ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                            SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                           ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                          SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                                   ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                          SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                                        ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                         SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                              ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                              SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                          ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                                        ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                               SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                                        ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                 SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                                     ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                  SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                                        ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                            SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                              ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                       SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                                            ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                   SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                                          ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                                                            SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                    
ANASAYFA
ÖNDER APO
ŞEHİTLERİMİZ
GERİLLA KADIN
GÜNCEL
VİDEO
FOTOGALERİ
KİTAP

TOPLUMSAL KURULUŞUN ÖZNESİ KADINDIR

Eylem Şoreş


Doğanın, ananın bilincini, yürek atışlarını ilk defa duyumsayan, özümseyen ve bu zenginlik üzerinden kendini var eden kadınlar olmuştur. Doğanın kucağında kendi varlığını tanımlayan ya da kendini bilen kadın, ikinci doğanın örülmesinde temel toplumsal öznedir. Dolayısıyla doğa, kadının ilk öğretmenidir. Kadınla doğa arasında bir birini besleyen, zenginleştiren, bütünleyen organik bir ilişki vardır. Bunu ana-çocuk, âşık -âşık olunan ilişkisine benzetmek de mümkündür. Toplumsal var oluşun başlangıç tezinde böylesine akıldaş, duygudaş, enerjiyi sinerjiye çeviren, dolayışlı bir ilişki söz konusudur. Bilincin ve ruhun doğadan kopmadığı, diyalektik doğalcı bakış açısının hâkim olduğu, bu toplumsallık sürecinde, bilgiyle insan arasında hiyerarşik bir örgü yoktur. Bilgi soyutlanarak kutsallaştırılmamış, yaşamın canlılığında yoğrularak yapıcı bir rol oynamıştır. Bu organik ilişkinin özünde sürekli öznelliği ve farklılaştırmayı artıran, bir dinamik söz konusudur. Bu zihniyet doğal toplumun kurucu öznesi kadının, doğasal, sezgisel bütüncül felsefesinden kaynağını alır. Özgürlüğü besleyen bir çeşitlilik, bütünleyiciliği artıran bir etkileşimlik, bireyselliği güçlendiren bu tarzdaki toplumsallığın, zihniyet haritası doğalcı felsefedir. Kadının doğal toplumda, doğanın zenginliğinden, yaşlının tecrübesinden, gencin dinamizminden harmanlayarak oluşturduğu zihniyet, toplumsal bir karakter taşır. Doğa, birey, toplum arasındaki ilişkiye tahakküm iktidar girmemiştir. Bilgi edinme, kimlik kazanma ve toplumsallaşma süreçleri, birbirinden kopartılmamıştır. Bu toplumsal formdaki birbirini besleyen barışçıl bilinçlenmenin temelinde toplumsallığın feminal karakteri yatmaktadır. Doğa okulunun bağrındaki bu toplumsal çeşitlilik de herkes her şeyi, özneleştirdiği için, herkesten ve her şeyden her şey öğrenilir. Öğrenme birileriyle bazı mekânlarla bazı kaynaklarla sınırlandırılmamıştır. Yaşamın her alanına dağıtılmış, her şeye tinsellik kazandırılmıştır.

 

Evcil ana düzenine karşı geliştirilen karşı devrim niteliğindeki erkek düzeni, toplumsal dokuyu kadavralara bölmüş, bilgiyi, eğitimi, iktidarın aracı haline getirerek, toplumdan soyutlayıp mülkleştirmiştir. Erkek egemenlikli toplumsallık, kadının birikimleri toplumcu değerlerinin ters yüz edilerek, inkârı üzerinden geliştirilmiştir. Toplumsal var oluşun özdeğini nesneleştirerek özünden koparmak, anlamsızlaştırmak eril sistemin insanlığın başına ördüğü en büyük komplodur. Organik toplumundaki bilginin, tecrübenin demokratik komünal karakteri, toplumun üstünde ezici toplumsal enerjiyi atomize eden bir hal almıştır. Parçalanan toplumsallık, parçalanan zihniyet, kişilik, kimlik olmuştur. Dizginsiz bir at misali şahlandırılan mutlak akılcılık, duygudan, felsefeden yoksul bilimsellik, öldürülen insanlığın, başlangıç çizgisi olmuştur. ”En”li kategorize eden, merkezileştiren, karşıtlaştıran, kendini daima bir zıtla ifade eden, dolayısıyla analitik zekâyla duygusal zekâyı birbirinden koparan, bu ölümcül zihniyetin kaynağı erkeğin anti doğasal karakteridir. Bu anlamda doğa, kadın ve toplum arasındaki yekvücut ilişkisinin bozulması, insanlığın en büyük felaketi, yaşam felsefesinin bitişidir. Erkek tarafından fethedilmesi, sömürülmesi nesneleştirilmesi gereken doğaya yaklaşımla kadına, topluma karşı geliştirilen iktidarcı yaklaşımlar benzerdir. Varoluşunu doğaya, anaya borçlu olan insanlık, onlara ihanet ettiği için yok olmakla yüz yüzedir.
 

