|
Parti Önderliği

Gerek özel savaşın yoğunluk düzeyi ve gerekse
buna karşı yürütülen devrimci savaşımımızın tarafımızdan yoğun bir
biçimde çözümlemelere tabi tutulmasını, daha üst bir ordu kuruluşu
ve savaş tarzıyla karşılamak istiyoruz.
Savaşta durağanlık ölüm demektir. Halk
savaşının dinamiği, asla durağanlığı kabul etmez. Özü gereği zafer
doğrultusunda sürekli yaratıcılık, az bir güçle basitten karmaşığa
doğru savaşı geliştirerek sonuç almayı bilmenin de teorisidir. Eğer
çok ciddi, aleyhte objektif koşullar yoksa, hatta sınırlı bir
çerçevesi mevcutsa, gerisi teori ve onun hayata geçirilişinin irade
gücüdür.
Bu anlamda halk savaşımımızın gelişimi önünde
ciddi objektif engeller olmadığı gibi, sübjektif koşullarda da
bilinç ve iradeyle büyük, hızlı gelişmelerin kaydedilmesi için
olanaklar fazlasıyla mevcuttur. Özellikle gerek bu son çözümlemeler,
gerek savaş birliklerine yönelik perspektifler, savaştaki temel
sorunumuzun kurmay faaliyeti olduğunu, bu konuda çok dar, bireysel
kalındığını, kolektif bir kurmay gücüne ulaşılamadığını, bunun da
zincirleme etkisini ordu ve savaş düzeyimizin beklenen tarzda
gelişme göstermesinin tam tersine çok anlamsız kayıplar kadar
tıkanmaların yaşanmasına yol açtığını göstermiştir. Bunlar, en çok
tartıştığımız ve çözüm için tüm gücümüzü ortaya koymamız gereken söz
konusu olan olgulardır. İyi bilmek gerekir ki ordu çalışması irade
çalışmasıdır. İrade de disiplindir. Orduda disiplin, bilincin
kendini kurallar temelinde yaşama geçirmesidir. Dönem için çok
gerekli olan, sayı kalabalığı ve teknik olanaklar değildir, bunlar
çoktan sorun olmaktan çıkmıştır. Gerekli olan, işin derinliğine
hükmeden, gidişatı belirleyecek, her koşul altında onu sevk ve idare
edecek kurmay gücü olabilmektir. Bunu aşmaya çalışırken kişilikler,
uzun süredir kendilerini eğitememelerinden ve çok dar tutumlar
içinde ısrarla kalmalarından dolayı engel teşkil ediyorlar. Çok
amatörce, son derece alışılageldikleri bir keyfi tutumla tarihin en
önemli çalışmasını sakatlıyorlar. Hakkını vermek şurada kalsın,
haksızlık ediyorlar. Tabii bu da halkımızın çok değerli savaş
olanaklarını, başta yiğit savaşçı öğeler olmak üzere, zorbela
yaptığı fedakarlıkları maddi-manevi anlamda boşa çıkarıyor.
Komuta çözümlemelerinde bütün yönleriyle biraz
sorunları ortaya koymaya çalıştık. Savaş ya verilir ya hiç içine
girilmez. İnsan, ordu çalışmalarına ya olağanüstü yeteneklerle
katılır, ya hiç katılmaz. Öyle anlaşılıyor ki, çoğunuzun, hatta şu
an savaşı yürütmekte olan yapımızın, gerçekten orduyu ve savaşı
yaşadıklarını söylemeleri çok zor. Bir tarz uydurmuşlar, bir köylü
tarzı veya ağzı laf yapacak birkaç kişi varsa, onların da
kendilerini bile yaşatmaktan aciz bir konumda yaşayıp gitmeleri söz
konusudur. Bin bir ordu sorunu çözüm beklediği halde, ilgi bile
göstermeden, bırakalım zaferi kesinleştirmeyi, kendi kısa vadeli
yaşamlarını bile garantiye almadan savaşla alay edercesine günü gün
ediyorlar.
Bunun da altında doğru dürüst siyasi amaca,
tutkulu bir yurtseverlik ve insan severliğe ulaşmama var. Baskı,
sömürü düzeninin aşılması için gereken kin ve öfkenin, ayrıca
alternatif yaşamın çekiciliğinin bilince, ruha yansıtılmamasından,
geliştirilememesinden dolayı niyetleri ne olursa olsun, gerçek bir
tutuculuk ısrarla dayatılmakta, yaşatılmaya çalışılmaktadır. Bununla
savaşların kazanıldığı tarihin hiçbir döneminde görülmemiştir. Anlam
vermekte güçlük çektiğimiz husus, bu bilinç kişiliğiyle böylesine
kızgın bir savaşta yer almanızdır. Yüreğiniz bunu nasıl kaldırıyor,
beyniniz çözümsüzlüğü bu kadar uzun süre nasıl yaşayabiliyor?
