ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                            SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                           ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                          SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                                   ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                          SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                                        ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                         SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                              ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                              SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                          ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                                        ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                               SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                                        ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                 SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                                     ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                  SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                                        ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                            SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                              ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                       SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                                            ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                   SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                                          ŞEHİT BERİTAN ÖZGÜRLÜK ONURUMUZDUR                                                                                                            SAVAŞAN ÖZGÜRLEŞİR, ÖZGÜRLEŞEN GÜZELLEŞİR, GÜZELLEŞEN SEVİLİR                                                                    
 

 MEŞRU SAVUNMA STRATEJİSİNDE KADIN ORDULAŞMASI

                                                     

 

 SAVAŞLARIN KÜRT TOPLUMSAL GERÇEĞİ ÜZERİNDE ETKİLERİ VE KADININ DURUMU

 

Sürekli işgal ve istilalara maruz kalan Kürdistan'da kadın, savaşlardan etkilenen en önemli kesimdir. Bu savaşlarda kadınlar egemen güçlerin hedeflerine ulaşmak için kullanmak istedikleri bir nesne, savaşın en önemli ganimeti haline dönüştürülür. Diğer yandan Kürt savaş karakterindeki isyan anlayışı ve sonuçları kadın üzerinde derin izler bırakmıştır.
Egemen güçlerin kadını hedefleyerek toplumu pasifleştirme, teslim alma, iğdiş etme yaklaşımları hemen hemen her dönemde yaşanır. Kadın bir düşürme aracı olarak kullanılır. Namus anlayışının çok hakim olduğu Kürdistan erkeği, bu noktada vurularak ulus duygularından uzaklaştırılmak istenir. Bir çok direniş ve isyan bu yolla bastırılmak istenir. Kürt halkının onurunu kırma, tahrik etme, mücadeleden uzaklaştırma en çok bu yolla gerçekleştirilir. Bu durum hem Kürt toplumsal gerçeğinde, hem de kadın üzerinde büyük tahribatlar yaratır.
 

Halk gerçeğimizde oluşan namus anlayışı oldukça trajiktir. Kadına yönelim, erkeği öldürür. Kadınla erkek arasındaki bağ, ulusal-toplumsal amaçların o kadar dışında ve o kadar geridir ki, bunu tahlil eden sömürgeci sistem gerçekliği, erkeği teslim alabilmek için ya kızına ya eşine yönelir. Kürdistan'da bu, en büyük tuzak durumuna getirilmiştir. Kadın bir koz durumunda kullanılır, öne sürülür ve başta boyun eğmecilik olmak üzere her türlü olumsuzluk aileye ve topluma dayatılır. Toplum içinde namus, yaşam, felsefe anlamına gelen kadın ve de aile tabusu, gittikçe bir kördüğüm haline geliyor. Böylesine tehlikeli bir durumda bırakılan kadının, toplum içinde hiçbir rolü olmaması ise daha acı bir gerçekliktir. Kadının, söz, düşünce, ifade, karar gücü olması bir yanda kalsın, en düşürülmüş konumu yaşamaktadır. Baskıcı sistemin ve özel savaş rejiminin en uç sömürüsü, kadının üzerinden yaşatılmaktadır. Kadına boyun eğdiren erkeğin kendisi hem toplumda, hem de düşmana karşı en fazla boyun eğen gerçekliği yaşamaktadır. Düşmandan baskı gören erkek bunun acısını kadından çıkarmaktadır. Kadının bu konumu, var olan geri, geleneksel ilişkiler içerisinde geliştirilen bir aşamadır. Kadının dilsizliği, güçsüzlüğü kendiliğinden gelişmemiştir. Sömürgeciliğin en fazla kullanıldığı ve kendisini en çok yansıttığı zemin anlamına gelen kadın, Kürdistan'da savaşın da en ağır yükünü kaldırır konumda yer almıştır. Kürt kadınlarının işgalci güçler tarafından farklı farklı biçimlerde kullanılmak istendiği görülür. Büyük İskender Zağroslara geldiğinde binlerce askerini Kürt kadınları ile evlendirir. Amacı Helenizm'i bu yolla Asya topraklarına yerleştirmektir. Erkek egemenliğinin bu biçimiyle Kürt gerçeğine yansıma çabası, Kürt kadınının gücünü görmesinden ileri gelir. Kadın aracılığıyla bu kültürü egemen kılma, kadının salt cins olarak ele alınmasından değil, toplumsal-siyasal etkinliğinden kaynaklanır. Büyük İskender şunu erkenden fark eder; Ortadoğu'ya kadınsız giremeyecektir. Ondandır ki tüm egemenler, amaçlarına ulaşmak için kadını kullanırlar.
 