Toplumsallaşmanın kök hücresi olan doğal toplumun, özgürlükçü zihniyeti ve ekolojik yapılanması, toplumsal evrim boyunca varlığını sürdürmüştür. Bu ana damar, kadınlar ve halklar için bütün zaman dilimlerinde yaşam alanlarının oluşmasında neden olmuş nefes borularıdır. Tarih boyunca İnanna’nin mücadelesinde, etnisitenin direnişinde, Rönesans’ın akılla duyguyu yoğuran özgürlükçü felsefesinde… Toplum kadının doğal eğitici, düzenleyici, kurucu özelliklerinden yoksun bırakıldıkça özsüzleşmiş biçimsizleştirilmiştir. Çünkü kadınlar toplumun heykeltıraşları, dokuyucularıdırlar. Toplumsal çekirdeğin kimlikleşmenin oluşumunda, kadın emeği başattır. Dünyanın bütün çocukları sevgi ve bilinçle yoğrulmuş, bu evrensel emeğin yaratımı olurken, bu emek eril zihniyet tarafından küçümsenir, anlamsızlaştırılıp hatta yok sayılmıştır. Kadının ev içindeki emeği, emek sayılmayıp “ev hanımlığı” diye tabir edilerek basitleştirilir. Emeği ücretle özdeşleştiren metalaştıran erkek egemenlikli zihniyet aynı yaklaşımı çocukların, gençlerin ve yaşlıların emeğine karşıda sergilemektedir. Ananın sütüne, incelikle emek verişine, titreyişine ihanet etmiş bir toplumsallıktır erkek toplumsallığı. Dolayısıyla ataerkildir, cinsiyetçidir. O kadar cinsiyetçidir ki çocuğu büyüten kadın soyadını veren babadır. Bir erkek çocuğu annesi yetiştirmesine, eğitmesine rağmen o babasının oğludur. Erkek çocuk annesini yâdsıma üzerinden erkekleşir. Bir erkek“duygusal olmayacaksın, ağlamayacaksın, kız çocuklarla oynamayacaksın vb.” ölümcül sözlerle terbiye edildiğinde yaşamdan kopar, kaynağına karşı yabancılaşır. Dolayısıyla kadını toplum hissedecekse, hangi noktalarda ihanet ettiğini çözümleyerek hissedebilir. Analarımız sütlerini ancak bu şekilde helal edebilir.
 

