Kürtçe | Türkçe | İngilizce | Arapça | Almanca

 
   

 

 

 

Bizim Savaşçılığımız Büyük Gönüllülük ve
Büyük İntikam Savaşçılığıdır-III-

 

Parti Önderliği

 

Şimdi nasıl oynadığınızı anlıyor musunuz? Eğer lanetli bir topluluk olmaktan çıkmak, maymunlardan daha beter duruma düşmüşlükten kurtulmak istiyor ve bunun için savaş gerekiyor diyorsanız, benim tecrübelerimden biraz ders çıkarın. Eskiden beni herkes deli yerine koyardı. Hiç kimse beni ciddiye de almazdı. Ama şu anda düşmanıma karşı bir şeyler yapabiliyorum. Eğer siz de “Düşmanımıza karşı bir şeyler yapmamız gerekiyor” diyorsanız, benim tecrübelerimden yararlanın. Ben, sadece tecrübe vermiyorum. Size verdiklerimi küçümsemeyin. Bunlar zor elde edilir. Bugün bir silah elde etmek maddi olarak çok pahalı ve siyasal olarak da çok zordur. Silahı alıp bir kişinin eline vermek ve özgürlük dağına ulaştırmak, savaşçıyı yedirip içirmek çok zordur. Ben bile halen pilava saldırıyorum. Diğer yemekler de bazen oluyor, ama kendimi sürekli pilav ve soğana ayarladığım için onu yiyorum. Çünkü biliyorum ki, o yemek çok değerlidir. Ancak size en iyi silahı, en iyi yetkiyi, en iyi savaşım dağını ve örgütünü veriyoruz, ama siz onun da değerini bilmiyorsunuz. Kontrgerilla bile bir örgütü böyle uğraştıramaz, savaşla böyle oynayamaz.

O halde, sizi bir kez daha kendi gerçekliğinizi görmeye çağırıyorum. Düşmandır yapar, adamı bu duruma da düşürür, hatta daha beterin beteri de eder. Ama biz de hiç olmazsa kendi Önderlik gerçeğimizde yaşama iddiası olan bir gücü temsil ediyoruz. İlkemiz budur. Pratiğimiz de amansız bir biçimde bu ilkeye göredir. Bunun anlaşılmayacak hiçbir yanı yoktur. Ben bunu net ortaya koydum. Umarım kendinizi benden daha büyük görmez, benden daha büyük çaba sahibi olarak değerlendirmezsiniz. Benim onda birim kadar mütevazı olmanıza ve savaşın gereklerine göre yaşamanıza da razıyım. Değerlere biraz saygılı olun, onları bir kontra gibi çiğnemeyin. Sizi yaşatan, sizi biraz koruyan değerlerdir. Biraz değer verin, size gerekli olduğu kadar kullanın. Biz buna da razıyız. Çünkü bir insanlık kavgası var. Biz, halen varız, bitmedik, yeniden dirildik dedik. Siz ise “Sıra kurtuluşta” dediniz. Madem bu kelimeleri söylediniz, o zaman gereklerine göre hareket etmeyi bir insanlık gereği olarak bilin.
Benden daha gençsiniz, fazla yorgunluğunuz da yoktur. Gerçekler de bu kadar açık önünüzdeyse, o zaman yapacağınız bazı işler vardır. Bunlar her şeyden önce gelir. Savaş işleri böyle yapılmaz, mevziler ve karargâhlar böyle kullanılmaz. Örgüt yetkileri ve örgüt temsilcilikleri böyle kullanılmaz. Hatta yaşam olanakları, yurt dışı da dahil, hiçbir alanda böyle kullanılmaz. Unutmayın ki, size yaşamayın demiyoruz; tam tersine, size insanca yaşamın yolunu gösteriyoruz. Bu çok sıkı disiplinli kurallara göre olmak da yaşamı biraz mümkün kılmak içindir. Tecrübeme dayanarak diyorum ki, bunun dışında yaşam olanağımız yoktur. Bunun dışındaki her şey maymunlaşmadan daha kötü olmasaydı, ben size söylerdim. Bunun için kurallar ve savaşımın esasları sizleri zorlamasın. Bunlar sizin için bir ilaçtır. O hastalıklar ve ilkelliklerden kurtulmak için tek çare olarak bu savaşımın gereklerini yapın ve her şey sizin olsun. Yapılması gerekenler ise, iyi savaşmak ve başarmaktır. Bunu sağladıktan sonra, ülkedeki her türlü maddi ve manevi yaşam sizin olsun. Ama önce savaşın gereklerini yerine getirmeniz gerekir. Bunu yapmazsak, sizi çil yavrusu gibi dağıtır, koyun gibi keserler ve zaten kesiyorlar da.

