|
Parti Önderliği
Şimdi
nasıl oynadığınızı anlıyor musunuz? Eğer lanetli bir topluluk
olmaktan çıkmak, maymunlardan daha beter duruma düşmüşlükten
kurtulmak istiyor ve bunun için savaş gerekiyor diyorsanız, benim
tecrübelerimden biraz ders çıkarın. Eskiden beni herkes deli yerine
koyardı. Hiç kimse beni ciddiye de almazdı. Ama şu anda düşmanıma
karşı bir şeyler yapabiliyorum. Eğer siz de “Düşmanımıza karşı bir
şeyler yapmamız gerekiyor” diyorsanız, benim tecrübelerimden
yararlanın. Ben, sadece tecrübe vermiyorum. Size verdiklerimi
küçümsemeyin. Bunlar zor elde edilir. Bugün bir silah elde etmek
maddi olarak çok pahalı ve siyasal olarak da çok zordur. Silahı alıp
bir kişinin eline vermek ve özgürlük dağına ulaştırmak, savaşçıyı
yedirip içirmek çok zordur. Ben bile halen pilava saldırıyorum.
Diğer yemekler de bazen oluyor, ama kendimi sürekli pilav ve soğana
ayarladığım için onu yiyorum. Çünkü biliyorum ki, o yemek çok
değerlidir. Ancak size en iyi silahı, en iyi yetkiyi, en iyi savaşım
dağını ve örgütünü veriyoruz, ama siz onun da değerini
bilmiyorsunuz. Kontrgerilla bile bir örgütü böyle uğraştıramaz,
savaşla böyle oynayamaz.
O halde, sizi bir kez daha kendi
gerçekliğinizi görmeye çağırıyorum. Düşmandır yapar, adamı bu duruma
da düşürür, hatta daha beterin beteri de eder. Ama biz de hiç
olmazsa kendi Önderlik gerçeğimizde yaşama iddiası olan bir gücü
temsil ediyoruz. İlkemiz budur. Pratiğimiz de amansız bir biçimde bu
ilkeye göredir. Bunun anlaşılmayacak hiçbir yanı yoktur. Ben bunu
net ortaya koydum. Umarım kendinizi benden daha büyük görmez, benden
daha büyük çaba sahibi olarak değerlendirmezsiniz. Benim onda birim
kadar mütevazı olmanıza ve savaşın gereklerine göre yaşamanıza da
razıyım. Değerlere biraz saygılı olun, onları bir kontra gibi
çiğnemeyin. Sizi yaşatan, sizi biraz koruyan değerlerdir. Biraz
değer verin, size gerekli olduğu kadar kullanın. Biz buna da
razıyız. Çünkü bir insanlık kavgası var. Biz, halen varız, bitmedik,
yeniden dirildik dedik. Siz ise “Sıra kurtuluşta” dediniz. Madem bu
kelimeleri söylediniz, o zaman gereklerine göre hareket etmeyi bir
insanlık gereği olarak bilin.
Benden daha gençsiniz, fazla yorgunluğunuz da yoktur. Gerçekler de
bu kadar açık önünüzdeyse, o zaman yapacağınız bazı işler vardır.
Bunlar her şeyden önce gelir. Savaş işleri böyle yapılmaz, mevziler
ve karargâhlar böyle kullanılmaz. Örgüt yetkileri ve örgüt
temsilcilikleri böyle kullanılmaz. Hatta yaşam olanakları, yurt dışı
da dahil, hiçbir alanda böyle kullanılmaz. Unutmayın ki, size
yaşamayın demiyoruz; tam tersine, size insanca yaşamın yolunu
gösteriyoruz. Bu çok sıkı disiplinli kurallara göre olmak da yaşamı
biraz mümkün kılmak içindir. Tecrübeme dayanarak diyorum ki, bunun
dışında yaşam olanağımız yoktur. Bunun dışındaki her şey
maymunlaşmadan daha kötü olmasaydı, ben size söylerdim. Bunun için
kurallar ve savaşımın esasları sizleri zorlamasın. Bunlar sizin için
bir ilaçtır. O hastalıklar ve ilkelliklerden kurtulmak için tek çare
olarak bu savaşımın gereklerini yapın ve her şey sizin olsun.
Yapılması gerekenler ise, iyi savaşmak ve başarmaktır. Bunu
sağladıktan sonra, ülkedeki her türlü maddi ve manevi yaşam sizin
olsun. Ama önce savaşın gereklerini yerine getirmeniz gerekir. Bunu
yapmazsak, sizi çil yavrusu gibi dağıtır, koyun gibi keserler ve
zaten kesiyorlar da.
Hiç olmazsa buna dur diyorum. Benim bütün
savunduklarım ve iliklerinize kadar size hissettirmek istediklerim
bunlardır. Bunların anlaşılmayacak hiçbir yanı yoktur. Tam tersine,
bunlar bizim yaşam değerlerimizdir. Değerlerimizle ne siz ne de
başkaları oynasın. Bu konuda sonuna kadar titiz olun. Çünkü siz
yaşama iddiasındasınız. Bununla neden çelişeceksiniz? Yaşam ve karar
gücünüz gelişiyor, yaşam olanaklarınız gelişiyor. Bu olanakları
akıllıca değerlendirmek ve korumak için sıkı örgütleyin, sıkı
denetleyin, kimseye çiğnetmeyin ve bunun gereklerini sürekli olarak
yerine getirin. Böylece adım adım yaşama yaklaşırsınız. Bunun için
mütevazı olun. Artık bu deliliği bırakın.
