|
HPG GENEL KOMUTANTANI DR. BAHOZ
ERDAL İLE RÖPORTAJ: |
GENÇLİK BU SİSTEME ‘ÊDÎ BES E’
DEMELİDİR!
-
Hareket Olarak Yeni Bir Hamle Süreci Başlattığınızı İlan Ettiniz. Bu
Hamlesel Süreçte Gençliğe Nasıl Bir Misyon Biçiyorsunuz?
Hamlesel süreçlerde en fazla görev, en kritik görev gençliğe
düşüyor. Çünkü, gençlik en dinamik toplumsal kesimi ifade ediyor.
Dinamizmin yanı sıra yeniliklere açık, girişken, her halükarda bir
kanalda akması gereken bir güçtür. Bu açıdan gençliğin önünü açmak,
uygun kanallara sevk etmek, enerjisini toplumsal gelişmeler,
özgürlük değerleri yaratma temelinde kullanmak önemlidir. Yeni
geliştirilen hamlesel sürece “Êdî Bese” kampanyasına güç vermede
temel alınacak bir güçtür.
Tabi şunu da görmek gerekiyor. Gençliğin arayışlarını kendi
kanallarına yönlendirmek isteyen başka güçler de vardır. Gençliği
kazanmak, kendiliğinden gelişecek bir durum değildir. Gençliğin bu
devingenliğini kullanmak isteyen, özgür bir kimlik ve karakter
sahibi olmasını engellemek isteyen güçler ve sistemler vardır. Zaten
sistem savaşları biraz da gençliğe dayanarak yürütülür. Kendini
geliştirmek, anlayışını hakim kılmak isteyen her sistem, mutlaka
gençliği kazanmak isteyecektir. Bunun yanı sıra, karşı gücünde
gençlikten istifade etmemesi, onu peşinden sürüklememesi için
değişik çabalar içerisine girildiği bilinmektedir. Bunu
gözlemleyebilmek için, sadece Kürdistan gençliğine dayatılan
uygulamalara bile bakmak yeterlidir.
- Bu hususu biraz daha açabilir misiniz? Kürdistan gençliğine
dayatılan uygulamalar nelerdir? Bu bir devlet politikası mıdır?
Kesinlikle, çok sistemli bir şekilde geliştirilen bir devlet
politikasıdır. Bunun yürütücüleri de devletin bürokratları
memurlarıdırlar. Devletin bu konudaki politikalarının en önemli
ayağı Milli Eğitim ve İçişleri Bakanlığıdır. Devlet bürokrasisinin
zorunlu eğitim süresini uzatmadaki dayatıcılıkları bundandır.
Özellikle Kürdistan coğrafyası merkeze alınarak geliştirilen ‘haydi
kızlar okula’ vb. bazı kampanyalara çok safça yaklaşılamaz. Devletin
eğitim sistemi tümüyle bilimsel düşünceden koparmaya, gençliği
pasifize etmeye uysallaştırmaya, arayışçı yönlerini törpülemeye,
asimile etmeye dayanır. Özellikle bu, Kürdistan gençliği açısından
böyledir. Yani kültürüne, kimliğine, gençliğin kendine has
özelliklerine bir yabancılaşma dayatılmaktadır. Bunu geliştirmede
sistemin kullanmış olduğu en belirleyici araçlardan bir tanesi de
tarikatlardır. Tarikatlaşmanın en fazla geliştirildiği yer, eğitim
kurumları olmaktadır. Tarikatların bu kurumlar yolu ile Kürdistan
gençliğini ‘önemli olan okuldur, siyaset kirlidir’ gibi söylemlerle
apolitikleştirerek sistemin bir dişlisi haline getirme çabasını
vermektedir. Bu yolla da eğer gençliğin entegrasyonu
başarılamıyorsa, daha da kirli yollar kullanmaktadır.
Bu kirli yöntemler nelerdir? Somutlaştırabilir misiniz?