Bununla en çok kendinize kötülük yapıyorsunuz. Yıllarca ordu
faaliyetlerinde olup da bir kuruluşa yol alamamak ne demektir?
Kısaca çok sıradan sorunlara bile çözüm gücü olamamak, bir savaşı
geliştirememek ne demektir? Bununla nereye gidilecek? Büyük bir
yoğunlukla bunun üzerinde durduk. Hatta yetişme tarzınızın,
özellikle düşmanla bağlantısını -ki, bu da yabancılaşma ve her türlü
kişiliksizlik, adeta düşmanın her türlü işlevini götürmeye
ayarlanmış güdümlü kişiliktir-, bunun yerle bir edilmesinden tutalım
fetheden kişiliğin özelliklerini yakalamaya kadar, bunun neden
anlaşılamadığını veya çoktan halledilmesi gereken bu sorunları neden
gideremediğinizi sorguladık. Bırakalım devrimi zafere ulaştırmayı,
şimdi sizi bile yaşatmak ciddi bir sorundur.
Anladık, bu halk kendi elinde bela olmuş, peki
ya siz? Sizi nasıl bela olmaktan çıkaracağız? Devrimciler,
kurtuluşçu insanlardır, kurtuluşçu insanlar da gerçekten kurtuluşun
önünde ne engel varsa onları kaldırmasını bilen insanlardır. Bu
kişilik yapınızla kendiniz kurtuluş önünde engel olursanız, gayet
tabii sorun önce sizi halletmek olur. Hiçbir ordu bu kişiliklerle
yürümez. Sizin bahaneleriniz çok. Bir çok gerekçelere de
sığınıyorsunuz, “parti bizi böyle kabul etsin, ordu biraz böyle
olsun” diyorsunuz. Bu biçimler yerle bir edilmeye mahkumdur.
Kendi sorumluluklarımın derin farkındayım, gereklerini yerine
getirmek için olağanüstü tutkuyla çalışıyorum, peki size ne oluyor?
Yaşamı, savaşı ne sanıyorsunuz? Hatta bu geriliğe neden böyle dalmış
ve bir kader gibi görüyorsunuz? Buna ben yol açsaydım bin defa
kendimi paralardım. Bana, yaşamın önünde, savaşın önünde engel
olduğumu bir saniye bile söyleseniz, önce kendimi yerle bir ederim
veya dönüştürürüm. Şimdi aynı şeyi siz kendiniz için
söyleyemiyorsunuz. Tabii belki şimdi çözümlendiğinizi
söyleyebilirsiniz. Bundan sonrası daha doğru, yeterli geçecektir.
Sorun bu değil. Sorun, varolan önümüzdeki yapılardır, önümüzde dağ
gibi biriken sorunlardır. En önemlisi de gerçekten zamanında ve
yerinde yüksek çözüm gücü olmamızdır. Birey olarak siz çözümlenmiş
de olabilirsiniz, sorun yalnız bu değildir.
Öyle anlaşılıyor ki, aslında düşünce
düzeyinizle planlamada fazla role soyunmak istemiyorsunuz. Bu da
sizi yüksek düşünmekten ve sorumluluklarla yürümekten alıkoyuyor.
Öyle bir aşamaya gelip dayandık ki, yenilmedik. Doğru, fakat zafer
için de durumunuz gerçekten elvermiyor. Hatta ciddi bir savaşı şimdi
planlayalım diyorum. Kafamızı en çok yoran, artık bu eylem biçimini
nasıl aşmalıyız sorusudur. Eylemler taciz düzeyini aşmıyor, bu
dağlarda meydan muharebesi veya -mevzi savaşından bahsetmiyorum-
öyle bir hareketli savaş tarzını yakalayalım ki, gerçekten savaşın
kaderini değiştirecek bir savaş verelim. Bu mümkündür. Mevcut
gelişim düzeyimiz buna zemin hazırlamıştır. Ama halen bunun
planlamasını kendine sorun yapan ve pratik çözümünde de iddialı olan
fazla sorumlu komuta öğemiz yok. Hep sıradan işler, neticeyi,
aşamayı etkilemeyecek eylemler...
Savaş, durağanlığı kabul etmez. Biz de bu tarzı fazla kaldıramayız.