Sürekli savaşlar veren Kürt halkında, savaşların şiddetinden en fazla nasibini alan Kürt kadını olur. Irza geçme, işkence hep dayatılır. Köleci dönemde en fazla köle olarak savaş ganimeti olanlar, kadınlar ve çocuklardır. Şiddet ve zor karşısında ve işgalci güçlerin saldırganlıklarından dolayı, binlerce Kürt kadını intihar eder. Hemen hemen birçok savaşta yaşanan bu durum, isyanlar döneminde daha sık yaşanır. Kürt kadını ganimet olmamak için çoğu kez ölümü seçer. Dersim İsyanında 1500 genç kızın, ganimet olarak götürüldüğünü belirten Yalçın Küçük, "Kürt İsyanları" kitabında kadınların düşmanın eline geçmemek için kendilerini ateşe attıklarını, uçurumlardan atladıklarını belirtir. Bu konuda verdiği örnek şöyledir; Bingöl-Genç'in köylerinden birinde yaşayan bir genç kızın, bulunduğu samanlık askerlerce yakılıyor. Kız yanan samanlıktan dışarı çıkıyor. Fakat askerlerce yüz yüze gelince yeniden alevlerin içine dalıyor. Bunun gibi binlerce örnek vardır. General Moltke ise daha önce belirtilen eserinde; Garzan dağlarındaki çatışmadan sonra elli kadar kadının ganimet olarak götürülmek istendiğini, fakat kabaran dağ deresinde hepsinin boğulduğunu anlatır. Kürdistan'ı işgal eden bir çok güç, askerini psikolojik olarak hazırlarken, en çok kadın ganimetleri hatırlatırlar. Erkeğin bu yönlü zaafı iyi çözüldüğünden, bu vaatlere ulaşmaktan başka bir şey düşünmeyen askerler, en acımasız şiddeti uygulayarak ganimete ulaşmak isterler.
 

Feodal dönemin din anlayışı ve namus kavramı ise sıkça kullanılır. Kürt erkeğini, direnişlerden vazgeçirmenin bir aracı olur. Bir yandan erkeği salt kadın konusunda yoğunlaştırarak mücadeleden uzaklaştırırken ve de siyasi yaşamdan alıkoyarak tüm enerjisini bu noktaya kanalize ederken, diğer yandan kadına yönelim tehdidini hep bir kart olarak gösterir. Aşiretçilik ve ailecilikte en fazla kavgalar, kan davaları kadın konusunda çıkar. Sevginin katledildiği bir ortamda, cinsel bir metaya dönüştürülen kadın konusundaki sahte namus-şeref anlayışı ulusallığın, ülkenin önüne geçer. Bir kadını namus olgusu olarak gören Kürt erkeği kolayca savaşmayı göze alırken, ülke değerlerine karşı çok fazla duyarsızlaşır.
 