Tabi, 12 Eylül’ün sonuçları çokça yazılıp çizildiği için, bunu
tekrardan ele almayacağız. 12 Eylül sonrası sistem öncelikli olarak
özentili, lümpen, arabesk kültürüyle yetişen bir nesil yaratmaya
çalıştı. Silahlı mücadelemizin gelişmesiyle belli ölçüde
politikaların önü alınmış, gençlik tekrardan kimliğiyle
buluşturulmuştur. Bu noktadan sonra, yeni yeni politikaları devreye
girmiştir. Örneğin: fuhuşun, sporun, kültürel yozlaşmanın boyutları
daha da tırmandırılmıştır. Gençlik alabildiğine yozlaştırılarak,
kendi kimliğinden yoksun bırakılmaya çalışılmıştır. Bu şekilde
düşürülen gençlik istismar edilmiş, hareketimize karşı para-militer
güçlerin örgütlenmesinde kullanmak istemişlerdir. Hizbul-Kontrayı,
TİT’i, JİTEM’in oluşturduğu ajan ağlarını ve bunların sonucunu
görmek gerekiyor. Bunu geliştirenler bizzat, İçişleri bakanlığına
bağlı valiler, kaymakamlar, emniyet müdürleridir. 1993’ler de Batman
valiliği yapan Salih ŞARMAN’ın bizzat Hizbul-Kontrayı örgütlediği ve
silahlandırdığı çok açık bir şekilde ortaya çıktı ve mahkeme de bunu
teyit etmek durumunda kaldı. Diğer il ve ilçelerde de işlenen
cinayetlerde il ve ilçe emniyet güçlerinin saldırganları nasıl
koruduğu ortaya çıkarılmıştır. Yine kirli işlerin (uyuşturucu vb.)
emniyet güçleriyle bağlantılı geliştirildiği, gençliğin
çeteleşmesinin teşvik edildiği hatta bizzat özel timlerin,
korucuların, jandarma ve polisin bu tür çalışmalarda yer alarak,
yönlendirdiği biliniyor.
Peki bir devlet kendi geleceğini dayandırmak istediği, geleceğini
ona emanet edeceği bir gençliği neden böylesine zehirliyor? Neden
kimliksizleştiriyor?
Açık ki hareketimizin, devrimci hareketlerin, sistem karşıtı
hareketlerin gelişme zeminini kurutmak istemektedirler. Bunu başka
şekilde izah etmek mümkün değil. Bu politikaları zaman zaman yöntem
değişikliğine ya da zenginliğine gidilse de aralıksız devam
ettirilmiştir. Özellikle hareketimizin siyasal mücadele yöntemini
biraz daha öne çıkarmak istediği, 99 sonrası dönemde legal sahamızın
yetersiz kalması, süreci karşılayamaması sonucu Gaffar OKKAN, Efkan
ALA gibi vali ve emniyet müdürleri, gençliğin enerjisini başka
yerlere kanalize etmek istemiş, direniş ruhunu yumuşak müdahalelerle
daha sinsice kırmak istemişlerdir.
Tabi gençlik böylesine zayıf düşürülüp, kimliksizlikleştirilince yön
vermeleri daha kolay oluyor. Hatta son bir iki yıl içerisinde
ajanlaştırmanın yaygınlaştırılabilmesi böyle bir zemine dayanıyor.
Yeri gelmişken, ajanlaştırma politikasını da açmanızı istiyoruz?
Ajanlaştırma politikaları neye dayanıyor. Nasıl geliştiriliyor?Az
önce sözünü ettiğim gençlik zemini, ajanlaştırma zemini de oluyor. O
kadar değerlerden kopartırsan, her türlü işkenceye, tecavüze maruz
bırakırsan, namus anlayışını kullanırsan, ajanlaştırmak tetikçi hale
getirmekte zor olmuyor. İşte, televizyonda da takip ettik. 16-17
yaşındaki genç kızları ve erkekleri tehdit- şantaj-tecavüz maddi
imkan sağlama vb. yaklaşımlarla onurlarını çiğneyerek ajanlaştırıp
içimize gönderiyorlar. TC de İran da gençleri kendisine
yabancılaştırıp, karşıtına dönüştürüp, içimize yolluyor. Yaşam
ölçülerimizin netliği ve çekiciliği çoğunlukla onları
etkilemektedir. Ya kendiliğinden ajan olduklarını itiraf etmekteler
ya da yaşam ölçülerimiz, ilişki tarzımız onları tüm çıplaklığıyla
ortaya çıkarmaktadır. Tabi buna rağmen çoğunu kazanarak, gerçekliği
kavratıyoruz. Hem düşman gerçekliğini hem halk ve mücadele
gerçekliğimizi kavratıyor, gençlik kimliğine yakışır mücadeleci ve
özgür bir yaşamla tanıştırıyoruz.
Ajanlaştırma ve yozlaştırma faaliyetlerinin en fazla dayatıldığı
alanlarda dikkat çekicidir. Hareketimizin toplumsal desteğinin en
yoğun olduğu, gerillaya katılımın gençlik dinamizminin en yüksek
olduğu, Kürdistan (Hakkari, Yüksekova, Kızıltepe) bölgelerinde
geliştirmek istiyorlar. Biz nerede güçlüysek, oradan vurmak- zayıf
düşürmek çabasındalar. Bizi destekleyen alanlar da adeta halkımızı
bu yolla cezalandırarak intikam almak istiyorlar.
