|
HPG GENEL KOMUTANI: DR. BAHOZ ERDAL |
HPG, Kürdistan dağları gibi asi ve
sağlamdır, halkını savunacaktır!
Temmuz ayında yapılan genel seçimlerde, AKP Türk ve Kürt halkına,
toplumsal bir barış, refah ve mutluluk için çalışacağı sözünü verdi.
Ancak seçimlerden hemen sonra, Kürdistan’da bir yandan askeri
operasyonlar artarken bir yandan da daha büyük bir askeri güç ve
savaş araçları getirildi. AKP hükümeti, asker ve güvenlik güçlerine
geniş yetkiler verdi.
Diğer yandan ise Kürt halkının demokratik mücadelesi üzerindeki
baskı, her dönemden daha fazla artırıldı. Tutuklama ve işkence
olayları arttırıldı. Daha da önemlisi, Önderliğimize yönelik
saldırılar her dönemkinden daha üst boyuta çıkarıldı. Bir yandan
Önderliğimizin zehirlenmesi olayı gündeme gelmesine rağmen buna
karşı ciddi tedbirler alınmadı, diğer yandan ise Önderliğin İmralı
adasındaki tek başına süren yaşamı -ki tek başına Guantanamo
adasından daha ağır yaşam koşullarıdır- yetmezmiş gibi, değişik
psikolojik işkence yöntemleri devreye kondu ve bir ayı aşkın bir
süredir görüşmelere izin verilmedi. Bu yüzden halkımız ve biz
Önderliğimizin sağlığı konusunda ciddi kaygılar taşıyoruz.
Bütün bunları üst üste topladığımızda AKP hükümeti her şeyden önce,
Kürt özgürlük hareketini ezme ve yok etmeyi hedef aldığını,
Genelkurmay başkanlığıyla bu temelde uzlaştığını söyleyebiliriz. AKP
hükümeti sadece Türkiye içinde değil, tüm komşu ülkeleri dolaşarak,
uluslararası güçleri de kendi etkisine alarak, bölgesel ve
uluslararası güçlerden de yardım alarak bu konsepti yürütmek
istemektedir. Türkiye yeni bir konseptin öncülüğünü yapmaktadır. Bu
konsept de Kürt düşmanlığının genişletilmesi konseptidir. Türkiye,
Suriye, İran ve hatta Irak devletlerini de bu konseptin ve
saldırının ortağı yapmak istemektedir. Bunu kabul etmeyenleri de ya
tehditle ya da tavizlerle yanına çekmek istemektedir.
En son olarak meclisten çıkarılan tezkere ile hükümete Türk
ordusunun Güney Kürdistan’a girmesine izin verme yetkisini çıkardı.
Kuşkusuz, Türk hükümetinin seçimlerden sonra yürüttüğü bu siyaset,
Türkiye’de ve bölgede çatışmaları azaltmamış, aksine savaşı
kızıştırmış, bununla da kalmayarak son dönemde faşist ve şoven
kesimlerin halkımız üzerine sürerek soykırım tehdidini
oluşturmuştur. Ve bunu da normal bir reaksiyon olarak görmektedir.
Bu, kendisiyle birlikte savaşın sadece gerilla ve Türk ordusu
arasında değil, toplumsal bir çatışmaya dönüşme riskini getirmiştir.
Kürt halkı da elbette ki sonuna kadar buna sessiz kalmayacak, Kürt
gençleri bu saldırıları cevapsız bırakmayacaktır. Bu yüzden AKP’nin
yürüttüğü bu siyaset, hem Türkiye hem de Kürdistan’da
istikrarsızlığın derinleşmesine ve savaşın genişlemesine yol
açacaktır. Bu, tehlikeli, bölge ve Türkiye halkına hizmet etmeyen
bir siyasettir.
Türk devleti ve Türk basını, gerçekleri ters yüz etmektedir. Sanki
Türk ordusu kendi yerlerinde durmuş, biz ise her yönden saldıran
konumundayız gibi göstermek istemektedirler. Bu şekilde toplumu
tahrik etmek, bizim meşru müdafaa mücadelemizi teşhir etmek, dış
güçlere böyle göstermek istemektedirler.