Dervişe Avde destanındaki Adule'nin Mirlere karşı verdiği savaş ise bu temelde oldukça anlamlıdır. Sevginin ölçüsü olarak, vatan için savaşmayı koyan Adule, işgal altındaki bir ülkede aşkın, namusun, sevginin olamayacağını açıkça gösterir. Avde ise bu sevdanın ölçüsünü anlayan, sevdasıyla ülke aşkını birleştiren yiğit bir Kürt erkeğidir. Ama istisnadır.
Kürdün trajedisini edebiyatla en iyi ifade eden Derveşê Evdi destanını günümüzde kadının gerçekliği ve geldiği düzeyle birlikte ele alan Başkan Apo bunu şöyle dile getirmektedir: "Derveşê Evdi büyük bir Gerilladır. Adule de öyle. Aslında Adule'ninki büyük bir Aşktı. 'Filan paşa beni istiyor, ancak ben sadece Derveşê Evdi'yi seviyorum. Bu olmazsa mezar beni kabul eder' diyor. Bunlar büyük şeylerdir. Kürtlerin sevgi ilkeleridir. Büyük yiğitliktir. Derveşê Evdi ne Türklere, ne de Araplara teslim oluyor. Bu yurtseverliktir, büyük bağımsızlıktır. Hem aşkı tanıyor, hem de düşmanını tanıyor. Kimse ne Derveşê Evdi, ne de Adule gibi büyük bir aşkın sahibi olamaz. Adule'nin aşkı, büyük bir aşktır. Kimliksiz kadın olmaz, yaşam olmaz, yiğitlik olmaz. Bu Derveşê Evdi'nin felsefesidir. Derveşê Evdi gibi kızlardan önce düşmanın üzerine gideceksiniz. Şimdi birisi Derveşê Evdi gibi dağlara çıkarsa büyük başaracak."
 

Derveşê Evdi destanı, Kürt kadınının yurtseverliği ve savaştırıcı güç olma özelliklerinin işlenmesi açısından önemlidir. Derveşê Evdi ve Adule aşkında birey sevgisi ile yurt sevgisini birleştirme, sevgiyi hak etme anlayışı hakimdir. Yine destanda geçen bir olay, kadının yurdu karşısındaki duyarlılığını gösterir. Türkmen ve Arap erkekleri yaylalara el koyduklarında, erkekler kayıtsız kalır. Bu durum karşısında kadınlar tavır olarak eteklerini kaldırarak suya giderler. Erkekler buna müdahale eder. Kadınlar ise, Kürt toplumunun temel değerlerden uzaklaşma boyutunu verdikleri cevapla çok açık koyarlar. Cevap şöyledir; "Eğer orda erkekler olsaydı düşman yaylalarımızda oturmazdı. Bunun için biz onlardan utanmıyoruz" derler. Bu cevapla erkekliğin boşaltılmış yönünü ve olması gereken erkeklik ölçütünü, namus anlayışını ortaya koyarlar.
 

