|
Parti Önderliği
8
Mart’ın Dünya Emekçi Kadınlar Günü olması, yine 12 Mart darbesinin
öngünü olması nedeniyle bugünler, bizim mücadele tarihimizde anlamı
olan günlerdendir. Mart ayı her yılki savaş pratiğimizde düşmanın en
çok yüklendiği ve bizi şaşırtarak, yanıltarak bahar hamlemizin önüne
geçmek istediği günlerdir. Newroz’un yaşandığı günlerdir, baharın
kendisidir ve en önemlisi de bu 1995 yılı, umutları büyük olan,
planı büyük olan, hazırlığı büyük olan, bizim için büyük bir ulusal
kurtuluş yılıdır, baharıdır. Onun çok büyük çalışmasını geçen kış
boyunca burada yürüttük. Bu çalışmalarımız umudun çalışmaları, özgür
yaşamdan vazgeçmemenin çalışmalarıdır. Özellikle geçen yıl, düşmanın
“bitiriyoruz, son isyanı da bitirdik, bitireceğiz” dayatmasını
yaptığı ve bunun için belki de tarihinin en güçlü baskı, şiddet,
topyekün savaş yöntemlerini devreye koyarak bizi, gerçekten
yenilgiye götürmek istediği bir yıldı. Ve düşmanın halen de iddiası
odur.
Dikkat edilirse, bütün bunlar bizim
etrafımızda cereyan ediyor. Bir yandan müthiş özgürlük umutları,
özgürlük tutkuları, özgürlük çabaları, savaşı; diğer yandan müthiş
bastırma, boşa çıkarma ve yenilgiye uğratma çabaları. Her an
aklımıza gelen şudur: Bizler ne tarihten, ne de güncellikten
anlamıyoruz. Militan, özellikle savaşçı bunun bilinciyle,
dolayısıyla sorumluluğuyla yeterince hareket etmiyor. Ve bu, kendini
tamamen sorumlu görmemek, bilinçsiz ve kölelikte bırakmaktır. Bunun
etkilerinin çok güçlü olduğunu, dolayısıyla savaş tarzınızın da
istediğimiz gibi gelişmemesinin temelinde bunun yattığını ortaya
koyduk. Kendimizi bu kış boyunca neden bu kadar çözümledik? Bilinç
ve sorumluluk sorunlarını hal etmek için. Şimdi biraz daha
hakimiyetle söylüyoruz ki, her şey bir yana, böyle bilinçli, sorumlu
olmak bir yana; ya onu ya bunu esas alacağız. Karıştırarak, zayıf
bırakarak bu işlere girişilmez. Gerçekten yorgunuz demeyeceğim, ama
bu çabalarımızın sonuçlarını layıkıyla alamamanızın bizde yarattığı
bir öfke, bir rahatsızlık var. Yoksa çalışmaktan bıkma, yorulma
düşünülemez. Ama buna bir türlü layık olmayışınız, kendinize bile
anlam veremeyişiniz bizi zorlayan asıl etkendir. Benim yaşamı
karşılayışım biraz farklıdır, bunu size biraz vermek istedik. Sizin
ise kendinize yakıştırdığınız yaşam, bizim ölçülere göre yanılgılar,
yanlışlıklarla doludur ve daha fazla düşmana yarıyor. İçinde büyük
iddia, büyük umut yok. Aslında çok bencilce, bönce geçiyor. Kendimi
en özlü değerlendirdiğimde bütün kıymeti harbiyem, bir yaşam tarzı
olarak bu düzeyi yakalamam ve sürekli götürmemdir. Ben en büyük
savaşın bu olduğunu görüyorum. Bu elde silahlar -aslında onu
düşünmüyor değiliz, yapmıyor da değiliz, nitekim belirleyici olan
biziz- fazla ilgimi çekmiyor. Asıl ilgimi çeken, bir kişiliğin kendi
duruş şeklini, kendi pozisyonunu yaratmasıdır, yakalayabilmesidir.
Sizde bu yok, yani savaşçının kişiliği, savaşçının duruşu,
savaşçının-militanın olaylara bakışı, olayları ele alışı,
düzenleyişi yok. Nasıl ki, köylü baltayı, küreği alır, gider
rastgele kazmayı vurarak iş yaptığını sanırsa, sizinki de biraz
öyledir. Silahı almışsınız omuza, nerede, nasıl vuracağını fazla
öngörmeden patlatıp duruyorsunuz. Şimdi benim de buna en iyi
tarzdır, iyi yapıyorlar demem imkansızdır. Bana göre savaşçılık daha
farklı bir şeydir. Ama siz çok köylüce, çok kendinizce bu işlere
katılıyorsunuz.
