|
BİR
UÇURUM ÇİÇEĞİ BERİVAN
Kod
adı:
Berivan
Adı-soyadı:
Kadriye Gürhan
Doğum tarihi-yeri:
1974
Eruh-Ers Köyü
Katılım tarihi:
1992-İlkbahar
Şahadet tarihi-yeri:
1994
Sason’da uçurumdan atlayarak şehit
Tarihimizdir uçurumlar;
dünümüz, bugünümüz ve geleceğimize dair olandır. Hem de yeni doğuş
kadar kutsal ve de günahsız. Yaşamdır bizler için uçurumlar; ihanete
geçit vermez enginlikleriyle fırtınalı kişilikleri kucaklar.
Uçurumlar herkes için ölümün adı olurken, ateşin ve güneşin
çocukları için yaşamın, başlangıcın ta kendisidir. Uçurumlar herkese
açmaz bağrını. Gayrı sıradanlık gururuna dokunur, heybetine gölge
düşürür. Uçurumlar özgürlük değerlerine bağlı olanları ve onuruna
sahip çıkanları ise, sonsuza dek yaşatırcasına ölümsüzleştirir.
Uçurumların çağdaş Kürdistan tarihindeki anlamı, bin yılların kirli
ve köhnemiş beyinlere vurulan darbesi kadar derinliklidir. Yani
uçurumlar Kürtler için yeni yaşamdır. Gelenek olması da, yaşama yön
vermesi de bundandır.
Dersim direnişi ve
ardından gerçekleştirilen katliama yanıt yine uçurumlardan gelmişti.
Teslimiyete karşı direniş uçurumlarda Besê ve Zarifeler şahsında bir
çizgiydi artık. Direniş ve özgür yaşam geleneği Kürdistan
coğrafyasında mayalanmıştı bir kere. Ardından Beritan yoldaş almıştı
bu bayrağı. Beritan yoldaş da ihanet ve işbirlikçiliğe olan kin ve
öfkesini uçurumlarda haykırarak ölümsüzleşmişti. Zaten ölümsüzlük de
çizginin ta kendisiydi. Uçurumlar artık özgür yaşam kararlılığına
sahip Kürtler arasında gelenekselleşmişti. Bu sefer de ‘Özgür yaşama
dair olan anlarda bunu durdurmak kimin haddine’ dercesine Berivan
dikilmişti ölümün karşısına.
Berivan henüz çocuktu,
ama bir gerillaydı. Çocuk yüreği gerillada geçen yıllar içerisinde
oldukça olgunlaşmıştı. Hiç kuşkusuz ki, olgunlaşan gerilla Berivan’ı
anlatmak, tarifi imkansız zorlukların başında gelmektedir.
Gerçekten bu dünyada en
zor şey şehitleri anlatmak ve onları yazmaktır. Ama şehitlerin
bizlere talimatı açık ve nettir. Onların anılarına layık olmak,
insanlığımızın en temel gerekçesidir. En temel görevimiz de, onların
anılarını ve yaşamlarını sonraki nesillere aktarmaktır. Büyük bir
şehidi, uçurumlar kızını, yani Berivan’ı anlatmak söz konusu olunca
insanın dili kilitlenir, sözcükler düğüm olur ve takılıverir
boğazda. Berivan’ı nasıl anlatmalı, nasıl yazmalı diye düşünürken
yüreğim daralıyor. Bazen de volkan gibi patlayacakken aniden
sessizliklere gömülüyorum. Sessizliğin karanlığından kurtulmanın,
Berivan’ı anlamaktan geçtiğinin bilinciyle yaklaşacaktım. Yani
anlatabilmek için önce onu anlamalıydım; yüreğindeki aşkı, sevdayı
hissetmeliydim.
Berivan’ı anlamaya
çalıştıkça, önce uçurumları anlamalıydım. Uçurumları anladıkça
Berivan’ı anlayabilirdim. Uçurumlara baktıkça da Beseleri,
Zarifeleri, Berîtanları ve Berivanları yaşar gibiydim. Sonra anladım
ki, Berivan ve uçurum ayrı değildi; ikisi de birdi aslında; ikisi de
aynı yürek, aynı heybetti. İki yürek gibi aynı sevdayla
tutuşuyorlardı ve güneş doğduğunda şafak sarısı önce onları
kucaklıyordu. Çünkü o, uçurumlarda haykırmıştı özgürlüğü ve yeni
yaşamın aşkını. Gelecekte insanlar; “Berivan, zamanda bir
efsane mi?” diye düşünebilirler. Ama, hayır. Tarih de, zaman
da tanıktır ki Berivan uçurumlarda yaşamı yaratan olgusal bir
gerçekliktir.
