|

Başkan Apo’nun yaratmaya
çalıştığı özgür insanın prototipi olarak PKK saflarında
şekillenen gerillayı anlatmanın birçok tarzı ve biçimi var. Ki
şimdiye kadar “dışarıdan” denilenlerin, yani gerilla kimliği
taşımayanların gerillayı anlatmasını bizler, gerilla kimliği
taşıyanlar da merakla takip ettik. Dost düşman herkes bizden söz
etti. Bizi anlatmanın ayrıcalığını yaşamak için hayati riskleri
göğüsleyerek bize rağmen, bize ulaşmaya çalışanlar oldu. Bu
ayrıcalığı bilen ama bununla yetinmeyen ve hissetmek isteyen,
bir parça özgürlüğü, gerilla atmosferini solumak isteyenler,
gelip de gözyaşları içinde ayrılanlar oldu. “Beklenmedik”leri
yaşayanlar da çok oldu. Kimileri dağdakiler dedi, kimileri
özgürlük militanları. Kimileri terörist dedi, kimileri ulusal
direnişçiler… Daha neler neler! Bu arada genel bilimsel
söylemlerin diline pelesenk olan, dışarıdan bakışın objektivite
olarak kabul edilmesinin mutlak bir gerçek olmadığını, bunun
acımasız ve kıyıcı bir hâkim bakışın en taraflı yargısı olduğunu
da öğrendik. Gözlemcinin olguyu belirlediği gerçeğini biz de
kendi inançlarımızın tarafından düşünerek ve en gerçekçi bakışın
en yakından gözleyenlere, yani bizlere ait olduğunu anladık.
Anladıklarımızı anlatma arayışına girdik. Başkan Apo’nun birçok
çalışma yanında edebiyatı teşvik edişinin özünde bu gerçeği
anlatabilmenin arayışına girmenin gizli olduğunu, yıllara
sığdırılanların sonraki yüzyıla rengini verecek bir yaşam
biçimini yaratacağını da bu arayışın yollarında öğrendik.
Gerillayı en iyi gerilla anlatabilirdi. Binlerce ömürden
süzülerek, özgür gelecek insanının yüreğine damla damla dolan
yaşamı anlatma yürekliliğine ancak gerilla sahip olabilirdi.
Yılların yaşanmışlığı, her anın denenerek, bedel vererek
oluşturulduğu doluluk giderek kendisinden taştı ve uğruna
mücadele edilen halkı da içine alan coşkulu bir akışa dönüştü.
Mücadelenin ilk yıllarında “peşmerge” diye hitap edilen ve
şarkılara konu olan insanlara bu coşkulu akışla birlikte
“gerilla” denmeye başlandı. Başkan Apo, özgürlük militanlarını
hiçbir zaman “peşmerge” olarak adlandırmamıştı. Çünkü
peşmergecilik, Kürdistan tarihindeki lokal isyanlarda rol
oynayan, maaşlı ve dönemsel askerleri çağrıştırıyordu. Özgürlük
mücadelemizin ideolojik bir hareket olması ve tarihteki
çıkışlardan farklı olarak ulusal bütünlüğü esas alması da bunu
gerektiriyordu. Halkımızın ise kendi tarihine bakarak özgürlük
hareketinin çıkışıyla birlikte farkın derinliğini görmesi ve PKK
militanlarına özgür gelecek umutlarını bağlaması, yeni umutlarla
birlikte yeni kavramlaştırmayı ve bu kavramları her alana yayma
çabalarını getirdi. Şiirler yazıldı, destanlar söylendi ve
birçok ezgiyle saz tellerine taşındı özgür gelecek hayalleri.
Gerillanın akışı, oturuşu, gülüşü, ilişkileri, konuşması,
uyuması ve dahi her davranışı Kürdistan halkının dilinde
destanlaşarak yayıldı. Halkımızın gerillayı özgür gelecek
hayalleriyle özdeşleştirmesi, gerillayı özgür geleceğin teminatı
olarak görmesi Önderliğimizde gerçekleşen özgür insan tipinin
PKK’de kültür haline gelmesi ve bunun gerilla kimliğinde
somutlaşmasındandır.