Hiç olmazsa buna dur diyorum. Benim bütün savunduklarım ve iliklerinize kadar size hissettirmek istediklerim bunlardır. Bunların anlaşılmayacak hiçbir yanı yoktur. Tam tersine, bunlar bizim yaşam değerlerimizdir. Değerlerimizle ne siz ne de başkaları oynasın. Bu konuda sonuna kadar titiz olun. Çünkü siz yaşama iddiasındasınız. Bununla neden çelişeceksiniz? Yaşam ve karar gücünüz gelişiyor, yaşam olanaklarınız gelişiyor. Bu olanakları akıllıca değerlendirmek ve korumak için sıkı örgütleyin, sıkı denetleyin, kimseye çiğnetmeyin ve bunun gereklerini sürekli olarak yerine getirin. Böylece adım adım yaşama yaklaşırsınız. Bunun için mütevazı olun. Artık bu deliliği bırakın.
Mütevazıca da olsa, onurlu bir biçimde insanlık yürüyüşü içinde yerinizi alabilirsiniz. Buna da bin defa şükür demelisiniz. Çünkü insanlık yürüyüşü dışında olmak insana çok büyük utanç verir; böyle bir şey çok lanetlidir ve insan buna dayanamaz. Şimdi siz biraz bizim şerefimizle yaşıyorsunuz. Kendiniz şerefin sahibi olun. Siz biraz bizim dayanma gücümüzle ayaktasınız. Ancak bu yetmez. Biraz öz dayanma gücünüzle ayakta olun, onun şerefini duyun. O daha kalıcıdır ve hakkınız olanı size verir.

Ben bir halk savaşçısıyım. Yani halklar adına yaptığımı sınırsız dağıtmaktan çekinmem, ama bu her zaman böyle olmaz. İnsanlar ve halklar esas itibarıyla öz güçlerine dayanarak savaşmalı, şerefi ve onuru kazanmalı, maddi imkânlarını da hakça kendi aralarında paylaşılmalıdırlar. Her zaman önderlere dayanılarak yaşanılmaz. Öyle yaşatacak önder de olmaz. Zaten bu bir sapma olur.
Bu yetmiş altı yılda ki, daha öncesi de vardır güçlü bir düşmana karşı Önderlik gerçeğimizde çok zor, çok istisnai bir savaşçılık biçiminde, düşmanın bile hiç hesabında olmayan bir tarzda, çok geç de olsa, bir intikam savaşımı mı bir yaşam savaşımı mı desek, bir insanlık savaşımı mı ulusal kurtuluş mu desek, adını ne koyarsak koyalım, bir direnme noktası yakaladık. Bu, bizim en gururla paylaşacağımız ve yaşayacağımız gerçekliktir. Bunun dışında hiçbirimizin hiçbir değeri yoktur. Bizim için yalnız bu direnme imkânı bir anlam ifade eder, yoksa her şey boştur. O açıdan küsmeyin, direnme imkânlarına amansız sarılın. Bu savaşımın gereklerini yerine getirdikçe, bu düşmanın hiçbir topluma dayatılmayan ölümden de beter kararı, onun çıldırtıcı ve delirtici hükmü aşılabileceği gibi, kendiniz de yeniden insan olmanın heyecanıyla en temiz insan olmayı gerçekleştirmekle yüz yüze gelebilirsiniz. Kaldı ki, bunun coşkusu bile kendisini yaşamaktan daha değerlidir.