Oysa biz geçen yıl onuncu aydan bu yana, pek çok kesimin isteği
üzerine tek taraflı bir ateşkes ilan ettik. Ancak Türk devleti ve
ordusu, buna karşı olumlu bir adım atmamakla kalmayarak, ateşkesi
kendisi için bir fırsat bilerek Kürdistan’a yoğun asker sevk etti ve
kapsamlı operasyonlarla saldırılarda bulundu. Bahardan bu yana
yaşanan budur. Her yerde güçlerimizi yok etmek istediler. Son
dönemde çatışma ve kayıpların arttığı doğrudur. Özellikle Türk
devletinin kayıplarının arttığı da doğrudur. Ancak bu artışın temel
nedeni, Türk ordusunun güçlerimize yönelik operasyonlarının artarak
genişlemesidir. Güçlerimiz ise buna karşı direniş ve haklı meşru
savunma hakkını kullanmış ve bundan sonra da bunu kullanacaktır.
Bu saldırılara karşı HPG, Türk devleti, hangi dilden anlıyorsa o
dille tutum takınacaktır. Halkımız da, hareketimiz de, siyasi bir
çözümü istediğini defalarca dile getirdi ve bugün de biz çözümün
burda olduğuna inanıyoruz. Bu konuda hareketimiz ciddidir. Bu çözümü
istememiz, bizim zayıflığımızdan illeri gelmemektedir. Biz, siyasi
çözüm konusunda ciddi olduğumuz kadar, büyük bir direniş ve büyük
bir savaş için de hazırız ve bunda da ciddiyiz. Siyasi ve barışçıl
çözümü Türk devletinin önüne koymamıza karşın, o savaşla cevap
verdi.
Türk ordusunun saldırı operasyonları arttıkça ve genişledikçe, savaş
da o kadar yükselecek, cevabımız ve eylemlerimiz de büyüyecektir.
HPG’nin tutumu, Türk devletinin siyaseti ve Önderliğimize, halkımıza
yaklaşımla ve Türk ordusunun operasyonlarıyla bağlantılıdır. Bu
yüzden HPG’nin 2007 yılının başından bugüne kadar ki tutumu, güçlü
bir direniştir. HPG gerillası, tüm cephelerde, Amed’ten Dersime,
Karadeniz’e, Serhat’a Amanoslara ve Güney Kürdistan sınırına kadar,
tüm cephelerde, tereddütsüz bir şekilde üzerine düşeni yapmış ve
bundan sonra da aynı kararlılık ve ısrarla buna devam edecektir.
Türk devleti, özelikle de Türk ordusu, saldırı siyasetinde ısrar
eder ve saldırılarını sertleştirirse aynı düzeyde eylemlerle cevap
alacaktır. Bu eylemler, operasyonların genişlemesi ve Türk
devletinin yok etme siyasetinde ısrarın sonucudur. Geçmiş süreçte
askeri açıdan “HPG gerillalarının zayıf düştüğünü, sayılarının
azaldığını, göğüs göğüse savaştan kaçtıklarını, uzaktan patlama
eylemleri yaptıklarını” söylüyorlardı. Gabar ve Oramar’daki eylemler
HPG’nin gerektiği yer, zamanda nasıl bir eylem gerekiyorsa, bunu
güçlü, yaratıcı ve başarılı bir şekilde yapabildiğini göstermiştir.
Bu eylemler, HPG’nin savaş ve direniş kabiliyetini gösterirken
hiçbir gücün Kürdistan gerillasının gücünü kıramayacağını da
ispatladı. Bu direnişler, Türk devletinin “tek bir PKK’li olana
kadar savaşacağız” söyleminin ne kadar yanlış bir zihniyet ve boş
bir söylem olduğunun, sonuçsuz ve temelsiz olduğunun ispatıdır. Bu
direnişler, AKP hükümetinin savaş siyasetinin, savaşla çözüm
çabasının ne kadar sonuçsuz olduğunu ve kendilerine dönerek onlara
zarar verdiğinin ispatıdır.