Aslında bunu çok açmaya da çalıştık. Hatta acaba ben anlatamıyor
muyum, acaba anlattıklarım yeterince anlaşılır değil mi? Neden bu
kadar inat ediyorlar, doğru dürüst bir tartışmaya giremiyorlar
dedim. Anlıyorum, eğitime biraz ihtiyaç var, ama burada bunu da
olağanüstü bir biçimde verdik. Büyük tartışma gücü sunduk, iddia
etmeyin ki, içinizde fazla tartışmaya gelecek adam yok; sözle
mücadele yürütecek, onu gözetecek kişilik fazla yok. Bu olmadı mı
pratik düzenleyiş de sağlam gelişmez. Biz şimdi bunun sıkıntılarını
yaşıyoruz. Burada bunu çözmeye çalıştık. Oturup ağlayacak değiliz,
ama fazla cevap vermemeyi de sinemize öyle kolay oturtamayız. Hiçbir
arkadaş “benim fazla teorik gücüm yok, ben bu işlerin altından
kalkamam” demesin, sorun o değil. Benden daha iyi yapabilirsiniz,
sizi yanıltan, esas engelleyen hayat şartları ve
alışkanlıklarınızdır. Yine söylüyorum, benim bütün kıymeti harbiyem
şu: Ben yaşamda yanılmam, benim yanılmam imkansızdır, ben burada
kazanıyorum. Kendimi sizin gibi asla ne yorarım, ne çalıştırırım.
Benim politika yapış tarzım vardır, ideolojiyi iyi ele alış tarzım
vardır. İnsana bakış ve yönetim tarzım vardır. Benim marifetim
budur. Sanırım sizde bu yok. Bu, çok kötü bir durum. Ben bir
topluluğun içine gireceğim, bir toprak parçasının, bir kaya
parçasının içine gireceğim de sizin gibi hareket edeceğim. Bazı
insanlarla ilişkilerim olacak, ama bunlar böyle çözümsüz, bilmem
karışık, ne idüğü belirsiz kalacaklar! Bu düşünülemez. Ama düşünün
kendiniz nereye gidiyorsanız, hangi ilişkileri devralıyorsanız,
ikinci gün hastalık çıkıyor, çözümsüzlük gelişiyor. Bunu aşmak
zorundayız. Çok marifetli olduğumu da söylemiyorum, ama bu işleri
yürütecek kadar da yeterliyim diyorum. Bizde, özellikle ideolojik,
siyasal gerçeğimizin çok dışında kendi yetersizliğinde hareket
edenler kendilerini fazlasıyla ağırlık yaptılar. Bazıları bunu halen
çok kötü dayatıyor. Sizi bundan alıkoymak için çok değişik
yöntemlere mi baş vuralım? Hayır, yine en iyi yöntem iknadır, sözle
anlaşmadır. Diğer yöntemler daha çok feodal ve burjuvaziye aittir.
Feodal düzenin yöntemleri vardır. Siz sıkça ona baş vuruyorsunuz,
ama ben de ona baş vursam bu örgüt biter.
Örgüt içinde alışkanlıklarınızla yaşamak size
kolay geliyor, ama bu tamamen bitiricidir. Her şeyden önce bu
gelişmeye inanmalısınız. Kesin akıllıca gelişmeye ihtiyacınızın
olduğuna emin olmalısınız. Sizde çok erken iktidar olma hastalıkları
vardır. Benim bile cesaret edemeyeceğim kendini iktidar sanma, sizde
çok gelişmiştir. Yetersiz bilinç, olmayan pratik bunun karikatürünü
ortaya çıkarıyor. Ve bu da hemen hepinizi başarısız kılmıştır. Ne
iktidar olmayı biliyorlar, ne iktidara varmayı biliyorlar, ama
yanılgısını da çok kötü yaşıyorlar. Kendi kendilerinin bile
inanamayacağı durumlarla karşı karşıya geliyorlar. Daha çok da
kaçıyorlar, “biz adam olamayız, biz iktidar olamayız” diyorlar. Bu
tip kaçış da kesin iflah etmez. Bunu aşmak gerekir.
devam edecek>>
9 Mart 1995
|