|
Parti Önderliği
Ben
burada üçlü bir baskı altındayım; idari, siyasi, yargı. Burası Kriz
Yönetim Merkezi’ne bağlı, kriz merkezi de doğrudan Başbakanlığa
bağlı ve bu siyasi bir durum. Yargı baskısı savcıların son dönem
verdiği kararlardır. Ama bütün bunlar benim buradaki duruşumu
etkileyemez. Kimse beni PKK’nin tasfiyesine alet edemez, buradaki
konumumu bu amaçla kullanamaz.
ABD olmadan bu hava operasyonları olmaz. Genel
olarak hareketin tasfiyesine yönelik olduğunu biliyorum. Bu aslında
yüzyıllık İngiliz siyasetinin aynı senaryolarıdır. Nasıl 1920’lerde
Musul meselesini yarattılarsa şimdi de aynısını yapıyorlar. Şeyh
Sait meselesi üzerinde de klasik aynı siyaseti uyguladılar. Daha
önce Ermenilerin ve Rumların bu siyasetin sonucunda ne duruma
düştükleri ortadadır. Şimdi de yine 1920’ler benzeri bir siyaset
devrededir. Benim buraya gelmem de bu yüzdendir. Beni bağımsız
duruşum nedeniyle tasfiye ettiler. Bu derin siyasetin iyi
anlaşılması gerekiyor. Talabani her ne kadar açıktan kamuoyuna bizim
durumumuzla bir ilgisinin olmadığını söylüyorsa da aslında bu
durumdan yararlandı.
Bu çatışmaların Türkiye’ye hiçbir yararı
yoktur. Türkiye bundan hiçbir çıkar elde edemez. Bu çatışmalar
ABD’ye yarar, YNK-KDP’ye yarar, hatta İran’a yarar. ABD bu
operasyonlarla PKK’yi bitiremeyeceğini çok iyi biliyor. PKK’nin
bitmesi Türkiye’nin çıkarına da değildir. Çünkü PKK’nin tasfiye
edilmesi durumunda ABD-İngiltere çizgisinin desteklediği
ulus-devletçilik devreye girecek ki Güneyde geliştirilen budur. Bunu
Kuzeye ihraç etmek istiyorlar. İki çizgi var: Biri Güney’deki
ABD’nin desteklediği ulus-devlet anlayışı; bunu Güneyde
olgunlaştırıp tüm Kürtlere ihraç edecekler. İkinci çizgi de bizim
geliştirdiğimiz demokratik konfederalizmdir. Türk Devleti PKK’yi
bitirdiğinde neyle karşılaşacağını bilmiyor. Bu siyasetle hem Türk
Devletini hem PKK’yi kontrol altına almak istiyorlar. 1920’lerde de
benzer bir siyaset güdüldü. O zaman M. Kemal Kürtler ile eşit ilişki
geliştirerek bunu aştı. Bugün “Kemalistiz” diyorlar, en çok da ordu
Kemalizmi dillendiriyor. Ancak bunların Kemalizmi anladıklarını
düşünmüyorum..
İngilizlerin ve Almanların Türkiye üzerindeki
siyasal hesaplarından vazgeçtiklerini mi düşünüyorsunuz! Osmanlı’nın
son döneminde I. Dünya Savaşı sürecinde Almanya güçlü olduğu için
daha etkin olabilmişti ama daha sonra İngiliz siyaseti hâkim oldu.
II. Dünya Savaşı sırasında Almanya güçlendiğinde yeniden Türkiye
siyasetine hâkim olmak istedi. Şimdi de ABD AKP içinde etkin. Bu
bağımsızlık değil. Orta sermayenin Türk olması, bürokratların Türk
olması bağımsızlık demek değil. Egemenlik kimde, egemen kim! Türkiye
bağımsız değil. Aslında şu anda dünyada hiçbir devlet için
bağımsızlık kavramını kullanamayız.
Operasyonların Türklere, Kürtlere ve Ortadoğu
halklarına bir faydası olmaz. Filistin-İsrail’in durumu ortada.
