|

Sistem Her
Zaman Var Olacak Mı?
Bazı
insanlar erkeklerin hükmetmek, kadınların da boyun eğmek için
doğduklarına inanır. Onlar, bu hiyerarşinin her zaman var
olduğuna ve var olmaya devam edeceğine ve doğanın diğer
kanunları gibi bunun da değiştirilemeyeceğine inanır. Ancak bu
inançlara meydan okuyanlar, ataerkil sistemin doğal değil insan
icadı olduğunu ve dolayısıyla değiştirebileceğini söyleyenler de
vardır. Ataerkil sistem her zaman var olmadı, bir başlangıcı
vardı ve bundan dolayı bir sonu da vardır. Ataerkil sistemin
doğal ve evrensel olduğuna inananlar ile olmadığını söyleyenler
arasındaki tartışma aslında yüzyılı aşkın bir zamandır sürüp
gidiyor. Burada, ataerkil sistemin kökeni ve varlığı ile ilgili
feministler tarafından ortaya konulan ana kuramları kısaca
inceleyeceğiz.
Gelenekçi Bakış Açısından Ataerkil Sistem;
Tüm gelenekçiler ataerkil
sistemin biyolojik temelli olduğunu kabul ederler. “İster dini
ister bilimsel bir çerçeve içinde çalışsınlar, gelenekçiler
kadınların ikincil konumunu evrensel, tanrı vergisi veya doğal,
dolayısıyla da değişmez olarak kabul ettiler. Onlara göre bu
sistem ayakta kalabildiği ve bunu en iyi olduğu için başardı;
öyleyse değiştirilmemelidir.” Bu iddia; kadınlar erkeklerden
aşağıdır, çünkü öyle yaratılmışlardır ve bundan dolayı da onlara
farklı roller ve görevler verilmiştir, görüşündeki dini
yaklaşımla ortaya çıkar. Bilinen tüm toplumlar, cinsiyetler
arasındaki başlıca biyolojik farklılık üzerine temellenen
böylesi bir işbölümünü kabul eder. “Onların yani kadınların
biyolojik işlevleri farklıdır, öyleyse onların doğal olarak
farklı toplumsal rolleri ve görevleri olmalıdır” denilmiştir. Ve
bu farklılıklar doğal görüldüğü için, kimse cinsel eşitsizlik ya
da erkek egemenliğinden dolayı suçlanamaz. Gelenekçi iddialara
göre, kadınlar çocuk yaptıkları için, onların hayattaki esas
hedefi anne olmaktır. Ve esas görevleri de çocuk doğurmak ve
çocuk yetiştirmektir. Böylesi geleneksel görüşler, sadece dini
ideolojinin tekelinde değildir. Sahte bilimsel kuramlar da
erkeklerin üstün, kadınların değersiz olduğunu ispatlamak
amacıyla yayılmaktadır. Bunların pek çoğu, kadınların çocuk
doğurması ve aylık kanamaları olması nedeniyle
güçsüzleştiklerini ve bundan dolayı da yetersiz kaldıklarını
iddia ediyor. Aristo’da benzer ‘kuramlar’ ileri sürdü. Ve
erkekleri aktif, dişileri edilgen olarak tanımladı. Onun için
dişi “Sakat erkek, eksik erkekti” ve bir ruha sahip değildi.
Modern psikoloji de, kadınların biyolojisinin onların
psikolojisini ve dolayısıyla yeteneklerini ve rollerini
belirlediğini iddia eder. Freud, kadınlar için “Gövde yapısı
(anatomi) kaderdir” der.
Kadının İkincil
Konumunun Evrenselliğini Reddederek Ataerkil Sistemin Kökenini
Araştıran Akımlar;
Yüzyılı aşkın bir süredir,
kadınlar ve erkekler ataerkil sistemin kökenini anlamak için
uğraşmaktadırlar. Ne zaman ve ne için ortaya çıktı? Şu tür
sorular sordular; ataerkil sistemden önce kadınların erkeklere
egemen olduğu anaerkil sistem mi, yoksa cinsler arasında eşitlik
mi vardı? Erkeklere ve kadınlara farklı roller nasıl verildi? Ne
zaman emir altına girmeye, ikincil konumda olmaya başlandı? Bu
soruları sormak ve onları cevaplandırmak; sadece geçmişimizle
ilgili merakımızı gidermek için değil, öncelikle kökenini
anlamamız gereken ataerkil sisteme karşı koymak ve cinsiyete
dayalı hiyerarşinin olmadığı bir toplumu planlamak için çok
önemlidir. Ataerkil sistemin kökeni hakkındaki ilk analizleri
Engels geliştirdi. Engels; kadınların ikincil konumunun özel
mülkiyetin gelişimi ile başladığına inandı ve ona göre bu Dişi
cinsin dünya çapındaki tarihi yenilgisi oldu. Özel mülkiyeti
geliştiren koşulları ortaya koyduktan sonra; “Erkekler güç ve
mülkiyeti ellerinde tutmak ve bunu çocuklarına bırakmak istediler.
