ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                            SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                           ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                          SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                                   ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                          SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                                        ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                         SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                              ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                              SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                          ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                                        ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                               SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                                        ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                 SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                                     ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                  SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                                        ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                            SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                              ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                       SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                                            ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                   SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                                          ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                                                            SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                    
ANASAYFA
ÖNDER APO
ŞEHİTLERİMİZ
GERİLLA KADIN
GÜNCEL
VİDEO
FOTOGALERİ
KİTAP

Gerillacılık, Sadece Gemileri Değil Denizleri Yakmaktır

Dilzar Dîlok

 

Başkan Apo’nun yaratmaya çalıştığı özgür insanın prototipi olarak PKK saflarında şekillenen gerillayı anlatmanın birçok tarzı ve biçimi var. Ki şimdiye kadar “dışarıdan” denilenlerin, yani gerilla kimliği taşımayanların gerillayı anlatmasını bizler, gerilla kimliği taşıyanlar da merakla takip ettik. Dost düşman herkes bizden söz etti. Bizi anlatmanın ayrıcalığını yaşamak için hayati riskleri göğüsleyerek bize rağmen, bize ulaşmaya çalışanlar oldu. Bu ayrıcalığı bilen ama bununla yetinmeyen ve hissetmek isteyen, bir parça özgürlüğü, gerilla atmosferini solumak isteyenler, gelip de gözyaşları içinde ayrılanlar oldu. “Beklenmedik”leri yaşayanlar da çok oldu. Kimileri dağdakiler dedi, kimileri özgürlük militanları. Kimileri terörist dedi, kimileri ulusal direnişçiler… Daha neler neler! Bu arada genel bilimsel söylemlerin diline pelesenk olan, dışarıdan bakışın objektivite olarak kabul edilmesinin mutlak bir gerçek olmadığını, bunun acımasız ve kıyıcı bir hâkim bakışın en taraflı yargısı olduğunu da öğrendik. Gözlemcinin olguyu belirlediği gerçeğini biz de kendi inançlarımızın tarafından düşünerek ve en gerçekçi bakışın en yakından gözleyenlere, yani bizlere ait olduğunu anladık. Anladıklarımızı anlatma arayışına girdik. Başkan Apo’nun birçok çalışma yanında edebiyatı teşvik edişinin özünde bu gerçeği anlatabilmenin arayışına girmenin gizli olduğunu, yıllara sığdırılanların sonraki yüzyıla rengini verecek bir yaşam biçimini yaratacağını da bu arayışın yollarında öğrendik. Gerillayı en iyi gerilla anlatabilirdi. Binlerce ömürden süzülerek, özgür gelecek insanının yüreğine damla damla dolan yaşamı anlatma yürekliliğine ancak gerilla sahip olabilirdi. Yılların yaşanmışlığı, her anın denenerek, bedel vererek oluşturulduğu doluluk giderek kendisinden taştı ve uğruna mücadele edilen halkı da içine alan coşkulu bir akışa dönüştü.
 

Mücadelenin ilk yıllarında “peşmerge” diye hitap edilen ve şarkılara konu olan insanlara bu coşkulu akışla birlikte “gerilla” denmeye başlandı. Başkan Apo, özgürlük militanlarını hiçbir zaman “peşmerge” olarak adlandırmamıştı. Çünkü peşmergecilik, Kürdistan tarihindeki lokal isyanlarda rol oynayan, maaşlı ve dönemsel askerleri çağrıştırıyordu. Özgürlük mücadelemizin ideolojik bir hareket olması ve tarihteki çıkışlardan farklı olarak ulusal bütünlüğü esas alması da bunu gerektiriyordu. Halkımızın ise kendi tarihine bakarak özgürlük hareketinin çıkışıyla birlikte farkın derinliğini görmesi ve PKK militanlarına özgür gelecek umutlarını bağlaması, yeni umutlarla birlikte yeni kavramlaştırmayı ve bu kavramları her alana yayma çabalarını getirdi. Şiirler yazıldı, destanlar söylendi ve birçok ezgiyle saz tellerine taşındı özgür gelecek hayalleri. Gerillanın akışı, oturuşu, gülüşü, ilişkileri, konuşması, uyuması ve dahi her davranışı Kürdistan halkının dilinde destanlaşarak yayıldı. Halkımızın gerillayı özgür gelecek hayalleriyle özdeşleştirmesi, gerillayı özgür geleceğin teminatı olarak görmesi Önderliğimizde gerçekleşen özgür insan tipinin PKK’de kültür haline gelmesi ve bunun gerilla kimliğinde somutlaşmasındandır.
 

