WEB LİNKS

 
KONGRA-GEL

TECAK


 

Yürek Yoldaşım Newal’a Mektup


Dur neçe Newal (Heval)
Na na! Tu dûr neçe!
Zemherî tofane
Bahoz û Barane
Xew şerîne, Na heval!
 

Uzun, soğuk ve pusulu geçen gecelerimizin şarkısıyla başlamak istedim. Dağlara sevdalı yüreğimizle bizi çocukluğumuza ve hayallerimizdeki özgürlüğe götüren patikaları hep bu şarkıyla yürümüştük. Yoldaşlığa bağdaş kurduğumuz her ateşin başında “Dur Neçe” demiştik seninle!
“DUR NEÇE!”
Tarifini hiçbir sözcükte bulamadığım yoldaş sevgisinin bu dağlarda bana öğrettiği çok şey oldu. Ama en çok da senden öğrendim sevgiyi, dostluğu, yoldaşlığı, paylaşımı ve erdemi.
Kardelenler hiç haziran’da açmadı. Badem çiçekleri ise hiç haziran’a kalmadı. Haziran, toprağın suya sevdalandığı zamanlardı. Haziran, hüzünlerin, ayrılıkların ve özlemlerin apansız baskınlarında yalnızca virane bir zamandı. Haziran, zamansız gidişlerin zamanıydı ve seninle hiç sevemedik haziranı!
Öfkeliyim, kinliyim ananın kınalı saçlarını bir daha koklamasına, yoldaşlarının umut dolu gözlerine bir daha bakmasına fırsat vermeyen, seni haksız bir kıskançlıkla çalan zamana!
Gözlerim, denizsiz bir memleketin “yaralı martılarını” arıyor. Göç mevsimlerinin tek ümitçisi gibi en yüksek uçurumların başında senin sesinin ezgisi ve yüzüme, saçlarıma dokunan rüzgârla göçmen kuşların yolunu gözlüyorum. Bir rüzgârın esişinden, bir kuşun kanadından, bir bulutun yağmurundan, bir denizin dalgasından ve bir de yaprak döken son bahardan hâlâ medet umuyorum. Doğanın bütün yasalarını yokluyor, senin yaşamının izlerini topluyorum.
Ölüme gülümseyen bir gerilla yüzüydün al şafakta, ardında kirli çocuk yüzünün masumiyeti… Ve gözlerimin takıldığı her çocuk yüzünde, senin yüzünün masumiyeti…
Mavi sulara, mavi gökyüzüne sadece senin için bakıyorum. Maviye sevdalı yüreğimizi en çok onlara anlatmıştık. Düşlerin sonsuzluğuydu mavi, uçurumun özgürlüğe açılmasıydı. Ve mavi en çok senin esmer tenine yakışıyordu. Mavi, kırık kırmızı umutların özgürlüğe dönüşmesiydi sende. Nazarlar değmesin diye gülüşlerine mavice gülerdin, devrimin soluksuz günlerinde.
Bilmem hatırlıyor musun, seninle son görüştüğümüz geceyi. Hiç beklemiyordun beni. Senin olduğun alana görev çıkınca arkadaşlar beni görevlendirmiş ve ben de büyük bir istekle gelmiştim. Bütün arkadaşlar büyük bir coşkuyla karşılamışlardı bizi. Gözlerim hemen seni aramıştı ve ben daha sormadan arkadaşlar senin odun taşımaya gittiğini söylemişlerdi. Hiç soluk almadan ormana dalmış, seni aramaya koyulmuştum. Seni bir arkadaşla birlikte kucağınızda odunlarla bulmuş, şapkam ile yüzümü kapatarak yanınıza kadar varmıştım. Beni fark etmediğinizi anlayınca şapkamı fırlatıp, “sürpriz” diye bağırmıştım. Ve ikimizin çığlığını bölükteki arkadaşlar bile duymuştu. Onlar bizden daha çok sevinmiş gibiydi. Hep birlikte yine bütün sevinçlerimize, özlemlerimize, hüzünlerimize, umutlarımıza ve coşkumuza tanıklık eden ateşin başında bağdaş kurmuş, bütün arkadaşlarla sıcak bir tartışmaya girmiştik. Genel durumları değerlendirdikten sonra sıra vazgeçilmez gerilla şarkılarına gelmişti. Bizi toprağımızın