Kürtçe | Türkçe | Farsça | İngilizce | Arapça | Almanca
 
   

HPG RÊBER APO'NUN FEDAYÎ ORDUSUDUR!

 

 

Bizim Savaşçılığımız Büyük Gönüllülük ve
Büyük İntikam Savaşçılığıdır-II-

 

Rêber Apo

Bunu çok iyi anlıyorum. Sıfırdan, yani hiçbir imkânın olmadığı yerlerden biz nasıl bu güne kadar böyle gelebildik? Bizim yaptıklarımızın binde birini bile yapsalardı, o dağlarda kesinlikle böyle bir birim kaybolmazdı. Orada bambaşka bir biçimde yaşanılıyor. Gerillaya geliş de katılım için değildir; PKK prestijini kullanıp PKK’yi bitirerek iflas etmiş bir yaşamı noktalamak istiyorlar. Kişiliklerinizi inceledim. Bu kişilik toplumda tamamen iflas etmiş, metelik edemeyecek kadar değersizleşmiştir; şimdi de partiye gelip değer bulmak istiyor. Parti değerlerini de iflas eden her kişi gibi ucuz kullanacak ve kendinin olduğunu iddia edecektir. Şu anda yetkidir, komutanlıktır diyorsunuz; ancak en çok da bu temsilcilikler kaybettiriyor. Demek ki bunlar aslında toplumun iflas ettirildiği kişilerin gelip partiden çalma çırpma önderlikleri veya temsilcilikleridir. Birdenbire parti değerlerini böyle bırakıp harcatmaları da bunun açık bir ifadesidir. Bu sonuçları çıkarmak hiç de zor değildir. İyi niyetleri veya devrim uğruna yaptıkları ne olursa olsun, gerçeklik budur. Bu kişiliklerin aslında savaşa gelmediği böylece ortaya çıkıyor. Çünkü biraz parti prestiji ve dağ olmasa, bu kişilerin düşman karşısındaki ömrü yirmi dört saat bile değildir.

Hiçbir savunma, hiçbir örgütlenme durumu yoktur; bunu akıllarına bile getirmiyorlar. Bir yenilmeyen ben varım, PKK adına biriktirdiğimiz prestijler var. Bir insan buna dayanarak kırk yıl da yaşayabilir; ama bu durum o kişinin kendi öz çabasıyla yaşadığını göstermez. Bu, kişinin sadece bir prestiji kullanarak, bir değerler birikimine asalak gibi yapışarak yaşadığını gösterir. Bu gerçek bir yaşam da değildir. PKK’nin aldığı genel tedbirler ve kazandığı birçok mevzi var; bunların içine felçliyi de koysan yaşar, hatta savaşır ve “Ben zafer elde ettim” der. Ama bu PKK mevzisidir ve onunla bir ilgisi yoktur. Genel bir tedbirlilik vardır ve bu genel tedbirliliği “Zafer benimdir” diyerek paylaşmayan içinizde yok gibidir. Ben bile kendim için bunu söylemiyorum, buna cesaret bile edemiyorum. Demek ki, yanılgılar ve yenilmiş kişiliklerin gerçekliği halen günlük olarak kaybettiriyor. Onlar yenmeye değil, yenilmeye veya yenilgiyi gerçekleştirmeye geliyorlar. Ne yazık ki kişilikleriniz böyledir.

Eğer ispat istiyorsanız, günlük bilançolara bakın. Akıllı adamın, savaşı bizim gibi yürüten adamın böyle kaybetmesi mümkün değildir. Böyle beş kişiyi bir dağa koyun, mutlaka büyük başarılar elde ederler. Ben TC askerini iyi tanırım, tek başıma bir devlete karşı yıllarca savaştım. O zavallı halimle, o kimsesizliğim ve çaresizliğimle devlete karşı nasıl savaştığım bilinmektedir. Her bakımdan devletin imkânlarıyla, o devletin içinde nasıl savaştığımı ortadadır. Yalnızca PKK’nin prestiji düşmanı ürkütmeye yeter, onun küçük bir bölümü dahi destan yazmaya yeter. Ama onu kim tüketiyor?

