|
Parti Önderliği
Sizin
yaşamınız, aslında devrimi genel anlamıyla da kavrayamamış. Hele
pratik yaklaşımları da çok tehlikeli. Ama yine de içine girmişsiniz,
hem de ölümüne. Biz bunu düzeltmek istiyoruz. Hevesleriniz iyi, göze
aldığınız fedakarlıklar, cesaretler iyidir. Bayağı da sevinçli ve
coşkulusunuz. Ama her zaman söylediğim gibi, onun tarzı, temposu,
onun nasılı, onun ifadesi, onun bütünüyle başarıya götürebilecek
olan biçimi konusunda deli gibisiniz, hatta yoksunuz. Bu kargaşanın
böyle gelişmesine, gücümüzün doğru kullanılmamasına ben mi yol
açıyorum? Hayır, benim her şeyim ortadadır. Bunu bozan kimdir? Ben
her zaman şunu arzuladım: Biraz seviye kazanmış, ciddi askeri,
siyasi sorunları tartışmaya götürüp sonuç çıkabilecek bir topluluk
yaratma. İşte ilk çocuk topluluklarını oluştururken de aslında çabam
oydu. Çocuklarla hareket düzenlemek, hücum düzenlemek, avcılık
yapmak, bitki toplayıcılığı yapmak... Benim için onlar da savaştı.
Yılan avlamak, kartal avlamak... o zamanki savaşımım oydu. Ve bayağı
da örgütlüydüm. Sizinkilerle karşılaştırdığımda, çok arzulu ve tüm
pratik hünerini göstererek bu toplulukları idare etmeye
çalışıyordum. Geliştire geliştire buraya geldik. Ama bana yine de o
çocukluk dönemini hatırlatıyorsunuz. Benim düzenlemek istediğim
savaşa sizin katılımınız biraz çocuklara benziyor. Herhalde bende
kusur bulamazsınız, “bizi neden kattı” diyemezsiniz. Katmak, benim
görevimdir. Ben buyum, insanları bir yerlere çağırıyorum. Adına
devrim, özgürlük deyin, adına ne derseniz deyin. Kandırılarak
gelmediniz. Öyle küçük teşvikler, küçük çıkarlar sunularak da
gelmediniz. Belki bugün bile izah etmekte zorlandığınız, adını hep
onur, şeref, yücelik, özgürlük, kurtuluş, vatanseverlik, tümüyle
devrim diye tabir ettiğim bir kavram altında geldik. Çokları da
gelmiştir. Dediğim gibi hiç birisi bizim gibi bu kavramların peşine
düşmedi, gereklerini yerine getirmek için kendini patlatmadı. Bunlar
önemlidir ve biraz saygılı olmanız gerekiyor.
Düşünün, hiç kabul edilmeyecek bir yönetim, hiç kabul edilmeyecek
bir yaşamdır. Üzerimizde tehditler var. Alçaklar, şerefsizler,
düşkünler, soytarılar, lanetliler bizim yaşamamız gereken yerlerde
ve hepsi de gözlerimizin önünde cirit atıyorlar. Hiçbir şey
yapamıyorsunuz. Bir programda bir TRT ekibi bayram dolayısıyla
Urfa’ya gelmiş ”biz sonuna kadar Türk olarak şöyle şeyiz,
insancılız, bilmem şefkatliyiz, ama” diyor, “bize karşı direneni de
böyle yerle bir ederiz.” Tabii ki bizi kast ediyor. Bu bir anlayış,
bir yayılma ideolojisi, şoven, faşist ideolojidir. Bizim insanımıza
bakıyorsun, hepsi aval aval dinliyor, hatta alkışlıyor. Bu insan
namussuzun en büyüğüdür, bu insana ne yapacaksın. Ben her zaman
bunlara şunu diyorum: Sokakta rastlasam -eski zamanda kılıçlarla
olurdu- hepsini tarardım. Tararım derken, kaba anlamda biçerim
demiyorum, ama iki sözle hizaya getiririm. Getirmezsem zaten
yaşatmam. Önderlik tarzım budur. Bu insanların ortasındasınız,
rahatlıkla onlarla uzlaşıp gidiyorsunuz. Benim için bu imkansızdır.
