ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                            SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                           ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                          SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                                   ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                          SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                                        ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                         SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                              ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                              SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                          ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                                        ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                               SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                                        ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                 SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                                     ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                  SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                                        ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                            SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                              ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                       SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                                            ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                   SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                                          ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                                                            SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                    
ANASAYFA
ÖNDER APO
ŞEHİTLERİMİZ
GERİLLA KADIN
GÜNCEL
VİDEO
FOTOGALERİ
KİTAP

KADIN ÖZGÜRLÜĞÜ ORTADOĞU TOPRAKLARINDA ÇİÇEKLENECEKTİR!

Emine Erciyes

 

Yeni bir baharın başlangıcındayız, dolaysıyla yeni bir başlangıç aşamasındayız. İnsanlığın yarattığı kültürleri yaşam alışkanlıklarını en çok etkileyen ve belirleyen içinde bulundukları doğal koşullardır. İçinde yaşanılan coğrafya, mevsimler ve iklimler halende günübirlik yaşamımızı etkiliyor. Bu nedenle yeni bir başlangıca kendimizi hazırlarken doğanın kendi diyalektiği ile nasıl ortaklıklar yaşadığımızı öncelikle tespit etmeliyiz.
Baharın başlangıcıdır Mart ayı. Mart, kışın ve baharın aralarında kıyasıya savaş yürüttükleri bir ay. Bazen daha çok kışa, bazen daha çok bahara tanık olur. O yılın ve yerin koşullarına göre hangi mevsim hâkim çıkabilirse. Fakat ne kadar kış renkleri baskın gelmeye çalışsa da kış sonuna da gelinmiştir, doğa bir başlangıca, yeniden doğmaya, yeniden harekete gebedir. Doğanın yenilenmesi, doğanın çocuklarından biri olan insanlara da yansıyor, içimiz ısınıyor, sevinçle, hafiflikle doluyor. Hayatın tüm kışlarına rağmen bahar tadı güzelliği içimizi ışıtıyor. Bahar tazeliği geride bıraktığımız kışı unuttuğumuz anlamına gelmiyor ama tabiî ki bir yandan da bu baharı büyük bir sabırsızlıkla bekliyoruz. Çünkü kış eğer tarihe zalimlikleriyle damgasını vuranların mevsimiyse, bahar da insanlığın güzel günlerini unutmayanların ve o günleri yeniden yaratmak isteyenlerin mevsimi. Evet, doğaya paralel, insanlık tarihinde de Mart ayı yeniden doğuş ve yenilenme arayışlarına tanık olmuştur. Bu yüzden Mart ayı kutsal günlerle örülmüş bir aydır ve Mart’ın ilk bayramı “8 Mart” Dünya Emekçi Kadınlar Günü. Öncelikle yaşamın güzelliğinin, emeğin adaletinde saklı olduğuna inanan tüm kadınların ve insanlığın 8 Mart’ını kutluyoruz.
 

8 Mart’ı kadının çalınan tarihine, çalınan haklarına yeniden kavuşmak için verdiği mücadelenin başlangıcı olarak ele alıyor ve bunun coşkusuyla bugünü anlamlandırıp, kutluyoruz. Diğer yandan 8 Mart’ı sembolleştiren, eşit emek koşulları isteyen 129 kadının diri diri yakılması tam da egemen sistemin vahşi yüzünün en korkunç ifadesi. Egemenliğin acımasızlığının varabileceği vahşet sınırı. Ama bir de orada direnişin ışığı yükseldi! Diri diri yanan kadınların bedenlerinden yükselen ışığın tarihe damga vuran direnç günü imgesi. Egemenliğin vahşetine karşın direnişin kutsallığı. Bu gün de, her 8 Mart gibi bizim için egemenliğin lanetlenmesi, direnişin kutsallığını anlama ve direnişlerle kutsallığın ışığını daha da büyütme günüdür. Artık kadının haksız tarihe karşı direnişi o kadar gelişti ki yıl içindeki tüm günlere yayılmakta. Çünkü artık kadının doğruyu arama mücadelesine ışık tutan kadın özgürlük ideolojisi var. Artık 8 Mart yalnız kadınların 1857’de diri diri yakılışlarının yıl dönümü değil. 1998’de Önder APO tarafından kadın kurtuluş ideolojisinin tüm kadınlara, PKK’nin direnişçi kadınlarına ve tarihin akışını değiştirmeyi başaran Zilan yoldaşın anısına hediye edildiği günün de yıldönümüdür. Yani hem dirilişin yıl dönümü hem de direniş yolunda nasıl başarıya yürüneceğini gösteren yolun ışıklandığı günün yıl dönümüdür.
 