Kürt erkeğinin onuru ile oynamanın en kısa yolu olarak kadın üzerinde cinsel taciz yolunu seçen işgalci güçler karşısında erkeğin çözümsüzlüğünü gösteren bir başka örnek ise, "Ivo Bege Pasine" destanıdır. Kürt-Türk savaşında geçen bu destana göre, komutan olan Ivo Beg savaşta yenilir ve köyüne geri çekilir. Düşman köye gelir ve kapısına dayanır. Evde kızı, karısı ve gelini vardır. Eşi bu esnada "bizi düşmana sağ teslim etme" der, daha sonra kızı ve gelini de "bizi vur" derler. Ivo Beg çaresiz kalır. Fakat sonuçta silahını çeker ve üç kadını öldürür. Bu örnek işgalci güçler karşısında çaresiz kalan bir Kürt erkeğinin dramı değildir sadece. Eli kolu bağlı, bir namus malzemesi olan, kendisini öldürmesini bile erkekten beklemek zorunda kalan, Kürt kadınının dramıdır aynı zamanda. Ve namus cenderesinin trajedilerinden sadece biridir. Bu olayın Ağrı Dağı İsyanı'nda yaşandığı belirtilir. Ağrı Dağı İsyanı liderlerinden Bıra İbrahime Husseke Telle'nin hikayesidir. 1930 yılında büyük bir güçle taarruza geçen Türk ordusu karşısında, halkın nasıl korunacağını tartışan liderler birçok öneri sunarlar. Bıra'nın önerisi kabul edilir. Bu öneri bütün kadınları, güçsüz ihtiyarları ve çocukları kılıçtan geçirmektir. Bıra ilk uygulamayı kendi elleriyle ailesine uygular. Böylece ilk trajedi onun ailesinde yaşanır. Bu yaklaşım karşısında Bıra ikna edilerek uygulama durdurulur. Fakat on kişi kurban olmuştur.
Ailenin düşman eline geçmesi namusun kirlenmesi ve onurun kırılmasıdır. Özellikle isyanlar sonrası yaşanan yenilgili ruh hali, direncin kırılması gibi durumların yaşanması, bu uygulamalarla yakından bağlantılıdır. Bunalımlı feodal yapılanmaların ve dinin Kürt toplumu üzerindeki etkisi, egemen güçlerin bu yolla sonuç almasını kolaylaştırır. Dikkat edilirse Kürt kadını, belki savaşın yürütücüsü değildir, ama temel öznesidir. Bu anlamıyla savaşların çıkışında ve sonucunda kadın olgusuna yaklaşım belirleyici olur.
Savaşlarda kadına uygulanan baskı, zor ve şiddet, kadının kişilik yapılanmasında da olumsuzluklar yaratır. Düşman karşısında birleştiği, kaderini paylaştığı erkeğin, yenilgi psikolojisini aile içinde egemen olma yoluyla dengelemek istemesi, kadını daha çok silikleştirir ve düşürür. Egemenliğe karşı savaşan erkeğin egemenliği ile yaşamak zorunda kalan Kürt kadını, isyancı bir karakter kazanır. Tıpkı Kürtlerin Türkler karşısındaki ezikliği ve ezilenlerin ruh haliyle hareket etmesi gibi Kürt kadını da, dışta yenilen, fakat içte en katmerli erkek egemenliği karşısında aynı durumları yaşar. Kürt isyanları Kürt kadınları üzerinde önemli izler bırakır.Kürt kadınının tarihin büyük bir bölümünde yoğun olarak yaşadığı ve hep sonuçta, ondan tarifi imkansız acılar tattığı savaş olgusunun, günümüzde de halen süren bir sonucu, sürgün ve yarattığı etkilerdir. Neolitikten beri kendisini en fazla toprakla var eden, onu işleyen, üreten ve verdiği emekle sınırsız ve ayrılmaz bir birlikteliği yaşayan kadın, savaş ve baskıyla kendi toprağından koparılmak istenmiştir. Kadın özgür çağlarında, bereketi ve bolluğu nasıl ki kendi özüyle bütünleştirilmiş Toprak Ana biçimini almışsa, köleci dönemden günümüze kadar da yarattığı değerlerden ve ana toprağından savaşlarla, zorunlu göçlerle koparılmak istenmiştir. Köyler yakılmış, ulusal değerler yok edilmek istenmiştir. Bu asimilasyon sürecinde de, en fazla kadın zarar görmüştür. Ruhta, duyguda, düşüncede tam bir parçalanmaya maruz bırakılmıştır. Göçün yanında, düşüncede tam bir parçalanmaya maruz bırakılmıştır. Göçün yanında diğer özel savaş uygulamalarının da hedefi olmuştur. Baskı, zor, cinsel taciz ve daha birçok uygulamaya, sistematik olarak kadın maruz bırakılmıştır. Ama tüm bunlara rağmen sömürgeci sistemin en fazla düşürdüğü ve yönelmeye çalıştığı bir kesim olan kadın, ulusal devrimci mücadeleye ve cins olarak kurtuluşa da en fazla açık ve tutkulu kesimdir de. Aslında kadındaki devrimci potansiyelin çok gelişkin olmasının gerçeği de, bu nedenlerden kaynaklanıyor. Mevcut sistemden en derin etkilenen kesim, kurtuluş yolunda da en fazla iddialı ve bu potansiyeli barındıran kesimdir. Bu anlamda kadının özgürleşme düzeyi, toplumun özgürleşme düzeyinin bir derecesi oluyor. Bugün Kürt kadınlarının tüm ulusal değerlerine, kültürüne, diline sahip çıkması ve ulaştığı düzeyde yaşamın her alanına -siyaset, politika, sanat- aktif olarak katılıyor olması, tüm savaşlar sonucunda yaşadığı ağır acılar ve psikolojilerden sonuç çıkararak, daha bilinçlice, yeniyi yaratma iddiasına yoğunluk verdiğinin göstergesi oluyor. Tarihten günümüze kadar kadının özüne bağlılığı ve destansı bir direnişidir yaşananlar.