Gerilla kültürü dediğimiz, bize kimlik olan gerçekliğin bugünkü çerçevesine ulaşması, binyıllara yetecek acılarla, lanetli tarihsel gerçeğimizden çoktan çıkmayı hak eden bedellerle ve “tüm bu bedellere değdi” diyebileceğimiz özgür soluklarla, yürek ve beyin aydınlanmasıyla ilmek ilmek örülerek yaratılmıştır. Gerillada gelişen ve PKK kimliği-kültürüyle buluşmayan kişilik ve uygulamaların her dönem bir kaosu oluşturmasına rağmen aşılması ve öz gelişim dinamiğine katılması, gerilla kültürünün temelinin nihayetinde Başkan APO tarafından, O’nun sarsılmaz özgürlük inançlarıyla kurulmuş olmasından, her dönem kendini yenileyerek zamanı güçlü karşılamasındandır. Bu anlamda gerilla kültürünün Önderliğimizin kırk yıllık özlemi olan dağlarda Önderlik paradigmasını yansıtması, gerillacılığın temeline yerleşmekte, ancak bu şekilde yaratılma özüne denk bir sonuca doğru ilerlemektedir.
 

Gerillacılık, bilginin, bilimin kasapları elinde can çekişmesine karşılık, kendini çağın bilgelik seviyesine ulaştırmaktır. Yarını özgür yaratmak, dünü oluşturan gerçekliği anlamayı, tarihe doğru bakmayı, sonuçlar çıkarmayı ve bu sonuçları bugünü yaratma mücadelesinde değerlendirerek çabaya, azme, emeğe ve zafere dönüştürmeyi gerektirir. Bilinçle eyleme yönelmek doğru gerillacılığın temel şartlarındandır. Bilinçle eyleme yönelmek tüm zamanlarda korkuyu tanıyarak yenmeyi ve cesareti yaratabilmeyi gerektirir. Gerillacılık belirsizlikten korkmamaktır. Belirsizlikler karşısında cesaret kadar kendi tercihleriyle bir belirginlik yaratmak ve bunu gerçekleştirmeye adım atma yürekliliğini gösterebilmektir. Ülkemizde yaşanan savaşın ve düşmanın karakteriyle bağlantılı ortaya çıkan belirsizliklere paralel olarak şekillenen ve gerçekleşmesi mümkün olan sayısız olasılıkları görebilmek kadar bu olasılıklar arasında kararsızlığa düşmeden, amaca yönelen olasılığı tercih etmek, zayıf da olsa bunu güçlendirme mücadelesi vermek ve bunun gerçekleşme şansını yükseltmektir.
 

Gerillacılık empatik olmaktır. Gerilla kültürü, bir arada yaşamanın, her şeyini paylaşmanın, anlamlı yaşamanın, özgür bireyi ve bu bireylerden oluşmuş toplulukları yaratmanın, bu yolla anlam kazanmanın ve yaşamı yaşanabilir kılmanın adıdır. Bu nedenle yaşamın görünen görünmeyen tüm gözenekleri empatiyi geliştirme meyli vardır gerillada. Birbirimizle ilişkilerimizde bu gerçeklik yoğunlaşmış bir biçimde karşımıza çıkar. Hatta bu eğilim askeri boyuta kaydığında öyle güçlenir ki düşman karşısında dahi güçlenerek kendini gösterir. Düşmanın ne düşündüğünü, ne hissettiğini, ne yapacağını hatta nerede, hangi duygularla hareket edeceğini bilmek ve eylemleriyle bunu anladığını düşmana göstermek, başarılı bir gerillacılık örneği olarak şekillenir.
 

