|

Cudi’nin Bilinmeyen
Güzellikleri
Cudide yaşadığımız her bir gün
bir tarihtir yarınlarımız için. Onun içinde bu günden itibaren
yazmak ve yaşadığımız her anı sıcağı sıcağına anlatmak ve
geleceğe derinden bir damla olabilmek için duygu ve
düşüncelerimi zorlayacağım. Cudi’nin kutsal ve asi toprakları
bir çok şeye tanıklık etmiş ve nice kahramanlıklara kucak açmış,
bağrına basmıştır. Ve de destanları ezgili anlatımlarından
düşmemiştir. Nebi Nuh’tan tutalım, Lawikê Xeribe kadar ve daha
bir çok mitolojik hikayeleriyle bugüne kadar gelmiş ve bugünde
bu tarihin takipçileri olarak biz Kürtler, Şehit Devrim, Şehit
Xemgin, Şehit Şerif’e kadar bu kutsal toprakların bağrında en
yüksek mertebede yer almış ve daha adını sayamadığım yüzlerce
kahraman şehitlerimiz dilden dile dolaşıp her biri bir destan
olarak geleceğe akmışlardır. Biliyorum onları anlatmak ve onları
yazabilmek zordur. Bu şehitleri yaşamsallaştırabilmek için
onları bir nebze de olsa topraklarında rahat uyumaları için
elimden ne gelirse yapacağım.
İnsan kendi halkı için savaşır ve
şehit düştüğü zaman dünyanın en büyük madalyonunu alır ve o
toprakları onurlandırır. Onurlu yaşam ancak kendi topraklarında
yaşamak ya da ölümün ardını gösterebilmektir. Asıl devrimcilerin
görkemliliği, onurlu olmanın simgesidir. Onurlu, haysiyetli
olmak odur ki; hesapsızca bedel verebilen ve verendir.Nice
şervanlar, nice yiğitler vurulup düştü. Kanları karıştı bu
topraklara, hiç korkmadan, yılmadan… nice bedenler birleşip
bütünleşti bu topraklarda, sonra hepsi tek tek bize çiçek olup
renk verdiler. Kokularını saldılar bu dağlara. Cudi’nin
yamaçlarından Fıratın kıyısına kadar bize ırmak olup taştılar
Dicle’nin göğsüne…
Şimdi Cudi’de yaşamanın ne olduğunu anlayıp, ona göre yaşayıp,
mücadele etmeye çalışıyorum. Önderliğimizin vasiyetiyle daha
derin bir anlam ve sorumluluk katan yönüyle daha çok katılmak
istiyorum. hadi yoldaşlar yolculuğa sizde hazır mısınız?
Cudiyi kaleme almak ve onu
anlatabilmek çok zordur. Neyi nerede nasıl anlatacağımı
bilemiyorum. Her bir taşında bir tarih var. Bu tarihin bütün
görkemliliğiyle anlatamamanın acısını yaşıyorum. Böylesi tarihi
kokan bir yerde yaşamak ve bunu anlatamamak benim zoruma
gidiyor. Yaşanılanlar sıradan şeyler değildir. Ama bunu
anlatamamak, vasat kalmak ve sıradan yaşamaktan nefret ediyorum.
Bir devrimci sıradan bir yaşamı kabul etmemelidir. İşte zamana
giden yol, bu yolda yürümeyi bilmektir. Devrimciler her şeyiyle
farklı olmalıdırlar. Biraz macera dolu, biraz deli-dolu, biraz
da tercihlerini iyi koymalıdır. Görkemli gerçeklerle kendisi
olabilmelidir. Devrimciler kendilerine has bir kişiliğe
sahiptirler. Devrimci kişilik hiçbir zaman var olanla yetinmez,
hep öteye geçme çabasındadır. Her şeye karşı mücadele
halindedir, zaten devrimciliğin temel özellikleri de bu
olmaktadır.
