|
Rêber Apo
Gösterdiğiniz
pasif direniş, “Neden bu hoşuma gitmeyeni bana dayatıyorlar? Ben de
işleri oluruna bırakırım, inceldiği yerden kopsun” biçimindedir. Bu
tutum bize daha da zarar verir. Çünkü bu da yanlış bir tavırdır.
Örgüt işleri oluruna bırakılmaz, sürekli hesap sormayı ister.
Önderlik budur. Bunun görülmesi gerekir. Biz burada her gün neyin
savaşını veriyoruz? Örgüt yaşamı, örgüt gerçeği ve bu savaş olmazsa
örgüt ayakta durulabilir mi? İdeolojik savaşım, bir yerde bu
tuğlaları tutan çimentodur. Kaldı ki, bizim insanımız çürük
tuğladır. İki metre önünde bir üfürük savurun, hepsi paldır küldür
dökülür. Sizin birlikleriniz bana biraz bunu hatırlatıyor. Bu duvar,
çimento olmazsa ayakta durur mu? İdeolojisiz olmak, en sert
rüzgârlara karşı duramamaktır. Zaten muazzam saldırılarla karşı
karşıya bulunmaktayız. Kaldı ki, örgüt içi savaş böyledir. Örgüt
içinde ideolojisiz kalmak, çürük tuğlalardan sağlam duvar olmasını
beklemektir. Politikasız olmak, kör olmak demektir. Buna aklınız
yatıyor mu?
Politika görme sanatıdır, politika tehlikeyi
görmektir; politika örgüt gücüyle yaratılan imkânı görmektir.
Politikleşmemek, düşmanı da, imkânı da görmemek demektir. Kör,
yılanın üzerinde gezse bir şey fark eder mi? Kör, altın üzerinde
gezse bir şey fark eder mi? İşte sizin de yaşadığınız biraz budur.
Neden vahim bir biçimde vuruluyorsunuz? Neden altın gibi tarihsel
dönemler elinizden kaydı? Bu siyasal körlük nedir? Bu siyasallaşmama
dediğiniz durum ne demektir? Halkımız neden politik güç olamadı ve
olamadığında neyle karşı karşıya geldi? Halkımız dünyanın en köle
halkıdır, elinde hiçbir şeyi yoktur, adı bile yasaktır.
Politikasızlıktan ötürü hiçbir şeyine sahip çıkamıyor. Siz halen
“Örgüt içinde politik olamadım, politik savaşı veremedim”
diyorsunuz. O zaman bizim köle halkımızın gerçeğinden farkınız
nedir?
Bazı soysuz işbirlikçi ağalar var; onların halk içindeki varlığı
neyse, bizim komutanlarımızın -istisnalar kaideyi bozmaz- veya
yöneticilerimizin de durumları bunu hatırlatmıyor mu? Etkili
olamayan ve kuralı konuşturamayan komutan, yönetim ve merkez kimdir?
Safları tehlikeye açık tutan, hatta dolaylı işbirliği yapan veya
kaçan kimdir? Tabii toplumdaki haindir, ağadır, düşmanın ta
kendisidir. Örgüt içinde politik olamamanın, ideolojik olamamanın
düşmanla direkt veya dolaylı ilişkisi böyledir. Siz istediğiniz
kadar “Ben gözümü kapattım, ben fazla düşünme gereğini duymuyorum”
deyin. Ama gerçek gerçektir, gerçek affetmez.
Şunu demeye getiriyorum: Bu anlamsız türden
ideolojik-politik gelişmeye, özellikle bu yanlış merkezileşmeye dur
diyeceksiniz. Yönetim kadrosu olma, bunun önünü açma konusunda
gösterdiğiniz direnci bırakacaksınız. En azından parti politikamıza
cevap verecek kadar bir ideolojik güç ve yönetim gücü olmayı
bilmelisiniz. Bunun için yoğunlaşın, bunun için kendinizi
savaştırın. Geri olmak ayıp değildir; benim ayıpladığım husus
kendinizi yetiştirememenizdir. Ben hepinizden daha geriydim, ama
kendimi bir yetiştirme tarzım var ve gerçekten çok hassastır.
