ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                            SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                           ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                          SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                                   ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                          SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                                        ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                         SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                              ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                              SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                          ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                                        ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                               SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                                        ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                 SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                                     ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                  SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                                        ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                            SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                              ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                       SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                                            ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                   SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                                          ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                                                            SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                    
ANASAYFA
ÖNDER APO
ŞEHİTLERİMİZ
GERİLLA KADIN
GÜNCEL
VİDEO
FOTOGALERİ
KİTAP

Kadın Evrenin Yaratısıdır

Hüseyin Er


 

Doğaya en uygun yaşam nedir diye bana sorulursa, kadının kendisidir derim. Doğaya en uygun olan şey anı zamanda ideal olandır. İdeal olan insandan kopuk değildir. Ancak insan denildiği zaman ise, erkek değil, kadın anlaşılmalıdır. Zira tarih bize kanıtlamıştır ki, erkek ideal olanı tasarlayamamış ve ideal olanı yaratmaya yönelmemiştir. Çünkü öyle olsaydı insanlık tarihi kanlı savaşların tarihi olmazdı. O nedenle erkeğin tarihte çizdiği resim, kanlı bir resimdir. Bu kanlı resmi çocuğuna göstermekten de çekinmemiştir. Ama kadının ideal yaşam tasarısında bu resmin yeri yoktur. Çocuğuna da bu resmi asla göstermek istemez. Ama ne yazık ki yaşama erkeklerin kanlı tasarıları hâkim geldiği için, bugün kadınların çocukları kanlı savaşlarda can vermektedirler. Çocukların anaları da ardından ağlayıp dururlar. Ve ne yazık ki, yaşam böyle devam etmektedir. Bugün kadınlar ideal olanın tasarısını iki biçimde çizerler. Birincisi; ideal olanın eleştirisidir, ikincisi; ideal olanın tasarısıdır. Bunu iki resim olarak anlatmak mümkündür. Birinci resim tarihte katledilen, ellerinden alınan, çalınan hayallerinin, özlemlerinin, umutlarının, sevinçlerinin tarumar olmuş, harabeye çevrilmiş resmidir; ikinci resim ise, nasıl yaşamak istediklerinin resmidir. Akıllara gelebilecek dünyanın en güzel bahçesi içinde çocuklarının ellerini tutmadan oynayıp yaşamalarıdır. Çocuğunun ellerinden tutmaması hayatı kazandığını gösterir. Yok, eğer çocuğunun elini tutuyorsa, hala kazanılmamış bir tarihi olduğu ve açıkça da tarihin katillerinden korktuğunu gösterir. İşte böyle bir resimde ideal olanın tasarısından söz edilemez. Bu tasarıyı bir düşünürün sözleriyle formülleştirebilirim; “Güzel bir yüzü çizmek başka, bir yüzü güzel çizmek başak şeydir”. Yaşamın güzel yüzünü ortaya çıkaracak tasarı, kadınların yaşam tasarısıdır. Kadınlar kendilerini çizebilseler, ideal olanı da çizmiş olurlar.
 

İdeal, insanın genel manevi etkinliği olarak ideal olanın bir oluş biçimidir. İdeal, insanın bilincinin kendine özgü bir mekanizması olup, öbür mekanizmalarıyla da karşılıklı bir bağlantı içindedir. Tasarım gücü, düşünce, coşku vb. uzantılı olmakla birlikte, kendine özgü işlevleri ve kendine özgü yapısı vardır. İdeal, üreten tasarım gücü oluyla ortaya çıkar. Onun için tasarımsal bir şeydir. Yani gerçek olanla benzerlik gösterdiği kadar, aykırılık da gösterecek bir şeydir.
 

İdeal, var olanın, var olmayan ama var olması istenen ya da zorunlu görülen bir şeye fantastik, masalsı, ütopik bir şeye dönüştürülmesidir. Ütopik olan, yaşanılan hayatın dışında sıra dışı olanın tezahürüdür. En çarpıcı örneğiyle mitoloji, bu olguyu kapsamaktadır. Yaşamdan kopya edilmiş, ama yaşamın üstüne çıkarılmıştır.
 