Mütevazıca da olsa, onurlu bir biçimde insanlık yürüyüşü içinde
yerinizi alabilirsiniz. Buna da bin defa şükür demelisiniz. Çünkü
insanlık yürüyüşü dışında olmak insana çok büyük utanç verir; böyle
bir şey çok lanetlidir ve insan buna dayanamaz. Şimdi siz biraz
bizim şerefimizle yaşıyorsunuz. Kendiniz şerefin sahibi olun. Siz
biraz bizim dayanma gücümüzle ayaktasınız. Ancak bu yetmez. Biraz öz
dayanma gücünüzle ayakta olun, onun şerefini duyun. O daha kalıcıdır
ve hakkınız olanı size verir.
Ben bir halk savaşçısıyım. Yani halklar adına
yaptığımı sınırsız dağıtmaktan çekinmem, ama bu her zaman böyle
olmaz. İnsanlar ve halklar esas itibarıyla öz güçlerine dayanarak
savaşmalı, şerefi ve onuru kazanmalı, maddi imkânlarını da hakça
kendi aralarında paylaşılmalıdırlar. Her zaman önderlere dayanılarak
yaşanılmaz. Öyle yaşatacak önder de olmaz. Zaten bu bir sapma olur.
Bu yetmiş altı yılda ki, daha öncesi de vardır güçlü bir düşmana
karşı Önderlik gerçeğimizde çok zor, çok istisnai bir savaşçılık
biçiminde, düşmanın bile hiç hesabında olmayan bir tarzda, çok geç
de olsa, bir intikam savaşımı mı bir yaşam savaşımı mı desek, bir
insanlık savaşımı mı ulusal kurtuluş mu desek, adını ne koyarsak
koyalım, bir direnme noktası yakaladık. Bu, bizim en gururla
paylaşacağımız ve yaşayacağımız gerçekliktir. Bunun dışında
hiçbirimizin hiçbir değeri yoktur. Bizim için yalnız bu direnme
imkânı bir anlam ifade eder, yoksa her şey boştur. O açıdan
küsmeyin, direnme imkânlarına amansız sarılın. Bu savaşımın
gereklerini yerine getirdikçe, bu düşmanın hiçbir topluma
dayatılmayan ölümden de beter kararı, onun çıldırtıcı ve delirtici
hükmü aşılabileceği gibi, kendiniz de yeniden insan olmanın
heyecanıyla en temiz insan olmayı gerçekleştirmekle yüz yüze
gelebilirsiniz. Kaldı ki, bunun coşkusu bile kendisini yaşamaktan
daha değerlidir.
Bu konuda daha değişik yaklaşım yöntemi nasıl
olabilir diye düşünüyorum. Mücadelede belli bir aşamaya varılmıştır.
Yeni yaşam veya bizzat içinde yaşadığımız sürecin anlamı olduğu
kadar, onun yürütülüş tarzını daha yaratıcı yaklaşımlarla
değerlendirmek istiyoruz. Bu açıdan daha anlamlı tartışmalar
olabilir, herkes kendi yeteneklerini daha yaratıcı bir biçimde
ortaya koyabilir. En önemlisi de öz gücünüzle ayaklarınız üzerinde
yürüyebilirsiniz. Hep partinin genel gücüne dayanarak, hep Önderliğe
dayanarak yaşamak yerine, kendi özgücünüzle kendi ayaklarınız
üzerinde yürümeyi sağlayabilmenizi ve artık bunun tutarlılığını
göstermeniz gerektiğini vurguluyorum. Geçirilen aşama sizi bu
noktaya getirmiştir.
Kendi tecrübelerime dayanarak belirtebilirim
ki, aslında sizi büyük bir sabırla büyüttük, deney ve tecrübeyle
yürüyebilecek konuma getirdik. Bazılarının ısrarla çocukluk
hastalığına denk şeyler yapmalarına ve kendilerini partinin sırtında
taşıtmalarına gerek yoktur. Bunun aşaması geride kaldı. Dönem
herkesin kendi özgücünü düşüncede, ruhta ve fiziki olarak sergileme
dönemidir. Bunun anlamı da, eskisi gibi yaşayamaz ve saflarda
bulunamazsınız demektir. Bol bol şikâyet eden, ağlayıp sızlayan,
ucuz yenilen ve darbe yiyen o eski çocukluk durumunu artık
bırakacaksınız. Bu dönem için yaptığınız çalışmalar sizi artık
anlaşılır kılmalıdır. Nereden bakılırsa bakılsın, çocuklukla izah
edilecek hiçbir durumunuz yoktur. Oldukça büyümüşsünüz. Düşüncede de
müthiş büyüdünüz. Ruhsal gelişmelerinize de katkıda bulunduk. Onun
için bu çocukluk numaralarını bırakın.