Size bir günde, bir çırpıda büyük yönetici
olun demiyoruz. Zamanı boşa harcamayın, yani zaman ve imkânlarla
oynamayın. Ben halen günlük olarak her kişiden bir şey öğreniyorum.
Hele bazı tecrübeli siyasilerle karşı karşıya geldiğimde mutlaka bir
şeyler öğrenirim. Dikkat edilirse, bu konuda çok iyi bir öğrenciyim.
Bütün öğretmenlerimin büyük saygısını kazanmasını bilen bir kişiyim.
Onlar benim iyi bir öğrenci olduğumu çok iyi bilirler. Ben bununla
size sadece okul öğrenciliğimi hatırlatmıyorum. Politik mücadele
konusunda da çok iyi, hem de olağanüstü bir öğrenciyim. Bu dünyada
bana saygı gösterilmesi, benim iyi bir öğrenci olmamla da
bağlantılıdır. Onları etkilememin nedeni, ne dediklerini anlamamdan
dolayıdır. Fakat aynı zamanda öğretirim de. Nitekim dünyaya nasıl
öğrettiğimiz görülmektedir.
Bunları öğrenmek önemlidir, insan ancak
bunlarla kazanabilir. Ben öğrenmek ve öğretmekten bıkmam. Öğrenirim,
öğretirim. Sizin de öğrenecek, öğretecek çok şeyiniz var. Neden
bundan kaçınacaksınız? Komutan değil misiniz? Öyle çok menfaatçi de
değilsiniz, aslında düşkünlüğünüz de fazla yoktur. Ama özellikle
bazı hassas yönetim ve kurallar konusunda kendinizi doğru
değerlendiremiyor, fazla işletemiyor, savaştıramıyorsunuz. Bu
konularda kendinizi muazzam bir bilinçsizliğe terk etmişsiniz ve
bazı geri alışkanlıklarınız var. Sırf ahbap çavuşlarınızla
bozuşmamak için birçok temel ilkeyi gözden çıkarıyorsunuz. Birileri
ile samimiyetinizin bozulmaması için neredeyse partiyi elden
kaçırıyorsunuz. Bunlar eski toplumsal geriliklerdir ve bizi de
hiçbir yere götürmez. Oysa çatır çatır ilke savaşımını, kural
savaşımını vermeliyiz. Ben tüm gücümü örgüt içinde de savaşma
cesaretini göstermekten alıyorum. Eğer bu işi ihmal etseydim, PKK
çoktan diğer örgütler gibi olur veya onlardan daha kötü bir duruma
düşerdi. Örgüt savaşımını yaman yürütmem şu anda güçlü olmamın en
temel nedenidir. Siz biraz yardımcı olsaydınız, örgüt içi savaşımı,
ilkeler savaşımını, kurallar savaşımını biraz verseydiniz, zafere
ulaşmış olurduk.
Tüzük esasları var, tüzüklerde en çok dört beş
tane temel kural var. Aslında sorun tüzük esaslarını bilmek
değildir, sorun onları işletmektir. Tüzük esaslarının yarısını bile
işletseydiniz, şu anda işler çok farklı olurdu. Parti programı var;
mücadelenin program temelinde yürütülmesine biraz dikkat etseydiniz,
programı dayatsaydınız, işler farklı olurdu. Çünkü programı dahi alt
üst eden yaklaşımlarınız var. Yine partinin siyaseti var, partinin
temel taktikleri var; bu konularda hassas olsaydınız, durumlar çok
farklı olurdu. Bütün bunlar ideolojik-politik yetkinleşmeye,
Önderlik gücünü doğru temsil etmeye girer; bu da devrimci yaşamın
özlü bir ifadesidir, devrimci yaşamın, dolayısıyla savaşımın başarı
yoludur.