Bu konuda daha değişik yaklaşım yöntemi nasıl olabilir diye düşünüyorum. Mücadelede belli bir aşamaya varılmıştır. Yeni yaşam veya bizzat içinde yaşadığımız sürecin anlamı olduğu kadar, onun yürütülüş tarzını daha yaratıcı yaklaşımlarla değerlendirmek istiyoruz. Bu açıdan daha anlamlı tartışmalar olabilir, herkes kendi yeteneklerini daha yaratıcı bir biçimde ortaya koyabilir. En önemlisi de öz gücünüzle ayaklarınız üzerinde yürüyebilirsiniz. Hep partinin genel gücüne dayanarak, hep Önderliğe dayanarak yaşamak yerine, kendi özgücünüzle kendi ayaklarınız üzerinde yürümeyi sağlayabilmenizi ve artık bunun tutarlılığını göstermeniz gerektiğini vurguluyorum. Geçirilen aşama sizi bu noktaya getirmiştir.

Kendi tecrübelerime dayanarak belirtebilirim ki, aslında sizi büyük bir sabırla büyüttük, deney ve tecrübeyle yürüyebilecek konuma getirdik. Bazılarının ısrarla çocukluk hastalığına denk şeyler yapmalarına ve kendilerini partinin sırtında taşıtmalarına gerek yoktur. Bunun aşaması geride kaldı. Dönem herkesin kendi özgücünü düşüncede, ruhta ve fiziki olarak sergileme dönemidir. Bunun anlamı da, eskisi gibi yaşayamaz ve saflarda bulunamazsınız demektir. Bol bol şikâyet eden, ağlayıp sızlayan, ucuz yenilen ve darbe yiyen o eski çocukluk durumunu artık bırakacaksınız. Bu dönem için yaptığınız çalışmalar sizi artık anlaşılır kılmalıdır. Nereden bakılırsa bakılsın, çocuklukla izah edilecek hiçbir durumunuz yoktur. Oldukça büyümüşsünüz. Düşüncede de müthiş büyüdünüz. Ruhsal gelişmelerinize de katkıda bulunduk. Onun için bu çocukluk numaralarını bırakın.

Yıllardır kendinize bir tarz yakıştırdınız. Dolayısıyla bize de köylü kurnazlığını, düzenin bezirgânlığını ve esnaflığı dayatmayın. Bunlar fırsat bulsa tenekeyi gümüş diye satarlar. Sizin de bu tarzda kendinizi pazarlamanız söz konusudur. Bu düzen kişiliğini bırakacaksınız. Böyle alım satım işleri artık para pulla da ölçülmez. Yani parası olmayan bir çalışma denilir, esasta o sergilenir. Bu çalışma kıymeti yüksek, ölçülüp biçilemez değerde bir çalışmadır. Devrimcilerin çalışma tarzı böyledir. Yoksa hiçbir emek sunmadan, yavuz hırsız gibi örgütten birçok şey istemek doğru değildir. Kaldı ki, kendini böyle satmak da kolay değildir. Kendinizi kime satıyorsunuz? Devrimde insanın kendisini satması doğru olmaz. Karşılıklı bir şey istemek yanlıştır, hatta istemek diye bir şey de yanlıştır.

Sürekli şunu belirttim: Parti sonuna kadar bireyindir, birey de sonuna kadar partinindir. Bu parti benimdir dediğiniz zaman, kendinizin de her şeyinizle ama hastalıklarınız veya ölüden beter kişiliğinizle değil, sonuna kadar kazandıran kişiliğinizle partili olduğunuzu anlamanız gerekir. Benim şimdiye kadar kendimi PKKli hissetmem, sonuna kadar kazandırdığım orandadır. Yoksa en ufak bir kaybetme olduğu zaman, kendimi PKK’ye ihanet eder gibi hissederim. Kaybeden ben asla PKKli değildir, kazanan ben PKKlidir. İlke budur.