Bu yıl da 8 Mart vesilesiyle özgürlüğü arayan kadınlar olarak özgürlük düşmanı güçleri iyi tanımalı, önümüzdeki yıla dayatmayı planladıkları stratejilerini iyi çözmeli ve buna karşın direniş çizgimizi sağlamlaştırmalıyız. Kadın, erkek, yaşlı, genç, çocuk, insanlar arasında her kesimin konumunun özgünlüklerini göz önünde bulundurup, eşitçe, özgür günlerin projelerini daha da somutlaştırmalıyız.
Bu temelde içinden geçtiğimiz sürece bakarsak; insanlık üzerindeki egemenliğin en çok kurnazlaştığı bir çağı yaşıyoruz. Egemenlikli sistemin, kadını demokrasi, özgürlük sözleriyle en çok süsleyip püslediği ve böylece kanla beslenen vahşi yüzünü gizlemeye çalıştığı bir çağdayız. Egemenlerin, insanları birbirine düşürerek, kendini de bir kurtarıcı kılığına sokmaya çalıştığı günleri yaşıyoruz. Ve yaşamın her ayrıntısına girmeye çalışıyor, her şeyi kendi biçiminin bir versiyonu olarak biçimlendirmek istiyor. Fakat ortaya çıkan şu ki kan emici yüzünü gizlemesi imkânsız. Çünkü egemenlik kandan beslenir. Her gün kan bedeli olarak kendini ayakta tutuyor ve bu ağır bedellere rağmen de insanların kanındaki özgürlük ruhu teslimiyete boyun eğmiyor.
 

Bugün egemen sistem, en büyük silahı medya aracılığıyla yarattığı vahşet sahnelerini tüm dünyaya naklen yayınlıyor. Yer Ortadoğu, her gün bir anda yüzlerce insan ölüyor. Tarihi birlikte yaratan ve yaşayan hatta aynı halkın çocuğu olan insanlar birbirine girmiş durumda. Bu kavganın amacı ise belirsiz, karmaşanın yarattığı bir savaş. Öyle ki mevcut durum mezhepler arası bir kan davasına dönüşmekte. Oysa durum medeniyetler çatışmasından çok egemenlikler çatışması. Bu savaş, Ortadoğu’daki bu kargaşa, son yılların en çok tartışılan dünya hâkim güçlerinin her birinin kendince çözüm aradığı bir konu. Belki de bu durumda en az sesi çıkan savaş sahnesinde göze çarpmayan kesim kadınlar. Savaş bir erkek icadı, erkek mesleği. Hatta tarih boyunca erkeklik, savaş cesaretiyle ölçüle gelmiş. Savaş kahramanlıkları olarak yazılan, egemenlik çatışmalarını konu alan tarihte, kadının adı yoktur. Oysa savaşın en büyük mağduru kadındır. Oğullarını kaybeden, sevdiklerini kaybeden, kardeşlerini babalarını kaybeden kadınlar. Savaş ganimeti olan, savaşların tecavüzkâr yüzüyle kendi bedenlerinde karşılaşmak zorunda kalmış olan yine kadınlar. Kadının adı geçmiyor da olsa, tüm bu gerekçelerle, artık savaşlara doymuş, savaşlardan bıkmış insanlık tarihinde en büyük savaş karşıtı cephe kadınlara ait. Savaşların zararlarına en çok onlar katlandı. Savaşların vahşi yüzünün en çok tanığı onlar oldu. Ve savaşlara en çok öfke de kadınların yüreğinde birikmekte. Birbirine hâkim olma, dünyayı paylaşamama yüzünden yürütülen savaşların anlamsızlığına az çok ikna olanlar da yine kadınlar. Savaşlar onlara gözyaşından başka bir şey getirmedi. Sadece bu kişisel acılar, gerekçeler bile tüm kadınları ortak bir duyguda birleştiriyor, tarihin bu ters gidişatına 'Öfke'. Kaldı ki onlar tarihin huzurlu günlerini yaratan tanrıça anaların çocukları. O günler tarih sayfalarından silinip atılmış olsa da huzurlu günlerin izleri kadınların ruhlarının bir köşesinde yaşamakta ve için için o günlerin özlemini, arayışını beslemekteler. Kadını savaş kültürüyle çelişik tutan en büyük gerekçe de bu tarihi öz. Yaşamın ve dünyanın paylaşılmazlığı kadınlar için anlamsız. Onlar için yaşam, dünya paylaşıldıkça güzeldir. Sınıf, millet, ulus farkı yoktur kadınlar için. Çünkü kadınlar bunlara bakılmaksızın aynı kadere tabi kalmışlardır. Ayrı milliyetlerden, kültürlerden oldukları için değil, kadın oldukları için, tarihin acımasızlıklarına tabi kalmışlardır.
 