Gerillacılık doğal komünal yaşama güçlü bir yöneliştir. Mevcut tahakkümcü sistemleri reddetmek kadar bu sistemlerin şekillendirdiği birey gerçeğinden kendini sıyırabilmektir. Ülkemiz gerçekliğinde bu durum feodal ve kapitalist birey olmayı reddetmek ve yerine insanın özüyle uyumlu olanı koymaktır. Gerilla kültürünün oluşması bu yönlü mücadele vermek ve komünal yaşamı yaratmaya çalışmaktır. Komünal yaşamın temel şartı paylaşımdır. Gerilla sevincini ya da acısını paylaşmakla kalmaz. Kendini paylaşır. Yaşadığı sorunu, zorlandığı kişilik özelliğini, kaygısını, merakını ve özlemini paylaşır. Bu konunun edebi-felsefi potansiyeli gerilla ile ilgili tüm ifadelerde paylaşımların yer almasını getirmiştir. Manevi paylaşımlar yanında maddi paylaşım da gerilla kültürünün bir yansımasıdır. Gerilla kültürü kadar bireysel mülkiyet olgusunun en aza indirgendiği bir ortam bulmak pek mümkün değildir. Yaşam araçlarımızın ortaklığı yanında kendimize ait olan malzemelerimizin dahi gerektiğinde el değiştirmesi bunun bir örneğidir. Koşulların farklı olduğu alanlara -örneğin kuzeye- giden bir arkadaşımızın giysi, silah, şarjör, şutik gibi ihtiyaçlarını hemen aramızda karşılamamız bir tamamlanış örneği olduğu gibi komünal yaşamın güzel, anlamlı bir göstergesidir. Ve gerillada her tamamlanış yeni bir başlangıcın, bir arayışın kapılarını aralar.
 

Gerillada “önce ben” sözünün var olduğu tek durum görev, zorluk ve iş konularıdır. Ve bu kelimenin hiçbir zaman olmadığı durum ise herhangi bir ihtiyacın giderilmesi durumudur. Bu durumda kültür haline gelen yaklaşım ya da söz ise “önce arkadaşlar” sözüdür. Almak ve vermek olgularına yaklaşım gerillanın kimliği olmuştur ki bunun zirveleştiği an, en kızgın savaş anları ve o anlarda kendini, yoldaşına siper yaparak vermektir. “Önce arkadaşlar” felsefesi gerillanın beynine ve yüreğine yerleşmiştir. Kimi zaman bu durum espri konusu olacak boyuta ulaşır. Uzatılan çay bardağını kimse ilk önce almak istemeyince zavallı çayın bardakta elden ele dolaştığı, çemberin etrafında döndükten sonra kara çaydanlığın yanına tekrar geldiği az görülmemiştir. Ya da kimse almak istemeyince bardağı tutan arkadaşın çoğu zaman bilinçli olarak “elim yandı, elim elim!” diye veryansın etmesi ve bardaktan kurtulması, ardından gelen gülüşmelerle yaşamın akışına katılır. Ama hiçbir zaman görev, sorumluluk ya da bedel gerektirecek durumlarda “önce arkadaşlar” denmez. Ki eğer deniyorsa bu, kültürümüzle bütünleşememenin bir göstergesi, kişilik sorunu, özgürleşemeyen, bencil ve köle kalan bir yandır ve kendisiyle beraber aşılma mücadelesini getirir.
Vermek gerillada bir kültür olurken vermenin de bir kültürü vardır. Bir kitap, kalem, çakmak ya da herhangi bir şeyi yoldaşına vermek isteyen bir arkadaş için, vermek kadar vermenin biçimi de önemlidir. Öylesine fırlatmak yoktur bu verişlerde. İstenen şeyi kalkıp arkadaşının eline vermek, yoldaşa saygının bir ifadesi, kültürel bir yansımadır.
 