Önderlik olarak da, eğer bu düzey ile bazıları iş olabilir
diyorlarsa, aslında onlar müthiş bir sağcılığı dayatıyorlar ve
tedbir alınamazsa bu yenilgiye gider diyoruz. Ne yazıktır ki,
yenilgiden değil de, başarıdan sorumlu tutulması gereken bir çok
komuta gücümüz, bu soruyu kendine sormuyor. Hatta kendilerini öyle
bir rahatlık anlayışına kaptırmışlar ki, kendilerine göre bu düzey
yeterli, fazla bile. Konumu böyle olanların aslında partiden,
partinin çizgisinin gereklerinden anladıkları fazla bir şey yok. Çok
geri, çizginin gereklerinin çok dışında, oldukça keyfi, savaştan da
pek bir şey anlamayan ve bunu da savunmak, partide kabul görmesi
için her türlü sağ, köylü kurnazlıklarını, yine aydının da demagojik
laf gücünü kullanarak kendilerini savunmaya çalışıyorlar. Partinin
bu yaşamlarını kabul etmesini, nereye kadar böyle gidersek gitmemiz
gerektiğini adeta ısrarla dayatıyorlar.
Açık ki biz bunu büyük bir endişeyle
karşılayacağız. Bu hareketin nabzı durumundayız, anı anına her şeyi
hissediyoruz. Buna dayanarak söyleyebilirim ki, bu anlayışın
kesinlikle yüksek başarıları ve mevcut düzeyin bile korunması şurada
kalsın, günlük olarak tedbir almazsak bunlar felaket getirir. Bir
çok komuta kişiliğimizin durumu, felakete götürme durumudur. Belki
onlar fazla farkında değiller, ama almış olduğumuz tedbirlerle durum
yürütülüyor. Bunların gerçeğine, yaşam tarzlarına bakılırsa, her
şeyi bitmiş gözüyle değerlendirmeliyiz. Ve ne yazık ki bir de bunu
anlamıyorlar. Hatta daha da kötüsü, parti ve ordu çalışmalarına tarz
olarak durumlarını dayatma ısrarındalar.
Kadro yapımızın fazla yaratıcı olamaması, sorumluluklarını idrak
etmemesi, kötü bir uzlaşma içinde kalmaları, çizgi, tarz konusunda
bu tutuma epey prim veriyor. Görünüşte hepsi iyi niyetli çalışıyor,
ama sorun bu değil. Sorun, sonuç alıyor mu, almıyor mu; bu
durağanlığı yıkıyor mu, yıkmıyor mu; savaşın zafer tarzını yakalıyor
mu yakalamıyor mu? Sorun budur. Yoksa görünüşte hepsi çalışıyor,
belki de hamalca herkesten fazla. Ama bu, kurmay çalışması, sonuç
alıcı bir çalışma değildir. Bu, hepinizin kendine biraz yakıştırdığı
niteliksiz bir çalışmadır. Ciddi bir kurmaya dayanmıyor. Planı
olmayan bir çalışmadır, rastgele ve kendiliğindendir. Bu da sonuç
vermiyor.
Güncel savaş ve ordu sorunlarını daha da özgün
anlamak gerekir. Hatta yakaladığımız sınırlı gelişme olanakları bizi
biraz yaşatıyor, bu da epey bir gelişmedir deyip kesinlikle
aldanmamak gerekiyor. Karşımızdaki özel savaşın amaç ve
stratejisini, hedefini kesin bilmek değil, anı anına hissederek
kendi savaşımınıza anlam vermeniz gerekiyor.
Neden bizde gelişkin bir kurmaya ve onun
komuta ettiği bir orduya ulaşılamıyor denilirse, nedenler böyle
sıralanıp dökülebiliyor. En önemlisi de bu tarz güçlü komuta
kişiliklerini yetiştirmiyor. Yapının büyük bir kısmı savaşmadan
adeta çürütülüyor. Kaldı ki parti öncülüğü epey gelişme sağladı,
yine koşullar değerlendirilerek, olanaklar oldukça artırılmaya
çalışılıyor, ama tüm bunlar kolay çürütülüyor. Birileri tutuculuğu
esas alırken, etrafındaki yüzlerce insanın da buna seyirci kalmaları
en az tutuculuk kadar tehlikelidir. Bunu anlamanız gerekiyor, çünkü
sizin çoğunuzun durumu böyledir. Birer sıradan seyirci gibi savaş
sorunlarına bakıyorsunuz. Halbuki tarzınız, hücum tarzı olacaktı.
Sorunlara büyük kafa yormayan, iradeyi amansız dayatmayan ne kadar
gelişebilir?
devam edecek>> |