Yaşam bütün ilişkilerin toplamıdır. Yaşamda arayış, ideal olanın mücadelesidir. Çünkü bireyin ruh hali içinde, herkesin bir ideali vardır. Söylenen biçimiyle de ideal olan, tasarımsaldır. Tasarım gücü, hayal gücünü ortaya koyar. İnsan bir canlı türü olarak hayal edebildiği oranda, kendi hayaline uygun ideal olanı tasarlamaya çalışır. Arayış, hayal gücü, ideal olanın tasarısının birleştirildiği yerde, sanat ortaya çıkar. Sanatçılar bu sanatla var olurlar. Hayallerini de sanat aracılığıyla topluma göstermeye çalışırlar. Denebilir ki, yalnızca sanat kuramı ideal olanı yaratmaya çalışır. Sanatın ortaya çıkmasıyla birlikte insan, ideallerini yeni bir dile kavuşmuştur. Ama ne yazık ki, tarih sanata da iyi davranmamıştır. Egemen ideolojik sistemler, sanatın arkasına geçerek, kendi renklerini topluma taşırmaya çalıştılar. Bu noktada iki şey ortaya çıkıyor. Biri, sanatın ele aldığı ideal olanın tasarısıdır; diğeri ise, despotik ideolojilerin ideal olma arayışıdır. Duyguyla, vicdanla, merhametle, ahlakla, bilinçle, bilgiyle ve temel insan nitelikleriyle yaşamı hem yücelten hem de yaşanılır kılan sanatın ortaya koyacağı ilerici olanın tasarısı karşısında, bütün egemen ideolojik sistemlerin ideal olma sorunu vardır. Buna en iyi örnek, Roma İmparatorluğu’nun zulmünü ve despotluğunu anlatan çarmıha gerilmiş İsa’nın resmidir. Diğer imparatorlukların ilham kaynağına dönüşen Roma İmparatorluğu, çarmıha gerilmiş İsa hikâyesiyle yıkılmıştır aslında. Yerine de yüceltilmiş Hıristiyanlık geçmiştir. İşte benim kadına ve kadın yaşamına biçtiğim anlam ve değer, tam da bu örnekte ortaya çıkıyor. Hep şunu düşünüyorum; ‘acaba kadınlar ne zaman resimlerini çizecekler? Bütün hayatlarını anlatan, tarih boyunca ellerinden alınmış yaşamlarını dile getiren o resim ne zaman çizilecek?’ Yeryüzünün barışı olacaksa, gerçek hak ve adalet olacaksa, her insanın kendi rengi, dili ve kültürü ile yaşayacak bir dünya olacaksa, ancak kadınların eliyle olabilir. Çünkü erkeklere kalırsa, ne tarihi ne de yaşamı değiştirirler. Kadınları da bu yaşamın içinde kendilerine sunulmuş bir armağan olarak görüyorlar. Yazılmış mitolojiler, bu konuda erkeklerden yanadır. Örneğin; Zerdüşt öğretisine göre tanrı evreni yaratana kadar üç bin yıl geçmiş, dünyayı ve diğer gezegenleri yarata kadar üç bin yıl geçmiş, kadını yaratana kadar da ayrıca üç bin yıl geçmiştir! Yani siz kadınlar tanrının üç bin yılını almışsınız! Sizi özene-bezene yaratmıştır! Ama diğer dini öğretiler de bunu yalnızca erkek için düşündüğünü ve kadının erkek için yaratıldığını söylüyorlar.
 