Sağlam bir merkezileşme konusunda tüm parti
militanlarının görevlere nasıl yaklaşması gerektiğini vurgularken,
her düzeyde doğru bir parti yönetimi haline gelmek, özellikle orduda
ve yaşamın diğer alanlarında -cephede, kültürde, ekonomide sağlam
yönetim öğeleri haline gelmek için yaklaşımları doğru geliştirmek
gerekir. İşler çoktur, ancak partililere baktığımda, sanki fazla
işleri yokmuş gibi kendi kendilerini daralttıklarını, iddiasız ve
kendiliğinden bir savaşçılıkla sonuç alabileceklermiş gibi bir
havada seyrettiklerini görüyorum. Bu tutumu bırakacaksınız.
Merkezileşme görevlerine gereken ağırlığı vermeden PKKlileşemeyiz.
Alttan zorlayarak -üstten ben de zorluyorum- merkez, merkez olmasını
bilecektir. Yıllarca da sürse, bu gerçekleşmeden hiç kimse sağlam
bir PKK başarısını beklemesin. Yine PKK kadrosu, yönetim gücü
olmasını bilecektir. Her PKK kadrosu, hatta üyesi kendine göre bir
görev içinde yönetim gücü olmayı bilmedi mi, bunun sağlam bir
PKKlilik olmadığını bilecektir. Kabul edilebilir sağlam bir PKKlilik,
her düzeyde verilen görev neyse, o konuda gerekeni hakkıyla yerine
getirecek bir temsili, bir yönetim gücü olmayı sonuna kadar
sağlayabilmektir. PKKlileşmeyi bir bütün olarak böyle anlamalıyız.
PKK’yi bazı yönleriyle değil, bütün yönleriyle; bazı görevlere
yaklaşımıyla değil, bütün görevlere cevap veren bir merkez
yaklaşımıyla ele almalıyız.
PKK merkezi, savaş sorunlarından ekonomik
sorunlara, diplomatik sorunlardan kültür ve barış sorunlarına kadar
her soruna anlam veren, bir değerlendirme gücü olan, karar gücü
olan, denetim gücü olan bir kurumdur. Yine hayatın çok karmaşık olan
sorunlarının -ki, bir ulusu yeniden yaratıyoruz, bir toplumu tepeden
tırnağa yeniden kuruyoruz- önümüze serdiği bütün görevlere cevap
verecek kadar güçlü bir PKK kadrosu, ideolojik, siyasal ve örgütsel
gücünü geliştirmiş ve yoğunlaşmış bir militan düzey gereklidir. Bu
düzeyi yakalamadan, hiç kimse PKK içinde sağlam bir militanlıktan
bahsetmemelidir.
Önderlik de tamamen bu konumdadır. Hemen şunu da ekleyeyim ki,
yerine getirilemeyen merkez ve kadro yönetim görevleri benim
önderlik olayına olağanüstü yüklenmemi de beraberinde getiriyor.
Yani şu anda ben hem PKK’nin fiili resmi önderliğini, hem de
merkezin görevini yürütüyorum. Yine binlerce kadronun görevini
bizzat yerine getiriyorum. Bunu anlayacaksınız. Yani sizinki sıradan
bir köylü kurnazlığıdır. Kendinizi ezip büzerek görevi Önderliğe
yıkıyorsunuz. Merkezimiz her türlü tarihsel işlere omuz silkerek
kendi işini benim üzerime atıyor. Bunlar yoldaşlıkla bağdaşan
tutumlar olamaz. Kaldı ki, benim kendime verdiğim söz var. Elbette
bu halka karşı tarihin bu döneminde tüm merkezin de, hatta tüm
PKK’nin de görevini üstlenebilirim. Nitekim baştan beri de
yürütüyorum. Ama insan sizin de bir rolünüz olsun istiyor. Tarihe
böyle hakkıyla damgasını vuran bir kişiliğiniz olsun. “Ben de bir
katkı sahibiyim, ben de hayırlı işleri yüksek bir sorumlulukla
yapabilirim” diyebilmelisiniz. Bundan niye kaçınıyorsunuz?
