Kürtçe | Türkçe | Farsça | İngilizce | Arapça | Almanca
 
   

HPG RÊBER APO'NUN FEDAYÎ ORDUSUDUR!

 

 

Bizim Savaşçılığımız Büyük Gönüllülük ve
Büyük İntikam Savaşçılığıdır-I-

 

Rêber Apo

Delirtilmiş veya tımarhaneye çevrilmiş bir Anadolu var. Kürdistan ise ondan daha beter bir durumda. Anadolu, bir halklar mezarlığı haline getirilmiş. Ölen ölene, ama daha çok tımarhaneye benziyor. Mezarlıkta gezilebilir, mezarlık o kadar tehlikeli değildir; ama tımarhanede gezmek çok tehlikelidir. Halklar tımarhanesi veya insanlığın en eski yeri olmasına rağmen, en ilkel biçime sokulmuş bir yerde geziyoruz.
İşte bu Cumhuriyetin ömrü kadar geçen bu yetmiş altı yılı biraz bu gerçekliği düşündürüyor. Bu Cumhuriyet içinde halinden şikâyetçi olmayan çok az insan var. Parlamento, toplumun en üst konuşma yeridir. Ancak ne yazık ki, Türkiye parlamentosu bizim için çoktan ölüm fermanının verildiği, bitişin yaşandığı ve artık tartışmaktan bile çıkarıldığımız bir yerdir. Mukayese olsun diye bir parlamento oluşturalım dedik. Ancak güç yoktur. Kim gelebilir, gelse de ne yapabilir? Çürümüş, iradesi çoktan elinden alınmış olanların parlamento gücü olmaları çok zordur. Yurtdışında olabilir dedik, ancak olsa da biraz semboliktir. Henüz onun içini doldurmak, yani parlamento gücü olmak büyük savaş gerektiriyor. Bizde halkın söylediği bir söz var: “Kırk yıl sonra öcünü alsan da helal olsun” derler. Bizimki de biraz öyle oldu. Kırk yıl sonra da olsa, bir şeyler yapmak istedik. Bu bizi avunduruyor. Bu halkı dilinin büzüldüğü yerde dillendirmek istedik ve herkes biraz kendisini anladı. Şimdi biraz kendiniz konuşun, ifade edin ve kararlaştırın diyoruz. Hiç olmazsa bir iddia ortaya çıkarttık. İddiası olanlar bir gün gereğini yerine getirmeyi bilecekler veya bilmeleri gerektiğini anlayacaklardır.

Demek ki tarih, yok sayılarak, sonuçları kendi kişiliklerinizde gizlenilerek veya yüzsüzleştirilerek anlaşılamaz. Öyle yaklaşılmak istenilse de bir yerlere varılmaz. Tarih bilincine ulaşmak istiyorsanız bu tarihi çözeceksiniz. Bizzat tarih olmak istiyorsanız, tarih bilinciyle hareket edecek, hatta tarih savaşını vereceksiniz. Başka yaşam var diye büyük bir yalancılık ve büyük kandırmayla kendinize başka şeyleri yaklaştırmayacak ve öyle bir yaşamın olmadığını bileceksiniz. Artık bu büyük inkârcılığı, yüzsüzlüğü ve iradesizliği aşma gücünü göstereceksiniz. Ben de kendi savaşımıma dayanarak diyorum ki, ne kadar tanınmaz halde olsam da, yine de bir tarih bilincine sahibim ve bundan öyle kolay vazgeçmem.

Halk adına açıkça, hangi aileden, hangi sülaleden veya hangi halk kimliğinden gelirseniz gelin, gerçeğin bu biçimini iliklerinize kadar hissetmezseniz, insan diye karşımıza çıkmayın diyorum. Ben sizin sözde insanlığınızdan nefret ediyorum. Hiç olmazsa desteğimizle nasıl insan olunacağını, insan gibi nasıl konuşulacağını anlamaya çalışın. Artık ağaçtaki maymunları seyretmekten bıktım. Halen kendimi bir savaşçı olarak değerlendiriyorum. Ben yine kendi savaşçılığıma inanıyorum. Bu da kendime göre bir savaşçılıktır. Hiç kimsenin yaptığına benzemese de, hiç kimsenin yapmadığı biçimde de olsa, yine savaşçılığıma inanıyorum. Siz buna koşup geldiniz. O zaman bu savaşçıyı ve onun savaşçılığını lütfen tanıyın. Bu bir insan savaşımıdır, maymunların daldan dala atlayışı değildir. Onu başka yerde başkalarıyla yapın, benimle yapmayın, rica ediyorum. Çok dar koşullarda da olsa, bir insanlık yürüyüşünü yapmak istiyorum, bu yürüyüşü bozmayın. Elinizden gelmiyorsa oturup kenarda seyredin. Sizi sıkıyorsa, disiplin gücünüz yoksa, bu yürüyüşü de karıştırmayın. Benim bu büyük yürüyüş tecrübesine dayanarak söyleyeceğim odur ki, bu savaşın kurallarına biraz uyun. Yılların çocukluğunu bırakın, artık insan olmayı kendinize yakıştırın. Bu savaştaki ön şart budur.