Şu anda dışarıda pırıl pırıl bir
hava var. Yaz güneşini aratmayan bir güneş var. Ama şu anda el
feneriyle bu yazıyı yazıyorum. Derin bir mağaranın
içerisindeyim. Fenerleri kapatınca içerisi zifiri karanlık
oluyor. Daha önce hiç böyle karanlık görmemiştim. Mağaranın
içine baktıkça sanki neolitiğin dönemleri geliyor aklıma.
Mağaranın her yeri sanki el emeğinin eşsiz güzelliğiyle oyulmuş.
Her taşı tarih anımsatıyor. Böylesi koşullarda yaşamanın
zorlukları olsa da manalı yanları da vardır. Bir de bunun geçek
yanları var. Bu gerçek yanlarsa düşmanımızın olmasıdır. Şu anda
dışarıda kapsamlı bir operasyon başlatılmış bütün tepeleri
tutmuşlar. Düşmandan korktuğumuz için değil, gerektiği için
buradayız. Biz bir gerilla gücüyüz, ne zaman nasıl yapmamız
gerekiyorsa ona göre hareket ediyoruz. Çünkü biz sadece askeri
bir güç değiliz, bizim ideolojik, örgütsel mücadelemiz ve
militan gerçekliğimiz vardır. Biz hem siyasi, hem de askeri
çizgide yürüyen bir hareketiz. Bizim askeri hedef ve çizgimiz
siyasal çizgiden kopuk değildir. Gerilla sürecin ve zamanın
gerekliliklerine göre hareket eder. Eğer bir gerillanın parmağı
kanarsa ve bu süreci etkiler düzeyde değilse, bundan kaçınırız,
siyasal çizgimizi olumsuz etkileyen bir yaklaşımdan uzak,
gerilla kuralları çerçevesinde hareket ederiz. Her ne kadar biz
meşru savunma pozisyonunda bile olsak, vurmamız gerekiyorsa, bu
temelde hareket ederiz. Zaten gelip bu tepelerde boy gösterisi
yapıyorlar. Bizleri tahrik edip süreci boşa çıkarmak istiyorlar.
Biz bunun bilincindeyiz gerillacılıkta ve savaşta en ufak bir
hata, büyük sonuçlara yol açacaktır.
Her neyse şimdi bu konuya ara
verelim. Gelelim gizemli yaşamın sırlarına. Cudi sırlarla dolu
bir kenttir. Bu kenti böylesi güzelleştiren de bu gizemliliği ve
çekiciliğidir. Bu gizemliliği tarihi ve coğrafyasıdır. Her bir
taşı bile tarihin simgesidir. Cudi bizim mücadele tarihimizde
çok önemli bir pozisyona sahiptir. Yıllarca özgürlük
savaşçılarına kucak açmış ve direnişçileri bağrına basmıştır.
Cudi, arkadaşların, arkadaşlar Cudi’nin bir parçası gibi. Et ile
tırnak gibi birbirinden koparılamaz. Arkadaşların deyimiyle
“Cudi mirada dila ye”. Cudi’nin bilinmeyen gizemlilik ve
güzelliklerini görmek her yiğidin harcı değildir. Hele Cudi’nin
bağrında yaşamak kolay bir şey değildir. Cudi’de yaşamak
gökyüzündeki yıldızlar kadar omuzlarına yük almak ve yer yüzünde
ki kadar renkli ve bir o kadar büyük olmak gerektirir. Yani gök
yüzünün yer yüzüyle buluşması gibi bir anlama sahiptir. Ansızın
bir kurşun alır götürür seni en güzel gizemliliklere. Güzelliğin
ayrıcalığıyla heybetli ve görkemli duruşuyla Cudi…
Nasıldır Cudi
Cudiye yaklaştıkça
Tarihin içine girdiğini hissedersin
Halaya durmuş bütün taşlar
Yolunu gözler
Toprak anadan taç yapmış
Alnının üstüne konulmayı bekler
Zılgıtlar yeri göğü inletir
Senin kokunu aldığında
Her yerde yaşam sırrı gizli
Sert ve zorluklarında saklı
Olan inceliğini çözüne yaşam sırrının kapılarını
Açmış olu
İşte böyle bir yerdir Cudi
Adulênin ulus aşkı olmalı
Bizleri Nuha bağlayan
Helena! bize aşık eden
Cudi’yle tutkulaşan
Şewal yıldızının korkusudur.
