Ş.BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                                          Ş.BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                                          Ş.BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                                                     Ş.BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                               Ş.BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                                       Ş.BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                                            Ş.BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                                                  Ş.BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                                             Ş.BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                                                        Ş.BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                            Ş.BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                                            Ş.BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                                           Ş.BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR 
ANASAYFA
ÖNDER APO
ŞEHİTLERİMİZ
GERİLLA KADIN
GÜNCEL
VİDEO
FOTOGALERİ
KİTAP

Tarihi tarih yapan, arayışların yaratmış olduğu direnişlerdir

Kinem Aryen


Özgürlük neden bizde bir tutkudur?
Yok sayılmaya, bitirilmeye mahkum edilen bir halkın umutlarını, Güneşimizin deyimiyle “iğne ucuyla kuyu kazar misali” özgürlüğü yaratmaya ve onunla buluşmaya çalışan insanlarız. Kendilerini özgür sananların, kendilerini kandıranların bunu anlayabilmesi mümkün mü? İnsanca yaşam koşullarının ortadan kaldırıldığı, insana dair hiçbir şeyin bırakılmadığı bir dünyada, en doğal yaşam haklarını isteme ya da arama suç olarak nitelendirildi. Buna terörizm damgası vuruldu.
 

Yaşamı yok etmeyi kendileri için varoluş nedeni sayanlar, yaşam arayışçılarını ne kadar anlayabilir ki? Kendi dilinden, kendi kültüründen uzaklaştırılan, kendisine yabancılaştırılan bir halkın mücadelesine, bunu yaratan egemenlerin anlam verememesi ve saldırmasını neden yadırgayalım ki? Onların işi köle yaratmaktır. Bizleri anlamalarını beklemiyoruz.
Kadın gerçekliği kapitalizm ve öncesinde paramparça edilmiştir. Kendine göre kadın oluşturma mantığıyla kadının parçalanmamış yanının kalmadığı günümüzde, Kürdistan’da PKK ile beraber kadın bilincinde bir uyanma gerçekleşmiştir. İradesi kırılarak metalaştırılıp kullanılan bir cins konumuna düşürülen kadın, erkeğin kölesi olmayı reddederek özgürlük arayışlarını derinleştirmiştir. “Ben de varım” diyen kadın, kendisi için tüm sınırların tutulduğu, yaşam olanaklarının sınırlandırıldığı erkek egemenlikli bir dünyada, özgürlüğe koşmaya başlamıştır. Ve kendisini amaçları uğruna bir bomba yapıp patlatacak, bedenini ateşe verecek kadar bilinç ve irade keskinliği gösterecek cesareti kazanmıştır. Bu düzeye varmış kadının özgürlük iddiası karşısında hiçbir gücün dayanabilmesi mümkün değildir. Yüreğini, beynini duygularını özgürlüğe yatırmış kadının özgürlük bilincinin sembolü insanın o ada’da ki yalnızlığını, bir derviş misali anlamak, yoldaşlık sevdalısının öfkesi ile bilenen yüreğin kinini kime nasıl anlatmalı! Belki bir bilmecedir yaşayanlar dışında bu yaşanan gerçek.
 

Anlaşılmayı bekleyen bir halkın yiğit oğulları ve kızları, dağlarda kendilerine ait kaybolmuşları aramaktalar, düşmana inat, ruhsuzluktan kurumuşlara inat. Dağlar umut, özlem, kurtuluş, haram edilmişlikleri helale dönüştüren mekân. Ya direniş ya teslimiyet dayatılmış onlara: Yaşam umutlarını yitirmeden düşmüşler yollara, aramışlar umudu ve özlemi. Belki zamanın aklında ‘iflah olamaz bir delilik’ olarak nitelendirebilirler. “Olsun!” diyecekler tebessümle...
 

Erdemlilik kör bir kuyuya atılmak istenmiştir. Dostluk dışında sevgi ötesinde duygu ve düşünceyi hissetmeyi öğrenmemişlerin hikâyesini anlatacaklar.
Bir de, ”Bu hikâye lanetliliğin hikâyesidir,”diyerek, insansızlaştırmayı sanat edinmişlerin hikâyesini anlatacaklar…
 