Diğer yandan da bu direnişler, Kürdistan gerillasının 23 yıllık
tecrübesi, güçlü kararlılığı, yüksem moral ve maneviyatı, taktik
ustalık, silah ve coğrafya üzerindeki hakimiyetiyle, en modern
düzeyde silahlanmış bir ordu ve onun Kürdistan’a getirdiği sözde
özel kuvvetlerine karşı nasıl bir direnişle, saldırıları kıracağının
ve ölümcül vuruşlar yapabileceğinin ispatıdır.
Türk genelkurmayı Oramar direnişi hakkında çok sayıda yalan
haberlerde yaydı. Bir taraftan bizden 40 gerillayı öldürdüklerini
söylediler, bu daha sonra 30’a indi. Daha sonra 100 kişiyi çembere
aldıklarını söylediler. Daha sonra ise elimize esir düşen askerleri
saklamak, çatışmada kendi ölü sayılarını az göstermeye çalıştılar.
Ölü sayıları bizim dediğimiz gibi sadece 35 değildi, daha fazlaydı
aslında.
Bütün bunlar neyi gösteriyor? Bir kişi veya bir hareket, güçlüyse,
kendine ve davasının adaletine inanıyorsa yalan söylemeye, yalan
haberler yaymaya ihtiyaç duymaz. Bugün, Türk genelkurmayı, eğer
savaş hakkında bu kadar yalan haber yayıyorsa -ki Dersimde de 15-20
kişiyi öldürdüklerini söylediler ama o da doğru değildi, büyük bir
darbe yedi- bu, bir yandan Türk devletinin savaş meydanında ne kadar
çaresiz olduğunu gösterir. Çaresiz olduğu, darbe yediği, büyük
kayıplar verdiği için bu yalan haberler yapmaya ihtiyaç duyuyor.
Bir güç karşısındakine dezenformasyon yapabilir, karşıtına doğru
bilgi vermeyebilir ancak bugün Türk ordusu ve hükümeti, kendi
halkına karşı böyle bir dezenformasyonu yapıyor. Gerçeği onlardan
saklıyor. Bu yüzden basının Oramar eyleminden bahsetmesine yasak
getirdi. Bu gösteriyor ki bu direnişle suçüstü yakalandılar, Türk
ordusu ve AKP hükümetinin kara yüzü aşikar edildi.
Diğer yandan, askerlerine, ne kadar değerlerine bağlı oldukları da
bu direnişle açık bir şekilde ortaya çıktı. 8 askeri elimizde esir
olduğu halde bunu halkından saklıyor, onları hiç sormuyordu. 2 yıl
önce de Dersimde bir askerleri güçlerimiz tarafından esir alınmıştı,
şimdi de 8 asker. Bunları sormuyor elinden gelse toplumun gözlerini
ve kulaklarını kapatır, kimsenin görmesini ve duymasını istemez.
Saklamaları neyi gösteriyor? Bu, Türk ordusunda maneviyatın,
birbirine bağlılığın zayıflığın gösteriyor. Bir asker, komutanının
bu yaklaşımı karşısında nasıl bir moralle savaşabilir, nasıl savaş
cephesine gidebilir? İsrail gibi bir devlet, esir bir askerini
alabilmek için kendi karşıtının yüzlerce savaşçısını bırakabiliyor.
Tek bir askeri için bunu yapması, askerine olan bağlılığını
gösteriyor. Oysa Türk ordusu ve hükümeti, bu büyüklüğü, feraseti ve
asaleti göstermiyorlar. Bu da onlar için Türk askerinin bir araç,
bir silah olduğunu, vatan ve bayrak savunması edebiyatının ne kadar
boş olduğunu, toplumu bununla kandırdıklarını gösteriyor.
Esirler için de şunu söyleyebilirim. Açıkladığımız gibi esirler
elimizdedir ve sağlık durumları yerindedir. İnsanı bir muameleyle
onlara yönelik hiçbir olumsuz yaklaşımımız olmamıştır. Hatta
uluslararası sözleşmelerdeki kurallardan daha insani bir
yaklaşımımız söz konusudur.