Gerilla kültürü dediğimiz, bize kimlik olan gerçekliğin bugünkü
çerçevesine ulaşması, binyıllara yetecek acılarla, lanetli
tarihsel gerçeğimizden çoktan çıkmayı hak eden bedellerle ve
“tüm bu bedellere değdi” diyebileceğimiz özgür soluklarla, yürek
ve beyin aydınlanmasıyla ilmek ilmek örülerek yaratılmıştır.
Gerillada gelişen ve PKK kimliği-kültürüyle buluşmayan kişilik
ve uygulamaların her dönem bir kaosu oluşturmasına rağmen
aşılması ve öz gelişim dinamiğine katılması, gerilla kültürünün
temelinin nihayetinde Başkan APO tarafından, O’nun sarsılmaz
özgürlük inançlarıyla kurulmuş olmasından, her dönem kendini
yenileyerek zamanı güçlü karşılamasındandır. Bu anlamda gerilla
kültürünün Önderliğimizin kırk yıllık özlemi olan dağlarda
Önderlik paradigmasını yansıtması, gerillacılığın temeline
yerleşmekte, ancak bu şekilde yaratılma özüne denk bir sonuca
doğru ilerlemektedir.
Gerillacılık, bilginin, bilimin kasapları elinde can çekişmesine
karşılık, kendini çağın bilgelik seviyesine ulaştırmaktır.
Yarını özgür yaratmak, dünü oluşturan gerçekliği anlamayı,
tarihe doğru bakmayı, sonuçlar çıkarmayı ve bu sonuçları bugünü
yaratma mücadelesinde değerlendirerek çabaya, azme, emeğe ve
zafere dönüştürmeyi gerektirir. Bilinçle eyleme yönelmek doğru
gerillacılığın temel şartlarındandır. Bilinçle eyleme yönelmek
tüm zamanlarda korkuyu tanıyarak yenmeyi ve cesareti
yaratabilmeyi gerektirir. Gerillacılık belirsizlikten
korkmamaktır. Belirsizlikler karşısında cesaret kadar kendi
tercihleriyle bir belirginlik yaratmak ve bunu gerçekleştirmeye
adım atma yürekliliğini gösterebilmektir. Ülkemizde yaşanan
savaşın ve düşmanın karakteriyle bağlantılı ortaya çıkan
belirsizliklere paralel olarak şekillenen ve gerçekleşmesi
mümkün olan sayısız olasılıkları görebilmek kadar bu olasılıklar
arasında kararsızlığa düşmeden, amaca yönelen olasılığı tercih
etmek, zayıf da olsa bunu güçlendirme mücadelesi vermek ve bunun
gerçekleşme şansını yükseltmektir.
Gerillacılık empatik olmaktır. Gerilla kültürü, bir arada
yaşamanın, her şeyini paylaşmanın, anlamlı yaşamanın, özgür
bireyi ve bu bireylerden oluşmuş toplulukları yaratmanın, bu
yolla anlam kazanmanın ve yaşamı yaşanabilir kılmanın adıdır. Bu
nedenle yaşamın görünen görünmeyen tüm gözenekleri empatiyi
geliştirme meyli vardır gerillada. Birbirimizle ilişkilerimizde
bu gerçeklik yoğunlaşmış bir biçimde karşımıza çıkar. Hatta bu
eğilim askeri boyuta kaydığında öyle güçlenir ki düşman
karşısında dahi güçlenerek kendini gösterir. Düşmanın ne
düşündüğünü, ne hissettiğini, ne yapacağını hatta nerede, hangi
duygularla hareket edeceğini bilmek ve eylemleriyle bunu
anladığını düşmana göstermek, başarılı bir gerillacılık örneği
olarak şekillenir.
Gerillacılık doğal komünal yaşama güçlü bir yöneliştir. Mevcut
tahakkümcü sistemleri reddetmek kadar bu sistemlerin
şekillendirdiği birey gerçeğinden kendini sıyırabilmektir.
