Kürtçe | Türkçe | Farsça | İngilizce | Arapça | Almanca

 
   

HPG RÊBER APO'NUN FEDAYÎ ORDUSUDUR!

 

 

ORDULAŞMAK ULUSLAŞMA SOSYALLEŞME VE SİYASALLAŞMADA DEV BİR ADIM ATMAK DEMEKTİR!-I-

 

Parti Önderliği

 

Gerek özel savaşın yoğunluk düzeyi ve gerekse buna karşı yürütülen devrimci savaşımımızın tarafımızdan yoğun bir biçimde çözümlemelere tabi tutulmasını, daha üst bir ordu kuruluşu ve savaş tarzıyla karşılamak istiyoruz.

Savaşta durağanlık ölüm demektir. Halk savaşının dinamiği, asla durağanlığı kabul etmez. Özü gereği zafer doğrultusunda sürekli yaratıcılık, az bir güçle basitten karmaşığa doğru savaşı geliştirerek sonuç almayı bilmenin de teorisidir. Eğer çok ciddi, aleyhte objektif koşullar yoksa, hatta sınırlı bir çerçevesi mevcutsa, gerisi teori ve onun hayata geçirilişinin irade gücüdür.

Bu anlamda halk savaşımımızın gelişimi önünde ciddi objektif engeller olmadığı gibi, sübjektif koşullarda da bilinç ve iradeyle büyük, hızlı gelişmelerin kaydedilmesi için olanaklar fazlasıyla mevcuttur. Özellikle gerek bu son çözümlemeler, gerek savaş birliklerine yönelik perspektifler, savaştaki temel sorunumuzun kurmay faaliyeti olduğunu, bu konuda çok dar, bireysel kalındığını, kolektif bir kurmay gücüne ulaşılamadığını, bunun da zincirleme etkisini ordu ve savaş düzeyimizin beklenen tarzda gelişme göstermesinin tam tersine çok anlamsız kayıplar kadar tıkanmaların yaşanmasına yol açtığını göstermiştir. Bunlar, en çok tartıştığımız ve çözüm için tüm gücümüzü ortaya koymamız gereken söz konusu olan olgulardır. İyi bilmek gerekir ki ordu çalışması irade çalışmasıdır. İrade de disiplindir. Orduda disiplin, bilincin kendini kurallar temelinde yaşama geçirmesidir. Dönem için çok gerekli olan, sayı kalabalığı ve teknik olanaklar değildir, bunlar çoktan sorun olmaktan çıkmıştır. Gerekli olan, işin derinliğine hükmeden, gidişatı belirleyecek, her koşul altında onu sevk ve idare edecek kurmay gücü olabilmektir. Bunu aşmaya çalışırken kişilikler, uzun süredir kendilerini eğitememelerinden ve çok dar tutumlar içinde ısrarla kalmalarından dolayı engel teşkil ediyorlar. Çok amatörce, son derece alışılageldikleri bir keyfi tutumla tarihin en önemli çalışmasını sakatlıyorlar. Hakkını vermek şurada kalsın, haksızlık ediyorlar. Tabii bu da halkımızın çok değerli savaş olanaklarını, başta yiğit savaşçı öğeler olmak üzere, zorbela yaptığı fedakarlıkları maddi-manevi anlamda boşa çıkarıyor.

Komuta çözümlemelerinde bütün yönleriyle biraz sorunları ortaya koymaya çalıştık. Savaş ya verilir ya hiç içine girilmez. İnsan, ordu çalışmalarına ya olağanüstü yeteneklerle katılır, ya hiç katılmaz. Öyle anlaşılıyor ki, çoğunuzun, hatta şu an savaşı yürütmekte olan yapımızın, gerçekten orduyu ve savaşı yaşadıklarını söylemeleri çok zor. Bir tarz uydurmuşlar, bir köylü tarzı veya ağzı laf yapacak birkaç kişi varsa, onların da kendilerini bile yaşatmaktan aciz bir konumda yaşayıp gitmeleri söz konusudur. Bin bir ordu sorunu çözüm beklediği halde, ilgi bile göstermeden, bırakalım zaferi kesinleştirmeyi, kendi kısa vadeli yaşamlarını bile garantiye almadan savaşla alay edercesine günü gün ediyorlar.