Türk generalleri bu savaşçıların durumunu inanılmaz buluyorlar; bunların yanında bir de beni düşünüyor ve çıldırıyorlar. Buraya savaş ilan edecek kadar dengelerini yitirmişler, ama dağdakileri yutulacak lokum gibi görüyorlar. Bizimkiler, “Düşman bize sızma yaptı” diyor. Nasıl oluyor da, düzenli ordu geliyor ve gerillaya sızma yapıyor? Demek ki gafiller, orada PKK prestijini düşmana peşkeş çekmeye gelmişler. Yaşam aşınmış, yaşamasını bilmiyorlar. Orada partinin bazı değerleri, silahları var; onları peşkeş çekmek için geliyorlar. Böyle yaşam olur mu? Yaşamın aşınmışlığı da, yozluğu da yoktur; hiçbir şey yoktur. Biz bunu aşmak için çok yüklendik. Bu çabalarımıza saygılı olun, anlayışlı olun diyoruz. Ama ne gezer! O zaman dağa neden çıkıyorsunuz, yanımıza neden geliyorsunuz? Size açık söyleyeyim, sizi dağa göndermek istemiyorum, yanımda bile tutmak istemiyorum. Bana gideceğiniz bir yer söyleyin, sizi rahatlıkla göndereyim ve sizin belanızdan kurtulayım. Ama bana karşı savaşarak değil, samimi olarak söz verin, “Savaşmayacağız, kesinlikle zararımız olmayacak” deyin. Sizi istediğiniz yere gönderelim. Yok, “Savaşmaya geldik, biz de savaşçıyız” diyorsanız, o zaman bu aynada, bu bilançoda kendinizi görün.
Buna benzer birçok gerçekliğiniz var. Savaşıyor musunuz, savaşı engelliyor musunuz, belli değildir. Gözümüzün içine baka baka savaşın en küçük bir gereğini yerine getirmeyeceksiniz; hep “Birileri bizi kullandı, oyuna geldik, işlerin gereğini yerine getirmedik, aşındık” diyeceksiniz; ardından da bu yalanlara inanarak dağlara çıkacaksınız! Hiç böyle gerilla olur mu? Bu tutumunuz dağlara bile hakarettir. Dağlarda asalet vardır, böyle cüceliklerle dağlara çıkmak hakarettir. Onun için dağları kirlettiniz diyorum. Özgürlük dağlarında böyle yaşanılmaz. Artık sizi koyacak yer de bulamıyoruz. Özgürlük dağları sizi en iyi koruyabileceğimiz yerlerdi, ancak orayı da kirletmişsiniz. Zaten dağdan gelenleri de gördük; hepsi ilkelleşmişler, düzen kişiliğinin bile gerisine düşmüşler. Bir de savaşmıyorlar. O kayalıkların arasına bir kişi bile yerleştirilse, düşman geldiğinde on beş dakikasını bu işe ayırsa, eminim ki bir alayı kesinlikle bitirir. Halen hatırımdadır; köyümüzde bir eşkıyamız vardı, kayalıklarda iyi mevzilenirdi. Bir alay güç defalarca üzerine gitti, ama bunların hepsi boşa çıkartıldı. Bu baylar ve bayanlar onu da yapmıyorlar. Müthiş kayalıklar var; her biri gitse içine yuvalansa, belki şahadet de olur, ama düşmana da ağır kayıplar verir. Ama bizimkilerin hepsi derelerde toplanıyorlar. Koyunlar bir araya geldiğinde başlarını birbirlerinin içine sokarlar, bizimkiler de aynen öyle bir psikolojiyle hareket ediyorlar. Düşman üzerlerine bir top atıyor, kuşatıyor ve hepsini düşürüyor.

Yirmi kişi boşaltılmış köy odasında toplanmış, tek bir kişi dahi dışarı çıkamadan öldürülüyor. Sözüm ona hepsi de komutandır. Bu ucube bir olaydır, böyle binlerce olay var. On dakika etrafına baksa veya o silahlarla tedbirini alsa, karşı tarafa çok sayıda kayıp verdirir ve gerillanın çoğu da kurtulur. Ancak bunu yapmıyorlar. Peki, bunlar dağda ne geziyor? Sizin bu durumunuza anlam vermek gerçekten güçtür. Bir kayanın altını bile değerlendirmeyecek kadar zavallıysanız, dağlara neden çıkıyorsunuz? Bir dağ keçisi kadar olun diyeceğim. Tilkiyi hiç ağzıma almama gerek yok; hele şahinden hiç bahsetmeyeceğim. Doğanın içinde yaşayan bazı yaratıklar var, bunlar usta savaşçılardır. Dağ keçilerine bakın: Eğer hareket tarzınız onlara ulaşırsa, size bravo, siz bir numaralı gerillasınız derim. Koyun, suç yaratığıdır. Sizi koyun karakterinden uzaklaştıramıyoruz. Koyun en kolay kesilecek, kurban edilecek hayvandır. Bu halinizle sizin başarılı olacağınıza nasıl inanayım?
“Yapamadık, kayayı göremedik” diyorlar. Hayır, siz orada başka şeylerle uğraşıyorsunuz. Sizi çok iyi tanıyorum. Orada yanlış işler yaptığınız için kayıp veriyorsunuz. Bunun başka hiçbir izahı olamaz. “Yaşam aşınmış” diyorlar. O yaşamı kim aşındırıyor? Balık baştan kokar. Hiç olmazsa aşınan olsa da, o yaşamı kurtarmak için de mi bir kayanın altına giremiyorsunuz? Aslında durum daha farklıdır. İnsan izah etmekte güçlük çekiyor. Her türlü düşmanca, gafilce, hilekârca durumu kendi kendilerine yakıştırmışlar ve adını da yaşamın aşınması koymuşlar. Gerilla yaşamı aşınsa da, yüzde bir bile kalsa, bu biçimde sonunu getirmez ve yine bir şeyler yapar. Siz savaşa geldiyseniz, kendinize biraz anlam verin.