Ülkemiz gerçekliğinde bu durum feodal ve kapitalist birey olmayı
reddetmek ve yerine insanın özüyle uyumlu olanı koymaktır.
Gerilla kültürünün oluşması bu yönlü mücadele vermek ve komünal
yaşamı yaratmaya çalışmaktır. Komünal yaşamın temel şartı
paylaşımdır. Gerilla sevincini ya da acısını paylaşmakla kalmaz.
Kendini paylaşır. Yaşadığı sorunu, zorlandığı kişilik
özelliğini, kaygısını, merakını ve özlemini paylaşır. Bu konunun
edebi-felsefi potansiyeli gerilla ile ilgili tüm ifadelerde
paylaşımların yer almasını getirmiştir. Manevi paylaşımlar
yanında maddi paylaşım da gerilla kültürünün bir yansımasıdır.
Gerilla kültürü kadar bireysel mülkiyet olgusunun en aza
indirgendiği bir ortam bulmak pek mümkün değildir. Yaşam
araçlarımızın ortaklığı yanında kendimize ait olan
malzemelerimizin dahi gerektiğinde el değiştirmesi bunun bir
örneğidir. Koşulların farklı olduğu alanlara -örneğin kuzeye-
giden bir arkadaşımızın giysi, silah, şarjör, şutik gibi
ihtiyaçlarını hemen aramızda karşılamamız bir tamamlanış örneği
olduğu gibi komünal yaşamın güzel, anlamlı bir göstergesidir. Ve
gerillada her tamamlanış yeni bir başlangıcın, bir arayışın
kapılarını aralar.
Gerillada “önce ben” sözünün var olduğu tek durum görev, zorluk
ve iş konularıdır. Ve bu kelimenin hiçbir zaman olmadığı durum
ise herhangi bir ihtiyacın giderilmesi durumudur. Bu durumda
kültür haline gelen yaklaşım ya da söz ise “önce arkadaşlar”
sözüdür. Almak ve vermek olgularına yaklaşım gerillanın kimliği
olmuştur ki bunun zirveleştiği an, en kızgın savaş anları ve o
anlarda kendini, yoldaşına siper yaparak vermektir. “Önce
arkadaşlar” felsefesi gerillanın beynine ve yüreğine
yerleşmiştir. Kimi zaman bu durum espri konusu olacak boyuta
ulaşır. Uzatılan çay bardağını kimse ilk önce almak istemeyince
zavallı çayın bardakta elden ele dolaştığı, çemberin etrafında
döndükten sonra kara çaydanlığın yanına tekrar geldiği az
görülmemiştir. Ya da kimse almak istemeyince bardağı tutan
arkadaşın çoğu zaman bilinçli olarak “elim yandı, elim elim!”
diye veryansın etmesi ve bardaktan kurtulması, ardından gelen
gülüşmelerle yaşamın akışına katılır. Ama hiçbir zaman görev,
sorumluluk ya da bedel gerektirecek durumlarda “önce arkadaşlar”
denmez. Ki eğer deniyorsa bu, kültürümüzle bütünleşememenin bir
göstergesi, kişilik sorunu, özgürleşemeyen, bencil ve köle kalan
bir yandır ve kendisiyle beraber aşılma mücadelesini getirir.
Vermek gerillada bir kültür olurken vermenin de bir kültürü
vardır. Bir kitap, kalem, çakmak ya da herhangi bir şeyi
yoldaşına vermek isteyen bir arkadaş için, vermek kadar vermenin
biçimi de önemlidir. Öylesine fırlatmak yoktur bu verişlerde.
İstenen şeyi kalkıp arkadaşının eline vermek, yoldaşa saygının
bir ifadesi, kültürel bir yansımadır.