Bunların Yavuz kadarda mı, M. Kemal kadar da mı, Abdülhamit kadarda
mı akılları yok, onlara da mı bakmıyorlar. Yavuz Sultan Selim
Ortadoğu’ya 1517’de Kürtlerle anlaşarak açıldı. M. Kemal 1920’lerde
bağımsızlığın Kürtlerle ittifaktan geçtiğini gördü. O dönem Kürtler
ve Türkler eşit durumdaydı. Kürt-Türk ilişkilerinde böylesi bir
yaklaşımın sorunu çözeceğini, büyük kazandıracağını görmek
gerekiyor. Hatta Osmanlı’nın son dönemlerinde Abdülhamit,
Osmanlı’nın dağılmaması için Kürtlere yaslanmak istemiştir. Şimdi
yeniden Kürt-Türk ilişkilerini bu bakış açısıyla değerlendirmek
gerekiyor.
Benim burada yıllardır söylediğim, barışçıl
demokratik çözüm gelişmezse o zaman tehlikesine işaret ettiğim ve
önlemeye çalıştığım bir Türk-Kürt savaşı gelişir. Ben yıllardır bunu
önlemeye çalışıyorum. Benim siyasi tecrübem çok derindir. Bu derin
siyasi tecrübeme dayanarak söylüyorum. Ortadoğu’da siyaset nasıl
yapılır, çok iyi biliyorum. Hangi güçlerin amacı nedir, kimin kimle
ilişkisi vardır, ne durumdadır iyi bilirim. Devlet de benim
bildiklerimin bir kısmını bilmeyebilir, Hükümet ise zaten
bildiklerimin çoğunu bilmez. Onların çoğu şeyden haberi yoktur. Bu
yüzden bildiklerim ve söylediklerim önemlidir. Hükümetler günlük
siyasete kaptırmışlardır kendilerini. Hükümetlerin hepsinin durumu
böyledir. Arazi, ihale peşindeler. Halkı pek düşündükleri yok.
Bu görüşlerim devletçe biliniyor. Başbakanlığı döneminde Abdullah
Gül’e bir mektup yazdım, daha sonra 4–5 sayfalık düşüncelerimin
özünü içeren bir mektubu Erdoğan’a da gönderdim. Erdoğan’ın
derinliğini, bu olaya nasıl yaklaştığını bilemiyorum. Aslında çözüm
için bize daha önce komutanlardan haber gelmişti. Özal’ın
yaklaşımını önemsiyorum. Ecevit bir şeyler yapmak istedi, MHP buna
engel oldu. Hatta Erbakan bile çözüme yönelik bazı girişimlerde
bulundu, biliyorsunuz o dönem olanları. O dönem ordu içinden
kulağımıza gelenler, “bu işi Erbakan’a çözdürmeyiz, eğer çözeceksek
biz çözeriz” şeklindeydi.
ABD AKP ile Ortadoğu’da ılımlı İslam modelini
geliştiriyor, aslında AKP güçlü demokratik ilkelere dayanmıyor,
liberal demokrasiye biraz dayanıyor. ABD, AKP’ye destek veriyor
ancak tam destek vermiyor. AKP’ye siyasi ve ekonomik dış destek var
fakat bu çok ciddi boyutta değil. AKP’ye 80li yıların devlet
politikası neden olmuştur. Güven Erkaya 80 li yıllar için; biz
bunlara fazla ödün verdik demişti. AKP içinde bazı Kürt
milletvekilleri var, bunlar sahte Kürtçülüğü dayatacaklar. Bir takım
bireysel haklar bunlar eliyle halka verilerek, kendilerince Kürt
Halkını kandırarak Kürt Hareketi, demokratik cumhuriyet projemiz
boğulmaya çalışılacak. Bu oyuna karşı çok dikkatli olunması gerekir.
AKP ileride düşüşe geçecektir işte o zaman ABD, AKP’deki Kürtleri ve
diğer Kürtleri tamamen kendi yanına çekecektir. AKP’nin çizgisi
zayıf liberal sisteme dayanmasına rağmen küresel sermaye tarafından
şimdilik destek görüyor. Devlet de aslında herkesle anlaşıp,
tarikatıyla, cemaatiyle anlaşıp AKP ye destek olunmasını sağladı.
Ordusuyla, korucusuyla oyların topluca AKP’ye gitmesini sağladı. Bir
kısmını da zorla AKP ye yönlendirdi. CHP lideri Baykal’da aslında
AKP’nin kazanmasını istiyordu.
