WEB LİNKS

 
KONGRA-GEL

TECAK


O TAM BİR İNATÇI ZAZAYDI


Şehit Mazlum, onu anlatmak gerçekten benim için çok zor. Onu ilk Avrupa’da Hollanda’da bir şehirde partinin eğitim için kiraladığı kampta tanıdım. Tarih Aralık 1998. Ben partiye katılalı on gün olmuştu. Temel eğitim devresi için o kampta moral düzenleyecektik. İki arkadaş ülkeye gelecekti. Akşamdı, lavaboya gittim, baktım uzun boylu biri aynanın karşısında saçını kontrol edip verip veriştiriyordu. Bir süre onu izledim. Şunu diyordu: E heval, bu vicdan mı? saç kesmesini biliyorum dedi, kestiği saça bak. Ben bu saçla nasıl arkadaşların karşısına çıkarım. Sonra da şunu dedi: Biz devrimciyiz. Fiziki güzellik önemli değil. Önemli olan ruh güzelliğidir dedi. Ben de tabi tabi dedim. Ama saçı güzel kesilmemişti. O zaman adını sordum. Adının Dıjvar olduğunu söyledi. Niye Dijvar dediğimde ise “Süreç savaş sürecidir, yakıcı isim hoşuma gidiyor” dedi. Moral başladı, açılıştan sonra onları davet ettiler. Konuşmaya yapacaklardı. Öteki arkadaş heyecandan konuşamadı. Mazlum arkadaş o zaman başladı konuşmaya. En son şunu dedi “Biz Kürt gençleri olarak ülkemizi ve halkımızı kanımız pahasına önderlik çizgisinde özgürlüğe layık olduğu yere taşıyacağız.” Böyle deyip alkışlarla yerine oturdu. Diğer sabah törenlerle ülkeye, kutsal topraklara yolladık.
İkinci kez ‘99’da ülkede aynı bölükte görüştük. O benden sonra bölüğe geldi. Tanıyamadım, sesini dinledim, sesi aklımda kalmıştı. O mu, değil mi? dedim. Adını Mazlum yapmıştı. Ama ben dayanamayıp sordum. Heval Dıjvar dedim. Bana baktı, süzdü. O da tanıyamamıştı. “Kusura bakma heval çıkaramadım” dedi. Sonra ikimiz de hatırladık. Bu sefer niye adını Mazlum yaptın? Dediğimde “Heval, barış sürecidir, şiddet isimleri gitmez” dedi.
Şehit Mazlum Zaza’ydı. Bingöl’lüydü. Mücadeleyi küçük yaşta tanımasına rağmen bir türlü katılmamıştı ta ki Avrupa’ya çıkana kadar. Orada kısa bir süre içerisinde katılmıştı ve hemen ülkeye gelmişti. Ülkeyi çok ama çok seviyordu. Özellikle Zağros’un hep zirvesinde olmak istiyordu. Gerillacılığı, askerliği bir sanat olarak görüyordu. Hiç bir zaman kurallara karşı gelmezdi, tartışmazdı, özümseyerek yapıyordu. Çok duygusaldı, o açıdan çabuk bağlanıyordu. Hep bu yönlü eleştiri alırdı. Okumayı çok severdi. Özellikle Önderlik çözümlemelerini yine felsefeyi onun gibi planlı, programlı biri yoktu bölüğümüzde. Günün 24 saatini planlı yaşıyordu. Ne zaman kitap okuyacak, ne zaman arkadaşlarla tartışacak, ne zaman dinlecek hepsi planlıydı. Onun için en büyük mutluluk bir arkadaşın sorununu çözmek, onu ikna etmekti. O açıdan bazen birini ikna etmek için saatlerce tartışırdı. Ta ki karşıdaki kabul edene kadar. Tam bir Zaza inatçısıydı. Sonra beraber özel kuvvetlere gittik. Ve orada şunu dedi: Heval, bu askerliği burada profesyonelce öğrenene kadar canımızı dişimize takacağız. Tam yerine geldik. Özel kuvvetlerde askeri ve siyasi olarak en önde olan arkadaşlardan birisiydi. Atışlarda tam bir suikastçiydi. On ikiden aşağı vurmazdı. On bir oldu mu karavana diyordu. Yenilgiyi asla kabul etmiyordu. Her şeyde hep en önde en iyisini yapmayı severdi. Militan özelliğinden bir tanesi eleştirmendi, hiç kimseye boyun eğmezdi. Yönetime en radikal eleştirileri o yapardı. Bir tabur karşı da çıksa o yine de dediğini savunurdu. Yetki almayı sevmezdi. Hep iyi bir savaşçılığı yaptıktan sonra komutan olmayı isterdi. Tepeden inme komutan olmayı istemiyordu. Kendi emeğiyle savaşıyla, kendini yapıya kabu ettirmiş bir komutan olmayı istiyordu. Aynı zamanda tepeden inme emeksiz komutanlara karşı hep mücadele içinde olurdu. Şehit Zilan çizgisine ve tarzıa hayrandı.
Şehit Mazlum’un en çok merak ettiği ve hep araştırdığı bir konu kadın özgürlük çizgisini anlamaktı. O açıdan Parti Önderliğinin kadın üzerindeki çözümlemelerini çok okurdu ve hep tartıştığımızda Şehit Zilan’ın eylem ve yaşam tarzını örnek verirdi. Kadın kurtuluşunu ve özgürlüğünü Zilan çizgisinde özümsüyordu. O tam bir fedai çizgisidir diyordu. Klasik kadından nefret ederdi. Zayıf olanlara karşı mesafeli ve eleştirel yaklaşırdı. Hep şunu derdi: Keşke bir kız kardeşim de parti içinde olsaydı, özgürlüğün tadını yaşardı. Sanırım bir tek ablası vardı. Annesini hep örnek verirdi. Benim annem militandır diyordu. Nasıl diye sorduğumda ise “Bizim orada anneler oğullarını gönül rızasıyla az gönderirler. Ben partiye katılıp ülkeye geleceğimi söylediğimde çok gururlandı ve bak oğlum hiç bir anne oğlunun şahadetini görmek istemez. Ama bazı anneler görmek zorunda. Halkımızın özgürlüğü için bu şart. Ama şunu hiç unutma; madem kararını verip gidiyorsun o zaman şerefinle, kanının son damlasına kadar savaşarak yap. Bir gün kaçtığını duyarsam sana analık sütümü helal etmem ve oğlum olarak da bağrıma basmam, bilmiş ol” demiş. O açıdan annesiyle hep gurur duyarak konuşurdu.
Önderliğe ve halka çok bağlıydı. “Ne mutlu Kürt halkına ki böyle bir Önderliğe sahip” diyordu. Önderliğin esaretine kahroluyordu. Hep şunu söylerdi “Heval, önderliği kurtarmanın –fiziksel anlamda- bir yolu yok mu? Mutlaka olmalı” diyordu. Ama sonunda burkuluyordu. Hep şunu söylüyordu “Heval, şehit düşmeden Önderliği bir defa görseydim, ona dokunsaydım, ondan sonra şehit düşsem de gam yemem.” Bir gün sabah rojbaşta hemen yanıma sokulup “Bugün çok mutluyum” dedi. Ben hayırdır dedim. Bu gece önderliği rüyamda gördüm, ona dokundum. Benimle diyalog yaptı dedi. Öyle sevinçliydi ki herkes ona bakıp bir şeyler olduğunu hissediyordu. Kim bilir gerçekten de önderliği görseydi ne kadar sevinirdi. Bir gün 15 şubatı lanetliyorduk. Arkadaşlar komployu anlatan bir tiyarto oyunu hazırlamışlardı. Çok dokunaklı yapmışlardı. Oyunun sonunda birbirimize bakıp bize çok gördüler, bütün dünya bir olup bir önderliği bize çok gördüler deyip gözyaşlarına boğulduk. Dakikalarca öyle bir köşede ağladık. Vay be diyordu, devrimciler ağlamaz derlerdi, ama yanılmışlar. Devrimciler de ağlar, hele bu devrimciler tarih boyunca özgürlük günü görmemiş bir halkın çocukları ise ve ilk defa onları özgürlüğe götürecek bir önderliğe kavuşmuşken onu da haince ellerinden almışlarsa bu devrimciler ağlar diyordu.
Şehit Mazlum Kürt halkını çok severdi. Özellikle çocukları. Onlara çok değer verirdi. Hele yırtık pırtık, pasaklı bir çocuğu gördüğünde hemen kucağına alıp, suyun başına götürüp güzelce temizlerdi. “Kürt çocukları güzelliğe layıktır” derdi. Halkımız tarihte hak ettiği yeri mutlaka bulacaktır. Yeter ki Apocu çizgide yürüsün” derdi.
Seni kalemle anlatmak yoldaş, benim haddim değil. Buna ne gücüm yeter ne de mürekkep. Ama sana verdiğim sözü tutarak yazdım. Senin kişiliğin bizim için hep yol gösterici olacak. Bir meşale gibi hep yanacak, sönmeyecektir.