Berivan Kürdistan’ın asi
diyarında, Eruh’un küçük Ers köyünde dünyaya açmıştı gözlerini.
Güzelliğiyle insanı mest eden Ers’in o şirin doğasının kucağında
büyümüştü Berivan. O yıllarda yörede çok yoğun olan kız çocuklarının
okula gönderilmemesi durumu Berivan’ın şahsında kırılmıştı. Berivan
kız çocuklarının okula başlamasında öncülük yapmıştı. Berivan, evin
tek kız çocuğuydu. Bu avantajı da, onu hemcinslerinden faklı
kılmıştı. Okudukça ve yaşama dair olan bilgilere ulaştıkça köy
yaşamıyla çelişkileri daha da keskinleşiyordu. Berivan büyüdükçe
yatağından taşan bir nehir misali ele avuca sığmaz olmuştu.
Geleneksel yaşamı reddetmesi, oyunlarına bile yansırdı. Oyunları
bile kendi tarzında oynardı. Yaşıtlarının oynadığı klasik oyunlar
onu tatmin etmez, ilgisini çekmezdi. Diğer kız arkadaşları gibi
bebeklerle de oynamazdı.
Duyguları, ülkesinin inlemelerinde gizliydi.
Bu nedenle onun oyunları, küçük bir kızın klasik oyun sınırlarını
aşıyordu. Berivan yaşamla oynuyordu; her ne kadar yaşamla oyun
oynanamayacağının bilincine varmışsa da... Berivan o küçücük yaşında
bile Kürde yaşam hakkı tanınmadığının farkındaydı. O da bundan
dolayı ona sunulan yaşamı ciddiye almaz, dalgaya alırdı. Onunki
Berivanca bir intikamdı. Yaşamdan intikamını böyle alıyordu. Bu
durum aynı zamanda, Berivanla geleneksel yaşam arasındaki
çelişkilerin ne kadar sert geçtiğini gösterirdi.
Berivan gerillayı da
erken yaşta tanımıştı. Gerillaya yaklaşımı, bağlılığı kutsallık
derecesindeydi. Köylerine gelen gerillaları silah, giyim, kuşam,
bağladıkları metrelerce şutikler; yine davranış, duruş ve heybetleri
Berivan’ın hep ilgi odağı oluyordu. Çünkü gerilla özgürlüktü. Bu
dönemde düşmanın halk üzerinde uyguladığı baskı da gün geçtikçe
katmerleşiyordu. Düşmanın amacı yine aynıydı: Halkı, özgürlük davası
üzerine saldırtarak kendine bir nefes borusu açmaya çalışmaktı.
Düşman halkımızın büyük bir kısmı üzerinde uyguladığı baskıyı
Berivan’ın köyü üzerinde de uygulamıştı. Bu baskı sonucunda
Berivan’ın babası istemeyerek de olsa korucu olmuştu. Babasının bu
durumu Berivan’ı oldukça öfkelendiriyor, hırçınlaştırıyordu.
Babasına karşı tepkisi her geçen gün büyüyordu. Çünkü Berivan’ın tüm
duyguları, halkına ve onun mücadelesine kilitlenmişti. Saflar onun
düşüncesinde keskinleşmişti. Bir tarafta halkı ve onun önder gücü
PKK, diğer tarafta ise ihanet güruhlarından da beslenen düşman
cephesi. Çelişkilerin bilincine varan Berivan’dan babasını, halkının
önüne koyması beklenebilir miydi hiç? Halkının özgürlük değerlerine
kast eden herkes düşmandı. Bu babası olsa bile hiç değişmeyecekti.
Babasının düşman saflarına geçmesi, onun babasına olan tepkisini
daha da arttırıyordu. Artık babası onun için düşmandan öte rol
oynamıyordu. Berivan her defasında babasının ihanetini yüzüne
vuruyordu. Artık onu babası olarak görmediğini sürekli haykırıyordu.
Hatta babasına “Bir gün senin üzerine eylem yapacağım.”
diyerek tepkisini göstermişti ve böylece süreklileştirmişti. O yaşta
bile düşmana olan kinini bu biçimde kusuyordu.
