Kürtçe | Türkçe | Farsça | İngilizce | Arapça | Almanca
 
   

HPG RÊBER APO'NUN FEDAYÎ ORDUSUDUR!

 

 

ONUNCU YILDÖNÜMÜ ZAFER TALİMATI!

Kahraman Ordumuza, ARGK’nin Değerli
Komutan ve Savaşçılarına:

 
13 Ağustos 2007

Rêber Apo

Bir anlamda ordu günümüz olarak da değerlendireceğimiz 15 Ağustos Atılımı’nın onuncu yıldönümünü kutlarken; her zamankinden daha fazla tam ordulaşma ve savaşma, bununla her şeyimizi kazanma temelinde sizleri selamlıyoruz.

Halkımızın Diriliş ve Ulusal Kurtuluş Mücadelesi’nde, ARGK en temel umut kaynağı olmak kadar, çare, en sonuç alıcı, her şeyin bağlı olduğu bir ulusal öncü gücümüz, ulusal kaynağımız ve görevimizdir. Her şeyimiz, bu ordulaşma ve onun özgür yaşama her yönüyle hazırlayan sağlığıdır. Nereden ve hangi dönemden bakılırsa bakılsın, ARGK oluşumu, denilebilir ki tarihimizin en anlamlı, en belirleyici rol oynayan gelişmesidir, onun en özlü ifadesidir. Denilebilir ki, halkımız için hiçbir kuruluş, ARGK çalışması kadar değerli değildir.

15 Ağustos Atılımı’nın onuncu yıldönümünde, kazandığınız, anlamı bu kadar büyük olan, en başta bir ordumuz ve onun her şeyi kazandıran savaşımıdır. Bu savaşta geçirilen on yıl, sadece ulusal düzeyde bir gelişme ve kazanılan başarılar değildir, herhangi bir halkın ulusal kurtuluşuyla elde edilenin kazanılması da değildir. Bu, tepeden tırnağa ve her düzeyde eşi görülmemiş sistemli bir soykırımı esas politika olarak yürüten bir düşmana karşı, kutsal yaşam hakkımızı, var olma ve hiçbir biçimde kabul edilemez kölelikten de, sömürgelikten de beter bir yaşam tarzına baş kaldırmadır. İster şahadete ulaşalım, ister ulaşmayalım, zafer yolunda kesintisiz ilerleyelim. Her anı en değerli, her damla kanı en değerli ve seve seve yaşayacağımız, şerefimizle öleceğimiz ve bu anlamda en büyük zenginlik, gurur kaynağımız oluyor.
Böylesine yılları yaşamak başlı başına bir mutluluktur. Böylesine günlere tanık olmak, onun değerli savaşçıları olmak, sanıldığından da daha fazla yaşamın en soylucasına sahip olmaktır. Bu bir zorunluluk değil, bir namus meselesi de değildir; bir yaşam tutkusudur. Bunun dışında hiçbir tanım, bu yılları değerlendiremez. Kişi için olduğu kadar, ulus için de bu tanım böyledir. Yaşanılan gerçeklik, dost-düşman için de tamamen böyle olduğunu açıkça kanıtlamıştır.

Siz Değerli Tüm Savaşçılarımız!

Geçirdiğimiz on yılı değerlendirirken, hiç şüphesiz nasıl bir düşmanla, nasıl bir halk gerçekliğiyle ve en önemlisi de nasıl bir partiyle, silahlı kuvvetlerle bu işe başladığımızı biliyorsunuz. Bunu fazla tekrarlamanın da anlamı yoktur. Bu adımı atarken, aslında bir yaşam tutkusunu, her şeyi kaybetmiş ve alçakça yaşamaktansa, yüzde bir, binde bir ihtimal de olsa, özgür yaşama adım atmak ve eğer başarırsak umut ettiğimiz her şeyimizi bulmak gibi bir şansı denemekti de. Artık, o günden bugüne geldiğimizde görüyoruz ki, bu bir şans da değil, yaşamın en gerekli, en vazgeçilmez ve herkese her an kendisini hissettiren, kendisinin ayrılmaz bir parçası olarak vazgeçilmez kılan ulusal ruhumuz, ulusal onurumuz, ulusal tutkumuz, hepimizin paylaştığı en yüce değerimizdir.