AKP’nin gelişi ile bazı şeyler değişti. AKP döneminde, 2003’de
PKK’de bildiğimiz şeyler yaşandı. AKP, orduyla PKK’yi yok etmeye,
sosyal ve ekonomik programlarla halkı esir almaya çalışacaktır.
Halkı önce açlık ve haklardan yoksunlukla terbiye edecek sonra da
onları kazanmaya çalışacaklar.
Benim bütün bu olup-bitenlerden anladığım şu:
AKP hükümeti ordu ile Kürtleri çatıştırıyor. Her iki tarafı da
yıpratmak istiyor. Ordu da güç kazanmak için bunu istiyor. Böylece
AKP de bu çatışmadan istifade ederek devlet içinde muazzam ölçüde
örgütleniyor, kadrolarını yerleştiriyor. Devletin her birimini ele
geçirmeye çalışıyor.
Batı da, AKP’ye destek veriyor. Aslında bu
politikalar Londra merkezlidir İngiltere’nin planına göre Türkiye,
İran ve Suriye’ye “Irak Kürdistan’ında bir Kürt Devleti kurulacak,
sizler buna destek vermelisiniz, ama sizin Kürtleriniz de size.
Onlara ne yaparsanız biz karışmayız, istediğiniz gibi
vurabilirsiniz” denilmiş. Bu plana göre Kürtlerin özgürlüklerinin,
acı çekmelerinin hiçbir önemi yok. Bu plana Kürtlerin bir kısmını da
dâhil etmişler. ABD de bu planı destekliyor. Ama bu bir İngiliz
planı, tutar mı? Tutmaz, tutmayabilir. Çünkü Kürtler artık özgürlük
istiyor, özgürlük isteyen bir halk oluşmuş.
Bu planı PKK bozdu. PKK onların planlarını
altüst etti, bunun için bu kadar panikliyorlar, üzerine hep birlikte
gidiyorlar. Bu işin 1999 yılında bittiğini sanıyorlardı.
Erdoğan Bush”un bir tek sözcüğünün arkasına
sığınıyor. Bush PKK’ye düşman dese ne olacak? Basın röportajında
dinledim. Erdoğan sağda solda bunu söylüyor ama düşman dese ne
olacak, bu çözüm değildir. Ne yapacaklar? PKK’nin düşman olması Türk
Devletinin yararına değildir. Çatışmaları derinleştirmeye
çalışıyorlar ama AKP hükümetinin şunu bilmesi lazım ki, bu çatışma
bütün devletlerin işine gelir, bir tek Türk devletinin, Türk
ulusunun çıkarına değildir. Özal döneminde bazı adımlar atılmak
istendi, ben inanmıyordum, bu adam deli midir nedir diye
düşünüyordum. Çok ciddiye almadım, güvenemiyordum. Bu adam ya çok
cesur ya bizimle oyun oynuyor diye düşünüyordum, var gücünüzle
savaşın diyordum ama sonraki gelişmeler gösterdi ki, keşke Özal’ı
daha fazla ciddiye alsaydım, o dönem bazı şeylere yön verebilseydim.
Şimdi Abdullah Gül ve Erdoğan için ikinci Özal
diyorlar. Bunlarda ne Özal’ın kişiliği ne de beyni vardır. Yanılmış
olmayı istiyorum ama bunlardan ikinci Özal çıkmaz. Bunlar Nakşilik
ile biz Kürtlerin bir kısmını içimize aldık, diğerlerini de
millet-ümmet anlayışıyla içimize alacağız. Kürt sorununu da bu
şekilde çözmüş olacağız. Bu, AKP’nin planıdır. İşte Malezya örneği
dedikleri ılımlı İslam budur. Kürt işbirlikçilerine dayanıyorlar.
Özellikle bu işbirlikçi kesimi ekonomik anlamda palazlandıracaklar.
Bu da yoksul kesimle aralarında bir uçurum ve çatışma doğuracaktır.
Kürtlerin bunu kabul edeceğini düşünmüyorum. Kürtler buna karşı
bloke olacaktır. Kürt işbirlikçilerinin de karşısına dikilecektir.
