Kürtçe | Türkçe | Farsça | İngilizce | Arapça | Almanca
 
   

HPG RÊBER APO'NUN FEDAYÎ ORDUSUDUR!

 

 

SAVAŞ ÇOK SERT BİR AYRIŞTIRMA EYLEMİ OLDUĞU İÇİN AFFETMEZ

 
1 Eylül 2007

Rêber Apo

Savaş eylemi en öğretici okuldur. Bütün öğrenme yolları içinde en etkili öğrenme yolu böylesine bir eylemin yoluna girmekken, savaşanlarımızın bu okulda öğrenmek yerine, öğrenmede yetersiz kalmaları, sanki tam tersine savaşta değil de başka bir etkinlikteymiş gibi davranmaları, bizi en çok uğraştıran konu oluyor. Bunun neden böyle olduğunu bütün gücümüzle açmaya çalışıyorum. Savaş seviyesine gelmiş bir çalışma müthiş öğretmeliydi. Buna rağmen neden öğrenmemekte ısrar var? Bu çok tehlikeli. Yetkin bir beyin gücüyle karşılanması gereken, ancak bu temelde kazanabilecek bir eylemi, bu kadar tehlikeli bir biçimde karşılıyor, gereklerini hiç yerine getiremiyor ve kendimizi en ağır bir yenilgiyle karşı karşıya bırakıyoruz. Bu ne biçim ruhtur, ne biçim kişiliktir? Gerçekten anlamakta çok güçlük çekiyoruz.
Bunu halkımıza da öğretmenin en etkin yolu, onun savaşımını gerçekleştirmektir. Bu çok açık ve tartışma götürmezdir. Ancak bunu yönetmekle sorumlu olanların, kendi gerçeğinin bu kadar uzağına düşürülmüş bir halkın anlayış ve sorumluluk düzeyinden kesinlikle çok geri bir konumda yöneticilik yapmak şurada kalsın, onun sahip olmaması gereken ne kadar özelliği varsa onu esas alarak adeta boşa çıkarma durumları vardır. Bu neden böyledir, bunda neden böyle ısrar var? En çok üzerinde durduğumuz konu budur. Savaşa yönümüzü vermenin bile müthiş düşündüren etkileyici bir yanı varken, bir kaç yıl da demeyeceğim onunla temas eder etmez, onun kurallarını, onun gerekli kurumlaşmasını, sevk ve idaresini, bir de bu halk savaşıysa, mutlak verilmesi gereken ve yaşamın tamamen bağlı olduğu bir savaş çeşidiyse, neden giderek gereklerinden uzaklaşma yaşanıyor? Bu, kişiliğinizde en çok kördüğüm haline getirdiğiniz bir konudur. Biz çok çözmeye çalıştık, ama kendi en temel işinin nedenini, niçinini bir türlü anlamamak, anlamaya gelmemek, böyle çok çeşitli bahaneler uydurarak yaklaşmak ve böylece işin içinden ucuzca sıyrılmak son derece kişilikle de ilgilidir. Belki de düşmanın tamamen kendi en iyi ajanı haline getirdiği özellikleriyle de ilgilidir. Ama tek bir şey var ki, bu kişilik ahmaktır. Bu kişilik kendine çok zarar verir ve böylece asla eylemlerin militanı olamaz.

Şimdi bunu oynuyorsunuz ve bu oyun tehlikeli bir oyun. Hiçbir biçimde, hiçbir gerekçeyle bu oyunu kendinize göre böyle oynayamazsınız, oynamamalısınız. Buna ne hakkınız var, ne de gerek vardır. Düşman sizinle, sağduyunuzla, kişiliğinizin tüm olumlu yönleriyle ne kadar oynamış, sizi kendinize ne kadar yabancılaştırmış olursa olsun; bütün o sorumlu olmanız gereken kişilikle sizi ne kadar çeliştirmiş olursa olsun, belirttiğimiz gibi savaş eylemi çok kısa bir süre içinde sizi kendinize getirmeliydi. Demek ki bu bizi düşündürdükçe düşündürecektir.

Sizin davranışlarınızın altındaki bir çok nedeni hemen görmek mümkün, zaten bunları yoğunca sıralıyoruz. Bu oyun tamamen sığ bir cüceliği oynama oyunudur veya siz bunu esas alıyorsunuz. Büyümenin yoluna girmek, büyük eylemin yoluna girmek, bir yerde aslında bu işin başarı yönünde yarısını elde ediyor. Bir yerde kendinizi inkar etmek; düşmanın yarattığı zayıf gerçeğinizi, hayatta ciddi iddiası, büyüme iddiası olmayan, yalanla-dolanla oluşmuş kendinizi adeta inkar etmektir. Sanıyorum siz bundan vazgeçmiyorsunuz. Bu anlamda oluşmuş kimlikler, düşmana en büyük güç kaynağı rolünü oynuyor. Eğer kişi, devrimde temel çelişkiye göre kimliğini çözmez ve onu savaştırmazsa, devrim ve onun çalışması da hiç olmaz.

