|
Parti Önderliği
Yaptığınız,
ciddi olarak sorunlara hiç ortak olmama; yapılamıyorsa neden
yapılamadığını, yapılması gerekiyorsa nasıl yapılması gerektiğini
hiç sorgulamamadır. Bu, en oportünist bir tavırdır. Aslında
kendinize de bu anlamda kötülük ediyorsunuz. İçinizde hanginiz
istese bir sağlam takım kuramaz, yönetemez? Hatta daha da kafasını
verse, ciddi bir ordu kuruluşuna hanginiz gidemez? Bir dağı savaşa
kim hazırlayamaz? Hepsini yapabilirsiniz. Ama öyle bir
yakıştırmışsınız ki, “ne de olsa parti yapar, ben kendimi en dar ve
en az yoran bir çizgide tutarım, sıradan bir görevle yetinirim, bu
da benim için uygundur, zaten fazla rahatımı bozmaya ne gerek var,
her şeyi ben mi kurtaracağım” diyorsunuz. Bu, en tehlikeli
oportünist tarzdır ve neredeyse herkes böyle yapıyor.
Bununla ne kadar kötülük yaptığınızı biliyor
musunuz? Görevlerin üzerine yürümemek, hep bir yerden, hep bizden
beklemek en tehlikeli oportünist tarzdır diyorum. Bu,
davranışlarınızda, yaklaşımlarınızda kendini ele veren bir tarzdır.
Artık neyin oportünizmi, neyin gafleti, neyin ciddi yetersizliğidir
bilemem. Belki birileri buna yol açtı, ama siz de alet olup
gittiniz. Bunun böyle olmaması gerekir, doğrusu budur, ama siz bu
savaşı veremediniz. Ben tüm gelişmeleri nasıl idare ediyorum?
Görüyorsunuz ki, her gün adeta kendimi iğneyle kazarcasına üretime
çekmek istiyorum, daha ne üretebilirim diye yüklendikçe
yükleniyorum. Siz hazır hazine üzerindesiniz, elinizi uzatsanız
altın tutarsınız. Bir devrimci pratik çalışmada onu da
yapmıyorsunuz. Bırakalım iğneyle kendinizi kazmanızı, hafif bir el
dokunuşuyla yapabileceğiniz işler var, bu gücü bile göstermiyorsunuz
veya yanlış çalıştırılıyorsunuz. İşte bu, hamalın çalışmasıdır!
İstediğin kadar yükün altına gir, taşıdığın bir çuval arpadır, ne
değeri var? Kaldı ki devrimci çalışma altın çalışmasıdır, onu
yapacaksınız.
İşin en tuhaf tarafı, gözle görülür
engelleyici de yok. Hepsi iyi niyetli, hepsi “varım” diyor. Örneğin
bu grubumuz bile “mükemmel varım” diyor. Ama gidince elleriniz
birbirinize dolaşacak, etkisizleşeceksiniz veya
etkisizleştirileceksiniz. Bunu nedeninin de ne olduğunu fazla
düşünmeyeceksiniz. Bir bakarsınız ki, umulanla, düşünülenle
gerçekleşen arasında dağlar kadar fark oluşmuş ve asıl sorumlu yine
sizsiniz. Bu konuda suçu şurada-burada aramaya gerek yok. Anı anına
tarzı dayatmamakla buna siz yol açtınız. Bilinen, fazla kurmay
değeri olmayan, fazla kuruluş çabası teşkil etmeyen bir yaklaşımı
esas aldınız, onunla kendinizi oyaladınız ve sonuç, umduklarınızla
ters bir gelişme. Bunun nedenlerini de kendi yetersizliğinizde
arayacaksınız. Artık çözüm bu anlamda kişinin kendisindedir.
Engelleyiciler her zaman, her yerde var, ama birilerinin aşması
gerekir. Doğruca ve yerine göre tarzı oturtarak ciddi bir kurmay,
dolayısıyla ordu ve savaş gücü haline gelmemizi engelleyen başka
neden göremiyorum. Sorunları yanlış ortaya koymak istemiyoruz.
Birkaç kişiye takılmamak çok önemli, ama siz hep böyle
takılıyorsunuz. Sıksanız suyunu çıkarabileceğiniz bir çok şeyi
kurutuyorsunuz. Bunları sorun olarak ortaya koyamam. Ama siz hep
böyle yapıyorsunuz. Sıradan halledilecek bir sorunu aşılamaz gibi
gösteriyorsunuz. Hiç sorun olarak görülmemesi gereken bir şeyi,
sorun diye belirtiyorsunuz. Böylece kendinizi sıyırıyorsunuz. Bu
yanlarınız çok gelişkin.