- Yani belirttiğiniz alanlara daha özel politikalar mı uyguluyorlar?
Kesinlikle öyle. Bakın, belirtilen alanlara Fetullah GÜLEN ve diğer
tarikatlara ait devlet destekli yurtlar ve dershaneler en fazla
buralarda örgütlü. Kültürel asimilasyon, yabancılaşma, özenme,
benzeşme en fazla buralarda geliştiriliyor. Giyimden yaşam tarzına,
üslubuna kadar gençliğe dejenerasyon dayatılıyor. Bunlar kesinlikle
çok bilinçli politikaların ürünüdür. Tabi post-modernist kültürün
küresel çaptaki saldırıları da bu yozlaşmada önemli bir etkendir.
Tüm bu saldırılar en fazla da medya tarafından geliştiriliyor.
İletişim ve bilişim teknolojisi de buna hizmet etme temelinde
kullanılıyor. İnsanlığa hizmet etmesi gereken bu toplumsal emeğin
sonuçları, insanları düşürme temelinde ele alınıyor. Bilim teknik
çıkarlara kurban ediliyor. Toplum adeta kuşatılmış durumda. Bu
yolla, toplumsallık parçalanıyor. Toplumsallık dağıtıldıkça,
bireyleri denetime almakta onlar açısından daha kolay oluyor.
Aslında Olağanüstü Hal Bölge Valiliğinin ismi olmasa bile, Kürt
halkına ve hareketimize karşı faaliyetleri son yıllarda daha yoğun
ve gizli yürütülmektedir.
Adını saydığım bölgelerde düşman yönelimleri bu yönlüdür. Yine
televizyon programlarındaki ajanları da dinledik. Açığa çıkarılan
başka ajanlarda var. Onları da dinledik. Neredeyse toplumsal
değerlerden, değer yargılarından uzak düşürülmüş kişilerdir. Tabi bu
politika salt belirttiğimiz bölgelerle sınırlı değildir.
Kürdistan’ın tüm şehirleri, ilçeleri böyle bir kuşatmaya almaya
çalışmaktadır. Türkiye de ki şehirler de benzer şekilde, oradaki
halkımızın yanı sıra, Türkiye halkı da böyle bir cendereye alınmış
durumdadır. Yani toplumsallık dağıtılıyor, yozlaşma geliştiriliyor.
Bu şekilde düşürülemeyenler de tarikatlara kanalize ediliyor. Bu
yaklaşım 12 Eylül 80’den beri son derece sistematik olarak
geliştirilmiş ve kısmen de olsa sonuç alınmıştır.
Kısmen de olsa sonuç almıştır derken, neyi kastediyorsunuz?
Bunu söylerken toplumsallığı dağıtma, bireyciliği geliştirme,
gençliği depolitize etme, kültürel yozlaşmayı sağlama açılarından
söylüyorum. Tam bir başarıdan elbette ki bahsetmiyoruz, bunu da
özgürlük hareketi engellemiştir. Düşman toplumsallığı dağıttıkça,
hareketimizde gerillamız da toplumsallığı geliştirmiştir. 12
Eylüllerin karşısında bir tek hareketimiz durabilmiş, uluslar arası
saldırılara karşın gelişimini sürdürebilmiştir. Bu da tam bir sonuç
alamadıklarını gösteriyor. 12 Eylül öncesinin toplumsallık düzeyi,
değerlere bağlılığı da kalmamıştır. Türk sol hareketlerinin gençliği
çekmekte zorlanmasının bir nedeni de budur.
Tabi, çok büyük bir tehlikeyle karşı karşıya olduklarını da
belirtmeliyiz. Bunu yalnız biz söylemiyoruz. Aklı başında
gazeteciler ve sosyal bilimcilerde bunu çekingen bir üslupla da olsa
dile getirmektedirler. Toplumsallığı öyle bir parçaladılar ki
bireyciliği, değer yitimini, düşünceden politikadan uzaklaşmayı o
kadar geliştirdiler ki adeta tanımsız, kimliksiz, bir gençlik
yarattılar. Öyle bir hal aldı ki, her türlü yozlaşma ve çürüme
topluma hakim oldu. Umursamaz, vurdum-duymaz bir gençlik yetişti.