Bizim savaşçılığımızdan mutlaka bir şeyler anlamalısınız. Ben sizi zorla bu savaşçılığa sürmüyorum. Bu kesinlikle büyük gönüllülük ve büyük intikam savaşçılığıdır. Yine intikam noktasında tam bir kinsiz olma durumundasınız. Bizim yanımıza bu biçimde gelinemez. Kini çok büyük olmayanlar, düşmana ve ilkelliğe karşı büyük nefreti olmayanlar bize yaklaşamaz. Size çok açık söyleyeyim; benim yanımda maymunların yeri olamaz. Ben ilkel koşullara karşı en erken yaşta isyanımı müthiş yürüten birisiyim, sizi neden kabul edeyim. “Sende bir hazine var ve düşman adına seni paralamaya geliyoruz” demeyin. Lütfen dikkat edin. Sizi üzerime gönderen düşmanın kendisi gelsin. Neden sizi gönderiyor? Düşmanın objektif ajanları, günün deyişiyle kontraları gibi gelmeyin. O düşman ki, o kadar kendini güçlü sayıyorsa, gelsin kendisi benimle uğraşsın. Üzerime neden bu kadar zavallıları sürüyor?

Bu kadar ahmaklığa oynamayın. Savaş kurallarına gelmemekte ısrar ediyorsunuz, yüzlerce kuraldan birkaç tanesine bile gelemiyorsunuz. O zaman siz kimin askerlerisiniz, kimin adına geliyorsunuz demezler mi? Görev başarmamak, görev için gerekli olan eğitimi, örgütselliği ve emir-komutayı yürütememek, düşman adına hem de düşmandan daha tehlikeli bir biçimde gelmek demektir. Çünkü düşmanın bilinçli uzman elemanları böyle tehlikeli olmazlar. Onlar kolay deşifre edilirler ve tehlikeleri sınırlıdır. Sizin tarzınızın düşmanlığı ise kırk kat daha fazladır.

Tekrar vurgulayayım: Buna rağmen bizde zorlama yoktur. Bizim savaşımızın kurallarının ne kadar amansız olduğunu belirtmekle birlikte, kandırmaca ile, sizi idare edecek bir takım yöntemlerle, hediyelerle veya o anlama gelebilecek yaklaşımlar sergileyerek size bu savaşta yer veremem. Ben bu savaşın doğasını çok iyi tanıyorum. Kendi yaşamımla da bunu oldukça çözmeye çalıştım. Bizim savaşımımız büyük inanç savaşıdır; kendi kendisiyle büyük mücadele, büyük anlayış, büyük ilişki ve arayış savaşçılığıdır. Bunlar sizde yoksa bizim saflarımıza yaklaşmayın.

Sürekli olarak komutanlık, PKK’nin imkânları gibi lafları duydukça çıldırıyorum. Bizde imkân yoktur. Bizde ne doğru dürüst bir uyku uyunur, ne bir yemek yenilebilir, ne de doğru dürüst bir nefes alınır. Bizde olsa olsa amansız mücadele diye bir gerçeklik olur. Bu mücadele öyle sandığınız gibi birkaç silah patlatma, bir iki kelimeyi ağza alıp söyleme değildir. Bunlar bizde mücadele anlamına gelmediği gibi, mücadelenin başına bela olmadır. Bu savaşımda yer almak farklıdır, daha çok belirttiğimiz gibidir. Gidin savaşçılığınızı kendinize saklayın, paralı asker olun, kendinizi başka yerde savaştırın. Ben sizin savaşçılığınızı bu biçimiyle kabul etmiyorum. Çünkü biliyorum ki, sizin bu savaşçılığınızın ömrü yirmi dört saattir ve yüzde yüz bana yenilgiyi dayatmadır.

Düşmanın günlük olarak verdiği bilançolar vardı; Amed’de bir birimimizi tasfiye etmiş. Buradan vardığım sonuç, bunların yenilgiyi dayatmanın savaşçıları olduğudur. Çünkü bana göre dağa bir birim çıktı mı, en azından o koşullarda böyle kaybetmez. Kaybeden veya kaybettiren ise, sizin yaşam tarzınız ve kişiliğinizdir. “Ben toplumda kaybetmişim, sana da dağdan inerek kaybettireceğim” diyorsunuz. Çoğu da ovada, köyde kaybettiriyor. Aslında her iki durum birbiriyle oldukça bağlantılıdır. Dağa çıkarken, dağın koşullarına uymak için gelmiyorlar. Özgürlük topunu aşağı yuvarlamak için dağa geliyorlar. Az çok PKK’nin prestijini ovaya, yakındaki köye indirip üzerinde oyalanma ve biraz onunla yaşama istemi var. Amed’de, bu ülkenin başka birçok yerinde gerilla adı altında böyle yaşandı. Özgürlük topunu düşmana peşkeş çektiler. Önce biraz kendileri oynadı ve onlara göre bu sözüm ona iyi bir sanattı.

devam edecek>>

 

 

 

   
 

» ANA SAYFA

» HPG ANAKARARGAH

» HPG HAKKINDA

» HPG BİM ARŞİV

» MEŞRU SAVUNMA

» GÜNCEL YAZILAR

» GERİLADAN

» ŞEHİTLERİMİZ

» DOSYALAR

» YJA STAR SAYFASI

» DİZİ ARAŞTIRMA

» FOTO GALERİ

» KİTAPLAR

» KLİPLER

» VİDEOLAR

» BAYRAKLAR

» İRTİBAT

 

 

 
 
HPG (Halk Savunma Güçleri) Resmi Sitesidir.
HPG-BİM tarafından yapılmıştır.
HPG Online © 2003 - 2007 Tüm hakları saklıdır.