Bir dönemden sonra
Berivan için özgürlük hareketinde yer almanın zamanı gelmişti. 1992
baharında gerilla saflarına katılır. Yeni savaşçı eğitim devresinden
çok başarılı bir şekilde çıkar. Devreden pratiğe çıkan tek bayan
arkadaş olur. Kısa sürede yılların gerillasıymış gibi gerillaya ve
doğaya uyum sağlar. Artık Berivan gün be gün güçleniyor, arazi
hakimiyeti gelişiyor, askerlik sanatında derinleşiyordu. Botan’da
kısa bir süre pratikte kaldıktan sonra manga komutanı olarak
Garzan’a geçti. ‘Kadından komutan çıkmaz.’ türünden anlayışları
pratiğiyle sürekli boşa çıkarıyordu. Operasyonların süreklileştiği
ve birçok kaybın yaşandığı dönemde Berivan mangasını hep korurdu.
Hatta operasyonlarda düşmana darbe de vuruyordu.
O dağların, özgürlüğün kızıydı.
Özgürlüğün emekle, mücadeleyle yaratılacağının da farkındaydı.
Mücadeleye, yaşama ve savaş gerçeğine yaklaşımı bu biçimdeydi.
Berivan’ın bir gerilla ve yoldaş olarak başarıları onun arkadaş
yapısı içerisinde daha da sevilmesine neden oluyordu. Berivan’ın
örgütsel ve kaygısız duruşu, ihanetçi-çetecilerin de hedefi olmuştu.
Berivan şahsında özgür kadını hedefliyorlardı. Çünkü çete grupları
özgür ve güçlenen kadından korkuyorlardı. Berivan’ın özgürlük aşkı,
Berivan’ın özgürlükte ısrarlılığı, inadına kadını dönüştürüyordu. O,
kadın özgürlüğünü asla ucuz ele almadı ve geri dayatmalara teslim
olmadı.
Berivan yoldaş, Önderliği
hiç görmemişti; ama ona layık olmaya çalıştıkça onunla
bütünleşeceğini biliyordu. Önderlikle bütünleşmek Berivan’ın tek
dileğiydi. Önderlikle bütünleşmenin kriterlerini de biliyordu. Zaten
Önderlik özgürlük, emek ve mücadele demekti. Berivan’ın tüm çabası
da bunların sırrına varmak ve bunları kendisinde uygulamaktı.
1994 yılları düşmanın
gerillaya en fazla yöneldiği yıllardı. Verili dünya sisteminin
maddi-manevi her türlü desteğini arkasına alan düşman, sel gibi
büyüyen özgürlük mücadelesini boğmak için her tarafa operasyonlar
düzenliyordu. Berivan ve bir grup arkadaş, bu operasyonlardan
birinde Sason’da son mermilerine kadar çatışmışlardı. Çatışmada
düşmana önemli kayıplar da verdirmişlerdi. Hani insanı kahreden
engeller bazen insanın önüne çıkar, insanın elini kolunu bağlar.
İşte bu anlar, sıradan insanları çözümsüz bırakırken; inançlı ve
iradeli insanları ise daha da yaratıcı kılar. İşte bu an, o grupta
bulunan arkadaşların cephanesinin bitme anıydı. İşte bu an, çıplak
yüreklerde düşmanı vurma anıydı. İşte bu an, zafer anıydı. Düşman da
arkadaşların cephanesiz kalmasını kendi açısından zafer olarak
değerlendirerek teslimiyet çağrılarını yineliyordu. Berivan ve
arkadaşları teslimiyet çağrılarını bir kez daha uçurumlardan atarak,
uçurumlarla kucaklaşmış, özgürlük bilincini sonsuzlaştırmışlardı.
Artık Berivan da uçurumlarda özgürlüğü kucaklamıştı. O, Önderlikle
yoldaş olduğunu kanıtlamıştı. Ardında ise bir direniş mirasını
bırakarak sonsuzlaşmıştı.
Kürt kadını bir kez daha,
Berivan’la yazdı özgürlüğün tarihini. Berivan da Beselerin,
Zarifelerin, Beritanların uçurumlardaki çığlıklarıyla bütünleşerek
nakşetti özgürlüğü uçurumlara...
Mücadele Arkadaşları |