 

 

KÜRT ORDU VE SAVAŞ YAŞAMINDA KADININ YE
 

Kürtler ilkçağ köleci sisteminde, güçlü merkezlerin çevresinde konumlandıklarından dolayı, oldukça önemli rolleri olmuştur. Tarihte aktif rol oynamış köleci imparatorlukların ve devletlerin tam ortasında yer aldıklarından dolayı sürekli işgal ve istilalara maruz kalmışlardır. Aşiretler bu konumdan dolayı, ikiye bölünmüş, aşiret üst tabakası hakim güçlerle işbirliğine gitmiş, alt tabaka ise direnişi seçmiştir. Aşiret olarak neolitik toplumun eşit ve özgür koşullarında yaşamak, halkın esas aldığı tarz olmuştur. Yoğun askeri saldırı ve işgallere karşı da meşru savunma pozisyonunda olmuşlardır.
 

Köleci dönemle beraber Meşru Savunma çerçevesinde gelişen Kürt askeri birlikleri ve orduları, diğer ordular gibi erkek eliyle şekillenir. Bunun temel nedeni kadının toplumsal yaşamdaki statü kaybıdır. Buna rağmen saldırılar karşısında gelişen direnişlerde, kadın önemli oranda yer alır. Özelikle aşirete dayalı askeri güçlerde kadın aktif rol oynamıştır. Saldırılar karşısında topyekun, halk olarak dağlara çekilen ve savaşan Kürtlerde, kadın da bu savunma savaşında yer almıştır. Kadının cinsiyeti dışında, önder olma yönünde hiçbir engel yoktur. Dağlarda yaşar ve savaşır. Fakat erkek egemen karakterin etkileri sonucu bu önderliğin önü çoğu zaman alınır. Buna rağmen öne çıkan kadınlar da vardır.
 

19. yüzyıl öncesi araştırmacı ve tarihçilerin ortaya çıkardığı bulgular Kürt toplumunda kadının zaman zaman etkin rol oynadığını gösteriyor. Temeli ve zihniyet yapısı anaerkilliğe dayandığından, kadının toplum içerisindeki ağırlığı ve etkileyiciliği, diğer toplumlara oranla daha belirgin yaşanır. Özellikle 19. yüzyıl öncesinde kadın hükümdarlar, savaşçı ve sanatçılar ortaya çıkabilmişlerdir. Dönemlerine göre oynadıkları rol nedeniyle Kürt toplum tarihine geçen kadınlar, kadının çok yönlü katılım ve belirleyici olma yeteneğini de ortaya koyarlar.
 