Sınırsız sevgilerimizden beslenen bitimsiz öfkelerle yaşayan insanlarız biz. Toplumların en güzelini yaratma umuduyla yaratıyoruz. “Bizleri farklı kılan nedir” diye soruyoruz kendi kendimize.
Özgürlük tutkumuz değilmidir? Peki, bizleri bu kadar özgürlüğe tutkulu kılan nedir?
İçerisinden çıktığımız toplum gerçekliği insanları yutacak bir girdap misali: Yuttu yutacak, gerilikler o kadar örgütlü ki hele bir ana ya da bir kadın için yaşam o kadar zor ki; Her gün sırat köprüsünden geçiyoruz. Kadın olmak bile suç, bedeller verilmek zorunda yaşamda. Her koşul altında kadının acı çekmesi kadermiş gibi dayatılacak ona. Bizi doğuran, emziren, büyütüp besleyen analarımız, bin bir kölelik zincirinin halkalarına bağlıyken bizler ne kadar özgür olabiliriz ki? Anayla başlamadı mı her şey? Kadın yaşamdı ama yaşamımızın içi boşaltılmaya çalışılıyor. Farklılıklarımız yaşama ve özgürlüğe bitimsiz bağlılıklarımızdır. Özgürlüğe susamış bir halk ve cinsiz. Özgürlük dışında her şey dayatılmış bize. O halde özgür yaşam koşullarımızı yaratmalıyız. Bu da özgür bir toplum, özgür bir kişilik, özgür bir cins gerçekliğiyle oluşturula bilinir. Bizler aklının sesinden çok yüreğinin sesini dinleyen, bir halkın evlatlarıyız. Böyle bir halkın terbiyesinden; ana terbiyesinden geçmişiz. Yüreğin sevgiyle yumuşayacağına umudumuz ve inancımız sonsuz. Yıllardır hep sevgiyle umutla yüreklerimizi yumuşatmak istedik. Oysaki yüreği nasır bağlayan erkeğin hükmündeki sistem yüreğimizi acıyla, baskıyla, zulümle bastırmak istedi. Unutulmamalıdır ki dövülen yürek nasır tutmaz. Her geçen gün yüreklerimiz, bağlılıklarımız derinleşiyor. Şiddetten beslenen zulüm ve bu düzenin bekçileri bilmezler ki yüreğimizin yufkalığı sadece sevgiyle emzirilmekte. Bizleri özgürlüğe tutkulu kılan, analarımızın sevecenliği kadar, onların köleliğine duyduğumuz büyük öfkelerdir. Sabrımızı taşıran tutsaklığa duyduğumuz öfke ve intikamdır.
 

“Bizleri dağların doruklarında yıllardır ne besledi” diye soranlara cevabımız; “rüyalarımızı, umutlarımızı süsleyen bir resim güzelliğinde gülümseyen bir çift karagöze duyduğumuz sevginin bitimsiz coşkusudur” deriz. Herkesin her şeyi pazar terazisinde satılığa çıkardığı bir zamanın dışında kendilerine mekân yaratanlar olarak, alınıp satılamaz bir sözcüğe bedel koyduk yüreğimizi. Onun adı dostluktu. Dağlarda yaşamaya karar verdiğimizde, insanın her şeyi yapabileceğinin gücüne inandık. İnançlar, bağlılıklar yürütür insanı. İnancı olmayanların bağlılığı olmaz. Öfkelerimizi demirle dövdük, çelik haline getirdik. Sabrın büyüklüğünün yürek büyüklüğüyle baş başa büyüdüğünü öğrendik ve hüzünlendik. Çünkü analarımız sabrın sınırının ötesindeki gazabı öğretmişti bizlere. Dağlarda bizleri besleyen öfkeden sonra yaşanan çaresizliklerimizin çaresinin yanı başımızdaki bir dostun tebessümünde olduğunu öğrendik.
 

Kışın bütün renklerini donduran soğuğunda oda yalnızlığında bir dostun yüreğine sığınarak ısınmayı, yaşamayı, yaşatmayı öğrendik. Bütün ışıklar karartıldığında, en karanlık gökyüzünde kapkara bulutların arasında parlayan yıldızın ışığındaki mavi parıltıyı yürüyüşlerimizde menzil seçmeyi öğrendik. Ve yürüdüğümüz tüm yollar bizi umuda taşıdı. Özgürlüğün arayışında, sevdalarımızın bize öğrettiği güzellikleri yaratmayı öğrendik. Özgürlüğü ararken, sabrımızı, sevgilerimizi, öfkelerimizi, umutlarımızı besleyenin bir menzil değil, yürüyüşün kendisi olduğunu öğrendik. Özgürlüğün bedelleri var ve ağırdır. Olsun! Yüreğimizi koyduk... Anaların bütün yürek acılarına rağmen yine barış ve kardeşlik sesinin hep karşılıksız kalmasıyla tek yol bırakılıyor bizlere: Ateşi ateşle söndürmek!
 

Tarihi tarih yapan, arayışların yaratmış olduğu direnişlerdir. Bir insanda bir toplum yeniden doğdu. Tüm yaşam gerekçesi, yaşam ağırlığı bir insanda somutlaştı. Bir ağaç tüm besinini köklerden alır. Kök bellektir ve onu oluşturan gerçektir. Ağacın gölgesi hep çölün gazabından korur insanı. Ve tarih tersine döner birden. Özgürlük çölde serap mı? Denizde yalnız bir ada mı? Olsun! Yinede tutkudur…

 

 

 


 

 

 
HPG - YJA STAR (Özgür Kadın Birlikleri) Resmi WEB Sayfasıdır
HPG-BİM tarafından yapılmıştır.
HPG Online © 2003 - 2007 Tüm hakları saklıdır.