Kürtçe | Türkçe | Farsça | İngilizce | Arapça | Almanca

 
   

 

 

 

PKK’NİN DİYALEKTİĞİ SÜREKLİ VE BAŞARTAN MÜCADELEDİR-I-

 

Parti Önderliği

 

8 Mart’ın Dünya Emekçi Kadınlar Günü olması, yine 12 Mart darbesinin öngünü olması nedeniyle bugünler, bizim mücadele tarihimizde anlamı olan günlerdendir. Mart ayı her yılki savaş pratiğimizde düşmanın en çok yüklendiği ve bizi şaşırtarak, yanıltarak bahar hamlemizin önüne geçmek istediği günlerdir. Newroz’un yaşandığı günlerdir, baharın kendisidir ve en önemlisi de bu 1995 yılı, umutları büyük olan, planı büyük olan, hazırlığı büyük olan, bizim için büyük bir ulusal kurtuluş yılıdır, baharıdır. Onun çok büyük çalışmasını geçen kış boyunca burada yürüttük. Bu çalışmalarımız umudun çalışmaları, özgür yaşamdan vazgeçmemenin çalışmalarıdır. Özellikle geçen yıl, düşmanın “bitiriyoruz, son isyanı da bitirdik, bitireceğiz” dayatmasını yaptığı ve bunun için belki de tarihinin en güçlü baskı, şiddet, topyekün savaş yöntemlerini devreye koyarak bizi, gerçekten yenilgiye götürmek istediği bir yıldı. Ve düşmanın halen de iddiası odur.

Dikkat edilirse, bütün bunlar bizim etrafımızda cereyan ediyor. Bir yandan müthiş özgürlük umutları, özgürlük tutkuları, özgürlük çabaları, savaşı; diğer yandan müthiş bastırma, boşa çıkarma ve yenilgiye uğratma çabaları. Her an aklımıza gelen şudur: Bizler ne tarihten, ne de güncellikten anlamıyoruz. Militan, özellikle savaşçı bunun bilinciyle, dolayısıyla sorumluluğuyla yeterince hareket etmiyor. Ve bu, kendini tamamen sorumlu görmemek, bilinçsiz ve kölelikte bırakmaktır. Bunun etkilerinin çok güçlü olduğunu, dolayısıyla savaş tarzınızın da istediğimiz gibi gelişmemesinin temelinde bunun yattığını ortaya koyduk. Kendimizi bu kış boyunca neden bu kadar çözümledik? Bilinç ve sorumluluk sorunlarını hal etmek için. Şimdi biraz daha hakimiyetle söylüyoruz ki, her şey bir yana, böyle bilinçli, sorumlu olmak bir yana; ya onu ya bunu esas alacağız. Karıştırarak, zayıf bırakarak bu işlere girişilmez. Gerçekten yorgunuz demeyeceğim, ama bu çabalarımızın sonuçlarını layıkıyla alamamanızın bizde yarattığı bir öfke, bir rahatsızlık var. Yoksa çalışmaktan bıkma, yorulma düşünülemez. Ama buna bir türlü layık olmayışınız, kendinize bile anlam veremeyişiniz bizi zorlayan asıl etkendir. Benim yaşamı karşılayışım biraz farklıdır, bunu size biraz vermek istedik. Sizin ise kendinize yakıştırdığınız yaşam, bizim ölçülere göre yanılgılar, yanlışlıklarla doludur ve daha fazla düşmana yarıyor. İçinde büyük iddia, büyük umut yok. Aslında çok bencilce, bönce geçiyor. Kendimi en özlü değerlendirdiğimde bütün kıymeti harbiyem, bir yaşam tarzı olarak bu düzeyi yakalamam ve sürekli götürmemdir. Ben en büyük savaşın bu olduğunu görüyorum. Bu elde silahlar -aslında onu düşünmüyor değiliz, yapmıyor da değiliz, nitekim belirleyici olan biziz- fazla ilgimi çekmiyor. Asıl ilgimi çeken, bir kişiliğin kendi duruş şeklini, kendi pozisyonunu yaratmasıdır, yakalayabilmesidir. Sizde bu yok, yani savaşçının kişiliği, savaşçının duruşu, savaşçının-militanın olaylara bakışı, olayları ele alışı, düzenleyişi yok. Nasıl ki, köylü baltayı, küreği alır, gider rastgele kazmayı vurarak iş yaptığını sanırsa, sizinki de biraz öyledir. Silahı almışsınız omuza, nerede, nasıl vuracağını fazla öngörmeden patlatıp duruyorsunuz. Şimdi benim de buna en iyi tarzdır, iyi yapıyorlar demem imkansızdır. Bana göre savaşçılık daha farklı bir şeydir. Ama siz çok köylüce, çok kendinizce bu işlere katılıyorsunuz.
Aslında bunu çok açmaya da çalıştık. Hatta acaba ben anlatamıyor muyum, acaba anlattıklarım yeterince anlaşılır değil mi? Neden bu kadar inat ediyorlar, doğru dürüst bir tartışmaya giremiyorlar dedim. Anlıyorum, eğitime biraz ihtiyaç var, ama burada bunu da olağanüstü bir biçimde verdik. Büyük tartışma gücü sunduk, iddia etmeyin ki, içinizde fazla tartışmaya gelecek adam yok; sözle mücadele yürütecek, onu gözetecek kişilik fazla yok. Bu olmadı mı pratik düzenleyiş de sağlam gelişmez. Biz şimdi bunun sıkıntılarını yaşıyoruz. Burada bunu çözmeye çalıştık. Oturup ağlayacak değiliz, ama fazla cevap vermemeyi de sinemize öyle kolay oturtamayız. Hiçbir arkadaş “benim fazla teorik gücüm yok, ben bu işlerin altından kalkamam” demesin, sorun o değil. Benden daha iyi yapabilirsiniz, sizi yanıltan, esas engelleyen hayat şartları ve alışkanlıklarınızdır. Yine söylüyorum, benim bütün kıymeti harbiyem şu: Ben yaşamda yanılmam, benim yanılmam imkansızdır, ben burada kazanıyorum. Kendimi sizin gibi asla ne yorarım, ne çalıştırırım. Benim politika yapış tarzım vardır, ideolojiyi iyi ele alış tarzım vardır. İnsana bakış ve yönetim tarzım vardır. Benim marifetim budur. Sanırım sizde bu yok. Bu, çok kötü bir durum. Ben bir topluluğun içine gireceğim, bir toprak parçasının, bir kaya parçasının içine gireceğim de sizin gibi hareket edeceğim. Bazı insanlarla ilişkilerim olacak, ama bunlar böyle çözümsüz, bilmem karışık, ne idüğü belirsiz kalacaklar! Bu düşünülemez. Ama düşünün kendiniz nereye gidiyorsanız, hangi ilişkileri devralıyorsanız, ikinci gün hastalık çıkıyor, çözümsüzlük gelişiyor. Bunu aşmak zorundayız. Çok marifetli olduğumu da söylemiyorum, ama bu işleri yürütecek kadar da yeterliyim diyorum. Bizde, özellikle ideolojik, siyasal gerçeğimizin çok dışında kendi yetersizliğinde hareket edenler kendilerini fazlasıyla ağırlık yaptılar. Bazıları bunu halen çok kötü dayatıyor. Sizi bundan alıkoymak için çok değişik yöntemlere mi baş vuralım? Hayır, yine en iyi yöntem iknadır, sözle anlaşmadır. Diğer yöntemler daha çok feodal ve burjuvaziye aittir. Feodal düzenin yöntemleri vardır. Siz sıkça ona baş vuruyorsunuz, ama ben de ona baş vursam bu örgüt biter.