Oramar çatışması ardından Türk devletinin daha önce’de gündeme
getirdiği ve bunun için meclisten tezkeresini aldığı Güney
Kürdistan’a yönelik operasyon tartışmaları en üst boyuta çıktı.
Türkiye’nin Güney Kürdistan’a olası bir operasyonu istediği çözümü
getirecek midir?
Türk hükümeti, yanlış yerlerde çözümü aramaktadır. Sorunun kaynağı,
Türkiyedir ve çözümde ordadır. Türk hükümeti, ister bölge ve dış
güçler üzerinde baskı kursun, ister taviz koparmak için her şeyi
satsın, yine de hiçbir sonuç alamayacaktır.
Eskiden ABD çok aktif olarak Türkiyeye yardım ediyordu, Güney
Kürdistanlı güçler çok aktif olarak Türk ordusuyla bize karşı
savaşıyorlardı ama bir sonuç alabildiler mi? Hiçbir şey elde
edebildiler mi, hareketimizi tasfiye edebildiler mi? Bugün eski
koşullar değişmiştir artık. Bugün Kürt halkının, bölgede siyasi bir
güç olarak ağırlığı var ve tüm uluslararası güçlerin dikkatini
çekmekte, Kürt sorunu çözüm sürecine girmiş ve klasik inkar siyaseti
artık aşılmıştır. Artık Türk devleti Kürt halkına karşı
saldırılarında herkesi kendisine ortak yapamaz. Bu güçler de, artık
Türk devletinin istediklerini yapamazlar.
Türk devleti, gerilla güçlerinin sınır bölgelerinden çıkarılmasını
ve öncü kadroların yakalanıp kendisine teslim edilmesini istiyor.
Buna karşı şunu sormak lazım, sen 25 yıldır, tüm gücün, ordun ve
imkanınla bu harekete karşı kuzeydeki savaşında kaç öncü ve sorumlu
düzeyde kadro yakaladın ki, şimdi diğerlerinden istiyorsun. Sen
Kürdistan gerillasını, HPG gerillasını Kuzey Kürdistan’dan Türkiye
toprağından çıkarabildin mi ki, diğerlerinden bunu istiyorsun. Türk
devleti, Irak ve Güney Kürdistan bölge hükümetinden istediklerini
kendisi yerine getirebildi mi? Getirememiş ki, başkalarından
isteyebilsin.
Biz burda esir ve rehin değiliz ki birileri bizi alıp teslim etsin.
Kürdistan gerillası, kendi iradesi olan, bir özgürlük gücüdür. 23
yıldır bu dağlarda mücadele yürütmektedir. Bazı dönemler oldu ki,
herkes bu güce kadar savaştı ama iradesini kıramadı ve tek bir
insanı da teslim alamadı. Bu yüzden, asi Kürdistan dağları bize
yeterdir. Halkımızın yardımı bize fazladır. Bugün sadece Kuzey
Kürdistan değil Güney Kürdistan’daki halkımızın da duyguları
bizimledir ve bu da bize yeterdir. Türk devleti, yanlış ve yerine
getirilemeyecek istekleri diğer güçlerden istemektedir. Burada amacı
farklıdır. Amacı, tüm Kürtleri zayıflatmaktır.
Bu arada şunu da söylemek istiyorum. Bazı kesimler “AKP hükümeti,
Kürt sorununda yeni bir yaklaşım geliştirmek istiyor, şans
tanınmalıdır” diyorlardı. Bu konuda şunu söylemek istiyoruz, AKP
hükümeti seçimlerden önce bazı sözler verdi, bazı adımlar atacağı
intibasını yarattı ancak bu sözlerine sahip çıkmadı ve Türk
genelkurmayı ile halkımıza karşı bir savaş siyaseti geliştirdi. AKP
hükümeti bugün Kürtleri birbirine düşürmek istemektedir. Kuzey
Kürtleri üzerinde siyaset yürüterek, Kuzey halkımızı parçalayarak
zayıflatmak istemektedir. Diğer yandan da Kuzey ve Güney Kürtlerini
birbirine düşürmek istemektedir. Irak ve bölge hükümeti üzerinde
uyguladığı tüm baskının amacı budur. Yine Kürdü kürde öldürtmek
istiyorlar. Ancak bunun koşulları artık kalmamıştır. Bunu, herkesin
bilmesi gerekir.