Mevcut gidişatla en derin çelişkide olan kadındır. Ve bu temelde bu gidişatı tersine çevirme arayışı en çok kadında somutlaşacaktır. Buna paralel olarak neden bu arayışın merkezinin Ortadoğu olduğunu anlamak da çok önemli. Tarihin doruğunu yaşayan egemenlikli sistem, egemenliğin doğa ve yaşam diyalektiğine olan tersliği ve egemenlik anlayışıyla birlikte kaosu da yaratmıştır. Ve bugün bu kaosun merkezi Ortadoğu’dur. Bu ise uygarlık tarihinin gelişim diyalektiğinin bir sonucudur. Egemenlikli sistemler ve ona bağlı olarak uygarlıklar ilk Ortadoğu’da gelişmiştir. Oysa daha öncesinden kadın eksenli eşitliğe dayalı yaşam kültürü, yine Ortadoğu kökenlidir ve ilk olarak Ortadoğu’da toprak altına gömülmekle karşı karşıya kalmıştır. Ortadoğu’da start alan bu tersine gidişat beş bin yıl boyunca tüm dünyayı dolaştı. Gittiği her yerde kan döktü, dirençlerle karşılaştı, bazen parlaklığıyla gözleri kamaştırdı, bazen de insanları korkuttu, ama bu dünya turu boyunca yoruldu, eskidi ve anlamsızlığı gittikçe gün yüzüne vurdu, dayanılmaz oldu. Bir yandan egemenlerin birbirine hâkim olma kavgası, bir yandan ezilenlerin ezilmeye alışamamaları ile aslında, egemenlik, tarihi boyunca bir istikrar yakalayamamıştır. Egemenliklere dayanan uygarlıklar, insanlık için beş bin yıllık bir kaos aralığı olmuştur. Tüm dünyayı dolaşmış ve başarısızlıkla tekrar doğuş memleketine dönmüş, burada kendini yenilemek istemektedir. Oysa Ortadoğu artık savaşlara ve kavgalara karşı bağışıklık kazanmıştır. Ortadoğu için egemenliğin parlak yüzü silinmiş, vahşet yönü gözler önündedir. Egemenliğe, zulme ve zora dayalı yöntemler artık Ortadoğu’da çözümsüzdür. Ortadoğu’nun farklı çıkışlara ihtiyacı var. Ruhunu yenilemeye ihtiyacı var. Ortadoğu ne için neye direndiğini ayıramayacak denli kafa karışıklığı yaşıyor. Kendini yenileyebilmesi yeniden tanımlayabilmesi için her şeyi baştan ele alması gerekiyor. İnsanların tarih yaratmaya başladıkları o ilk günleri güzelleştiren değerler nelerdi? Ve nerede hata yapıldı? Nerede kaybedildi? Ve şimdi tarihten hangi sonuçlar çıkarılmalı? Nasıl yeniden yola koyulmalı?
İşte tarihin en acılı ülkesi Ortadoğu, belki de önce eşitliğin, sonra egemenliğin doğuşuna zemin vermenin bedelini hala ödüyor. Egemenlikli uygarlıklarca en çok hakkı çalınan, en çok ihmal edilen, horlanan, hakaret gören ve tarihin en çok acı çeken kadını, Ortadoğu kadını. Egemenlikli uygarlıkların tersine, özgürlük kültürüne dayalı yaşamın temellerini atmanın cezasına çarptırılmış egemenlerce. Ortadoğu’nun mevcut konumuyla en çelişkili olan da, Ortadoğu kadınıdır. Ortadoğu’daki kaosla çelişmek ise egemenlikli sistemin kaosuyla çelişmek anlamına geliyor.
 