Şimdi bunu nasıl aşabileceklerini, gençliğin potansiyelini nasıl
toplumsal gelişmeler açığa çıkartma yönüne kanalize edebileceklerini
düşünüyorlar. Mevcut durumda toplum geleceksiz bırakılmış, dersek
yeridir. Aklı başında kimi çevreler gençliğin bu sorununu çok baş
ağrıtacağını, tedbir geliştirmezse toplumsal çürümeyi,
yabancılaşmanın önlenemeyeceğini dile getiriyor. Öncelikli sorun
olarak görülüp, yeni bir eğitim sistemiyle bilimsel düşüncenin hakim
olduğu bir gençliğin yaratılmasının gereğine vurgu yapıyor. Tabi
özgülde hareketimize, gerillamıza karşı onları kullanmak, gerillaya
katılımları engellemek için, Türkiye siyasetine hakim olan güçler
gençliği bu pozisyonda tutmakta hatta daha da düşürmekte ısrarlılar.
Dayatılan ve uygulanan politikalara karşı, alternatif nedir?
Mevcut durumda sistemin bu politikasına karşı direnen ve gençliğin
önüne alternatif koyan tek güçte hareketimiz oluyor. Bu vesileyle,
Kürt gençliğine-gençliğe bir çağrıda da bulunmak istiyoruz. Gençlik,
kendi kimliğiyle buluşmalıdır. Dinamizmini sistemin çıkarlarına,
post modern kültüre, arabesk kültüre, yozlaşmaya, kapkaça, sahte
dinciliğe, tarikatçılığa akıtmasın. Bu alanlar O’nu, kendisine ve
toplumsal değerlere yabancılaştırılan alanlardır. Basit duyguların,
güdülerin esiri olmak, gençliğin karakterine uymaz. Dayatılan
politikaları sorgulamalı ve özgürlük, adalet, emek, ahlak, sevgi
gibi toplumsallaşma süreciyle ortaya çıkmış pek çok değere sahip
çıkmalıdır. Egemenlerin yoğun psikolojik savaşı altında eğitim,
medya, sahte dindarlık, milliyetçilik dayatmaları altında gençliğin
kendiliğinden özgürlük bilincini ve ahlakını elde etmesi kolay
değildir. HPG bu yönüyle; gençliğin kendini iyi bir şekilde ifade
edebileceği, kendini bulabileceği, dinamizmini yansıtabileceği bir
alandır. HPG ve gerilla salt bir savaş örgütü değildir. İdeolojik
bir harekettir. Özgürlük bilincini, ahlakını geliştiren yeni yaşamı
yaratan ve koruyan harekettir. Gençliği onun özünden toplumsal
değerlerden kopartan ne varsa ona karşı mücadele eden bir
harekettir. Gençliğin arayışlarına yanıt olabilecek yegane alandır.
Bu sahanın etkisi dışındaki her yer sadece çürüme ve
kimliksizleşmeyi ifade edecektir. Bu yüzden gençliğin yeri ‘HPG’ dir.
Ayrıca İlker BAŞBUĞUN kaygısını doğru anlamak gerekir. Son bir iki
yıl içerisinde gençlik HPG’ye akıyor vaziyettedir. Aslında daha
yoğun bir katılım istemi vardır. Eğer ulaşılabilirse, kadrolarımız
daha doğru ve örgütlü çalışırsa, gençliğin HPG saflarına akışı daha
da hızlanır. Şunu da belirtmeliyiz ki, son zamanlardaki katılımlar
daha bilinçli ve niteliklidir. Bu daha da arttırılmalıdır. İlker
BAŞBUĞ açıklamasını yaparken, elbette farklı bazı hesapları da
vardır. Yoksa öyle durup dururken, böyle bir itirafta bulunmaz. Ama
bir gerçekliği de ifade etmiştir. Doğrudur. Katılım vardır ve devam
etmektedir. Olması gereken de budur. Onurlu bir yaşam hakkı
tanınmayan bir sisteme elbette ki baş kaldırılacaktır. Önderliğimize
yönelik ağır tecrit ve psikolojik savaşın yanı sıra, zehirleme olayı
devam ediyor. Kürdistan coğrafyası karış karış yeniden işgal edilmiş
durumda. Yüz binlerce asker yığılmış, operasyon yapılmadık gün yok.
Halkımızın demokratik örgütlenmelerine bile tahammül etmeyerek, her
geçen gün artan yönelimleri, halka yönelik saldırıları, faili meçhul
eylemleri, yoksullaştırma, açlıkla terbiye etme politikaları ve daha
pek çok onur kırıcı, imhacı, inkarcı yaklaşım sürdürülüyor.
Kaçınılmaz olarak her onurlu Kürt gencinin tercih etmesi gereken ilk
alanda ‘HPG’ saflarıdır. Gençlik, değerlerine sahip çıkmak
istiyorsa, gerillaya katılmalıdır. Aslında İlker BAŞBUĞ da
gerçekleri ifşa etmiştir. Gerillaya katılım engellenmelidir.