Özgürlük hareketinde, mücadele içinde canını veren yoldaşlara
şehit denir. Şehit, köken olarak dinsel bir kavramdır. Davası
uğruna canını verenin, sonraki yaşamını sürdüreceğine inanılan
öbür dünyada cennete giderek ödüllendirileceği yönünde gelişen
güçlü ve toplumsal bir telkindir. Güçlüdür çünkü bugün dahi
hiçbir bilimsel-teknik gelişim bu inancı değiştirememiştir. Aynı
kavram gerilla literatürümüze yerleşmesine rağmen bizde şehit
gerçeğinin anlamı köksel farklılıklar içerir. Davası uğruna
canını vermenin karşılığı kendisi için bir cennet sözü almak
değildir. Almak yoktur. Kendinden sonra gelecek olanlar için
cennet misali bir yaşam yaratmanın verişidir şahadet. Vermenin
zirvesidir. Kendini veriştir. Vazgeçebilmektir. Sadece
gemilerden değil, denizlerden ve yolculuklardan da
vazgeçebilmektir. Fedakârlık kavramı, vermek eylemiyle birlikte
geliştiğinden vermenin zirvesi olan kendini hesapsız kaygısız ve
karşılıksız vermek olan şahadet de fedailik zirvesidir. Gemileri
yakmanın ötesinde denizleri tutuşturmuş, yolculukları yakmış ve
tarihe bir gerilla bakışının nasıl olması gerektiğini kendi
eylemiyle göstermiş olan Mazlum Tekman arkadaş “Tarihe sadece
bize bırakılmış bir miras olarak değil, ona, kendimizin de bir
şeyler katmak zorunda olduğumuz bir emanet olarak bakabilme
anlayışına ulaşabilmek” anlayışını vurgular. Bu sözüyle özgürlük
iddiasındaki her gerillanın tarihi ona bırakılan bir miras
olarak alması ve bunu tüketmesini reddeder. O’nun verme
yaklaşımı, gerektiğinde kendini vererek tarihe bir şeyler
eklemektir.
Gerilla mücadelemiz boyunca dönemsel olarak kimi yanılgılar,
çizgi dışılıklar ve Önderlik karşıtı pratikler ortaya çıkmıştır.
Kimi dönem savaşa yaklaşımdaki yanılgılarla birlikte günübirlik
yaşama anlayışları gelişmiş olsa da gerillacılık, derinliğe
inebilmeyi gerektirir. Gerçek gerilla, derinlere inebilmenin
yükseklere çıkabilmek olduğunu bilendir. İnsana, doğaya,
hayvanlara, havaya, suya ve maddeye bakışı derindir gerillanın.
Gerilla kültürü maddelere salt bir tüketici gözüyle bakmamayı
öğretir. Her bireyin tüm yaşamsal ihtiyaçlarını giderebilme
yetisine, becerisine ulaşması, olanakları en iyi değerlendirerek
imkânsız denileni başarabilme iddiasını yaratması ve başarması,
salt tüketen bir anlayıştan sıyrılması yaşamın doğal akışına
yerleşen, kültürel bir birikimdir. Tek yönlülüğe düşmek, gerilla
kültürüne ters düşmeyi getirir. Salt düşünsel-felsefi boyutta
derinleşmek yaşam karşısında pasifliği getirirken, salt pratik
boyutu esas almak da amaçsız, derinlikten uzak bir duruşu
getirir. Gerillaların genel olarak her şeyden biraz anlaması ve
bazı konularda işinin ehli olması bundandır. Üretmeden
tüketmenin yok etmek olduğunu, yok etmenin de yok olmayı
getireceğini anlamıştır gerilla. Tüketimin amaçlı olması ve
yaratıma dönüşmesi, gerilla için görev ve sorumlulukların
ötesinde vicdani bir meseledir. PKK’nin ilk kuruluş yıllarındaki
maddi manevi zorlanmalarla gelişen değer olgusu, bizlere kalan
en zenginleştirici mirastır. Bizde oluşan kültür eskiyen bir
malzemeyi atmadan önce bir daha düşünmeyi gerektirir. Eskiyen
yağmurluğu atmaz, şarjörümüze ya da albümümüze kılıf yaparız. Bu
hem yağmurluğa, hem albüme, hem de bu imkânları bize sunan ve
bugünlere getirenlere saygının ve bunları süreklileştirmenin
ifadesidir.