Örgüt içinde alışkanlıklarınızla yaşamak size kolay geliyor, ama bu tamamen bitiricidir. Her şeyden önce bu gelişmeye inanmalısınız. Kesin akıllıca gelişmeye ihtiyacınızın olduğuna emin olmalısınız. Sizde çok erken iktidar olma hastalıkları vardır. Benim bile cesaret edemeyeceğim kendini iktidar sanma, sizde çok gelişmiştir. Yetersiz bilinç, olmayan pratik bunun karikatürünü ortaya çıkarıyor. Ve bu da hemen hepinizi başarısız kılmıştır. Ne iktidar olmayı biliyorlar, ne iktidara varmayı biliyorlar, ama yanılgısını da çok kötü yaşıyorlar. Kendi kendilerinin bile inanamayacağı durumlarla karşı karşıya geliyorlar. Daha çok da kaçıyorlar, “biz adam olamayız, biz iktidar olamayız” diyorlar. Bu tip kaçış da kesin iflah etmez. Bunu aşmak gerekir.

devam edecek>>

9 Mart 1995

 

 

 

 

 

RÊBER APO

 

» ANA SAYFA

» HPG ANAKARARGAH

» HPG HAKKINDA

» HPG BİM ARŞİV

» MEŞRU SAVUNMA

» GÜNCEL YAZILAR

» GERİLLADAN

» ŞEHİTLERİMİZ

» ÖNDERLİK

» YJA STAR SAYFASI

» DİZİ ARAŞTIRMA

» FOTO GALERİ

» KİTAPLAR

» VİDEOLAR

» BAYRAKLAR

» İRTİBAT

 

 

 
 

HPG (Halk Savunma Güçleri) Resmi Sitesidir.
HPG-BİM tarafından yapılmıştır.

HPG Online © 2003 - 2008 Tüm hakları saklıdır.