Kadınlık zayıflıkla, çaresizlikle, erkeklik güçle, hâkimiyetle benzeştirildiği ve bu kölelik her iki cinse de içerildiği için, cennet anaların ayakları altından çekilmiştir. Kadının, erkeğin, düşüncenin, duygunun, bedenin vb. her şeyin iktidarın yeniden üretimi için metalaştığı, sömürünün zirvesel ifadesi olan kapitalist toplumda, kadın doğası emeği çok ince bir tarzda kullanılarak sistemin hizmetine sokulmuştur. Kadının iyileştirici, koruyucu, öğretici, duyarlılıkla örülü içsel enerjisi erkek egemenlikli sistemin üretimi ve sürekliliği için, nesneleştirilmiş özne durumundadır. Dünyada hizmet sektöründe gücü, emeği en fazla kullanılan kadınlardır. Öğretmenlik, hemşirelik, sekreterlik vb. mesleklerde kadınların yer alması tesadüf değildir. Kadınların doğalitesinden gelen özelliklerin başkalaştırılıp, gücünün cinsiyetçi sisteme akıtılmasıdır. Dolayısıyla kadın bu sistem için her gün yumurtlayan tavuk konumundadır. Tek sesli, tek renkli bu organizasyonun yürütücü organları konumundaki kadınlar, her zaman felsefe ve bilim ve siyaset alanlarından uzak tutulmuşlardır. Halbuki tarihsel akış içerisinde Grek felsefesine kaynaklık eden kadın yüzlü Dionyoss kültürü ve onun öncesindeki ana tanrıça kültüdür. Yine aydınlanma felsefesi, doğa ve kadına yeniden dönüşle, yeniden doğuş sağlamıştır. Yine 20.yüzyılın ikinci yarsında sonra gelişen feminist hareketlerde, modernist düalist paradigmayı çok güçlü eleştiriye tabi tutarak, felsefe ve bilimin erkek yüzünü açığa vurmuştur. Dünyanın en eski en evrensel paradigması olan kadın ve erkeğin karşıtlaştırılması üzerinde, akıl, duygu, beden ayrıştırılarak, bilim ve felsefe yol ayrımına girmiştir. İktidarın meşruiyeti için felsefe ve bilim birbirinden kopartılmıştır.
 

Demokratik komünal değerlerin uzantısı niteliğindeki sosyalist hareketler içinde de kadınlar yer almıştır. İspanya şehir komünarlarının kuruluşunda, Paris komününde, Fransız devriminin en ön barikatlarında, Rus devriminde ve ulusal kurtuluş mücadelelerinde kadınlar aktif rol oynamışlardır. Büyük emekler ve yüce bedellerle yürütülen bu mücadeleler, insanlığın özgürlük hafızasında büyük birikimler, duruşlar ve toplumsal değişimler yaratsalar da, toplumsal dokudaki cinsiyetçi hiyerarşik karakteri köklü bir değişime uğratamamıştır. Devletçi sosyalizmin kaba materyalizme, determinizme ve sınıf iktidarına dayalı demokrasiden uzak felsefesi kadın sorununa dair teorik belirlemeler yapsa da, sorunsallığı derinlikli alıp çözmede yetersiz kalmıştır. Sınıf temelli bakış açısına sahip sosyalist teori, toplum içindeki ataerkil jerontokratik tahakküm üreten en eski mikro iktidar ilişkilerini ortadan kaldırmamıştır. Dolayısıyla tarihin ilk sınıfı, ilk ezileni, en eski en örtük çelişkisi olan cins çelişkisine karşı tahlil boyutunda bazı ilerlemeler sağlansa da, kadın mücadele içerisinde tekrar yedeklenmiş, öz gücünü, iradesini, düşünüşünü yaratmaktan uzak kalmıştır. Kadın örgütlülüğü sosyalist hareketler içerisinde bir kol örgütlenmesini aşamamış, merkezi devlet yapısını güçlendiren bir pozisyonda kalmıştır. Kadın özgürlükçü doğasal zihniyeti ekseninde, ideolojik, sosyal, ekonomik alanda öz üretimi gerçekleştirememiş, kendi toplumsallığını yaratamamıştır. Sosyalist hareketler içinde çok güçlü, radikal kadın duruşları da açığa çıkmıştır. Fakat bu duruşlar bir ideolojik kimliğe, öz örgütlülüğe, yapılanmaya dönüşmediği için bireysel kalmıştır, bireysel kaldığı içinde devletçi sosyalizmin iktidarcı, cinsiyetçi, anti demokratik karakteri üzerinde değiştirici dönüştürücü bir etki yaratamamıştır. Örneğin bir kadın anarşist olan Emma Goldman Bolşevik hareketin ulus devlet, şiddet ve devleti çizgisine çok güçlü eleştirileri olmuştur. “ Bolşevizm pratikte gönüllü bir komünizm formu değil, baskıcı devlet komünizmi olduğunu öne sürer. En dipteki bireysel şiddeti yaratan, en tepedeki örgütlü şiddettir vb. değerlendirmeleri kadının demokratik komünal bakış açısındaki derinliği gösterse de, sistemli bir özgün felsefeye ve ideolojiye dönüşmediği için etkisi zayıf kalmıştır.
 