10. ve 11. yüzyıllarda Ali Hagga mezhebine ait kadınların içerisinde otorite sahibi ve yine aynı zamanda şair olan kadınlar vardır. Bunlardan Daye Tebrez, Havrami, Celale Xanım Luristani, Reyhan Luristani, Xatun Mayzad, Daya Xazan Sarkati'yi sayabiliriz.Yine 13. yüzyılda Selahaddin Eyyubi Mısır'da hüküm sürdüğünde, bu hanedanda hüküm sürenler arasında bir kadının adına rastlanmaktadır. Şeceret Al-Durr adlı bu kadın, Melek Salih Eyyubi'nin karısıdır. Kısa bir zaman içinde hem politik, hem ekonomik açıdan büyük başarılar elde eder. Eşinin ve oğlunun öldürülmesi ardından, 1250 yılında Mısır'ın kraliçesi olur. Fakat egemen mantık bir kadının hüküm sürmesine karşı çıkar. Şeceret Al-Durr karşısında anti-propagandalar başlatılır. Onun İslam kurallarına göre hükümdar olamayacağı ileri sürülerek 1257 yılında öldürülür.17. yüzyılda Doğu Kürdistan'da Kela Dımdımê'de Kürtlerin öncülüğünde büyük bir direniş başladığında, kadın yurtseverlik ruhuyla bu direnişte büyük rol oynar. 1608-1610 yılları arasında yaşanan Kela Dımdımê direnişinde, Kürt kadınının gösterdiği cesaret ve fedakarlık üzerine onlarca destan, türkü, roman vb. edebi eserler yazılmıştır. Kela Dımdıme'de Şah Abbas'ın güçleri kale kapısına dayanınca Kürt kadınları düşmanın eline geçmemek için ya kale surlarından atlar, ya da zehir içerek yaşamlarına son verirler. Kürtler burada yenilse de, 6 yıl sonra bir Kürt kadını bu kaleyi tekrar ele geçirir. Emir Xan'ın eşlerinden biri olan Zadine Xanım adlı bu Kürt kadını, bin kişilik bir güçle Dımdım kalesinin savunması için Çengzeri'nin güçlerine katılır. Kocasının ölümünden sonra aşiret reisi olur. 17. yüzyılın başlarında adından en fazla bahsedilen Kürt kadınlarından birisi de, Xanzade Sultan'dır. 13 yıl Soran'da Emirlik yapan Xanzade Sultan Soran Kraliçesi olarak anılır. IX. Murat zamanında (1623-1640) Herir ve Soran bölgelerini yönetir. Xanzade Sultan, on iki bini silahlı piyade, on bini de okçu süvarilerden oluşan bir orduya komutanlık yapar. Ordusuyla İran üzerine bir çok saldırı düzenler. Bu saldırılar sonucu Hamedan, Dorgnzin, Cancanab bölgelerine kadar ilerler.
 

Özellikle Osmanlı döneminde eşleri Osmanlılarca öldürülen birçok kadının, aşiretlerinin başına geçtiği ve Osmanlılara karşı savaştığı görülmektedir. Yine 1842'de Mir Bedirxan isyanında Helime Xanım adlı Kürt kadını, Başkale bölgesinde hüküm sürer ve şehir kalesinin denetimini eline alır. Fakat 1845'te fazla kan dökülmemesi için kaleyi Osmanlılara teslim eder. 1854 yılında Fato Reş (Kara Fatma) üç yüz süvarisiyle birlikte Osmanlı'nın başkenti İstanbul'a girer. Padişahın huzuruna çıkarak Rus ordularına karşı savaşmaya hazır olduğunu belirtir. Maraşlı olan Fato Reş bir Alman gazetesinde "Kürdistan aslanı Kara Fatma İstanbul'da" şeklinde tanıtılır. Bir çok kaynakta savaşkanlığı nedeniyle Amazon Fatma olarak da tanımlanır. Cemal Nebez bir kitabında Fato Reş'in 1877-78 yılında Rus-Osmanlı savaşına katıldığını, 500 kadar askerini Kars ve Erzurum taraflarına gönderdiğini yazar.
 