Ilımlı İslam Mustafa Kemal’in cumhuriyetine aykırıdır. ABD de
bunları destekliyor, ılımlı İslam modelinden yana. Talabani ve
Barzani bunun dışında değil. Bu politikalarda da İngiliz parmağı
var. AKP Hükümetini uyarıyorum; ordu ile PKK’yi çatıştırıyor. Ordu
da güç kazanmak için bu çatışmayı istiyor ama bu tehlikeli bir
süreçtir, çözümsüzlüğü derinleştirir.
Bu operasyonlar tuzaktır, Türkiye bunu
görmüyor mu? ABD’nin ve AB’nin yaklaşımı çözüm değildir. Çözüm
ABD’de değil, bizdedir. Biz ancak kendi çözümlerimizi tartışarak bir
yere varabiliriz. Türkiye’de bir devlet kuruldu fakat Türk halkının
devlete yatkınlığı var, Kürt halkının ise geçmişten beri bir devlet
olmaktan çok özgürlüğe ve demokrasiye yatkınlığından söz edebiliriz.
Kürtlerin demokratikleşme duruşları devleti demokratikleştirebilirse
Türkiye Cumhuriyeti bizim Demokratik Cumhuriyet çizgimize gelmiş
olacak, bu Demokratik Cumhuriyetin kuruluşudur. Bu, bir devlet bir
demokrasi demek! Eğer buna gelinmezse ya da aksi durumda Kürtler
kendi demokrasilerini Diyarbakır merkezli hayata geçirirler.
Demokratik Özerk Özgür Kürdistan! Burada bir devletten söz
etmiyorum. Bir devlet iki demokrasi; diğerinin merkezi İstanbul mu
olur, İzmir mi olur bilmiyorum ama biri Diyarbakır merkezli iki
demokrasi tek devlet.
Demokratik Özerk Kürdistan, Demokratik Toplum
Kongresi vesilesiyle de söylemiştim, orda vardı. Bu hem Kürt
toplumunun iç geriliklerine, bu feodal şeylere, geriliklere karşı iç
demokratikleşmeyi sağlar hem de Kürtlerin dışarıya karşı duruşunu
ifade eder demiştim. Bu örgütlenmede devlet karşıtlığı yoktur,
devlet kurmayı da hedeflemiyor. Bir çeşit, mevcut sınırlar ve devlet
yapıları içinde Kürtlerin özgürlüğünü temsil eder. Sonuçta özerklik
kavramı da özgürlükle ilgili. Demokratik özerkliğin devletle,
sınırlarla bir problemi olmaz. Bir çeşit yerelin kendini devlet
içinde ifade etmesi anlamına gelir. Demokratik özerklikte Kürtler,
bir nevi kendi özgürlüklerini sağlarlar. Eğitim, dil, diğer kültürel
gelişimlerine ilişkin okullarını açarlar, halkın ekonomik sorunları
var, gerekiyorsa bankalarını kurarlar, kooperatiflerini kurarlar.
Dilin eğitimi ve diğer konularda enstitülerini oluştururlar. Bu
devletin olmaması ya da devletin reddi anlamına gelmez. Devletin
kurumları yanında Kürtlerin bir nevi kendi taleplerini karşıladığı
bir yapı gibi düşünülebilir. Bazı haklar topluluğu ilgilendirir, tek
başına bir şey ifade etmez. Birey haklarını yadsımıyorum, daha önce
özgür yurttaş kimliği demiştim. Ama yurttaşlar bir toplumun
bileşenidirler. Bunları birbirinden ayrı düşünemezsiniz, etle tırnak
gibiler. Özgür yurttaş kimliği de böyledir. Özgür yurttaş toplumun
parçasıdır, bileşenidir, toplumu oluşturur.
Kürtlerin de kendi güçü olur. Köylerde kasabalar da bir çeşit halk
milisi asla koruculukla karıştırılmasın onlar para için kendi
kişisel çıkarları için silah alıyorlar. Peşmerge gibi biraz ama
onlar daha çok ordu düzeninde ben bunu kast etmiyorum. Ben halka
bağlı onun çıkarlarını esas alan halk içindeki husumetleri çözen bir
güçten bahsediyorum bir çeşit yarı jandarma gibi olur bunun devlet
te tanır ona göre kanunlarda düzenlenir. Şehirlerde yine asayiş,
trafik gibi bir çeşit yerelin, belediye polisi gibi olabilir. Bunun
örnekleri dünyada var aslında, ABD İngiliz egemenliğinden kurtuluş
sırasında buna benzer halk milisleri vardı aslında bazı yerlerde
hala var. Bunu bu biçimde çözersen silah sorunu da kendiliğinden
çözülür öyle başka yerde çözüm aramaya gerek yok.