Tekrar söylüyorum: Kendimi öyle ahım şahım bir savaşçı yerine koymuyorum, ama yine de direniyorum. Kendime göre bir mevzilenmem, tedbirlerim ve savaş tarzım var. Bu çalışmaları günlük olarak yürütüyorum. Her şey gözlerinizin önündedir. Sizin de doğru bir savaşçılığınız olsun. Dağlar sizi daha iyi korur, dağda silah elde daha iyi savaşılır; ama böyle yenilmek olmaz, böyle ölünmez. “Gidecek yerimiz yok” diye ağlıyorlar. Dilenciler bile bir ortama böyle gelmez. Gerilla, adı üstünde, silahlı savaşçıdır. Hiç böyle zavallılığı kabul eder mi? Kamp raporlarını okuyoruz. Yüzlerce militanı hastalık hastası yapmışlar. Nasıl oluyor da yüzlerce militanı, hatta PKK’yi kendilerine borçlu kılarak bu hale getiriyorlar?

Sıradan bir kişi, düzen sınırlarında sadece üç somun parası bulmak için on saat kan ter içinde çalışıyor. Üç somun parası için ölümüne on saat çalışmak gerekir. Her günkü istatistikler bunu gösteriyor. Peki, nasıl oluyor da yüzlercesi yıllardır saflarımızda yiyip içtikleri halde, örgüt işleri söz konusu olduğunda tek bir doğru iş yapmıyor ve bu da yetmiyormuş gibi partiyi de kendilerine borçlu kılıyor? Bizim sözde komutanlarımızın veya parti temsilciliklerimizin gafletine bakın ki, böyle kişilere sen ne yapıyorsun bile demiyorlar.
Biz, sonuna kadar aklı ve yüreği temiz olanların hareketiyiz. Fedakârlık yapmak için bir araya geldik; her an düşmana karşı savaşmak için bir araya geldik. Nerede yüzlerce kişinin kendi kendini hasta yapıp parti sırtından bedavadan geçinmesi? Buna kim yol açtı, kim göz yumdu? Neredeyse karargâh ortaya yok. Meşhurdur, “Bir acı kahvenin kırk yıl hatırı var” derler. Sen her gün partiden yiyeceksin -ki, bu bir savaş örgütüdür, öyle yeme içme yeri de değildir, savaşma yeridir-, bunu da yeterli görmeyeceksin, daha fazla yetki, daha fazla ayrıcalık isteyeceksin! Bizden de bunları kendiliğinden kabul etmemizi, adeta yutmamızı bekleyeceksin! Bunlar kontralardan daha beterdir ki, bunları söyleyenlerin de hasta olduğunu sanmıyorum. Çoğunuzun genç yaştasınız. Genç yaşta ruh hastalığı mı olur? Ruh hastalığı nedir? Düşmana karşı çılgınca öfken olur ve bu da beyni çalıştırır. Ruhsal hastalığın ne kadar ağır olursa olsun, seni bir çırpıda kurtarır. Ben de eskiden öyleydim, ama şimdi düşmanımı biraz gördüğüm için müthiş sağlamım. Her türlü psikolojik hastalığın panzehiri devrimin intikam yürüyüşüdür. Bu çok açıktır. En değme komutanlarımızın olduğu yerde bir çok psikolojik hastalık değil de, kontra besleniyor. Bunu nasıl idare edeceğim?

   *Bizim Savaşçılığımız Büyük Gönüllülük ve Büyük İntikam Savaşçılığıdır   -I-

devam edecek>>

 

 

 

   
 

» ANA SAYFA

» HPG ANAKARARGAH

» HPG HAKKINDA

» HPG BİM ARŞİV

» MEŞRU SAVUNMA

» GÜNCEL YAZILAR

» GERİLADAN

» ŞEHİTLERİMİZ

» DOSYALAR

» YJA STAR SAYFASI

» DİZİ ARAŞTIRMA

» FOTO GALERİ

» KİTAPLAR

» KLİPLER

» VİDEOLAR

» BAYRAKLAR

» İRTİBAT

 

 

 
 
HPG (Halk Savunma Güçleri) Resmi Sitesidir.
HPG-BİM tarafından yapılmıştır.
HPG Online © 2003 - 2007 Tüm hakları saklıdır.