Özgürlük hareketinde, mücadele içinde canını veren yoldaşlara şehit denir. Şehit, köken olarak dinsel bir kavramdır. Davası uğruna canını verenin, sonraki yaşamını sürdüreceğine inanılan öbür dünyada cennete giderek ödüllendirileceği yönünde gelişen güçlü ve toplumsal bir telkindir. Güçlüdür çünkü bugün dahi hiçbir bilimsel-teknik gelişim bu inancı değiştirememiştir. Aynı kavram gerilla literatürümüze yerleşmesine rağmen bizde şehit gerçeğinin anlamı köksel farklılıklar içerir. Davası uğruna canını vermenin karşılığı kendisi için bir cennet sözü almak değildir. Almak yoktur. Kendinden sonra gelecek olanlar için cennet misali bir yaşam yaratmanın verişidir şahadet. Vermenin zirvesidir. Kendini veriştir. Vazgeçebilmektir. Sadece gemilerden değil, denizlerden ve yolculuklardan da vazgeçebilmektir. Fedakârlık kavramı, vermek eylemiyle birlikte geliştiğinden vermenin zirvesi olan kendini hesapsız kaygısız ve karşılıksız vermek olan şahadet de fedailik zirvesidir. Gemileri yakmanın ötesinde denizleri tutuşturmuş, yolculukları yakmış ve tarihe bir gerilla bakışının nasıl olması gerektiğini kendi eylemiyle göstermiş olan Mazlum Tekman arkadaş “Tarihe sadece bize bırakılmış bir miras olarak değil, ona, kendimizin de bir şeyler katmak zorunda olduğumuz bir emanet olarak bakabilme anlayışına ulaşabilmek” anlayışını vurgular. Bu sözüyle özgürlük iddiasındaki her gerillanın tarihi ona bırakılan bir miras olarak alması ve bunu tüketmesini reddeder. O’nun verme yaklaşımı, gerektiğinde kendini vererek tarihe bir şeyler eklemektir.
 

Gerilla mücadelemiz boyunca dönemsel olarak kimi yanılgılar, çizgi dışılıklar ve Önderlik karşıtı pratikler ortaya çıkmıştır. Kimi dönem savaşa yaklaşımdaki yanılgılarla birlikte günübirlik yaşama anlayışları gelişmiş olsa da gerillacılık, derinliğe inebilmeyi gerektirir. Gerçek gerilla, derinlere inebilmenin yükseklere çıkabilmek olduğunu bilendir. İnsana, doğaya, hayvanlara, havaya, suya ve maddeye bakışı derindir gerillanın. Gerilla kültürü maddelere salt bir tüketici gözüyle bakmamayı öğretir. Her bireyin tüm yaşamsal ihtiyaçlarını giderebilme yetisine, becerisine ulaşması, olanakları en iyi değerlendirerek imkânsız denileni başarabilme iddiasını yaratması ve başarması, salt tüketen bir anlayıştan sıyrılması yaşamın doğal akışına yerleşen, kültürel bir birikimdir. Tek yönlülüğe düşmek, gerilla kültürüne ters düşmeyi getirir. Salt düşünsel-felsefi boyutta derinleşmek yaşam karşısında pasifliği getirirken, salt pratik boyutu esas almak da amaçsız, derinlikten uzak bir duruşu getirir. Gerillaların genel olarak her şeyden biraz anlaması ve bazı konularda işinin ehli olması bundandır. Üretmeden tüketmenin yok etmek olduğunu, yok etmenin de yok olmayı getireceğini anlamıştır gerilla. Tüketimin amaçlı olması ve yaratıma dönüşmesi, gerilla için görev ve sorumlulukların ötesinde vicdani bir meseledir. PKK’nin ilk kuruluş yıllarındaki maddi manevi zorlanmalarla gelişen değer olgusu, bizlere kalan en zenginleştirici mirastır. Bizde oluşan kültür eskiyen bir malzemeyi atmadan önce bir daha düşünmeyi gerektirir. Eskiyen yağmurluğu atmaz, şarjörümüze ya da albümümüze kılıf yaparız. Bu hem yağmurluğa, hem albüme, hem de bu imkânları bize sunan ve bugünlere getirenlere saygının ve bunları süreklileştirmenin ifadesidir.
 