Yine iyi bilmekteyiz ki, bunun dışında gırtlağına kadar bireyciliğe gömülmüş, düştükçe düşmüş, zayıfladıkça zayıflamış, vatan hainliğinden her türlü köleliğe kadar, insanlık suçu kadar lanetle anılacak ne varsa, utanılası yaşam tarzı olarak benimsetilmeye çalışılan ve bütünüyle asla yaşanılmaması gereken, yanına bile yaklaşılmaması gereken, böylesine her şeyine düşman olan, düşman kokan bir yakın geçmişe, böyle bir eylemle karşılık vermek; sanıldığından daha fazla büyük bir zenginlik, büyük bir umuttur. Yoksa, bu kadar güç dengesizliği, bu kadar zorluklar, olanaksızlıklar altında, bu savaş, bu biçimiyle yürütülemezdi. Ama, anlamı böyle olduktan sonra da, hiçbir güç bu savaşın böyle gelişmesini engelleyemezdi. Olan da budur.

Kısaca, tarihimizde, ulusal yaşamımızda yeri böylesine olan bu yılları, ne kadar değerlendirsek o kadar yeridir. Burada size bir savaş tarihçesini yapacak durumda değiliz. Bunu da oldukça biliyorsunuz. Ama, illa bir hatırlatmada bulunursak; bu on yıl ordulaşıp istediğimiz tarzda savaşabileceğimizin de kanıtlandığı bir on yıldır. Özellikle düşmanın son bir yılda kesin imha ve başarma amacıyla yüklendiğini de değerlendirirsek, ortaya çıkan muazzam siyasal-askeri ve diplomatik olanak, belki de tarihinin en önemli kayıp yılı olarak da düşman için bir anlam ifade edecektir.

Çılgınca “ya bitecekler, ya bitecekler” sözü, tam da kendileri için gerçekleşmeye doğru yüz tutmaktadır. Evet, biz de söylüyoruz; “ya bitecekler, ya bitecekler”! Tersine çeviriyoruz. Düşman, daha da yakın tarihimiz için, “dokuz yılda yapılamayanı, bir yılda yaptık” diyordu. Biz de aynı iddiada bulunuyoruz; “dokuz yılda yapamadığımızı, dokuz yüz yılda yapamadığımızı, son bir yılda yaptık”! Anlamı böylesine derindir bu onuncu yılın.

Bu on yılı daha da değerlendirirsek; fazla umutlu görülmeyen ilk 15 Ağustos Atılımı günü; nefes nefese, saat saat, gün gün, ay ay ilk beş yılını doldurduğunda, özellikle düşmanın atılımı boşa çıkarma planlarının tersine çevrildiğini, asıl kendilerinin boşa çıktığını söylemek gerekiyor. İlk yıl çok sınırlı da olsa, düşmanın kesin başarmaması önemli bir adımdır.

En önemlisi de, kendi zaaflarımızı tespit etmemizin, nerede ve ne kaybettirdiğini görmemizin; bunu ikinci yılda, 1986’da bertaraf edecek çözüm gücüne ulaşmamızın ve yine bu çözüm gücünden yola çıkarak, 1987’yi yeniden bir atılım yılına dönüştürmemizin, ardı arkası kesilmeyen 1988-1989’ları da kesintisiz sürdürmemizin anlamının ne kadar derin olduğunu şimdi daha iyi anlıyoruz. Zaaflarımızı tespit ediyoruz, çözüyoruz, güce dönüştürüyoruz ve bu yıllar böylesine tarihi anlamda kazanılıyor.

Herkes “bu yıl biterler” diyor. Biz ise, o “bitiş” denilen yılı, sonunda çok güçlü bir yılbaşına dönüştürüyoruz. Her 15 Ağustos Atılımı’nın geride kalan bir yılı ve başlayan bir yılı böylesi bir gelişmeyle karşı karşıya bırakılıyor. 1990’lara girdiğimizde, düşman, askeri-siyasi olarak kaybettiğini ve son bir çırpınışla sonucu lehine çevirmek için, tavizler politikası da dahil her türlü kirli politikaya kadar bir çok yöntemi denemeye kalkıştı. Yine başlayan serihildanlara bu temelde katliamları dayatarak önümüzü kesmek istiyordu. Ama halkımızın da kahramanca adımlar atması ve tüm iç-dış engellere rağmen, gerillanın gelişebileceğinin ortaya çıkması, 1990’lı yılları daha da önüne geçilemez, başarısı önlenemez yıların başlangıcı yaptı.

1990 sonrası, halk artık dirilmiştir, bir daha yok edilemez; gerilla kök tutmuştur, artık bir daha sökülemez!