Bizleri ayakta tutan
Tutkuludur sana her yer
Salar kokunu her tarafa
Cudi
İhanete olan inadı
Büyüyüp güzelleştirmekte
Her yerde sen vardın
Bir de senin kokun
Herkes bir birini orada bekler
Bitik viranelere gömülür sanılır
Gözlerde tutkuyu katan
Bazen de akan su gibi geçip giden
Önünü alamadığımız zaman
Her şeyiyle şen kokan
Rüzgarın da dolunaylar vurur
Cudi’nin güzelliklerinden biride
doğal besinleridir. Her doğanın ve her toprağın kendine ait bir
verimliliği var. Cudi’nin de kendine has bir verimliliği var.
Şimdi o verimliliği biraz anlatacağım. Yiğidi öldür hakkını
yeme, denir. Cudi’nin kendisine ait bir özelliği olarak sert
kayalıklardan ve coğrafyasından kaynaklı dağ keçileri –ben
ceylan demeyi seviyorum- çoktur. Zaten Cudi ceylanlarıyla
tanınır. Ceylanları öldürmek elbette bir marifet değil, ama
bizim koşullarımızdan kaynaklı bunu yapıyoruz. Bunu herkes
yapamıyor. Her ne kadar nesli tükenen bir hayvan olsa da, hevalê
B... her ava gittiğinde istisna hariç eli boş gelmez. Parti
olarak her ne kadar önünü almak istesek de, kuzey sahalarında
bunun önünü alamayız. YJA STAR konferansında buna karşı karar
alınmış ve ceylanı öldüren arkadaşlara yönetmenlik uygulanıyor
ama savaş sahalarında durum farklı oluyor. Tabi bizde kuzeyde
olduğumuz için ve avcılık zevkli bir iş olduğu için, bunu yapmak
istedim. Ben ve heval N... ava çıktık. Ama bu işte acemi
olduğumuz için çok başarılı olamadık. Adeta bütün ceylanların
evini tek tek dolaştık, izlerine rastladık ama kendilerine
rastlamadık. Bu günlerde yanımıza gelen misafirlerde bu av
havasına kapılmış. Sürekli olarak ava çıkıyorlar. Bizim takımın
en güçlü avcısı olan B... arkadaştır. Tabi diğer arkadaşlarında
hakkını yememek lazım. Heval Z..., heval C... de fena değildir.
Çünkü onlarda her gittiklerinde boş gelmezler. Geçenlerde heval
B... gidip üç tane ceylan öldürmüş, abartısız söylüyorum, ancak
yedi kişi kaldırabildik. Daha onların eti bitmedi, başka bir
tane daha. Ardından heval Be... gidip bir hayvan öldürmüş. Et
yemekten sıkıldım diyorum ama arkadaşlar o kadar iştahlı
yiyiyorlar ki, bizim iştahımızda açıldı. Elden geldiğince
koruyoruz ceylanları. Köylülerin rastgele avlamalarına izin
vermiyoruz. Çünkü onlarda Cudi’nin doğal güzelliklerinin başında
geliyor.
Gerillanın zorlu koşulları
bilinmektedir. Birde bu zorlu yaşamın çok güzel yanları var. bu
gizemli yaşamın güzel yanlarını keşfetmek ve güzelliği
yakalayabilmek çok önemlidir. Aksi takdirde yaşam zor gelir.