Bir efsaneye göre yaratan, yani tanrı, erkeği yarattıktan sonra, ayın yuvarlaklığını, tırmanıcı bitkilerin kıvrımlarını, yaprakların hafifliğini, bulutların ağlayışını, kaplanın zalimliğini, ateşin tatlı akışkanlığını, karların soğukluğunu ve kuşların cıvıltısını bir araya getirip KADINI YARATMIŞ ve kadını erkeğe sunmuştur. Üç gün sonra erkek, tanrıya gelip şöyle demiş:“Bana verdiğin bu kadın durmadan konuşuyor, beni hiç rahat bırakmıyor, sürekli ilgi istiyor, bütün vaktimi alıyor, her şeye ağlıyor, hiçbir iş de yapmıyor. Bu kadını geri almanı istiyorum.” Bunun üzerine tanrı kadını geri almış. Ama çok geçmeden erkek geri gelmiş ve demiş ki; ‘o şarkı söyleyip dans ederdi, göz ucuyla beni izlerdi, oyun oynamayı çok severdi, korktuğunda bana sarılırdı, gülüşü müzik gibiydi, onu seyretmek çok hoştu. Onu bana geri ver’. Böylece tanrı kadını erkeğe geri vermiş. Ama üç gün sonra erkek yine kadını geri getirmiş ve tanrıdan onu tekrardan geri almasını istemiş. Tanrı ‘olmaz’ demiş, ‘ne onunla ne de onsuz yaşıyorsun. Elinden geldiği kadar idare etmeye bak!’. Görüldüğü gibi ne tanrı ne de erkek, kadını anlama çabası içerisine girmemiştir. Efsane de görüldüğü gibi, ne kadınla yaşayabiliyor ne de kadınsız kalabiliyor. Bu anlayışın iki özelliği var. Efsaneyi anlatan dil, erkek dilidir. Dayandığı yer tanrıdır. Tanrı, tanrıçanın karşısına çıkarılmış erkek iktidarıdır. Kadının yaşam bilincinin kökeni nasıl tanrıçaya kadar uzanabiliyorsa, erkeğin kaynağı da tanrıdır. Tanrılar, tanrı krallar ve tek tanrılar, erkek egemenliğini geliştirmiş ve hayatın canına okumuştur. Bunu, bütün toplumlar için söylemek mümkündür. Çünkü her toplumun kendine göre bir mitolojisi vardır. İlk topluluklar bunun için en iyi örnektirler. İnsan bunu, modern toplumdan ziyade ilkel toplumlarda daha iyi görebilir. İlkel bir toplumda, yani başlangıçtaki hayat biçimini sürdürmekte olan bir toplumda, mit yalnızca bir masal değil, aynı zamanda yaşanan bir gerçektir. Bugün bizim romanlarda okuduğumuza benzer bir uydurma değil, yaşayan gerçeğin ta kendisidir, en eski çağlarda var olduğuna, ondan sonra da dünyayı ve insanların kaderini daima etkilediğine inanılan bir gerçek… Bu öyküleri uydurulmuş ya da yaşanmış olaylar olarak ayakta tutan, yalnızca merak değildir. Tersine yerliler için bu mitler başlangıca ait, daha büyük, daha önemli bir gerçeğin ifadesidir. İnsan türünün bugünkü hayatı, kaderi ve çalışması bu gerçeklik aracılığıyla yöneltir, ayrıca insanlar bir yandan ayinlerinin ve ahlaki eylemlerinin amacını, bir yandan da davranışlarına yön veren şeyi, bu gerçeğin bilgisinden çıkarır. Kadını düşüren ve küçük gören mitler kadar, kadını yücelten mitler ve anlatımlarda vardır. Kadını yaşamın merkezine koyarak, onunla bir olmayı ve hayıtı paylaşmayı hedefleşmişlerdir.
 

Kadın evrenin yaratısıdır, evren de onun biçimi. Kadın dünyanın pınarıdır, bedenin gerçek biçimi. Hangi biçime girerse girsin, ister erkek ister kadın olsun, yüce biçimdir o. Hepsinin biçimi kadındadır. Dünyada yaşayan ve hareket eden ne varsa, kadından daha değerli bir mücevher, kadınınkinden daha yüce bir durum yoktur. Kadının kaderine denk hiçbir kader yoktur, olmamıştır ve olmayacaktır. Kadınla karşılaştırılabilecek hiçbir krallık, hiçbir zenginlik yoktur. Kadın kadar kutsal bir yer yoktur, olmamıştır ve olmayacaktır. Kadın gibi bir dua yoktur. Kadınla boy ölçüşebilecek hiçbir yoga, kadının emsali olabilecek hiçbir mistik ilke, hiçbir çilecilik yoktur, olmamıştır ve olmayacaktır. Kadından daha değerli bir servet yoktur, olmamıştır ve olmayacaktır… Vadinin ruhu hiç ölmez. O kadındır, ilk annedir. Onun kapısı, gökyüzüyle yeryüzünün köküdür. Zar zor görülen bir tül gibi. Kullanın onu. Umutlarınızı boşa çıkarmayacaktır.
 

 

 
HPG  YJA STAR: (Özgür Kadın Birlikleri) Resmi WEB Sayfasıdır
HPGBİM tarafından yapılmıştır.
HPG Online © 2003  2007 Tüm hakları saklıdır.