Devletin çözüm olmadığını düşünüyorum. İşte İsrail-Filistin’in
durumu ortada. İki ayrı devlet kurmaya çalışıyorlar. Kıbrıs
meselesinde de tek vatanda iki devlet formülünün çözüm olmadığını
görüyorsunuz. Bir devlet bir demokrasi ya da iki demokrasi bir
devlet ama tercihimiz bir devlet bir demokrasi.
Ben bütün bunları daha önce 125 sayfalık
savunmamda detaylı olarak açmıştım. 4 sayfalık savunmamda da özce
belirttim. Yaşanabilecek olumsuz gelişmelerin tespitinde bulundum.
Bu dönem büyük tehlikeler kadar büyük fırsatların da
yaratılabileceği bir dönemdir. Her ne kadar büyük riskler söz
konusuysa da eğer doğru mücadele edilirse halklar lehine büyük
kazanımların da imkân dâhilinde olduğuna inanıyorum.
ABD’nin bu operasyonlara destek vermesini doğru değerlendirmek
gerekiyor. ABD bununla Türkiye’yi Ortadoğu’da kördüğüm haline
getiriyor, etkisiz hale getiriyor. Bu operasyonlarla PKK’yi
bitiremeyeceklerini biliyorlar. PKK’yi etkisizleştirmek istiyorlar.
Herkes PKK’yi zayıf düşürüp kullanmak istiyor, PKK’yi teslim almak
istiyor. Daha önce denediler. Ama sonuçsuz kaldığı da görüldü. Bugün
ise benim tasfiye edildiğim ve zayıflatılmış bir PKK’nin Ortadoğu’da
herkes kendisine bağlanmasını ister. PKK muazzam bir güçtür.
Talabani her ne kadar kamuoyu önünde böyle olmadığını söylese de,
zayıflatılmış ve kendisine teslim edilmiş bir PKK onun hayal
edemeyeceği bir servettir. Bunu KDP de ister.
YNK’nin arkasında ta en başından beri
İngiltere vardı. ABD, İngiltere’nin politikalarını güdüyor. KDP ise
bölgede İsrail desteklidir. İsrail desteklediği müddetçe KDP var
olacaktır. PKK ise bağımsız duruyor. Barzani ve Talabani’yi yine
yurtseverlik ve kardeşlik cephesine davet ediyorum.
Kerkük için daha önce de belirtmiştim.
Türkmenlere ve Asurîlere bir yer verilmelidir. Bir çeşit özerklik
Kerkük’ün yapısına uygundur ancak Kerkük Kürt Federasyonu içinde
olmalıdır.
PKK’nin tasfiyesiyle bölgede doğacak boşluğu Kürt Haması ile
doldurmak isteyecekler, bunu AKP eliyle yapacaklar. Kürt
Hizbullahının neler yaşattığı ortada. İran o dönem Hizbullahı da
desteklemişti, Kürt Hamasını da destekleyecektir. Hatta şimdiden
bunun hazırlıkları söz konusudur. Bu çözümsüzlük demektir ama bizim
siyasetimiz çözümü sağlayacak en makul siyasettir. Bunu iyi görmek
lazım. PKK’nin tasfiyesinde ısrar ederlerse PKK alternatifsiz
değildir! İran partiyi ABD ve Türkiye karşıtı bir durumda görmek
ister.
Bu durum ABD’nin de bölgedeki çıkarlarını
zedeler. PKK, tasfiye yönelimindeki ısrar karşısında alternatifsiz
değildir. Bu durum karşısında Kürt-Şia ittifakı gelişebilir. Zaten
İran’da bir Kürdistan eyaleti var. Sınırlı da olsa bir özerkliği
var. Bu eyaleti biraz daha genişletebilirler, özerkliğini biraz daha
genişletirler, PJAK’ı muhatap alırlar, oradaki halkla birlikte al
sana 100 bin kişilik ordu! PJAK ile birlikte PKK, Suriye ve
Irak’taki güçler, al sana devasa bir güç! Farsların siyaseti
derindir, İran zaten görüşüyor. Rusya ve hatta Çin bunu ister.