Yıllardır kendinize bir tarz yakıştırdınız.
Dolayısıyla bize de köylü kurnazlığını, düzenin bezirgânlığını ve
esnaflığı dayatmayın. Bunlar fırsat bulsa tenekeyi gümüş diye
satarlar. Sizin de bu tarzda kendinizi pazarlamanız söz konusudur.
Bu düzen kişiliğini bırakacaksınız. Böyle alım satım işleri artık
para pulla da ölçülmez. Yani parası olmayan bir çalışma denilir,
esasta o sergilenir. Bu çalışma kıymeti yüksek, ölçülüp biçilemez
değerde bir çalışmadır. Devrimcilerin çalışma tarzı böyledir. Yoksa
hiçbir emek sunmadan, yavuz hırsız gibi örgütten birçok şey istemek
doğru değildir. Kaldı ki, kendini böyle satmak da kolay değildir.
Kendinizi kime satıyorsunuz? Devrimde insanın kendisini satması
doğru olmaz. Karşılıklı bir şey istemek yanlıştır, hatta istemek
diye bir şey de yanlıştır.
Sürekli şunu belirttim: Parti sonuna kadar
bireyindir, birey de sonuna kadar partinindir. Bu parti benimdir
dediğiniz zaman, kendinizin de her şeyinizle ama hastalıklarınız
veya ölüden beter kişiliğinizle değil, sonuna kadar kazandıran
kişiliğinizle partili olduğunuzu anlamanız gerekir. Benim şimdiye
kadar kendimi PKKli hissetmem, sonuna kadar kazandırdığım orandadır.
Yoksa en ufak bir kaybetme olduğu zaman, kendimi PKK’ye ihanet eder
gibi hissederim. Kaybeden ben asla PKKli değildir, kazanan ben
PKKlidir. İlke budur.
Siz her şeyinizle kaybettiriyorsunuz. PKKli
maskesi altında, “PKK benim olmalıdır” diyorsunuz. Bu bir
hırsızlıktır. Bu yavuz hırsızlık durumunu bırakmak gerekiyor.
Kaybettirdiğiniz an, “Bu partinin değilim” diyecek, dolayısıyla
kendinizi suçlu göreceksiniz. Eğer illa PKKli olmak istiyorsanız, o
halde ‘kazanan ben’i partiye katacaksınız. Şimdi bunun dönemindeyiz.
Artık çeşitli bahanelerle kaybettirdiğiniz benliğinizle katılımınızı
kazanan benliğinize dönüştürün ve katılımınızı gerçekleştirin.
Hiçbir şey elinizden gelmiyorsa, kaybetmeme noktasında durun.
Kazandıramıyorsanız kaybettirmeyin. PKK bunu da kabul eder. Ancak
açıkça söyleyeyim ki, sürekli kaybettirmeyi kabul etmem. Çünkü ben
örgüt adamıyım; hem kazandıran, hem yaşatan, hem de yaşatmak zorunda
olan bir PKKliyim. Her gün kaybettireni ne diye PKK içinde tutayım?
İçimizde ne hastayı, ne kaybettireni ne de zarar vereni tutacağız.
Böylesi kişilikler başka yere gitsin. Kaybettireni hiçbir gerekçeyle
içimizde tutamayız.
Demek ki, artık bu ilkeyi işleyeceğiz. Eskiden
bütün ordu kuruluşlarında öyle yaparlardı, yaralılarını bile
atarlardı. Bu işin kuralı böyledir. Ancak biz insaflıyız. Hasta
düşmüş veya yaralanmış olanları sonuna kadar koruyoruz. Bunu
başkaları kötüye yormasın, bu bir hak değildir. Aslında savaş
kurallarına göre yapılması gereken ya düşmana bırakmak ya da onun
kurşunu kendisine sıkmasıdır. Bazı arkadaşlar da böyle yapmıştır.
Biz son kurşunu kendinize sıkın demiyoruz; ama hiç olmazsa yaşamda
en azından sonuna kadar partiye bağlı kalınmalıdır. Partinin başında
bir hasta gibi kalınmasın, eğer bir kolu yoksa diğer koluyla bir iş
yapsın, bir ayağı yoksa diğer ayağıyla iş yapsın, diliyle yapsın,
kollarıyla yapsın ve böylece parti de ona baksın. Aksi halde parti
bu kişiye bakamaz. Bundan sonra hastalara da uygulanacak ilke budur.
Hiç kimse bize başka ilke dayatmasın ve parti adı altında kimse bu
dayatmalara köprü olmasın. Bu kural benim için de geçerlidir. Zaten
ben biraz hasta olduğumda kendimi partiye hiç göstermem, sağlıma
kavuşuncaya kadar odamda kalırım.
*Bizim
Savaşçılığımız Büyük Gönüllülük ve Büyük İntikam Savaşçılığıdır
-I-
*Bizim
Savaşçılığımız Büyük Gönüllülük ve Büyük İntikam Savaşçılığıdır
-II- |