Bunun da altında doğru dürüst siyasi amaca, tutkulu bir yurtseverlik ve insan severliğe ulaşmama var. Baskı, sömürü düzeninin aşılması için gereken kin ve öfkenin, ayrıca alternatif yaşamın çekiciliğinin bilince, ruha yansıtılmamasından, geliştirilememesinden dolayı niyetleri ne olursa olsun, gerçek bir tutuculuk ısrarla dayatılmakta, yaşatılmaya çalışılmaktadır. Bununla savaşların kazanıldığı tarihin hiçbir döneminde görülmemiştir. Anlam vermekte güçlük çektiğimiz husus, bu bilinç kişiliğiyle böylesine kızgın bir savaşta yer almanızdır. Yüreğiniz bunu nasıl kaldırıyor, beyniniz çözümsüzlüğü bu kadar uzun süre nasıl yaşayabiliyor? Bununla en çok kendinize kötülük yapıyorsunuz. Yıllarca ordu faaliyetlerinde olup da bir kuruluşa yol alamamak ne demektir? Kısaca çok sıradan sorunlara bile çözüm gücü olamamak, bir savaşı geliştirememek ne demektir? Bununla nereye gidilecek? Büyük bir yoğunlukla bunun üzerinde durduk. Hatta yetişme tarzınızın, özellikle düşmanla bağlantısını -ki, bu da yabancılaşma ve her türlü kişiliksizlik, adeta düşmanın her türlü işlevini götürmeye ayarlanmış güdümlü kişiliktir-, bunun yerle bir edilmesinden tutalım fetheden kişiliğin özelliklerini yakalamaya kadar, bunun neden anlaşılamadığını veya çoktan halledilmesi gereken bu sorunları neden gideremediğinizi sorguladık. Bırakalım devrimi zafere ulaştırmayı, şimdi sizi bile yaşatmak ciddi bir sorundur.

Anladık, bu halk kendi elinde bela olmuş, peki ya siz? Sizi nasıl bela olmaktan çıkaracağız? Devrimciler, kurtuluşçu insanlardır, kurtuluşçu insanlar da gerçekten kurtuluşun önünde ne engel varsa onları kaldırmasını bilen insanlardır. Bu kişilik yapınızla kendiniz kurtuluş önünde engel olursanız, gayet tabii sorun önce sizi halletmek olur. Hiçbir ordu bu kişiliklerle yürümez. Sizin bahaneleriniz çok. Bir çok gerekçelere de sığınıyorsunuz, “parti bizi böyle kabul etsin, ordu biraz böyle olsun” diyorsunuz. Bu biçimler yerle bir edilmeye mahkumdur.
Kendi sorumluluklarımın derin farkındayım, gereklerini yerine getirmek için olağanüstü tutkuyla çalışıyorum, peki size ne oluyor? Yaşamı, savaşı ne sanıyorsunuz? Hatta bu geriliğe neden böyle dalmış ve bir kader gibi görüyorsunuz? Buna ben yol açsaydım bin defa kendimi paralardım. Bana, yaşamın önünde, savaşın önünde engel olduğumu bir saniye bile söyleseniz, önce kendimi yerle bir ederim veya dönüştürürüm. Şimdi aynı şeyi siz kendiniz için söyleyemiyorsunuz. Tabii belki şimdi çözümlendiğinizi söyleyebilirsiniz. Bundan sonrası daha doğru, yeterli geçecektir. Sorun bu değil. Sorun, varolan önümüzdeki yapılardır, önümüzde dağ gibi biriken sorunlardır. En önemlisi de gerçekten zamanında ve yerinde yüksek çözüm gücü olmamızdır. Birey olarak siz çözümlenmiş de olabilirsiniz, sorun yalnız bu değildir.

Öyle anlaşılıyor ki, aslında düşünce düzeyinizle planlamada fazla role soyunmak istemiyorsunuz. Bu da sizi yüksek düşünmekten ve sorumluluklarla yürümekten alıkoyuyor. Öyle bir aşamaya gelip dayandık ki, yenilmedik. Doğru, fakat zafer için de durumunuz gerçekten elvermiyor. Hatta ciddi bir savaşı şimdi planlayalım diyorum. Kafamızı en çok yoran, artık bu eylem biçimini nasıl aşmalıyız sorusudur. Eylemler taciz düzeyini aşmıyor, bu dağlarda meydan muharebesi veya -mevzi savaşından bahsetmiyorum- öyle bir hareketli savaş tarzını yakalayalım ki, gerçekten savaşın kaderini değiştirecek bir savaş verelim. Bu mümkündür. Mevcut gelişim düzeyimiz buna zemin hazırlamıştır. Ama halen bunun planlamasını kendine sorun yapan ve pratik çözümünde de iddialı olan fazla sorumlu komuta öğemiz yok. Hep sıradan işler, neticeyi, aşamayı etkilemeyecek eylemler...
Savaş, durağanlığı kabul etmez. Biz de bu tarzı fazla kaldıramayız. Önderlik olarak da, eğer bu düzey ile bazıları iş olabilir diyorlarsa, aslında onlar müthiş bir sağcılığı dayatıyorlar ve tedbir alınamazsa bu yenilgiye gider diyoruz. Ne yazıktır ki, yenilgiden değil de, başarıdan sorumlu tutulması gereken bir çok komuta gücümüz, bu soruyu kendine sormuyor. Hatta kendilerini öyle bir rahatlık anlayışına kaptırmışlar ki, kendilerine göre bu düzey yeterli, fazla bile. Konumu böyle olanların aslında partiden, partinin çizgisinin gereklerinden anladıkları fazla bir şey yok. Çok geri, çizginin gereklerinin çok dışında, oldukça keyfi, savaştan da pek bir şey anlamayan ve bunu da savunmak, partide kabul görmesi için her türlü sağ, köylü kurnazlıklarını, yine aydının da demagojik laf gücünü kullanarak kendilerini savunmaya çalışıyorlar. Partinin bu yaşamlarını kabul etmesini, nereye kadar böyle gidersek gitmemiz gerektiğini adeta ısrarla dayatıyorlar.