Bizim duruşumuz Türkiye halkının da en
yararına olan duruştur. Şimdi bir dizi çözümsüzlük yaratıyorlar ve
bundan beni sorumlu tutmak istiyorlar. Ben en dürüst olduğumu
düşünüyorum. Benim Türk halkına düşmanlığım olamaz. Ordu dâhil
herkes “Biz Kemalistiz” diyor ama gerçek Kemalistleri de
susturdular. Uğur Mumcu, Bahriye Üçok gibi. Gerçek Kemalistleri
susturdular. AKP siyasal İslamı temsil ettiğini iddia ediyor. AKP
aslında İslami değerler diyor ama özünde Türk-İslam sentezci bir
partidir. İslam’daki ümmet anlayışını doğru anlamak lazım.
İslam’daki ümmetçiliğin pozitif tarafını iyi değerlendirmek
gerekiyor, anlamlıdır. Ümmetçiliğin özünde bir kardeşlik bakışı
vardır. Aslında bir çeşit İslam konfederalizminden de bahsetmek
mümkündür. Ancak AKP’nin böyle bir ümmet anlayışına sahip olmadığını
biliyorum. CHP kültür milliyetçiliği yapıyor. MHP’nin milliyetçiliği
ise ABD milliyetçiliğidir. ABD eliyle getirildi, şimdi ABD MHP’den
elini çekti.
Bu çözümsüzlük ve tıkanıklık ciddi bir
sorundur. Ben bütün Türkiye demokratlarını, aydınlarını sağ, sol
ayrımı yapmadan buna karşı somut bir duruş geliştirmeye çağırıyorum.
Bu önümüzdeki iki ay doğru değerlendirilmelidir. Yoksa baharda
gelişebilecek süreçten ben sorumlu değilim ve olası gelişmelerden
herkes sorumlu olacaktır. Kürt sorununun çözümünde burada beni
muhatap almak ya da PKK’yi doğrudan muhatap almak konusunda
arabuluculuk konusunda bir sorun yaşanıyor. Ben somut bir öneri
sunuyorum: Bu tıkanıklığın aşılması için bu iki ayın doğru
değerlendirilmesi gerekiyor. Hemen bir akil adamlar komisyonu
kurulmalıdır! Bu akil adamların kimlerden oluşacağı çok önemli. Ben
sadece biz seçelim, bizim seçtiğimiz insanlardan oluşsun demiyorum.
Devletin de seçeceği kişilerden oluşan bir komisyon olur. Örneğin
İlter Türkmen olabilir. Bunu örnek olması için söylüyorum. Neden
İlter Türkmen’i örnek olarak veriyorum? Çünkü İlter Türkmen bu
devlete hizmet etmiş biridir, devleti de, bizi de iyi tanıyor.
Demokratik ilkeler çerçevesinde taraflar arasında görüşmeler
yapabilirler. Onların belirleyeceği esaslar çerçevesinde silahları
bırakılabilir. Bu komisyonun belirleyeceği esaslar çerçevesinde
gerekli adımlar atılır. Bu yeni bir şey değil, aslında dünyada
kullanılan bir yöntem. İrlanda’da, Kosova’da, Güney Afrika’da akil
adamlar komisyonuyla sorunun çözümüne gittiler. Bunlar gelip burada
benimle de görüşürler. Bunun bir çözüm önerisi olarak bunun
bilinmesini istiyorum. Eğer bu iki ay içerisinde bu komisyon kurulup
bazı adımlar atılabilirse, Türk aydınlarına, demokratlarına şu
çağrıyı yapıyorum ki, baharda halklarımıza dev bir demokratikleşme,
kardeşlik, özgürlük adımı hediye edebiliriz. Ben geçmişten beri
söylerim Türk halkının büyüklüğüne inanırım.
Böylesi bir gelişme Ortadoğu’da da demokratikleşme yönünde dev bir
adımdır. Ben Ortadoğu’nun sorunlarının çözümünde demokratik
konfederasyonu öneriyorum. Ortadoğu Demokratik Konfederasyonu bir
hayal değildir. Ortadoğu’nun mevcut sorunlarını çözecek bir
sistemdir. Birleşmiş Milletler bu haliyle tıkanmış durumda. Bunun
yerine Demokratik Uluslar Konfederasyonu’nu öneriyorum.