Gençliği çirkinliklerin batağında tutma başarılmazsa, özgürlük
bilinci edinilmesi engellenemezse, başarısızlıklarının devam
edeceğini, politikalarının iflas edeceğini itiraf ediyor. Biliyor ki
dağ demek, sistem dışına çıkmak demektir. Dağ demek, alternatif bir
siyaset, alternatif bir yaşam demektir. Dağ demek, alternatif bir
siyaset, alternatif bir yaşamı örgütlemek demektir. Dağ demek,
dejenere edilen değerlere gerçek anlamını katmak, komünaliteyi
geliştirmek demektir. Yani dağ demek, gençliğin ve toplumun kendini
bulması demektir. Bu yönüyle çağrımız gençliğin kendini bulma
çağrısıdır. İlker BAŞBUĞ’un korkusu da budur. Onlarca yılın
dayatmaları hatta binlerce yılın devletçi-iktidarcı zihniyetin
dayattığı sistemin aşılması korkusudur. En önemli mesele olarak,
gerillaya katılımı görmektedir. Gerillalaşma engellenirse, toplum
silahsızlandırılmış, alternatif sistem düşüncesinden kopartılmış
olur. Biliyor ki güçlü bir ideolojik-örgütsel-siyasal-askeri
örgütlenme olmazsa, egemenliklerine karşı gelinemez. Güçlü bir
hareketin kendini var etmesi özellikle Ortadoğu koşullarında askeri
bir örgütlenmeyle mümkündür. Bunun somut ifadesi de mevcut durumda,
‘HPG’ olmaktadır. Bu yönüyle gerilla gücümüz en büyük teminat
olmaktadır.
Gençlik kimi kaygılardan ve ailecilikten kendini kurtarmalıdır.
Biliyoruz ki geliştirmek istenen bir durum da aileciliktir.
Ailecilikle gençlik mücadeleden uzaklaştırılmak hatta mücadelenin
karşısına konulmak istenmektedir. Bu uygulanmıştır. Uygulamaya da
devam etmektedir. Bu mücadelemiz karşısında engellerden biridir.
Ailecilik derken neyi kastediyorsunuz? Ailelere yönelik bir çağrınız
var mı?
Aile kurumu ve ailecilik başlı başına bir konu, bu yüzden çok fazla
detaylara girmeyeceğim. Ancak konuyla ilgili olarak bazı vurgular
yapmak gerekiyor. Düşman salt gençlikle değil ailelerle de
uğraşıyor. Ailelerin çocuklarında aile kaygısını geliştirmeleri,
gerillaya katılımlarını engellemeleri, hatta gerillaya katılmış olan
çocuklarını geri getirebilmeleri için politikaları
geliştirmektedirler. Sistem genel anlamda aileciliği geliştirme ya
da tümden dağıtma gibi bir politika güdüyor. Bireyi aileden,
bireycilik temelinde tutma tehlike olmaktan çıkarma tutumuna
gidiyor. Bunu da ağırlıklı olarak feodal bağları, dini bağları
geliştirerek yapıyor. Gerilla mücadelemize karşı ise daha farklı
yöntemler de uygulamaktadır. 1980’lerin sonlarında çocuğu dağda olan
ailelere de başka uygulanıyor. Aileler işkenceye maruz bırakılarak,
dağ dağ dolaştırılıyor. Çocuğunuz neredeyse getireceksiniz
diyorlardı. Tabi burada bu ailenin üzerinde olumsuz etki bırakma
isteminin yanı sıra, temelde diğer ailelere ve gençlere ibret olsun
diye geliştirilen bir uygulamaydı. Ancak bazı aileleri etkilemiş
olsa da genelde ters etki yaratmış aileleri daha fazla mücadeleye
katmıştır. Daha sonraki yıllarda bunu daha ince ve sınırlı
uygulamışlardır. Tarikatçılığa, bireyciliğe, aileciliğe yönelten bir
eğitim sistemi özel savaş yöntemleri devreye konulmuştur.
Özellikle son yıllarda Van, Yüksekova, Batman gibi kimi yerlerde
valiler, kaymakamlar, yurtsever ailelerin çocuğu gerilla saflarında
olan aileleri toplayıp, onları çocuklarını geri getirmeye ikna
etmeye çalıştıklarını hatta bu yönlü, maddi imkan sağladıkları
pasaport verdikleri biliniyor. Aileleri kullanma bu düzeye
vardırılmıştır. Bu düzeyde olmasa bile bazı aileler, Mehmet AĞAR,
Tayyip ERDOĞAN gibilerin yine bazı bürokratların gazetecilerin ve
aydınların farklı yaklaşım ve çağrılarına aldanabilmektedirler.