20. yüzyılın en önemli Kürt kadını ise Şahrezur'un taçsız kraliçesi Adile Hanım'dır. Bilgili ve otorite sahibidir. 1895'te Caf aşiretinin reisiyle evlenir. Fakat eşinden daha çok tanınır. Caf aşiretine 15 yıl hükümranlık yapar. I. Dünya Paylaşım Savaşı'nda Caf aşiret önderi olan Adile Hanım, yönetim meselelerinde aktiftir. Caf beyzadelerinin önderliğini bizzat yürütür. Çok etkili bir kadın olarak belgelere geçer. Savaş sonrası ortaya çıkan çatışmalarda bağımsız bir politika yürütür. 1924'te ölünceye kadar hükümdar kalır.Yine bu dönemde yaşayan Şeh Mahmut'un kızkardeşi Hafzexan, siyasi otoriteye sahip bir kadındır. Henüz genç kızken isyan döneminde esir alınan İngiliz subaylarının korunması görevini üstlenir. Süleymaniye'de önemli bir konumu vardır. Yine Kürt kadınları açısından önemli bir deneyim olan Kürdistan Kadınlar Birliği'nin (1952) başkanı olan Nefsa Xan Naqip, siyasi bir kişilik olarak Kürt kadın tarihinde önemli bir isimdir. Bu kadınlar genelde ailelerinden dolayı öne çıkma, yeteneklerini gösterme imkanını bulmuşlardır. Fakat buna karşın genelde Kürt kadını direniş ve isyanlarda bizzat savaşan güçtür. İlk dönemlerde Kürdistan'da bir çok aile kadınların adıyla anılır. Aşiret önderi olan kadınlar, aşiret savaşlarını da yönetir. Feodal etkilerin derinleşmesiyle, bu durum değişmeye başlar. Kürt kadını İslamiyet'in kabulü ile beraber eski statüsünü büyük oranda kaybetmiştir. İlk süreçlerde direkt halkın geneline dayanan direnişlerde, savaşa katılsa da, daha sonraları beyliklerin, askeri güçlerin, merkezi otoritelerle işbirliğine girmesiyle, ordu ve askeri yaşamdan tamamen dışlanır.
 

Kürtlerin tarihinin başlangıcından beri var olan direniş ruhu, Kürt kadınında oldukça hakim olmayı sürdürmüştür. Bu nedenle Kürt kadını direnişçi ve kavgacı bir özelliğe sahiptir. Medya sürecinde savaşlara katıldığını vurgulayan yazarlar vardır. Örneğin "Büyük İskender" adlı kitabında Dreoyesen, Büyük İskender'in Doğu seferinde bir Medya Satrapı'nın İskender ordusuna iki yüz altı savaşçı Kürt kadını verdiğini belirtir. Bu örnek Kürt kadınının savaşa katıldığını göstermektedir. Bunun dışında bir çok örnek vardır. I. Dünya Paylaşım Savaşı'ndan sonra Anadolu ve Kuzey Kürdistan'da gelişen kurtuluş savaşında Kürt kadınlarının savaşa katıldığı ve önemli bir rol oynadığı bilinmektedir. Kürt kadınının bu savaşkanlığı, hem direniş kültüründen, hem de yurtseverlik özünden kaynaklıdır. Kürtlerin isyan tarihinde, kadınların konumu ise ilgi çekicidir. Ağır feodal etkilere, dini baskılara, değer yargılarına rağmen bu isyanlarda kadının, yurtseverlik çerçevesinde erkekle beraber düşman karşısında savaştığı görülür. Toplumun, kadını içine sıkıştırdığı cendereye rağmen, tüm kalıpları kırarak, en az erkek kadar düşman karşısında savaşabileceğini gösterir. Bese ve Zarife Hanım bunun en çarpıcı örnekleri olsa da, binlerce Kürt kadını bu isyanlarda yerini almıştır. Kürt isyanlarını bastırmak için Türk ordusunda yer alan Alman general Moltke bu konuda şunları belirtir: "Kadınlar bile nizamiyenin üzerine ateş ediyorlardı. Bir Kürt kadını bir askeri hançerle vurup öldürdü." Moltke Kürt kadınlarından sadece birini anlatır. Oysa binlerce kadın bu örnekte olduğu gibi ülkesi için kendisini feda etmekten çekinmeyecektir. Kadınlar silah kullanmayı ve nişan almayı bilirler. Bu konuda bilgisi olmayan kadınlar taş-sopa vb. aletlerle savaşırlar. Biz bu isyanların en ön saflarında yer alan Bese ve Zarife Hanım kişiliklerini ayrıca değerlendirmeyi uygun görüyoruz. Kadın açısından sadece yurtseverliğin değil, bir güç olmanın, egemenler karşısında kararlı bir savaşçılığa ulaşmanın bu örnekleri oldukça önemlidir. Özellikle mevcut yaşam koşullarında böyle bir düzeye ulaşmak, kadın gerçekliğinin kendisinde barındırdığı öz açısından önemlidir.
 