Siz her şeyinizle kaybettiriyorsunuz. PKKli maskesi altında, “PKK benim olmalıdır” diyorsunuz. Bu bir hırsızlıktır. Bu yavuz hırsızlık durumunu bırakmak gerekiyor. Kaybettirdiğiniz an, “Bu partinin değilim” diyecek, dolayısıyla kendinizi suçlu göreceksiniz. Eğer illa PKKli olmak istiyorsanız, o halde ‘kazanan ben’i partiye katacaksınız. Şimdi bunun dönemindeyiz. Artık çeşitli bahanelerle kaybettirdiğiniz benliğinizle katılımınızı kazanan benliğinize dönüştürün ve katılımınızı gerçekleştirin. Hiçbir şey elinizden gelmiyorsa, kaybetmeme noktasında durun. Kazandıramıyorsanız kaybettirmeyin. PKK bunu da kabul eder. Ancak açıkça söyleyeyim ki, sürekli kaybettirmeyi kabul etmem. Çünkü ben örgüt adamıyım; hem kazandıran, hem yaşatan, hem de yaşatmak zorunda olan bir PKKliyim. Her gün kaybettireni ne diye PKK içinde tutayım? İçimizde ne hastayı, ne kaybettireni ne de zarar vereni tutacağız. Böylesi kişilikler başka yere gitsin. Kaybettireni hiçbir gerekçeyle içimizde tutamayız.

Demek ki, artık bu ilkeyi işleyeceğiz. Eskiden bütün ordu kuruluşlarında öyle yaparlardı, yaralılarını bile atarlardı. Bu işin kuralı böyledir. Ancak biz insaflıyız. Hasta düşmüş veya yaralanmış olanları sonuna kadar koruyoruz. Bunu başkaları kötüye yormasın, bu bir hak değildir. Aslında savaş kurallarına göre yapılması gereken ya düşmana bırakmak ya da onun kurşunu kendisine sıkmasıdır. Bazı arkadaşlar da böyle yapmıştır. Biz son kurşunu kendinize sıkın demiyoruz; ama hiç olmazsa yaşamda en azından sonuna kadar partiye bağlı kalınmalıdır. Partinin başında bir hasta gibi kalınmasın, eğer bir kolu yoksa diğer koluyla bir iş yapsın, bir ayağı yoksa diğer ayağıyla iş yapsın, diliyle yapsın, kollarıyla yapsın ve böylece parti de ona baksın. Aksi halde parti bu kişiye bakamaz. Bundan sonra hastalara da uygulanacak ilke budur. Hiç kimse bize başka ilke dayatmasın ve parti adı altında kimse bu dayatmalara köprü olmasın. Bu kural benim için de geçerlidir. Zaten ben biraz hasta olduğumda kendimi partiye hiç göstermem, sağlıma kavuşuncaya kadar odamda kalırım.

 

 *Bizim Savaşçılığımız Büyük Gönüllülük ve Büyük İntikam Savaşçılığıdır   -I-

 *Bizim Savaşçılığımız Büyük Gönüllülük ve Büyük İntikam Savaşçılığıdır   -II-

   
 

» ANAKARARGAH ARŞİV

» HPG-BİM ARŞİV

» MEŞRU SAVUNMA

» GÜNCEL YAZILAR

» GERİLLADAN

» ŞEHİTLERİMİZ

» ÖNDERLİK

» YJA STAR SAYFASI

» DİZİ ARAŞTIRMA

» FOTO GALERİ

» KİTAPLAR

» VİDEOLAR

» HPG HAKKINDA

» BAYRAKLAR

» İRTİBAT

» HABER ÜYELİK

 
 

 

 
 

HPG (Halk Savunma Güçleri) Resmi Sitesidir.
HPGBİM tarafından yapılmıştır.

HPG Online © 2003  2008 Tüm hakları saklıdır.