Yaşasın Kürt Halk Önderi Başkan APO!
Yaşasın fedailik çizgisi şehitlerimiz!
Yaşasın PKK!
 

***



Ayrılık

Vurdu zalimler ayırdı bizi
Ayrılık büyük acı getirmişti
Ayrılıklar büyük buluşmalar içindir derler
Ama ayrılıklar hep acı vermiştir

Ne kadar sevmiştim hevalimi
Ne de güzel anlaşırdık
Hep tartışıp şakalaşırdık
Hiç birbirimizi üzmezdik

Aynı yola baş koymuştuk
Aynı duyguları taşımıştık
Aynı hayalleri kurmuştuk
Kaderimiz öncesi ve sonrası aynıydı

Aynı hedefi seçmiştik
Aynı zilahı almıştık
Zafer için bareber ant içmiştik
Ya serkeftin ya serkeftin demiştik

Berxwedan jiyane demiştik
Ayrılmayız, ayırımazlar demiştik
Aşksız, ülkesiz yaşayamayız demiştik
Şehit olsak da beraber olalım demiştik
 

Mücadele Arkadaşları

 


     
HPG (Halk Savunma Güçleri) Resmi Sitesidir.
HPG-BİM tarafından yapılmıştır.
HPG Online © 2003 - 2006 Tüm hakları saklıdır.