Ustaların sözüdür: “Savaş meydanı, akla karayı, iyiyle kötüyü, yaşaması gerekenle ölmesi gerekeni, alçaklıkla yüceliği, gerçekle yalanı, çirkinle güzeli, velhasıl ne kadar çelişkili ve birbirini reddeden şey varsa, hepsini ortaya çıkarmanın, biri lehine diğerini bitirmenin odağıdır, ayıracıdır.” Bu temel saptamaya göre bir türlü çözümlenmemek, çözüm için kendini ayrıştırmamak, kendini çözümsüz bırakmak da oldukça ertelemeci anlama gelir. Her türlü savunmacı, tutum geliştirmeyen, kendini bambaşka biri gibi gösterme ve böylece kendini tamamen büyük aldatma... Daha çok kanıtlamak istediğimiz bu oluyor. “Savaş bizi ayrıştırmaz, şöyle veya böyle çözüme getirmez, biz ona karşı da direniriz ve kendimizi geçmişteki gibi şu veya bu biçimde gizleyip örtbas ederek, kandırarak götürürüz” demeniz, en temel toplumsal gelişme yasasını inkar etmek oluyor. Yalancı, olmayan, gerçekleşmeyecek olan hayal ve ahmaklığın büyük direnmesi olarak değerlendirilen bu durum, biraz sizin gerçeğinizi ifade ediyor.
Kürt neden gelişmemiştir, neden bu kadar dünyanın gerisinde ve çok farklıdır? Bu temel toplumsal yasaya göre böyledir. Bizim eylemimiz işte buna bir başkaldırı, buna bir son verme, bu anlamda da büyük deneme oluyor. Bu denemenin öğretmesi kaçınılmazdır. Ne kadar direnirseniz direnin, objektif olarak bu yasa hükmünü icra edecektir. Kendi bönlüğünüze, yaşam anlayışınıza da demeyeyim, oldukça gerçek dışı anlayışsızlığınıza, incir çekirdeğini doldurmaz hayallerinize ne kadar ısrarla dayanırsanız dayanın, sonunda çözüleceksiniz. Çözülüş, hiç şüphesiz kaybetme temelinde hızlı olabilir. Özellikle kendi çabalarımda ısrar etmezsem, hızla kaybetmeniz işten bile değildir.

Sessiz bir biçimde sizin adeta vurgulamak istediğiniz şu: “Bırakın, biz öleceğiz, biz bu işe gelemeyiz. Bırakın, ne olursa olsun, biz buna razıyız.” Oluşturulmak istenilen savaş ve Önderlik gerçeğine her gün adeta haykırarak kendinizi dayattığınız tarz budur. “Ölüme razıyız, anlamaya gelemeyiz. Bu kazanma işi bize ölümden daha zor geliyor. Bu savaşı körce karşılar, sonuna kadar dayanırız, ama onun yasalarına göre yüksek anlama gereklerini yerine getirmeye de gelemeyiz.” Şimdi sizin oynadığınız tiyatro budur ve bu çok ilginç bir tiyatrodur. O keyfiyet dediğiniz, çokça sizin kişilik değerlendirmelerinizde kendinizin de ortaya koyduğunuz “biz böyleyiz, bu canı kendimize göre böyle kullanırız, özgürlüğümüz olsa olsa budur” anlayışıdır. Yani toplumsallığa gelmeme, toplumun beklentilerine göre kendini vermemedir. Aslında bu, bir lümpenin, çok kötü bir bireycinin yaşadığı yaşamın kendi içimizde ısrarla savunulmasıdır. Keyfiyet dediğiniz tutumun gerçek değerlendirmesi budur. Savaş yasalarını tanımak, giderek ona yüksek anlam vermek, aslında toplumsallaşmanın da başlangıcı ve her türlü gelişmenin özüydü. Yine çok komik bir tarzda kanıtlamak istediğiniz “bu savaş ancak böyle olur” düşüncesidir. Nasıl böyle olurmuş? Evet, en trajik ve komik olan da budur. Ateş içindedir, komediyi oynuyor veya en olmaması gerekeni sergiliyor. Toplumsal ayıp, savaşta büyük bir kusur olup çıkıyor. Yani daha da derinleştirilirse şu anlama geliyor: “Bu savaş bize göre değil veya biz savaşacak bir halk olamayız; savaşırsak da kazanacak bir halk olamayız. Zaten böyle gelmiş böyle gider formülüne göre de başa ne gelse çekilir; bu savaşta düşman nasıl buyurursa öyle gider!”

Bu, toplumsal kaybediş sürecinin savaşta da peşinen onaylanması anlamına gelir. Ve fark etmeden yine dayattığınız budur. Bu kurala gelememe, taktiğe gelememe, örgütlenmeye gelememe nedir? Bunlar savaşın kazanılmasına gelememedir. Bu da şu veya bu tarzda kendi köleliğini sürdürme, buna da fırsat bulmadı mı, kaçma, ölme anlamına gelir. Başka türlü kendinizi anlatamazsınız. Bizde bir gerçeklik var: Köylüler hiç anlamadıkları Allah’a en büyük gerçek diye taparlar, hiç bilmedikleri konularda bin defa yemin içerler, hiç anlamadıkları bir selamı günde bin defa tekrarlarlar, hiç anlamadıkları bir hal-hareketi yine bin defa öyle iyiymiş gibi gösterirler; ters olan her şeye “doğru” biçiminde, hem de çok safça inanmış gibi gözükerek anlam verirler. İşte bizim toplumsal düşünce gerçeğimiz, yalan gerçeğimiz budur.

devam edecek...

7 Temmuz 1995

 

 

 

   
 

» ANA SAYFA

» HPG ANAKARARGAH

» HPG HAKKINDA

» HPG BİM ARŞİV

» MEŞRU SAVUNMA

» GÜNCEL YAZILAR

» GERİLADAN

» ŞEHİTLERİMİZ

» DOSYALAR

» YJA STAR SAYFASI

» DİZİ ARAŞTIRMA

» FOTO GALERİ

» KİTAPLAR

» KLİPLER

» VİDEOLAR

» BAYRAKLAR

» İRTİBAT

 

 

 ESKİ ARŞİV»-1- 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7- 8 - 9 - 10- 11- 12 - 13 - 14  

 
HPG (Halk Savunma Güçleri) Resmi Sitesidir.
HPG-BİM tarafından yapılmıştır.
HPG Online © 2003 - 2007 Tüm hakları saklıdır.