Güzel işe güzel diyelim, sağlam işe sağlam
diyelim. Böyle işlerin sizden istenmesi neden zorunuza gitsin, bana
neden darılasınız? Siz görev adamısınız, zaten hayatınızı ortaya
koymuşsunuz. Neden bunun en sağlam yolunu denemiyorsunuz? Neden bu
konuda her türlü saptırmaya geçit veriyorsunuz? Bunlar size şeref
kazandırıyor mu? Hatta size saygıdeğer bir yaşam imkânı veriyor mu?
Hayır, sizi mahkûm ediyor, sizi zora sokuyor. Dolayısıyla bu
anlamsızlığı, size yakışmayan bu durumu terk etmelisiniz. Hem de
bahane göstermeksizin, şu veya bu özelliğim, şu veya bu alışkanlığım
demeksizin bunu terk edin. Size yakışmayan, bu durumdur. Çünkü az
çok bir dayanma gücünüz var; üstün bir fedakârlık ve cesaret gücünüz
var. Buna saygılı olun. Bunun gereklerini doğru bir parti içi
savaşım ve onun yönetim gücüyle yerine getirin. En anlamlısı da, onu
hızla ordu saflarında -çok göreviniz var, bunların hepsine talip
olarak- kanıtlamaya çalışın. Bunda siz büyüklük kazanırsınız. Gerçek
kişiliğinizi bu temelde bulursunuz. Büyük bir susamışlıkla buna
hücum edin. Çünkü birikiminiz buna el verebilir. Yeter ki, şimdiye
kadar kendi kendinize takındığınız örgüt içi sorumsuzluğu, temel
kurallar ve taktik hususlardaki yetmezlikleri, -buna yetmezlik de
demeyelim- anlamsızlıkları ve çarpıklıkları yaşatmayın. Bunu
yaparsanız, bu çabalarınızla daha güçlü bir biçimde verimli bir
duruma gelebilirsiniz.
Enerjinizi doğru kullanmayı bilmiyorsunuz. Bunun düzeltilmesi
gerekir. Belirttiklerim, size daha fazla yük vurdurtmak için
değildir, tam tersine sizin yükünüzü hafifletmek içindir. Yaşamı
daha da çekici kılmaya, harcadığınız çabanın ürünlerini daha fazla
almayı imkân dahiline sokmaya çalışıyorum. Bu kadar büyük
direnmenizin sonucu olarak üstün başarılarınızın gelişmesi için,
kendinize bu kadar kötülük yapmaya, kendinizi bu kadar boşa
çıkarmaya hakkınız olmadığı için bunları büyük özenle vurguluyorum.
İnsan kendi kendine bu kadar zarar vermemeli, kendini bu kadar
anlamsız kılmamalıdır. Çünkü yaşadığınız yaşam ve yürüttüğünüz savaş
önemlidir. Onu böyle amaçsız ve verimsiz kılmanız, kendinize en
büyük kötülüğü yapmanız demektir.
Bu belirttiklerimi mutlaka anlamalısınız.
Sadece anlama değil, ne pahasına olursa olsun, engeller –ben de
dahil-nereden gelirse gelsin, gereklerini ¬yerine getirmelisiniz. Bu
engellere karşı bu esas doğrultusunda belirginleşmiş ve başarısı da
kanıtlamış doğrulara sarılmalısınız. Bu savaşı bu temelde
geliştirebilir ve bu anlamsızlıklardan kurtarabiliriz. Kurtardıkça
da daha fazla başarılı oluruz. Başarı yoluna giren bir parti
militanlığı zaferi kazanır.
23 Ocak 1996
Başarı
Yoluna Giren Parti Militanlığı Kesin Zaferi Kazanır -I-
|