Gerillacılığın ilkelerinden olan disiplin, duyarlılık,
yaratıcılık, tedbir ve netlik gibi konular, gerilla kültürünün
temel bileşenlerindendir. Askeri kültür, giyim kuşamdaki
disiplinle ilk göze çarpan, üslup hitapla tamamlanan ve
davranışlarla süreğenleştirilen bir bütündür. Amaca kilitlenmek,
bunun eylemselliğini oluşturmak, bunu bir ifadeye kavuşturmak ve
zaferle sonuçlandırmak da bu kültürü kazanmış olmanın
ürünleridir. Gerillacılığı salt savaşla özdeşleştirmek
yanılgıdır. Çünkü gerillacılık başta bilinç işidir. Düşünsel,
felsefi bir algı düzeyini, ideolojik bir derinliği ve örgütsel
hâkimiyeti gerektirir. Ki bunlar olduğunda pratik başarının
kaçınılmaz olduğu bilinir. Gerillacılığın formüllerinin temeli
olan gizlilik kuralının ekolojiyle ilişkisini bilmek, bireyi
ideolojiye yakınlaştıran ve bu kuralı başarıyla
gerçekleştirebildiği oranda Önderliğe yakınlaştığını bilmenin iç
huzurunu yaşatan bir gerçekliktir. Ağaçları rastgele ve sürekli
aynı yerden kesmemek, çöpleri toplu bir yerde saklamak ya da
duman çıkarmamak temel gizlilik kuralları olurken aynı zamanda
doğaya saygının bir ifadesidir. Düşman karşısında kendimizi
kamufle etmemiz, doğal olanı her şeye rağmen korumaya çalışan
ekolojik bir yaklaşımdır.
Gerillacılık, güzel yaşamasını bilmektir. Kan ter içinde
ilerleyen yolculuklarda dağların güzelliğini görebilmek, dağ
zirvelerindeki rüzgârı hissedebilmektir. Her adımda ısrarı
kadarınca kendini yenileme mücadelesi vermenin ürünlerini
aldığını görebilmek, kendinden, yoldaşlarından, doğadan ve her
şeyden moral alabilmektir. Kuşların ötüşlerindeki ezginin
akışına katılabilmek, uçuşlarındaki özgürlük eğilimini
duyumsayabilmektir. Irmakların sesini Kürdistani ezgilerin en
güzeli olarak kalbine yerleştirebilmektir. Güzel yaşamak, amaçlı
yaşamanın kişilik özelliği haline getirilmesidir. Kişide bu
anlayışın vücut bulması ve zamanla yüceltilecek, büyütülecek bir
diyalektikle ele alınmasıdır. Güzel yaşamasını bilmek kadar
yaşamayı hak etmek, onurlu yaşamak ve ölümü cesaretle, amaca
yakınlaşmanın gururuyla karşılayabilmek de gerçek gerilla
kültürünün temeline yerleşmektedir. Serdar Arı arkadaşın yaşam
ilkesi bunun en yüce ve yakın tarihimizin sıyrılan bir
örneğidir. Zamanı geldiğinde uğruna ölünecek yaşamlar için
yürüyebilmektir ölüme.
Gerilla kültürü, özünde PKK kültürünün gerillacılık şartlarıyla
bütünleşmesidir ve özgürlük mücadelemizin teminatıdır. Bizleri
bir arada tutan, Önderlik gerçeğiyle buluşturan, şehitlerle
bağımızı sağlamlaştıran ve zafere yakınlaştıran temeldir.