Gerillacılığın ilkelerinden olan disiplin, duyarlılık, yaratıcılık, tedbir ve netlik gibi konular, gerilla kültürünün temel bileşenlerindendir. Askeri kültür, giyim kuşamdaki disiplinle ilk göze çarpan, üslup hitapla tamamlanan ve davranışlarla süreğenleştirilen bir bütündür. Amaca kilitlenmek, bunun eylemselliğini oluşturmak, bunu bir ifadeye kavuşturmak ve zaferle sonuçlandırmak da bu kültürü kazanmış olmanın ürünleridir. Gerillacılığı salt savaşla özdeşleştirmek yanılgıdır. Çünkü gerillacılık başta bilinç işidir. Düşünsel, felsefi bir algı düzeyini, ideolojik bir derinliği ve örgütsel hâkimiyeti gerektirir. Ki bunlar olduğunda pratik başarının kaçınılmaz olduğu bilinir. Gerillacılığın formüllerinin temeli olan gizlilik kuralının ekolojiyle ilişkisini bilmek, bireyi ideolojiye yakınlaştıran ve bu kuralı başarıyla gerçekleştirebildiği oranda Önderliğe yakınlaştığını bilmenin iç huzurunu yaşatan bir gerçekliktir. Ağaçları rastgele ve sürekli aynı yerden kesmemek, çöpleri toplu bir yerde saklamak ya da duman çıkarmamak temel gizlilik kuralları olurken aynı zamanda doğaya saygının bir ifadesidir. Düşman karşısında kendimizi kamufle etmemiz, doğal olanı her şeye rağmen korumaya çalışan ekolojik bir yaklaşımdır.
 

Gerillacılık, güzel yaşamasını bilmektir. Kan ter içinde ilerleyen yolculuklarda dağların güzelliğini görebilmek, dağ zirvelerindeki rüzgârı hissedebilmektir. Her adımda ısrarı kadarınca kendini yenileme mücadelesi vermenin ürünlerini aldığını görebilmek, kendinden, yoldaşlarından, doğadan ve her şeyden moral alabilmektir. Kuşların ötüşlerindeki ezginin akışına katılabilmek, uçuşlarındaki özgürlük eğilimini duyumsayabilmektir. Irmakların sesini Kürdistani ezgilerin en güzeli olarak kalbine yerleştirebilmektir. Güzel yaşamak, amaçlı yaşamanın kişilik özelliği haline getirilmesidir. Kişide bu anlayışın vücut bulması ve zamanla yüceltilecek, büyütülecek bir diyalektikle ele alınmasıdır. Güzel yaşamasını bilmek kadar yaşamayı hak etmek, onurlu yaşamak ve ölümü cesaretle, amaca yakınlaşmanın gururuyla karşılayabilmek de gerçek gerilla kültürünün temeline yerleşmektedir. Serdar Arı arkadaşın yaşam ilkesi bunun en yüce ve yakın tarihimizin sıyrılan bir örneğidir. Zamanı geldiğinde uğruna ölünecek yaşamlar için yürüyebilmektir ölüme.
Gerilla kültürü, özünde PKK kültürünün gerillacılık şartlarıyla bütünleşmesidir ve özgürlük mücadelemizin teminatıdır. Bizleri bir arada tutan, Önderlik gerçeğiyle buluşturan, şehitlerle bağımızı sağlamlaştıran ve zafere yakınlaştıran temeldir. Yaşamımızın her anına yerleşen Önderlik gerçeğidir. Bugün eğer tek tek bireyler olarak kendimizi sorguladığımızda başarıya kilitlenmemenin, yaşamımızı anı anına şehitler ve Önderlik gerçeğine göre belirleyememenin ortaya çıktığını görüyorsak, kendi gerçeğimiz bir gerilla olarak buna kültürsüzlük diyebilmeliyiz. Vermeyi gerektiren zamanlarda önce arkadaşlar deyip, iş almaya gelince “önce ben” diyorsak bencilleşmişiz demektir ki bencillik kültürel bir erozyonun etkisine girişin göstergesidir. Amaçsız-üretimsiz bir tüketici konumundaysak, değer olgusundan uzaklaşmışsak ve maddelere, salt kullanılıp atılacak nesneler olarak bakıyorsak ve de maddi ihtiyaçların karşılanması bizi doyuma ulaştırıyorsa derin bir savrulma yaşıyoruz demektir.
 