Ortadoğu’da halkların dostluğuna, kültürlerin barışıklığına dayanan demokrasi anlayışından başka bir seçeneğin çıkış şansı yoktur. Bunca iç içe geçmiş halk, kültür ve inançların birlikte huzur içinde yaşayabilmesi ancak demokratik ilkeler ışığında olabilir. Milliyetçilik, kendi inancını kültürünü üstün görme gibi yaklaşımlar Ortadoğu’yu bitirir. Demokraside birbirinin üstünde olma kavgası yoktur. Birlikte, iç içe, birbirinin varlığından güç, güven alarak yaşamaktır demokrasi. Amerika’nın zorla ihraç etmek istediği demokrasi ise Amerika’nın üstün olma kompleksinin Ortadoğulu halklara da bulaştırılmasıdır. Halklar birbirine hâkim olma serbestliği kazanmıştır sanki ve kıyasıya kavgaya girmişlerdir. Bu güçlü olanı hâkim kılmayı hedefleyen tarza demokrasi denemez. Bu, demokrasiyi egemen zihniyete uyarlamaktır. Anlaşılan o ki, erkek egemenlikli zihniyete dayalı arayışlar Ortadoğu’yu daha da krizlere sürükleyecektir. Tarih sahnesinden dışlandığı günden beri gücünü, yöntemini, anlayışını ortaya koymayan, egemenliğe tabi kalmış, acısını çekmiş ama bulaşmaktan da kendini sakınmış kadın, ancak egemen zihniyetten arınmış bir yaşam kültürünü, kendine özgü mücadele yöntemlerini tekrar yaratabilir. Yani kadın özgürlük ideolojisinin Ortadoğu topraklarında yeşermesi bir tesadüf değildir. Ortadoğu’nun en çok ezilen halkının kadınlarınca bayrağının yükseltilmesi bir tesadüf değildir. Kadın, özgürlüğü anlamadan kimse anlayamaz, çünkü özgürlüğün ihtiyacını kimse kadın kadar hissedemez. İşte bugün Kürdistan’da kadın onu özgürlüğe taşıyacak her yola büyük bir inançla, dirençle sarılıyor. Beş bin yıldan sonra belki de özgürlüğün henüz ilk adımını atmaya çalışıyoruz. Fakat özgürlük nefesi bir kez ciğerlere çekildi ve Kürt kadınının kanında uyuyan özgürlük duygularını uyardı. Öyle anlaşılıyor ki artık hiçbir zor, Kürt kadınını yolundan çeviremeyecek. Kadın özgürlüğün tüm çetrefilli zorlu mücadele gereçlerine yüreğini açmış, gülümsüyor.
 

Kürdistan’da yürüyen özgürlük kavgasında kadınlar her alanda en ön saflarda ve özgürlüğün rengini belirlemede etkin rol oynamaktalar. Özgürlüğün gereklerine göre gerekli buldukları şeyleri yapmaktan gözlerini sakınmıyor, büyük bir sevinçle yürüyorlar. Özgürlüğün çok zor olduğunu, yine ağır bedeller istediğini anlayan Ronahiler, Berivanlar kendi bedenlerini ateşe veriyorlar. Ve 8 Mart’ı Newroz’la birleştirmek isteyen, böylece Kadın Kurtuluş İdeolojisine cevap olmak isteyen, (kadın özgürlüğünü Kürt kadınına, Kürdistan gerçeğine taşımak isteyen) Sema Yüce, içindeki özgürlük ateşini bedenine taşıyan diğer bir kadın. Yine özgürlüğün bedelini, gözünü kırpmadan, can pahasına eylemlerle ödeyen, ama yaşamı en çok hissederek ve böylece kendini sonsuzlaştıran eylem kadınları, Zilan’lar, Beritan’lar, Viyan'lar var. Ve adını sayamadığımız niceleri, 8 Mart bizim için aynı zamanda onları da anlama, yücelikleri karşısında kendini arındırma günü oluyor.
 

8 Mart 1857’de zalimlerin eliyle yakılan ateş bugün özgürlük arayışçılarının elleriyle tutuşturdukları alevlerle daha da büyüyor ve asıl anlamına kavuşuyor. Özgürlüğün tanımını netleştiriyor. Özgürlüğü özleyen biz kadınlara düşen ise onların yarattığı ışığın aydınlığının verdiği güvenle, kendimizi, özgürlük gereklerine göre yeniden tanımlamak, yaratmak ve yürümektir.
 

 

 
HPG  YJA STAR (Özgür Kadın Birlikleri) Resmi WEB Sayfasıdır
HPGBİM tarafından yapılmıştır.
HPG Online © 2003  2007 Tüm hakları saklıdır.