köklerine, halkımızın yüreğine, özlemlere, umutlara götüren sesinden yine “Dur Neçe heval!” şarkısını dinlemiştik. Ve gerilla ateşinin tutkusuyla yandığımız özgürlük umutlarımızı paylaşırken, zamanın nasıl akıp gittiğini anlamamıştık bile. “Bir gün mutlaka görüşeceğiz seninle” deyip sabahladığımız o güzel gecenin sonuna gelmiştik. Gerillada en sevdiğimiz sözcüktü “serkeftin.” Bir birimize serkeftin deyip sarılmış, başarı ve zaferlerde buluşma sözümüzü yenilemiştik. İkimiz de son görüşme olacağını nerden bilebilirdik ki!
Sonraki mektuplarının birinde bana, “seni görmeden şehit düşmek istemiyorum” demiş ve eklemiştin “ama yinede her yoldaşın gülen yüzünde, her sıcak tokalaşmada, her umut dolu gözde ve her başarıda seninle buluşuyor, yoldaşlığa böyle layık olmaya çalışıyorum” demiştin.
Bir de çocukluk hayallerimiz vardı. Tüm sohbetlerimizde ve bahar yağmurlarında ıslanmış gerilla mektuplarımızda… Önderliğin “çocukluk hayallerime ihanet etmedim” deyişinden büyük bir güç alıyor, bir gün gerilla kıyafeti ve kleşimiz ile Amed sokaklarında halkımızla özgür buluşmayı mutlaka yaşayacağımızı söylüyorduk.
Yine bir mektubunda yazmıştın; “serhıldanlarda en önce göğsünü kurşunlara siper etmiş her ananın çığlığını yüreğimde hissediyorum ve bu yiğit kadınları gördükçe zaferin daha da yakın olduğunu düşünüyorum.” Ardın sıra gözlerindeki isyan ateşinin parlaklığıyla, Kürt çocuklarını uzun uzun anlatıyordun. Ve “zafer işareti yapan çocukların parmakları özgürlüğü simgeliyor. O çocuk parmaklarından biri sen, biri de ben olayım. Ve birlikte bu savaşçı çocukların umutlarını zafere taşıralım” demiştin.
Biliyorum, şimdi bana anıların yazıldığı patikalardan geçmişimizi toplamak, birlikte kurduğumuz ve masmavi göklere çizdiğimiz umutları bir bir gerçekleştirmek düşüyor.
Aslını istersen, ayrılığın o kahredici bütün zamanlarında, hiç alışamadım yokluğuna ve bu yüzden hep görüşme umuduyla yaşadım. Senin âşık olduğun ve cennetin saklı bir parçası dediğin Zağroslarda gömülü mezarından arkadaşlar bir tutam toprak göndermişlerdi bana. Klasik bir yas tutmak yakışmayacaktı bu yoldaşlığımıza, ama yine de tutamadım gözyaşlarımı. Doyasıya kokladım o toprağı. Sen kokuyordun, özgürlük kokuyordu, ülke kokuyordu, dost kokuyordu, yoldaş kokuyordu. Bir muska gibi yanımda taşıyorum, mezarının bir avuç toprağını. Sesinden şarkıları bir özgürlük ilahisi gibi dinliyor ve söylüyorum, seni seven nice gerilla yoldaşımla…
Hiç eksilmedin sohbetlerimizden, hiç kopmadın düşlerimizden, hiç ayrılmadın gülüşlerimizden, hiç gitmedin içimizden. İşte bu yüzden seni yüreğimizin kopmaz bir parçası yapan şahadetinin üçüncü yıl dönümünde özleminin derin dostluğu ve yoldaşlığı ile özgürlük düşlerimizden hiçbir şeyin yarım kalmayacağının, şahsında bütün yiğit Kürt kızları ve oğullarına uğruna ölümlere gittikleri özgürlüğü yaratma sözünü veriyoruz.
En derin özlem ve sevgilerimle selamlıyor.
Alnından öpüyorum.

Devrimci selam ve saygılar
Beritan Gulan

 


     
HPG (Halk Savunma Güçleri) Resmi Sitesidir.
HPG-BİM tarafından yapılmıştır.
HPG Online © 2003 - 2006 Tüm hakları saklıdır.