Onların, sözlerin arkasındaki gerçeği okumaktan çözümlemekten
uzaktalar. Tabi bunda siyasi bilinç zayıflığı da rol oynuyor. Ama
bireysel ailesel kaygılar da mevcuttur. Kimi ailelerde
yurtseverliğe, bedel ödemeye hayır dercesine yaklaşıyorlar. Açık ki
bu doğru yurtseverlik anlayışı değildir. Ya da çocuğuna ‘tamam sen
de bir şeyler yap, ama dağa gitme yada illegal çalışmalarda yer al’
gibi telkinlerde bulunabiliyorlar. Özellikle gençliğin bu tür
dayatmalara karşı cevabı net olmalıdır.
Aynı zamanda bu vesile ile ailelere de çağrıda bulunmak istiyorum.
Çocuklarınızı yanlış yönlendirmeyin. Onları koruma mantığı ile
yaptığımız kimi şeylerin düşmanın politikalarına hizmet ettiğini
görmelisiniz. Uyuşturucuya, fuhşa, kumara, kapkaça çekilen
bulaştırılan gençliğimiz ve aileleri çoğunlukla yurtseverlerden
oluşmaktadır. Bu son derece bilinçli yürütülen bir politikadır. Tüm
kirli işler, yurtsever insanlarımıza yaptırılmak isteniyor. Bunun
için, emniyet müdürlüklerinde jandarma birimlerinde özel
görevlendirmelere gidilmektedir. Böylesi kirli işler polislerin,
jandarmanın bilgisi dahilinde gelişmektedir. Bunların bizzat
özendirilerek teşvik etmekte ve bulaştırmaktadırlar. Hatta şunu da
belirtelim; içinde ajanlaştırılıp sızdırılanlara bir kaçı hariç tümü
yurtsever ailelerin çocuklarıdır, bir dönem bizimle çalışanlardır.
Bunu doğru anlamlandırmak gerekiyor. Daha somut olarak şunu sormak
istiyoruz. Çocuğunuz bir özgürlük savaşçısı olmasını mı istersiniz,
yoksa uyuşturucuya, fuhuşa, kapkaça, kumara bulaşmış bir sokak
çocuğu olmasını mı istersiniz. Ortada kalmanın zor olduğu bellidir.
Neden? Ortada kalınamayacağı yukarıda sistem dayatmalarını açarken
geliştirilen zemini ortaya koyarak gösterdik. Bu zeminde bilinçli ya
da bilinçsiz sisteme hizmet etmekten kaçınmak zordur. Zemin
kirletilmiş bir zemindir. Bu kirli zeminde temiz kalmak, oldukça
büyük güç gerektirir. Bu açıdan aileler çocuklarını eğiten düzen
içinde tutma yaklaşımından vazgeçmelidirler. Tabi tüm ailelerin
böyle olduğunu söylemek de istemiyoruz. Bizzat çocuklarını saflara
yolcu eden ailelerimiz de az değildir. Demek ki gençliğin gerillaya
alınmasında ailelerin de rolü vardır. Kaldı ki aile kurtarılmak
isteniyorsa bunun da tek yolu mücadelenin başarısıdır. Mücadeleye
katılımdır.
Gençlik bu açıdan gerillayı tercih etmelidir. Tabi şunu da belirtmek
istiyoruz. Dinamizmini kültürel kurumlara, legal siyasi sahaya kimi
farklı legal örgütlenmelere aktarmak isteyen yeteneği buna el veren
genç arkadaşlarımız da olabilir. Bunlar da bulundukları alanların
gerillası olmak durumundalar. Aslında gerilla bir yaşam ve mücadele
anlayışıdır. Hangi konumda olursa olsun, bu anlayışla çalışmalara
yaklaşılmalıdır.
Legal sahanın rolünü oynamadığı kanısındayım. Gençlik bu sahalarda
daha aktif olabilmelidir. Özellikle 99 sonrası çalışmalarda ağırlık
legal demokratik sahaya verilmişti. Yer yer aktifleşme yaşansa da
genelde pasif kalındığı yasal sınırlara hapsolunduğu söylenebilinir.
Adeta çalışmalar devletin kabul edebileceği sınırlara sıkıştırıldı.
Tabi bu da devlet politikasıydı. Önce radikal yönleri törpülenen,
bunun için belli bazı imkanlar tanınarak ardından da bu sınırları
giderek daraltarak hatta düzen içileştirmek yaklaşımı vardı. Tümüyle
başaramamışlarsa, hareketimizin Önderliğimizin yaptığı müdahalelerin
sonucudur.