Ne anlayışta, ne pratikte kolay kolay uzlaşmam. Zaten ben kendimi
şimdi öyle örgütlemişim ki, nereye gitsem safları ikiye yararım; bir
kısmı ölümüne bağlanır, bir kısmı hedeftir. Yani nereye gitsem savaş
vardır. Kişiliğim budur. Dikkat edin, komutanın kişiliği de ayrıdır,
böyle olmak zorunda. Gerçek bir komutan gittiği her yerde safları
ikiye böler; bir bu tarafa, bir o tarafa. Cepheleri ikiye böler; bir
şu cephe, bir bu cephe. Yaşamı ikiye böler; bir şöyle yaşam, bir
böyle yaşam. Her şeyi ikiye böler. Bir savaşa göre; özel savaşa
göre, bir de devrimci savaşa göre. Ben kendim öyleyim. Dikkat edin,
beni görüp de hemen saflara dökülmeyenin kalmayacağı gibi, tepkisi
olan da düşmanlık edemezlik yapamaz. Neden böyleyim? Örgütleyiş,
politik gücüm bunu sağlamıştır. Siz saflarımız içinde bile hangi
cephede olduğunuzu kestiremiyorsunuz. İrade felç olmuş, bakış çok
muğlak. Ondan sonra da “biz savaşçıyız, komutanız” diyorsunuz. Bu
kavramlar biraz doğru anlaşılmalı. Her şeyden önce kendinizle bu
temelde uğraşmayı, kendinizi belli bir aşamaya getirmeyi
bilmelisiniz.
Şunu demeye getiriyoruz: Bu savaşı hem
yürüteceğiz, hem de geliştireceğiz, ama bunu kişiler geliştirir.
Sizler biraz geliştireceksiniz. Şimdi ben, sizi yine idare edeyim,
savaşımınızı da geliştireyim, ama her şeyin benimle olmayacağını da
iyi anlamalısınız. Bunu da söylesem, siz “ne kadar da anlıyoruz”
diyeceksiniz. Ama ben de diyorum ki, kimse bizi pek anlamamıştır.
Beni anlayan dört adamım olsaydı, her şey değişik yürürdü. Örneğin,
V. Kongremizde Başkanlık Kurumu ve altı tane de yardımcı
oluşturuldu. Bizim yardımcı arkadaşlara saygı duyuyorum. Ama onlara
ben yardımcı oluyorum, onların bana fazla yardımcı olacak güçleri
yok, yardımcı olabilmek kolay bir sorun değildir. Şimdiye kadar
sürüklediğim gibi, bundan sonra da sürükleyeceğim. Yardımcı
olabilmek bile büyük yetenek ister. On defa tekrarlıyorum, yardımcım
halen anlayamıyor. Yani onları da yürütemiyorsa bu bir zavallıdır.
Neden öyledir? Bunu kendine sormalıdır. Benimle yürümeye, yaşamaya
alışmış. Aile yaşamı gibi, ahbap çavuş yaşamı gibi, namus meselesi
gibi, “söyle ağam, öl de öleyim”, öyle bir tarz. Ama bizim tarzımız
açıktır. Arkadaşları küçümsemiyorum, bayağı güçlü yönleri de var.
Benden bile güçlü yönleri var, ama bütün bunlar önderlik tarzını
yürütmeye yetmiyor. Yetmesi için dövüneceksiniz, çatlayacaksınız,
kendinizi mutlaka yeterli kılacaksınız.
Bu militanlık için de geçerlidir. Sözüm ona
komutanlık taslayanlar, ben bu kadar eleştireceğim, bu kadar
yetersizliğin üzerinde duracağım ve halen kendilerine “komutanım”
diyecekler. Yine de öyle komutan olsunlar; kendilerini böyle kabul
etsinler. Dövecek, öldürecek değilim, ama ciddiye alacağım bir
komutan da böyle olamaz. Benim ölçülerim vardır. Bunlar yabana
atılacak ölçüler de değildir, hem tarihten hem güncel gerçeklikten
süzülmüş özelliklerdir. Başarısı kanıtlanmış tarzdır. Buna
ulaşamayacak, ama “ben komutanım, ben örgüt temsilcisiyim” diyecek,
bu yanılgıdır.
*PKK’NİN DİYALEKTİĞİ SÜREKLİ VE BAŞARTAN MÜCADELEDİR-I-
9 Mart 1995
|