Bilindiği gibi Önderliğimiz kadın sorumsallığını diğer Önderlerden çok daha farklı, özgün, derinlikli bir tarzda ele almıştır. Cins çelişkisini toplumsal kuruluşun ve değişim merkezine yerleştirilmiş, kadın kurtuluş ideolojisi ve öncülüğünü öz yeterliliğine dayalı bir öz örgütlülükle adeta iğneyle kuyu kazarcasına çok büyük bir emekle, çabayla yaratmıştır. Devrim içinde devrim niteliği taşıyan böylesine güçlü bir kadın militan duruşu ve kitlesel örgütlülüğü derinlikli bir yoğunlaşma ve eğitimle açığa çıkarılmıştır. Önderlik zemininde özgür yaşamla yapılan diyaloglar ve çözümlemelerle kadına içerilmiş kölelik açığa çıkarılmış, özgürlükçü duruşlar güçlü bir eleştiri ve sorgulama üzerinden yaratılmıştır. Dolayısıyla Önderlik zemininde duygusal, düşünsel, bedensel anlamda görülen eğitimler, kadını kadınla buluşturmuş onu kimlikleştirmiştir. Önderliğimizin eğitim tarzında analitik zekâyla, duygusal zekâ birleştirilmiş, söz yaşam gücüyle çelikleştirilerek özgür irade de somutlaştırılıp anlamlandırılmıştır.
 

Kadınlar tarih boyunca yasak meyveden yani bilgiden uzak tutulmuşlardır. Hatta ona el uzattığı için cennetten kovulmuş, günahkâr sayılmıştır. Çünkü o cennettin hâkimi, sahibi, tanrı, onun gölgesi Âdem’di. Bilincin yaratıcısının bilinçsizleştirilmesi, erkek egemenlikli iktidarla bağlantılıdır. Erkek hâkimiyeti bilincin, dolayısıyla “öz düşünüm olan özgürlüğün,” halklardan, kadınlardan çalınmasıyla tekelleşmesiyle kurumlaştırılmıştır. Egemenliğin, ruhumuzdan, bilincimizden geçmesi zihniyetimizin köleleştirilmesi üzerinden örülen bu ince iktidarla bağlantılıdır. Biz kadınları her gün geriye çeken, “yapamam, edemem, anlayamam” vb. binlerce ölümcül gel gitlerle yaşam dışı hale getiren bu iktidarı çözdükçe, özgürlükleşmeye adım adım yakınlaşacağızdır. Kadınların üzerine serpilen bu ölü toprağı, kadının duygusuyla, zekâsıyla yaşama çevirerek çiçeklendiren Önderliğimiz, bunu kadının ruhunda, zihniyetinde örülen duvarlarla çarpışarak sağlamıştır. İçsel enerjisi, bedeni, zekâsı örselenen dolayısıyla doğalitesine yabancılaşan kadın, ruhsal ve düşünsel içerikli eğitimlerle kendini bulabilmiştir. Bu aynı zamanda erilleşen bilinç dünyasına, felsefesine karşı kadın bakış açısının yüklenimidir. Kadının doğalitesinden kaynaklı yaşama daha yakın olması, bilincinin daha yaşamsal kurucu olmasını beraberinde getirilmiştir. Yaşam kadınla güzeldir. Kadın yaşamın öznesidir, ruhudur. Sezgilerimizi akılcı bir temeli olmayan, yanlış sonuçlara götüren bir yetenek olarak tanımlamak yerine, gerçekte ruh sesinin konuşması olarak tanımlamak, bizi daha kendimizle barışık ve güvenli kılacaktır. Erkek egemenlikli sistem tarafından basitleştirilen sezgi gücümüzü analitik zekâmızla birleştirip yaşama akıtmak, yaşamın kadın yüzünü açığa çıkaracaktır. Çünkü sezgi şimşek hızındaki içsel görü, içsel işitme, içsel duyum ve bilişten oluşmuştur.

 

 


 

 

 
HPG - YJA STAR (Özgür Kadın Birlikleri) Resmi WEB Sayfasıdır
HPG-BİM tarafından yapılmıştır.
HPG Online © 2003 - 2007 Tüm hakları saklıdır.