Kabına sığmaması gereken gençlik, legal alanda en meşru talep ve
eylemselliklerine ve haykırdıkları sloganlarına bile ‘provokasyona
gelmeyelim’ diyerek yaklaşıldı. Meşruluk yerine yasallık esas
alındı. Yine kitle ile bağları kopartıldı. Dar bir gençlik kesimi
ile sınırlı çalışmalar yürütüldü. Yani öncülük rolü yeterince
oynanmadı, aydınlatılmadı. Siyasal ve toplumsal alandaki
örgütsüzlüğümüz ya da örgütlenmedeki boşluklarımız, tarikatçılara ve
JİTEM’e zemin oldu.
Özgürlük hareketinde ve gençlik örgütlenmesinde gerillanın rolüne
verilen adeta unutulmaya yüz tuttu, gerillayı büyütme görevi kalmadı
gibi, bir yanılgılı yaklaşım sergilendi. Geçmiş yıllarda, gençlik
APOCU halkçı özelliklerden kopup, bürokratik çalışma tarzıyla elit
kalmış, bundan dolayı demokratik- siyasal alan çalışmalarımız dar ve
zayıf kalmıştır. Gençlik legal zeminde daraltıldı. Eylemsellikler
geliştirilmedi. Tabi bu zeminde de çalışmaların zorlukları vardı.
Bunu inkar etmiyoruz, ama zaten gençliğin rolü de zor koşullarda öne
çıkmaktır. PKK olmazı olur kılan, en imkansız koşullarda gelişme
yaratan, adeta kuru ağacı yeşerten bir hareket değil mi? Bu özellik
gençliğin karakteri ile de uyuşmuyor mu? Öyle ise, PKK bir gençlik
hareketidir.
Reber Apo defalarca söyledi “PKK gençlik partisidir, yine kadın
partisidir” gibi ifadelerde bulundu. Yine genç başladık, genç
bitireceğiz dedi. Tabi gençlik hareketidir derken, bu bir ruhu ifade
ediyor. Yaş ne olursa olsun, genç bir ruha büyük bir heyecan azim ve
kararlılığa dayanıyor. Bu yönü ile PKK dolayısıyla HPG bir gençlik
hareketidir. Zaten bu hareketin heyecan, azim, kararlılık ve
fedakarlık gibi gençlik özellikleri olmasaydı, bu halk- toplum bu
özgürlük ve örgütlenme düzeyinde olmayacaktı. Gerçekten de PKK’nin
çıkışı güçlü analizler gerektiriyor. Bu ancak kitaplar dolusu
analizlerle tümüyle ortaya konulabilir. Bu çıkış adeta ölü bir
zeminde, kendi kendini inkar eden bir halk zemininde ve ellerinde
hiçbir olanak hatta tecrübe olmayan bir grup genç tarafından
başarılan bir çıkıştır. Ortada bir örgüt yok, silah yok, para yok,
ilişki yok, tecrübe yok. Derli toplu bir materyal yok. Genel
sosyalist hareketlerin ve Türk solu hareketlerinin bir etkisi var, o
kadar. O da Kürt için yetersiz kalıyor. Kürt gençliğini çözümlemeye
yetmiyor. Bu noktada kopuş yaşanıyor. Ve Önderliğin birkaç sözle üç
beş arkadaşına söylediği birkaç belirleme ve bazı tartışmalarla
yirmili yaşlardaki birkaç gençle başlıyor bu hareket. Yukarıda da
belirttik. Gerçekten hiçbir imkan yok. Bin bir güçlükle elde
ettikleri bir tabanca bile sırayla kullanmışlardır. Yol parasını
kilometrelerce yol kat etmeyi göze alarak, devrimci sermayesi olarak
değerlendirmişlerdir. Ailelerin okumaları için gönderdikleri
paraları ideolojik eğitimlerine harcamışlardır. Okulu bırakıp
Kürdistan’a yöneldiklerinde tek bir ilişkileri yoktu. Parklarda
sokaklarda yatmışlardır. Üç beş ilişki açtıklarında dünyalar onların
olmuş ve bu ilişkiler bir şehri devrime açma temelinde
kullanılmıştır. Haki arkadaş hammalık yaparak kazandığı parayı
devrim çalışmalarına sunmuştur. Daha sonraları da öyledir. Gerilla
birlikleri bin bir güçlükle oluşturulabilmiştir. Agit arkadaşın
günlüklerinde okunmuştur. Bir bağ maydonuzun bile hesabı
yapılmıştır. Lastik ve yırtık ayakkabılarla gerillacılık
yaşanmıştır. Yine bir köye giriş bile onlarca riski göze almak
anlamındadır. Köylülerce kovuldukları hakaretlere maruz kalındıkları
biliniyor. Böylesi yüzlerce örnek verilebiliyor.