Sorun DTP’nin kapatılıp-kapatılmaması değil.
Sorun Kürtlerin legal zeminde siyaset yapabilmesi. Devlet eğer
Türkiye’de Kürtlerin siyaset yapmasının önünü kapatırsa siyasetin
merkezi dağ olur. Diyarbakır’da Demokratik Toplum Kongresi
çalışamazsa Kürtlerin inisiyatifi PKK’ye geçecektir, PKK inisiyatif
kullanır. DTP’li vekillere de söylemek istiyorum, acemice
davranıyorlar. Şunu açıkça ortaya koymalıydılar; “Biz halk nezdinde
PKK’yi terörist ilan edemeyiz, buna gücümüz yok. Bu bizim legal
siyaset zeminimizi ortadan kaldırır. Ama biz PKK’nin sözcüsü de
değiliz, bunun anlamı yok.” Eğer DTP mecliste yasaklanırsa, bu
Kürtlere yarı-illegal, illegal mücadele edin demektir. Ama her şeye
rağmen DTP kapatılırsa daha önce belirttiğim çatı örgütüne benzer
bir çalışmaya girilebilir.
Genelkurmay bile katılımları engelleyemediklerini söylüyor. Önümüz
Kış. Bahara kadar PKK’nin sayısı muhtemelen on bine ulaşır. Baharla
birlikte ortaya çıkarlar. PKK günde bin kişi öldürse, onlar da günde
bin Kürdü öldürse, yirmi otuz köyümüzü yaksa ne olur? Yine sorun
çözülmez. PKK’yi bitiremezler bu şekilde, PKK gittikçe derinleşir,
açılımları var, İran var, Suriye var, Irak var. Halkımızın desteği
var. Bu destek artar. Kürtler şiddet yönünde potansiyelinin yüzde
beşini bile kullanmadı. Yüzde doksanbeşi duruyor, bu çok
tehlikelidir. Çatışmalar çözümsüzlük getiriyor. Burada özellikle
Hükümeti uyarıyorum; Özal dönemindeki çözümsüzlük bugüne kadar bize
onbeş yılı kaybettirdi. Bu çatışmalar da bize onbeş yıl daha
kaybettirmesin. On beş yıl sonra yine gelinecek nokta budur.
Çatışmalar Türkiye dışında herkese kazandırır ama Türkiye’ye hiçbir
şey kazandırmaz.
30. kuruluş yıldönümü nedeni ile; hangi PKK
neye karşısın bunu doğru koymak lazım, PKK liler içinde söylüyorum
ben PKK liyim diyorsan PKK ne bunu koyacaksın başka türlü olmaz.
Eğer karşıysan bile neye karşı olduğunu bileceksin. Bu ABD için de
Sayın Erdoğan için de geçerlidir, böyle siyaset yapacaksan bilerek
yapacaksın. Sorunu çözeceksen oturup konuşacaksın. Ben çözüm
önerimin sorunu tamamen çözeceğine inanıyorum buna herkesi ikna da
ederim. Çünkü sorunu doğru koymak lazım. Eğer devletin bütünlüğünü,
üniter yapıyı tehdit eden bir şey görüyorsan bunu söylersin, dersin
ki burası devleti zorlar, burası üniter yapıya uymaz buna göre
yeniden tartışılır hassasiyetler gözetilir.
ABD, Erdoğan PKK karşıyız diyorlar ama hangi
PKK’ye karşılar, PKK nedir aslında tek bir PKK yok öyle onların
sandığı gibi de değil. Bir sürü oluşum süreç var PKK liler bile ben
PKK liyim diyor ama hangi PKK lisin bunu bileceksin öyle
söyleyeceksin. Ben 2000 lerde yaşanan tıkanma nedeni ile PKK
tasfiyesi sürecini önermiştim. Neydi 2000 lerdeki tıkanma aslında
daha önceki savunmalarımda var, PKK reel sosyalizmin etkin olduğu
bir dönemde kuruldu, reel sosyalizmden etkilenmişti sonrasında reel
sosyalizmin çöküşü süreci biliniyor.