Oysa ki yaşamın tadı zorluklarda gizlidir. Şimdi bizim
yaşamımızdan bir alıntı alıp az da olsa biraz anlatmaya
çalışacağım hem zorlu, hem de güzel yanlarını. Ata sözünde
söylendiği gibi “her güzelin bir kusuru vardır” denilir. Elbette
her güzel olan birazda çirkin yanları ardır. Ama bu çirkin
yanlar bizde en alt düzeye indirgeyebilmek için ve yerine
güzellikleri doldurabilmek için muazzam bir çaba, bir kavga
yürütülüyor. Ve bizim yaşamımız da bunu en alt seviyeye
indirgiyor. Yaşanılan her an güzelliklerle dolu dolu yaşamaya ve
yaşatmaya çalışıyoruz. Çirkinlik-güzellik çetin bir kavga
içindeyken, güçlü olan kazanır. Bizde güzellik çok güçlüdür.
Mücadele, doğaya karşı, düşmana karşı, kendine karşı ve
yaşanılan her zorluğa karşı anlam biçmek ve yaşadığı her anı
dolu dolu yaşayabilmektir. Paylaşmaktır yaşamak! Yaşam
anlaşıldığı oranda yaşanılır, yaşam olur. Bizde yoldaşlık
paylaşımından üstün bir şey yoktur. Yoldaşlıktan başka bir
şeyimiz yoktur. Onun içinde zorluklar bize çok zor gelmiyor.
Çünkü biz Kürtler olarak zorluğu başardık, görülmedik zorluk
kalmadı. Şimdi güzel yarınlara güzellikle koşuyoruz.
Cudi’de Yaşamak
Son baharın gelmesiyle birlikte
hava koşulları daha da zorlayıcı oluyor dağ koşullarında. Ama
bir de bunun en güzel yanları var. doğa her türlü kirden
arınıyor. Derelerden taşan suların coşkunluğuna kapılmamak elde
değil. Bir de doğaya yararı olduğu kadar, bize de faydası var.
doğanın berraklığı insanın yüzüne yansıyor. Durmadan yağan
yağışlar bazen bizi zorlasa da çok şikayetçi değiliz. Bazen
zorlu anlar, bazen de romantik anlar yaşatıyor bizlere. Yağan
yağmurlarla birlikte Cudi’de kendini yeniledi. Gökkuşağının
çıkmasıyla Cudi’nin güzelliğine güzellik katıyor. Rengine reng
katıyor.
Gökyüzünü parçalarcasına akan
şimşekler ardından bardaktan boşalırcasına yağan yağmur, bizleri
iliklerimize kadar ıslatırken dereler dolup dolup taşıyordu.
Tabi şehirlerde bu yağışların can kaybına sebep olması üzüntü
veren yanıdır. Buna insanın canından malından, evinden barkından
olması olumsuz yanıdır. Umarız. Bundan sonra yağan yağışlar
sadece doğayı yıkamaya yarar diyoruz. Bizlerde bu dağlarda zorlu
koşullarla yaşarken bir gerilla gücü olarak işimiz akşamları
yapmak durumundayız. Böylesi akşamlarda bazen çok değişik, renk
renk noktalar çıkabiliyor. Bugünlerde kış hazırlıkları
yaptığımız için işlerimiz çok yoğun oluyor. Her bir arkadaş bir
şeylere koşuşturuyor. Bu yoğunluğun içinde böylesi değişik
şeyler bazen güzel oluyor. Dün gece yoğun yağan yağmurun altında
yürürken çok komik ve eğlenceli anlar yaşandı. Üst üste çakan
şimşekler gözümüzü karartırken önümüzü görmekte zorlanıyorduk.
Bazen patikada bazen de patika dışında yürüyüşümüze devam
ediyorduk. Bardaktan boşalırcasına yağan yağmur dinmek
bilmiyordu. Bize inat mı yapıyordu. Bilmiyorum. Ama bizim
inadımızda inattır hani. Bu gerillalar nelere nelere katlanmaz
ki. bu yağmur bize vız gelir, hatta bizleri çok eğlendiriyor.