Yaşamımızın her anına yerleşen Önderlik gerçeğidir. Bugün eğer
tek tek bireyler olarak kendimizi sorguladığımızda başarıya
kilitlenmemenin, yaşamımızı anı anına şehitler ve Önderlik
gerçeğine göre belirleyememenin ortaya çıktığını görüyorsak,
kendi gerçeğimiz bir gerilla olarak buna kültürsüzlük
diyebilmeliyiz. Vermeyi gerektiren zamanlarda önce arkadaşlar
deyip, iş almaya gelince “önce ben” diyorsak bencilleşmişiz
demektir ki bencillik kültürel bir erozyonun etkisine girişin
göstergesidir. Amaçsız-üretimsiz bir tüketici konumundaysak,
değer olgusundan uzaklaşmışsak ve maddelere, salt kullanılıp
atılacak nesneler olarak bakıyorsak ve de maddi ihtiyaçların
karşılanması bizi doyuma ulaştırıyorsa derin bir savrulma
yaşıyoruz demektir.
Önderlik paradigmasını çarpık ele alıp gerilla kurallarının
zamanında uygulanmaması yoluyla öz disiplin, tedbir, duyarlılık
ve netlik olgularının uzağına düşüyorsak ve düşmanın esnemediği
gerçeğine rağmen hayati kurallarımızı esnetiyorsak, kendi
bencilliğimizi yaşatmak için de buna değişim-demokrasi gibi
paradigmatik kavramları araç yapıyorsak, kendimize ciddi bir
ideolojik müdahale yapmak durumundayız demektir.
Gemileri yakmak yerine giderek bunları sağlamlaştıracak adımlar
atıp sistemle aramızdaki bağları güçlendiriyorsak, Lut’un karısı
gibi dönüp arkamıza bakakalıyorsak ve reddettiğimiz yaşama
umutlu gözlerle bakıyorsak eğer, bağlı olduğumuz gerçeği
derinden sorgulamak ve netleştirmek durumundayız.
Yönetsel ya da yapısal sorumluluklardan kaçıp militan
görevlerden kendimizi sıyırma eğilimi gösteriyorsak,
yapamamacılığın kolaylığında kendi bencilliğimizle baş başa
bırakıyorsak kendimizi, sınıf intiharı yerine sınıf atlama gibi
geri çelişkilerle kendimizi ve ortamımızı yıpratıyorsak, emekten
uzaklaşmakla birlikte yoldaşların emeği üzerinde yaşıyorsak ve
bunu fiziksel-ruhsal durumumuzla gerekçelendirip yönetsel
konumumuzun doğal gereği olarak görüyorsak, birlikte, eşit,
özgür bir yaşamın ölçülerinden giderek uzaklaşıyorsak, bilmemiz
gereken temel bir gerçek var demektir.
Zihinsel mutlaklıklarımızı, hükmüne girdiğimiz belirsizliklerle
açıklamanın kaderciliğinden kurtulamıyorsak neyin öncüsü
olabiliriz? Cesaretsizliğin, yenilgiyi kabullenmenin özgür
yaşamı yaratma öncülüğüyle iddiasıyla ilgisi yoktur. Bu durumun
önüne geçmemek bizleri münafıklığa götürür ki münafıklık
kâfirlikten daha ağır ve affedilmez bir durumdur.
Bu durumlara düşmek öncü gerçeklikten kopmaktır ve bunu
yaşayanlar Önderlik ideolojisini tükettiklerinin bilincinde
olmalıdır. Çünkü bu durum uzun erimli olan mücadele
diyalektiğimizde büyük depremlerin önünü açan, özgürlük
hareketinin temellerini sarsan, yiyip bitiren, değerler üzerinde
kendini yaşatan ve sürekli kaybettiren yaşam yansımalarıdır.
Önderliğimizin emeklerine layık militanlar olmak, şehitlerimizin
yarım kalan istemlerine cevap olmak, özgür, eşit, doğal, komünal
yaşamın yaratıcısı olabilmek, bu geri gerçekliklerden sıyrılarak
bizi var eden Önderliğimiz şahsında somutlaşan özgür insan
örneğine kendimizi yakınlaştırmakla mümkündür. Ancak böyle
halkımızın özgür gelecek hayallerini gerçekleştirebiliriz, ancak
böyle özgür insanlık tarihine halkımızın adını altın harflerle
yazabiliriz.
|