Tüm bunlar dönemin kurmay tarzını
yakalamamanıza götürüyor. Bahane çok, kişilikleriniz bahane
yaratmaya, kendini aldatmaya oldukça elverişli. Tabii kurmaylık
yırtıcı bir çalışmadır. İğne ucu kadar her şeyi değerlendiren, çok
gerçekçi bir çalışmadır. Yine iradeye müthiş yüklenmek kadar,
koşulların da objektif değerlendirmesini en gerçekçi tarzda yapan
bir çalışmadır. Hemen her şeyi iyi hesaplar; moralinden tutalım
fişeğine kadar, dağından tutalım lojistiğine kadar; sayısından
tutalım niteliğine kadar, düşmanın kendisinden tutalım kendi her
türlü cephe olanaklarımıza kadar, hepsini anı anına değerlendirerek
kendi planını ortaya koyar. Neye güç getirebileceğini yeterli bir
grupla kesin mümkün kılar. Planı odur, kafasında kestirir, tartışır,
onu gün yüzüne çıkarır. Bu bir kurmay heyetidir, grubudur. Bazıları
da sorumluluğunu üstlenir. Bu çalışmayı böyle yaşama geçirebiliriz,
ama onlar derhal unuturlar.
Bunlardan büyük kaçınma var. Yani nerede
oturacağını, kimle nasıl konuşacağını bile bilmiyor. Yine benim
endişelerim fazla. Herhangi bir grubumuz, gidip nerede ilk
değerlendirmeyi yapacak veya herkese ve her yere göre en uygun
değerlendirmeyi nasıl başlatacak? Kişileri işlere nasıl ortak
edecek? Derinliğine, genişliğine alt-üst çalışmalarına nasıl anlam
verecek? Bu konularda endişelenip duruyoruz. Çünkü yüksek komuta
yeteneğiniz yok. Çok sudan bir bahaneye bile aldanıp idare
ediliyorsunuz. Hem de bu, iyi niyetle oluyor, yani burada kasıt
aramıyoruz. Göremiyorsunuz, esası yakalayamıyorsunuz. Bunun için
iradenizin keskinliği, onun çalışmaları çok can alıcı yerinden
yakalaması yok. Bir bakıyorsunuz felç olmuş. Bunları aşmak için
epeyce tartıştık. Yalnız bir devremizin şahsında değil, bütün savaş
birliklerinin yönetim kişilikleriyle de tartıştık. Görünüşte
anlıyorlar, fakat pratiklerine bakıyorsun, halen ciddi bir kurmay
çalışması, dolayısıyla ordu ve savaşın geliştirilmesi ufukta
gözükmüyor. Kendilerine bıraksak bu konuda ağır darbeler yemekten
kendilerini kurtaracaklarını sanmıyoruz veya bu konuda
endişeleniyoruz. Beklenmedik kayıplara uğramaları, bu kurmay
kafalarının gelişmemişliğinden dolayıdır. Hakim olamıyorlar. Tabii
bu çok büyük bir yetersizliktir.
Biz tarihi olarak da az direnmedik, az kan
dökmedik, az acı çekmedik, ama çok kötü kaybettik. Aynı hikaye
tekrar başımıza getirilmek isteniyor. Size göre, ufkunuza göre de
olabilir. Ne olacak, tarihi bir zafer çok mu önemli, önemli olan
direnmektir, namusuyla savaşmaktır, ama bu hiçbir şey ifade etmez.
İstediğin kadar diren, namusunla savaş, tarih hep böyle geldi ve hep
düşmana yaradı. Sonuç alma kişiliğiniz son derece zayıf. Hep iyi
niyetlice şuraya-buraya havale ediyorsunuz. Zaferi kendi kişiliğinde
düğümleyen kişiliklere ihtiyacımız var. Benim yaşamım zaferin
garantisidir diyebilmeniz gerekiyor.
Kaçamak yapmaya gerek, kendini sağa-sola yatırmaya hiç gerek yok. Bu
çalışmadır, bunu ya başarırız, ya başarırız. Düşman bile karşımızda
hep bu sloganı kullanıyorsa, bizim için bin defa daha doğrudur. Ya
başarı, ya başarı sloganı bizim sloganımızdır. Çünkü bunun dışında
hiçbir yaşam seçeneğimiz yok. Yaşam umutlarınıza kesinlikle bir şans
bile verilemez. Tam da bu noktada diyorum ki, insan size bakınca
bunları nasıl yaşatacağız sorusunu sormadan edemiyor. Halbuki sizin
için sorun bu değildir. Sorun, nasıl yaşatacağız sorusudur. Yoksa,
parti bizi nasıl yaşatır diye sorun yok. Gelmişler –tabii çoğu,
herkesi kastetmiyorum- “bazı yönlerimizi parti bu şerefli
direnişçilikle rahatlıkla kabul eder ve biz de götürürüz” diyorlar.