Önderlik paradigmasını çarpık ele alıp gerilla kurallarının zamanında uygulanmaması yoluyla öz disiplin, tedbir, duyarlılık ve netlik olgularının uzağına düşüyorsak ve düşmanın esnemediği gerçeğine rağmen hayati kurallarımızı esnetiyorsak, kendi bencilliğimizi yaşatmak için de buna değişim-demokrasi gibi paradigmatik kavramları araç yapıyorsak, kendimize ciddi bir ideolojik müdahale yapmak durumundayız demektir.
Gemileri yakmak yerine giderek bunları sağlamlaştıracak adımlar atıp sistemle aramızdaki bağları güçlendiriyorsak, Lut’un karısı gibi dönüp arkamıza bakakalıyorsak ve reddettiğimiz yaşama umutlu gözlerle bakıyorsak eğer, bağlı olduğumuz gerçeği derinden sorgulamak ve netleştirmek durumundayız.
Yönetsel ya da yapısal sorumluluklardan kaçıp militan görevlerden kendimizi sıyırma eğilimi gösteriyorsak, yapamamacılığın kolaylığında kendi bencilliğimizle baş başa bırakıyorsak kendimizi, sınıf intiharı yerine sınıf atlama gibi geri çelişkilerle kendimizi ve ortamımızı yıpratıyorsak, emekten uzaklaşmakla birlikte yoldaşların emeği üzerinde yaşıyorsak ve bunu fiziksel-ruhsal durumumuzla gerekçelendirip yönetsel konumumuzun doğal gereği olarak görüyorsak, birlikte, eşit, özgür bir yaşamın ölçülerinden giderek uzaklaşıyorsak, bilmemiz gereken temel bir gerçek var demektir.
 

Zihinsel mutlaklıklarımızı, hükmüne girdiğimiz belirsizliklerle açıklamanın kaderciliğinden kurtulamıyorsak neyin öncüsü olabiliriz? Cesaretsizliğin, yenilgiyi kabullenmenin özgür yaşamı yaratma öncülüğüyle iddiasıyla ilgisi yoktur. Bu durumun önüne geçmemek bizleri münafıklığa götürür ki münafıklık kâfirlikten daha ağır ve affedilmez bir durumdur. Bu durumlara düşmek öncü gerçeklikten kopmaktır ve bunu yaşayanlar Önderlik ideolojisini tükettiklerinin bilincinde olmalıdır. Çünkü bu durum uzun erimli olan mücadele diyalektiğimizde büyük depremlerin önünü açan, özgürlük hareketinin temellerini sarsan, yiyip bitiren, değerler üzerinde kendini yaşatan ve sürekli kaybettiren yaşam yansımalarıdır. Önderliğimizin emeklerine layık militanlar olmak, şehitlerimizin yarım kalan istemlerine cevap olmak, özgür, eşit, doğal, komünal yaşamın yaratıcısı olabilmek, bu geri gerçekliklerden sıyrılarak bizi var eden Önderliğimiz şahsında somutlaşan özgür insan örneğine kendimizi yakınlaştırmakla mümkündür. Ancak böyle halkımızın özgür gelecek hayallerini gerçekleştirebiliriz, ancak böyle özgür insanlık tarihine halkımızın adını altın harflerle yazabiliriz.

 

 

 
HPG  YJA STAR (Özgür Kadın Birlikleri) Resmi WEB Sayfasıdır
HPGBİM tarafından yapılmıştır.
HPG Online © 2003  2007 Tüm hakları saklıdır.