Yağmurun altında yürürken arkadaşlar birbirlerine takılmadan
edemiyorlar. Birde “keşke yanımızda tursil getirseydik, bu
yağmurun altında ne güzel banyo yapardık” diyorlardı. Bu şakalar
içinde B... arkadaş “şimdi sabun olsa da saçlarını
sabunlasaydım” diye bir iki defa söyleyince şaka yapıyor sandım.
B... arkadaş takımda istikrarını bozmadan en aktif katılan
arkadaşlardan birisi. İşinin üzerine ciddiyetle giderdi. Yaşamda
disiplinli ve kurallı arkadaşlardan biridir. Heval B...’i böyle
tanırken, böylesi bir çılgınlık yapmaz diye düşündüm. ama baktım
ki şaka yapmıyor. Ben de “yanımda sabun var” dedim ve verdim,
aldı ciddi ciddi. “Ne yapacaksın saçların hep sabunlu kalacak
dedik”, “Bende çukurlarda birikmiş suyla yıkarım” dedi. Zaten
gerillanın en temel özelliklerinden biri de hiçbir zaman
çözümsüz kalmamasıdır. Heval Bilal saçlarını sabunlamasına
sabunladı da ardından süzülen sabunlu suyun gözlerini
yakacağının hesabını yapmadı. Bazen olur böyle ufak
hesapsızlıklar.
Böyle bir gecede yürürken bir de
yağan yağmurun altında şarkı, türkü söylememek olur mu? Bu arada
kendilerini sır gibi saklayanlarda ortaya çıktılar. Be...
arkadaşında sesini duymuş olduk. Düşmandan dolayı sesini fazla
yükseltmese de, o anda düşman ,bu yağmurda kimin umurunda. Bu
arada arkadaşlar günlük almaya başladığımı bildikleri için bana
takılmadan da geçmediler. Eh bizi de günlüğüne geçirirsin artık
deyip bana da takıldılar. Çok dolu dolu geçen bir gece oldu.
Heval F... “bana güzel bir rol verin” demesini de unutmadı.
Elbette F... arkadaş seni yazmayacağım da kimi yazacağım. Hem de
seni başrol olarak kabul ediyorum. Hani baş rollere taş
çıkartırsın. Onları arka cebinden çıkartırsın. Bir iki defa
köylüleri gördün hemen şip şak filmlerini çekip, hepsinin tek
tek taklitlerini yapıyordun. Takımın en genci olarak
fedakarlığın, moralin, coşkun, en içten katılışın hiç göz ardı
edilecek şeyler değildir. Hem de bazılarının papucunu dama
attın, artık başrolünü oynayabilirsin.
PKK’nin bireyde yarattığı irade,
inanç ve hırsın yıkmayacağı engel yoktur. Biz bayan arkadaşlar
olarak fiziksel olarak erkek arkadaşlardan daha fazla zorlansak
ta, irademizle yürüyor ve bazen de fiziksel gücümüzü aşan ama
irademizle ve düşmana inat bir azimle yürüyoruz. Bu inat
özgürlüğe susamışlığın azmidir. Her şeye inat elimizde
silahımız, yüreğimizde özgürlüğün umuduyla yürüyeceğiz bu
dağlarda. Özgürlüğün bedeli ne olursa olsun vermeye hazırız.
Çünkü özgürlükten başka kazanacak başka bir şeyimiz yok. Kadın
olarak tarihte bir çok şey kaybettik. Ama bu gün tarih bize
kazandıracak bir çok fırsat sunmuş, bu tarihi yazan ve bu
fırsatı bizlere sunan Rêber APO’ya borçluyuz Bu borcu özgürlükle
ödeyebiliriz.
Gizemin ve doğanın içinde var
olmak, her gün yeni bir yüzüyle karşılaşmak heyecan veriyor.
Bakalım daha Cudi bizi nelerle tanıştıracak!
|