Kürdistan’daki devrimci savaşımız, en dayanılamaz ve yürütülemez denen koşullardan, gerillanın tutunma aşamasına gelmiştir. 1990’lara doğru geldiğimizde, gerillanın tutunabileceği ortaya çıktı. Ama bin bir emekle bu gerçekleşti. Savaş tarihini de çok iyi öğrenmelisiniz. Küçük bir birlikten bir gerilla ordusuna, bir gün bile zor-bela dağda kalmaktan her tarafın gerillaca tutulan bir ülke durumuna nasıl geldik? Bu, çok yakıcı bir ordu dersimizdir. Bu dersi iyi bilelim ve esas alalım.
Devrimci savaş, sadece başlatılma ve tutunma değil, daha niteliksel bir aşamaya gelmiştir. Uzun süredir adına stratejik savunma dediğimiz bir dönemi yaşadık ve halen de bir çok bölgede önemli oranda stratejik savunmanın gereklerine göre savaş yürütüyoruz. Ama son birkaç yıldır, yavaş yavaş gelişen ve çarpıcı bir çok gelişmeyle karşı karşıya olduğumuz durum, biraz stratejik dengeyi de yakalayan bir durumdur. Şüphesiz bir denge durumu değil ama, biraz derinliğine bakmasını bilen ve genel savaş bilançosunun gidişatını göz önüne getirirsek, aslında dengeye benzeyen bir durum vardır. Dengeyi zorlayacak, dengeye kavuşturacak konumlar, mevzilenmeler de elde ediliyor.

Kaldı ki bunu düşman da itiraf ediyor. “Arazide genişçe duruyoruz, amacımız birlik imhası değil, işte lojistiğini kesip sıkıştırma, giderek kaçmaya ve teslime zorlama” diyor. Bu, aslında savaşın denge düzeyine geldiğinin düşman tarafından itirafıdır. “Yan yana kalabiliriz” demek; dengedeyiz demektir. Ve gittikçe yaygınca yaşanılan durum da budur. Düşman genel kurmayının bizzat kendisinin söylediği durum, az-çok dengeye benzeyen durumdur.

Artık sadece stratejik savunmayla, onun sorun ve görevleriyle uğraşmıyoruz. Denge durumunun ortaya çıkardığı muazzam sorunlar kadar, çözüm yolları da artık var. Muazzam askeri boşluk ortaya çıkarılmış ve tarafımızdan doldurulmuştur. Türk ordu birliklerinin olmadığı her yer bizimdir. Bu çok önemli bir gelişmedir. Bu tür boşluklar ordumuzca doldurulacaktır. Taktik kazandık, aslında halkın siyasi kazanmasını sağladık. Bu anlamda bazı boşluklar varsa da, o fazla önemli değildir, tersine askeri anlamda kazanılanı iyi görmek gerekiyor.
Bugün düşman birliklerinin olmadığı her yer, bir an için yaşayıp da bıraktığı her yer ve her zaman kesimi bizimdir. Bunu görebiliyor ve kullanabiliyor muyuz? İstenildiği kadar bu boşluklara birlik yerleştirilebilir, istenildiği kadar yer altı ve yer üstü hazırlanabilir ve savaş her türlü yöntemle değerlendirilebilir. Peki bu denge değil de nedir? Bu boşluklar tam doldurulursa, acaba savaş nasıl seyreder? Eğer sayı eksikliğimiz varsa, şimdiki koşullarda hızla sayıyı tamamlayabiliriz. Birlik kaydırıp oturtabiliriz. İşte denge durumunun ortaya çıkardığı yeni olanaklar bunlardır. Bunları doğru görebilmeli ve gerekeni yerine getirebilmeliyiz. Ama savaş cephelerinde bu durum yeterince görülebiliyor mu? Belli ki görülmüyor.
 

Parti Önderliği

14 Ağustos 1994
 

 

 

 

   
 
Main Menu
ANASAYFA
GÜNCEL YAZILAR
GERİLLA'NIN YÜREĞİNDEN
ŞEHİTLERİMİZ
HPG
YJA - STAR
DİZİ - ARAŞTIRMA
RESİMLER
KİTAPLAR
GERİLLA VİDEO
İRTİBAT
BİM HABER ARŞİV
HPG BAYRAĞI
YJA - STAR BAYRAĞI

 

İRTİBAT

İLETİŞİM

(HPG ile iletişim - Site Hakkında

Genel Bilgiler - Haberler)

 ESKİ ARŞİV»-1- 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7- 8 - 9 - 10- 11- 12 - 13 - 14  

 
HPG (Halk Savunma Güçleri) Resmi Sitesidir.
HPG-BİM tarafından yapılmıştır.
HPG Online © 2003 - 2007 Tüm hakları saklıdır.