Bu mirası emniyete almak için annehakkı ortadan kaldırıldı. Baba
hakkını yerleştirebilmek için, kadınların evcilleştirilmesi
hareketlerinin sınırlanması ve cinselliklerinin düzenlenmesi ve
denetim altına alınması gerekliydi” diyen Engels’e göre; bu
dönemde ve bu sebeplerle ataerkil sistem kuruldu ve kadınlar
için tek eşlilik zorunlu kılındı. Engels’e göre, devlet
kurumunun gelişimiyle birlikte tek eşli evlilik, karının ev içi
emeğinin “Özel hizmet ve karının baş hizmetçi haline geldiği ve
toplumsal üretime hiçbir zaman katılmadığı” ataerkil aileye
dönüştü. “Annehakkının ortadan kaldırılması dişi cinsin dünya
çapındaki tarihi yenilgisiydi. Erkek evde de hakimiyeti ele aldı;
kadının konumu köleliğe indirildi; kadın erkeğin şehvetinin
kölesi ve çocuk yapımı için bir araç haline geldi.”Engels ve
diğer Marksistler kadınların ikincil konumunu sadece ekonomik
açıdan ifade ettiler. Onlar, özel mülkiyetin ortadan
kaldırılması ve kadınların iş gücüne katılmasının ardından
ataerkil sistemin yok olacağını savundular. Onlar için en önemli
çelişki cinsiyetler değil, sınıflar arasındaydı. Kadınların
kurtuluşu için önerilen strateji, kadınların işgücüne ve sınıf
mücadelesine erkeklerin de katılmalarıydı. Başka erkekler ve
Marksist feministler Engels’in tezini geliştirdi. Ancak çok
sayıda feminist Engels’in açıklamalarını eleştirmiş; yeni
antropolojik araştırmalar kadınların tarımın geliştirilmesinde
ve geçimi sağlamakta oynadığı önemli rolü gösterirken, bu da
Engels’in “Avcı erkek” modeline ilişkin ciddi sorular ortaya
çıkarmıştı.
Feministler, Engels’in ekonomik
etmenler üzerindeki vurgusu ile kadınların ikincil konumu
konusunda yetersiz bir açıklamaya ulaşıldığını düşünüyor ve işçi
sınıfı ailelerindeki kadınların ikincil konumunun maddi temel
olmadığına ilişkin iddiasını kabul etmiyorlardı. Radikal
feministlere göre ataerkil sistem, özel mülkiyetten önce oluştu.
Onlar, esas ve temel çatışmanın sınıflar değil, cinsiyetler
arasında olduğuna inanır. Radikal feministler tüm kadınları bir
sınıf olarak görürler. Radikal feministler ataerkil sistemi
kadınların biyolojisi ile değil, erkeklerin biyolojisiyle
bağlantılı olarak değerlendirirler. Bunlar erkeklerin tecavüz
etme yetisi ile kadınlara boyun eğdirdiklerini savunurlar.
Tecavüzün kadınlar üzerinde erkek egemenliği ve erkek üstünlüğüne
yol açtığını söylüyorlar.
Ayrıca ataerkil sistemi erkek psikolojisi ile bağlantılı olarak
değerlendiren feminist görüşler de var. Bunlara göre; erkekler
doğuramadıkları için psikolojik olarak bunu telafi etme ihtiyacı
duyarlar ve bu yüzden hakimiyet kurumları inşa ederler. Radikal
feministler kadınlar ve erkeklerin biyolojileri ve psikolojileri
dolayısıyla iki ayrı sınıfa ait olduklarını savunurlar. Erkekler
yöneten sınıftır. Ve doğrudan şiddet kullanırlar yönetirler ve
bu şiddet zaman içinde kurumlaştırılır.
Radikal feministler, sabit biyolojik
belirlenmişlikleri (Biyolojik determinizm) veri olarak kabul
ettikleri için eleştirildiler. Eğer böyle ise toplum nasıl
değiştirilir? Onlara, aynı zamanda cinsel sınıf sistemi ve
ekonomik sınıf sistemi arasındaki bağlantıları iyice
araştırmadıkları ikisini özerk sistemler olarak ele aldıkları
için karşı çıkıldı. Bizim de kabul ettiğimiz ve genelde de kabul
gören görüş; ataerkil sistemin, kadının cinselliği ve
doğurganlığı üzerinde kullanılan erkek cinsinin hakimiyetine
bağlı olarak geliştiği yönündedir. Özel mülkiyetin temelinde de,
kadınların cinselliğinin ve doğurganlığının erkekler tarafından
zorla ve kendi malları gibi kullanımı vardır. Bu gerçekten de
özel mülkiyetten ve sınıflı toplumdan önce gerçekleşti.
İlk devletler ataerkil sistem etrafında ve şeklinde örgütlenmişti;
böylece kuruluşundan itibaren devlet, ataerkil ailenin
korunmasına zaruri bir ilgi duydu.
|