaktır. YJA-STAR komutası açısından da bu husus oldukça önemlidir. Komuta kendisinde zihniyet değişimi yaratmadıkça onu aşacak etkenler hiçbir zorlanma olmasa dahi kendiliğinden de olsa gelişebilecektir.
 

Demokratik Konfederalizm Önderliği, “Hayat yaşam dışılığı uzun süre kaldırmaz, yaşamı ilerletmeyen güç engel haline gelir ve bizzat yaşamın kendisi en büyük devrim gerçeği haline gelir, engeli aşar” belirlemesiyle yeni zihniyet durumu açığa çıkarılmadıkça eskinin kendiliğinden dahi olsa yaşam tarafından aşılacağı gerçeğini ifade etmiştir. Komuta eğer ki zihniyet öncülüğünü, ideolojik öncülüğü üstlenmişse ve onun iddiasını ortaya koyuyorsa ilerleten, sürükleyen bir konumda olmak zorundadır ve bu da ancak başarı düzeyini ortaya koymakla mümkün olacaktır.
 

İdeolojikleşen birey-toplum başarıya ulaşacağı gibi, ideolojiyle birey olgusu ve öz sorumluluk anlayışına da ulaşılabilecektir. Tarihten beri var olagelen hiyerarşik ve devletçi zihniyetin etkileri insanlığa kul-köle olmaktan başka bir şey vermedikleri gibi tanrıları yüceltmekten başka bir şey de yapmadılar. Birey bu temelde yitirildi. Bireyin yitirilmesi insani öze karşı içerisine girilen en ilkesiz tutum olurken buna bağlı olarak kullaşma ve ben-merkezcilik derinleşerek günümüze kadar gelebildi. Günümüz sisteminin insanlıkta açığa çıkardığı tek şey ideolojisiz, felsefesiz, mücadelesiz ve bireysel bir yaşam anlayışı olmuştur. Özellikle böylesi gerçeklikler karşısında gelenekten bağını koparmadan tarih ve toplum analizleriyle köklü bir ideolojiye dayanmak emperyalist sistem karşısında alternatif bir güç olma anlamını taşıyacağı gibi tarihsel bir anti-tez konumunu da açığa çıkaracaktır. Kadının böylesine ideolojik bir donanımla hareket etmesi tarihsel çağlardan beri ilk defa üstün bir moral ve yaşam anlayışına yol açacaktır. Önemli olan bunun öncülüğünü yaratmak ve bunun gerektirdiği görevleri sahiplenebilmektir.
 

Komuta, tüm yetersizliklerine rağmen önemli bir güce, birikime ulaşmış ve pratik bir düzey kazanmıştır. Söz konusu olan zihinsel ideolojik öncülük düzeyinde yetmezlikler hala birçok farklı biçimlerde yansımasını gösterse de kadın ordulaşma tarihinde kadın komuta sembolleri olarak Zilan, Beritan ve Gulan arkadaşların mücadele ve yaşam anlayışları ideolojik, yaşam, moral öncülüğün nasılını en güçlü biçimde açığa çıkarmıştır.
 

Zilan arkadaş, en üst düzeyde bir ideolojik donanımla kadındaki potansiyelin, gücün dışavurumunu sergilemiş, bir zihniyet öncülüğü kadar siyasal, askeri ve taktik anlamda niteliksel bir gücü açığa çıkarmıştır. Kendi kişiliğinde devletçi zihniyetin tüm etkilerini aşarak gerçek anlamda özgür bireyin kadının ve en önemlisi komutanın açığa çıkarılmasının öncülüğünü yapmış ve kendisini tarihe mal edebilmiştir. Unutmamak gerekir ki, ideolojik güce ulaşmayan hiçbir birey, toplum ve uygarlık kendisini tarihe bırakabilme, tarihe mal olma gücünü gösterememiştir. Zilan arkadaşın kendi kişiliğinde gerçekleştirdiği de kendisini tarihe bırakabilmedir. Yaşam ve eylem anlayışında başarısızlığa yer bırakmamıştır. Zilan arkadaşın kişiliğinde açığa çıkan kadının gerçek özü, aynı zamanda özgür bireyin yaratılması olurken tarihten beri süregelen erkek egemen karakterli sistemin, devletçiliğin iflası olmuştur. Aynı zamanda ideolojisizleştiren, felsefesiz ve mücadelesiz kılan, moral değerlerden koparan sistem karşısında Zilan arkadaşın; “Tarihi bir temele dayanmayan dava adamı köksüzdür” sözü tarihten aldığı gücün, özgüvenin ifadesi olmuş ve eylemini tarihsel kılan temel noktada bu tarih bilinci olmuştur. Tarih bilincine ulaşılmadan moral ve toplumsal değerlerden koparak böylesi bir eylemin, öncülüğün gerçekleşmesi asla mümkün olmayacaktır. Tarihsel bilince ulaşmak yaşam bilincini ifade ederken, sistemin köklerinden koparmaya çalıştığı kadının, kökleşerek geleneğe ve toplumsal moral değerlere bağlanarak sisteme verdiği cevabı ifade eder.
 

Zilan, Beritan ve Gulan arkadaşların kişiliklerinde belirginleşen bu temel hususlar, ideolojikleşmeyle bağlantılı olarak gelişmektedir. Bir bireyin kendisini eğitmekten başarı için disiplinli yaşam tarzını geliştirmesine kadar kendini yaratma arayışı bu arkadaşlarda en önde gelen özellikler olmuştur. Hiçbir güç, birey veya toplum ideolojikleşmeden süreklilik kazanamaz. Oysaki bu arkadaşların kişiliklerinde yaşam ve moral anlayışlarında her boyutuyla bir süreklilik söz konusudur.
 

İdeolojisiz bırakılan yerde ideolojiyle, moralsizliğin olduğu yerde moral olarak, başarısızlığın olduğu yerde başarıyla hesapsız ve gerekçesiz bir biçimde kendilerini katarak cevap olmuşlardır. Tarihten beri en çok ideolojiden, yaşamdan ve mücadeleden koparılan kadın için en büyük miras, bu arkadaşların mücadele gerçeklikleridir.
 

Sistemin ideolojisizleştirme yaklaşımı karşısında tarihte hiçbir ideolojiye sahip olmayan kadının kendi ideolojisiyle cevap olması bir kadın devrimi olduğu kadar temel toplumsal devrimin de ifadesi olacaktır. Ancak, önemli olan zihinsel ve ideolojik donanımın sağlanabilmesidir. İdeolojik temelde kendini özgürlük iradesi ve bilinciyle gerçekleştiren birey ve komutada yenilginin adı bile olmayacaktır.

 

(Özgür Kadın Komutanlaşması kitabından alınmıştır)

 

 
HPG  YJA-STAR STAR: (Özgür Kadın Birlikleri) Resmi WEB Sayfasıdır
HPGBİM tarafından yapılmıştır.
HPG Online © 2003  2007 Tüm hakları saklıdır.