Bu kendini yaşatmaya çalışan kişiliktir. Yoksa bir halkı veya bir
zaferi yaşatacak kişilik değildir. Bunu aşacaksınız. Bu bunalım
teorilerine sığınmayın, gelişmeme bahanelerine sarılmayın. Ya bu
deveyi güdersin ya bu diyardan gidersin; ya yaparsın ya da yaparsın.
Ya yaşarsın ya yaşarsın. Dikkat edin, ya yaşarsın ya ölürsün
demiyoruz; ya kazanırsın ya kaybedersin de değil. Bizim için tarihin
bu aşaması, bir kelimeyi hep iki defa tekrar etmedir; alternatifi
yoktur.
Başarı dışında, zafer dışında, kazanma
dışında, geliştirme dışında seçenek yok. Ama size göre her şey
mümkün. Bu olmaz diyoruz. Gerçek bir PKK öncülüğü, çabası her şey
olabilir düşüncesine kapalıdır. Affetmez, en küçücük bir olumsuzluğa
bile tavır koyar. Tarih böyle söylüyor, bunu kendiliğimden icat
etmiyorum. Size seçeneğiniz yok diyorum. Düşmanımız başka türlü
yaşamanıza iğne ucu kadar açıklık vermiyor. Hayat sizi bu noktada
böyle olmaya zorluyor. Kendinizi saptıramazsınız. Savaş, yaşamın tek
yolu olarak gelmiş dayanmış, onu vermeyi bileceğiz. Hem de mademki
bunun dışında yol yok, mademki her şey bu temelde kazanılacak, o
halde neden oldukça yüklenmiyoruz?
Büyük yüklenme, başarıyla yüklenme, az olanakla büyük gelişmeleri
sağlama, planlamamızın dayanması gereken en temel anlayış budur. Hiç
kimse başka bir anlayışla kendini bu yeni dönem planlamasına dahil
ettirmesin. Yeni dönemin savaş ve ordu planlamasına dahil olmak
isteyen her kadromuz, demek ki öncelikle anlayışını bu biçimde
netleştirecek ve aynı anda bu anlayışla kendini hayata geçirecek,
üstlendiği bütün görevleri bu anlayış temelinde yerine getirecektir.
Biz de diyoruz ki, eğer böyle yapılırsa bu işte aşama kaydederiz.
Yeni dönem planlamamız gerçekten hiçbir dönemle kıyaslanamayacak
kadar gerçekçidir ve hayata geçirilme şansı yüksektir. Neden
olmasın? Olmaması her şeyi götürüyor, bütün iyi niyetinizi, çabanızı
boşa çıkarıyor. Kaldı ki insan, bu planlamaya büyük bir coşkuyla
katılır. Çünkü savaşta belirleyici düzeyi yakalayacaksınız. Orduda
artık büyük güven duyacağınız bir kurum kazanacaksınız. Artık derin
endişelerle, korkularla değil, zafer tutkularıyla yaşayacaksınız.
Bunun dışında da hiçbir seçeneğiniz var mı? Böyle bir kuruluşa tüm
yeteneklerini ayaklandırarak yaklaşmak gerekiyor. Başka küçük
hesapların yeri olabilir mi? Hatta küçük düşünmek, küçük yapmak
yakışır mı? Açık ki her sorumlu kadromuz nerede olursa olsun,
kademesi de ne olursa olsun, bunu zorlayarak sonuç almayı
bilmelidir.
Tekrar belirteyim ki bu, bizim döneme ilişkin
yaptığımız en üst düzeyde çözümlemedir. Kimsenin engel teşkil
etmemesi gerekir. Engel teşkil eden en üst ve resmi düzeyle oynuyor
demektir ki, buna da gücü olmaması gerekir. Yani, “şu kişi
engelledi, şu alan engelledi” deyip boyun eğmemek gerekiyor. Çünkü
biz burada bunu sizlerle tartışıyor ve büyük bir kararlılıkla
sonuçlandırıyoruz. Yeni dönem planlamasına böyle gidiliyor. Herkes
yeni döneme bütün yaratıcılığıyla katkısını gösterecektir. Direkt
savaş karargahlarında olur, hatta onun cephe gerisinde olur,
emredilen neyse onu yapacaksınız. Bizim gerçek bir partiliden ve
onun ordu çalışmalarından beklediğimiz budur.
*
ORDULAŞMAK ULUSLAŞMA SOSYALLEŞME VE SİYASALLAŞMADA DEV BİR ADIM
ATMAK DEMEKTİR!-I-
|