ABD ve Türkiye ben PKK ye karşıyım diyor, PKK 2003 lerden önceki PKK
ulus-devletci bir PKK idi şimdi KDP nin savunduğu bir düşünce, sen
ulus-devletçi kürde karşı mısın, KDP ye karşımı sın değilsin. 2003
lerde bilinen sorunlar yaşandı işte birileri KDP ye YNK ye gitti ben
o zaman da şimdi de tam olarak kim nerede ne düşünüyor bilmiyordum,
bilmemde mümkün değildi ama ulus-devlete karşılık demokratik özerlik
kavramını geliştirdim. Bunlar PKK karşı olduklarını söylüyorlar ABD
de Erdoğan da Barzani yi destekliyorlar ulus-devleti onlar temsil
ediyor. Güneyde ki oluşumu destekliyorlar ama orda ki de bir ulus
devlet, yarın çatışacaklar ulus-devletler çatışır, çünkü devlet
mantığında bu var, bu toprak senin ya da benim diyerek çatışacaklar.
Biz ise bu toprak benim demiyoruz kim yaşıyorsa o toprakta özgün
örgütlenmesini, özerkliğini sağlasın diyoruz. Bunlar 70 lerin PKK
sine karşılar ama o PKK artık yok, şimdi bunu KDP savunuyor ona da
karşı falan değiller. O zaman sen neye karşısın, PKK karşıyız
diyerek Cumhuriyetin içini boşalttılar.
Ulus devletin çözüm olmadığını gördüm, işte
Kürt-Türk ilişkileri de öyle her zaman aynı değil. 1920 lerin
cumhuriyeti ile 70 ler PKK nin kuruluş yılları aynı değil. 1990
larda yaşanan reel sosyalizmin çöküşünün etkileri sonra ulus-devlet
çözümlemesi PKK de bir sıkıntı yarattı. İşte o dönem bir ara
örgütlenme olarak KADEK öngördük o dönemde biliyorsunuz işte örgüt
içinde bilinen tasfiyecilik yaşandı.
Aslında bizim yarattığımız gelişmeler, 1990 larda ki PKK nin
mirasını KDP ve YNK yiyor. Biz doksanlarda mücadeleyi geliştirince
devlet bize karşı Barzani ve Talabani yi güçlendirdi, kırmızı
pasaport verdiler, bize karşı Güney’de bir Kürt devletçiği
yarattılar. Barzani de Talabani de kurt politikacılar bu gelişmeleri
hemen gördüler ve kendi çıkarlarına kullandılar. PKK mirasını
yediler ama bu bizim suçumuz değil, konuşan emekli paşalarda
söylüyor, Güneydeki oluşumu biz yarattık ama yanlış yaptık diyorlar.
Kürtlerin inkarı yanlıştı bunu anladılar ama çok geç oldu.
Bu dönem büyük tehlikeler kadar büyük fırsatların da
yaratılabileceği bir dönemdir. Her ne kadar büyük riskler söz
konusuysa da eğer doğru mücadele edilirse halklar lehine büyük
kazanımların da imkân dâhilinde olduğuna inanıyorum.
Bu süreçte herkes çok çalışmalıdır. Aydınlar
üzerine düşeni yapmalı. Türkiye tarihsel bir sürece girmiştir,
herkes olaya, bu sürece ciddi yaklaşmalı, ciddi siyaset yapmalıdır,
yoksa mecliste yaşanan palyaço siyaseti gibi değil. Devlet de
üzerine düşeni yaparsa o zaman demokratik ulus temelinde çözüm
gelişir, aşiretçilik de, ırkçılık da, dincilik de geri kalır. Biz
İslam dinine, kültürüne karşı değiliz. İslami milliyetçiliğe, İslam
adına yapılan politikalara, yanlış politikalara karşıyız. Biz İslam
kültürünü benimseyen herkese karşı saygılıyız. İslam kültürünü
benimseyen herkes, hatta ümmet anlayışını savunan dürüst müminlerle
de konuşulup bunların içimize dahil edilmesi için çalışılır. Biz
sadece siyasal dinciliğe karşıyız. Siyasal İslam’a hayır, kültürel
İslam’a evet!
Çok umutsuz ve karamsar bir tablo var
biliyorum ama ben gene de umutluyum, özgürlük temelinde iyi
gelişmeler olacağını düşünüyorum, umudumu kaybetmiş değilim. Bu
temelde herkesin yeni yılını kutluyorum.
|