En küçük maddi imkan birkaç ilişki büyük çıkışlara yapabilmiştir.
İmkan yoktur. Yapamayız demediler. Kendini devrime adamış insanların
başaramayacağı hiçbir şey yoktur. Zaten PKK’nin çıkışına ve
başarısına akıl sır erdirememelerinin nedeni de budur.
Eğer bu inanç ve kararlıkla dönemin gençliği görevlerine doğru sahip
çıkarsa üstesinden gelemeyeceği bir görev de yoktur. İmkanlar çok
daha fazladır. Gerilla Kürdistan’ın tüm coğrafyasına yayılmış
durumda. Ağır silahlara sahiptir. Yılların birikimi tecrübesi
edinmiştir. Kitle tabanı genişletilmiş, mali imkanlar kültür-basın
siyasal kurumsallaşmalar yaygınlık kazanmıştır. Daha pek çok
olanaktan bahsedilebilir. Hepsinden de önemlisi, dinamik bir kitle
var. Ancak bu potansiyeli harekete geçirecek olan da gençliğin
dinamizmi olacaktır. Bu açıdan da gençlik doğru bir katılıma sahip
olmak durumundadır. Bu çeşitli suni gerekçelerle ertelenemeyecek,
unutulamayacak bir husustur. Hele Önderliğimize, hareketimize,
halkımıza dayatılan topyekun savaş sürecinde böyle bir yaklaşım
gençliğin devrimcilerin yurtseverlerin tavrı olamaz. Gençlik
görevlerine sahip çıkmalı. Yüzünü dağa döndürmelidir. ‘EDİ BES E’
kampanyasına en büyük katkı böyle sunulabilinir. Tabi durumu kırsala
elvermeyenler de olabilir. Daha önce de vurguladığımız gibi, legal
zeminde halk serhildanlarından gerilla ruhu ile çalışmalı bulunduğu,
çalışmanın gerillası olmalıdır, liberal pasif beklentili
yaklaşımlarını aşarak radikalleşmelidir. Olanaksızlıkları,
başkalarının durumunu gerekçe olmaktan çıkarmak, bireysel ailesel
kaygıları bir kenara bırakmalıdır. Bu tür kaygılar bireyin dünyasını
zihnini ufkunu daraltır. Daha geniş bir perspektifte bulunmalı,
pasif olan küçük olanla yetinilmemelidir. Bir halkın hatta onun da
ötesinde insanlığın sorunları dururken, ailesel bireysel kurtuluşu
düşünmek hem zayıflıktır hem de büyük bir yanılgı ve kendini
kandırmadır. Tabi çağrılarımı yenilemek istiyorum. Gençliğin kendini
ifade edebileceği en iyi ortam, PKK ortamı HPG saflarıdır. PKK
ortamı onur savaşı veren insanların ortamıdır. Bu savaşta yer almak
isteyen Kürdistan halklarını yaratan toplumsal değerleri yücelten
Önderliğimizi sahiplenmek isteyen herkesi saflara çağırıyorum. Aynı
zamanda, çağrımız tüm halkadır. Tüm aileleredir. Düşmanın psikolojik
savaşına kanmayınız. Televizyon ve gazetelerle adeta psikolojik bir
bombardımanla yenilgili ruh halini egemen kılmak istemektedir. Buna
gereken cevabı vermenin günü gelmiştir. Yine özel savaş yöntemleri
ile gençlerimiz üzerindeki çirkin oyunlarını boşa çıkarmada sizlere
de roller düşmektedir. Yine dayatılan kültürel asimilasyon
yozlaşmayı boşa çıkarmada da temel görev sizlerindir. Kültürümüze
dilimize en fazla sizler sahip çıkmalısınız. Bu bilinçle
çocuklarınızı da yetiştirmelisiniz. Düşmanın açlıkla terbiye etme
politikasına en iyi cevabı mücadeleyi yükselterek verebilmelisiniz.
Her şeyin maddiyat olmadığını, yüzlerine çarpmalısınız. Gençliğin
temel görevinin gerillayı büyütmek olduğunu belirtiyor, çağrımı
yineleyerek bitiriyorum. Bu temelde halkımızın en başta da
gençliğimizin EDİ BESE kampanyasına güç katmasını bekliyorum.
GENÇLİK BU SİSTEME ‘EDİ BESE’ DEMELİDİR.
|