Açık ki biz bunu büyük bir endişeyle karşılayacağız. Bu hareketin nabzı durumundayız, anı anına her şeyi hissediyoruz. Buna dayanarak söyleyebilirim ki, bu anlayışın kesinlikle yüksek başarıları ve mevcut düzeyin bile korunması şurada kalsın, günlük olarak tedbir almazsak bunlar felaket getirir. Bir çok komuta kişiliğimizin durumu, felakete götürme durumudur. Belki onlar fazla farkında değiller, ama almış olduğumuz tedbirlerle durum yürütülüyor. Bunların gerçeğine, yaşam tarzlarına bakılırsa, her şeyi bitmiş gözüyle değerlendirmeliyiz. Ve ne yazık ki bir de bunu anlamıyorlar. Hatta daha da kötüsü, parti ve ordu çalışmalarına tarz olarak durumlarını dayatma ısrarındalar.
Kadro yapımızın fazla yaratıcı olamaması, sorumluluklarını idrak etmemesi, kötü bir uzlaşma içinde kalmaları, çizgi, tarz konusunda bu tutuma epey prim veriyor. Görünüşte hepsi iyi niyetli çalışıyor, ama sorun bu değil. Sorun, sonuç alıyor mu, almıyor mu; bu durağanlığı yıkıyor mu, yıkmıyor mu; savaşın zafer tarzını yakalıyor mu yakalamıyor mu? Sorun budur. Yoksa görünüşte hepsi çalışıyor, belki de hamalca herkesten fazla. Ama bu, kurmay çalışması, sonuç alıcı bir çalışma değildir. Bu, hepinizin kendine biraz yakıştırdığı niteliksiz bir çalışmadır. Ciddi bir kurmaya dayanmıyor. Planı olmayan bir çalışmadır, rastgele ve kendiliğindendir. Bu da sonuç vermiyor.

Güncel savaş ve ordu sorunlarını daha da özgün anlamak gerekir. Hatta yakaladığımız sınırlı gelişme olanakları bizi biraz yaşatıyor, bu da epey bir gelişmedir deyip kesinlikle aldanmamak gerekiyor. Karşımızdaki özel savaşın amaç ve stratejisini, hedefini kesin bilmek değil, anı anına hissederek kendi savaşımınıza anlam vermeniz gerekiyor.

Neden bizde gelişkin bir kurmaya ve onun komuta ettiği bir orduya ulaşılamıyor denilirse, nedenler böyle sıralanıp dökülebiliyor. En önemlisi de bu tarz güçlü komuta kişiliklerini yetiştirmiyor. Yapının büyük bir kısmı savaşmadan adeta çürütülüyor. Kaldı ki parti öncülüğü epey gelişme sağladı, yine koşullar değerlendirilerek, olanaklar oldukça artırılmaya çalışılıyor, ama tüm bunlar kolay çürütülüyor. Birileri tutuculuğu esas alırken, etrafındaki yüzlerce insanın da buna seyirci kalmaları en az tutuculuk kadar tehlikelidir. Bunu anlamanız gerekiyor, çünkü sizin çoğunuzun durumu böyledir. Birer sıradan seyirci gibi savaş sorunlarına bakıyorsunuz. Halbuki tarzınız, hücum tarzı olacaktı. Sorunlara büyük kafa yormayan, iradeyi amansız dayatmayan ne kadar gelişebilir?

devam edecek>>

 

 

 

   
 

» ANA SAYFA

» HPG ANAKARARGAH

» HPG HAKKINDA

» HPG BİM ARŞİV

» MEŞRU SAVUNMA

» GÜNCEL YAZILAR

» GERİLADAN

» ŞEHİTLERİMİZ

» DOSYALAR

» YJA STAR SAYFASI

» DİZİ ARAŞTIRMA

» FOTO GALERİ

» KİTAPLAR

» KLİPLER

» VİDEOLAR

» BAYRAKLAR

» İRTİBAT

 

 

 
 

HPG (Halk Savunma Güçleri) Resmi Sitesidir.
HPG-BİM tarafından yapılmıştır.

HPG Online © 2003 - 2007 Tüm hakları saklıdır.