Bese Hanım, Dersim İsyanı'nın önder ismi Seyit Rıza'nın eşidir. Fakat Bese'yi Bese yapan bu değildir. Bu durumun yol açıcı bir etkisi olsa da, Bese Hanım bir kadın olarak isyanda kendi öz gücüyle, öz güveniyle, yurtseverliğiyle, kararlılığıyla önemli bir rol oynar. Türk basını Bese Hanımı anti-propaganda olarak kullanmak ister. Oysa Bese Hanım, Dersim'de bir efsane olur. Türk gazetelerinde Dersim İsyanı'nın perde arkasındaki ismi olarak verilir. Çok savaşçı, fedakâr ve silah kullanmada ustadır. Son nefesine kadar savaşır. Gazeteci Barbaros Baykara isyanı anlatan kitabında Bese Hanım'dan "gözüpek, sonuna kadar direnen bir kadın" olarak bahseder ve Bese Hanım'ın keçi sekmez kayalıklardan bir avuç insanla bir ordu kadar askere, en önemlisi de gökten ölüm yağdıran uçaklara karşı kurşunu bitene dek çarpıştığını belirtir. Kurşunları bitince yanına yaklaşan askerlere taşlar fırlatır. Ve yakalanacağını anladığı an "beni sağ yakalayamazsınız" diye bağırarak kendini uçurumlardan attığını söyler. Bese Hanım, egemen sistem karşısında oldukça öfkeli direnişi ile güçlü bir kadındır. Son kurşununa kadar savaşır. Savaşı, bir özgürlük savaşıdır. Kadın olarak kendi kaderini halkının kaderiyle birleştirmiş ve tek bir savaşta somutlaştırmıştır.Zarife Hanım da, Dersim İsyanı'nda yer alan bir Kürt kadınıdır. Dersim İsyanı'nın ikinci büyük ismi, Alişer'in eşidir. Zarife Hanım da, Bese Hanım gibi savaşkan bir kadındır. Silahını hep yanında taşır. Alişer ile ilişkileri yoldaşçadır. İki karşı cins olmaktan ziyade, iki insan olarak arkadaşlık kurmuşlardır. Savaşta da sonuna kadar beraberdirler. Alişer'in Reyber tarafından öldürülmesi olayında silahını çekerek, hainlerden birini öldürür. Bunun üzerine Reyber Zarife Hanımı şehit düşürür. Dersim'de emsalsiz bir Kürt kızı olarak tanınan Zarife Hanım savaş yoldaşlığı ile, yurtseverliği ile gerçekten de emsalsiz bir kadındır. Peki tarihe böyle şanlı geçmek kolay mı? Kolay olmasa gerek! Kürdistan gibi feodal geriliklerin kör kuyularının olduğu bir coğrafyada kadın olmak ne denli zorsa, bir kadın olarak, erkeğin işi olarak bilinen savaşta yer almak daha zordur. Buna rağmen kendindeki enerjiyi açığa çıkararak tarihte önemli bir rol oynayan kadın, Kürdistan kadını için önemli miraslar bırakmıştır. Her şeyden önce kadının kendine güvenmesi, savaşabilmesi yönünde bir inanç ve güç kaynağı olmuştur. Kürt kadınının böyle bir düzeye ulaşması, onun Neolitik kültür bağıyla ele alınmalıdır. Bütün baskı, sömürü ve egemen yaklaşımlara rağmen Kürt kadını bu özü hep korumuştur. Bu anlamda toprak bağı, direngenlik, eşitlik uğruna mücadele onun şahsında hep ortaya çıkmıştır.
 

 

                                                                                                                                                        devamı»
 

 

 
HPG - YJA STAR (Özgür Kadın Birlikleri) Resmi WEB Sayfasıdır
HPG-BİM tarafından yapılmıştır.
HPG Online © 2003 - 2007 Tüm hakları saklıdır.