Geçen 23 yıllık süreçte Türk ordusu 30’a yakın kez Güney Kürdistan’a
operasyon yaptı. Bu operasyonların hiçbirinde bir sonuç elde
edemedikleri herkes tarafından aşikardır. Bugün artık koşullar, o
dönemin koşulları değildir. Kürt halkı, uyanmış, ulusal duyguları,
ulusal uyanışı, ulusal birlik ruhu en üst düzeydedir. Kürdistanlı
güçler, artık bir kez daha bizimle savaşma pozisyonunda değildirler.
Hatta kuzeydeki korucular için bile bu böyledir. Bölge koşulları da
eskisi gibi değildir. Bütün bunlardan dolayı, Türk ordusunun bir kez
daha Güney Kürdistan’a girmesi durumunda, eski operasyonlar gibi
sonuçsuz kalmamakla kalmaz, aynı zamanda karşısında sadece HPG
gerillasını değil, tüm Kürt halkını görecektir. Güney Kürdistan’a
böyle bir operasyon, Kürt ulusal birliğini yaratacaktır. Askeri
açıdan ise gelişebilecek böyle bir operasyon, Türk ordusu için 23
yıllık savaş tarihinde yaşayacağı en büyük yenilgiyi ve kayıpları
doğuracaktır. Son Oramar’da gerillamızın sergilediği direniş ve
bunun sonucunda ortaya çıkan bilanço bunu açık bir şekilde ortaya
koymaktadır.
Kuşkusuz hareketimiz, temel gücünü halkından almaktadır.
Hareketimiz, bugüne kadar hiçbir ülkeden, tek bir silah ve bir kuruş
para dahi almamıştır. Bir halk hareketi olarak bu mücadele tamamen
halkın gücü üzerinden yürütülmüştür. Bu hareketin doğuşundan bugüne
kadar Kürt gençleri, önceleri Kuzey Kürdistan’da, daha sonra ise
dört parça Kürdistan’da, hatta dış ülkelerden grup grup harekete,
gerilla güçlerine katılarak büyüttüler. Bu onurlu direniş içerisinde
yer aldılar. Kuşkusuz bu büyük bir güç verdi bize. Bu mücadelenin
önemli yanlarından biriydi. Bugün de Kürt gençleri yine böyle bir
görev ve sorumluluk karşısındadırlar. Türk devleti bu gerçeği
gördüğü için özellikle gençlere yönelik yeni bir konseptler
yaratmaktadır. Türk devleti kültürel olarak yürüttüğü asimilasyon
politikalarıyla gençlerimizi ulusal gerçeklikten, toplumdan ve kendi
değerlerinden kopartmaya çalışıyor.
Kürdistan gerillası, 24’üncü yılında, halkımızın özgürlüğü için
üzerine düşenlerin hepsini yapmak için tarihi bir direniş sergiledi.
Son 23 yıl, Kürt halkının tarihinde, kahramanlıklarla dolu bir
efsanedir. Bugün, HPG içinde örgütlenen Kürdistan gerillası, bu
direniş mirası ve tecrübesi üzerinden, bundan sonra halkımızın
özgürlüğü için üzerine düşeni tereddütsüz yapmaya devam edecektir.
HPG bu karar ve iradenin sahibidir. Bugün Kürdistan’ın her dağında,
HPG gerillaları konumlanmış ve büyük bir hazırlık içindedirler ve
direniş kararları tamdır. Bu yüzden biz, halkımıza, Kürdistan’ı
işgal edenlere ve dış güçlere de şunu söylüyoruz; hangi güç ve
devlet olursa olsun, halkımız üzerinde kötü niyetleri olan,
halkımızın umutlarını karartmak isteyen, özgürlük hareketimizi yok
etmek isteyenler, karşısında HPG gerillasını bulacaktır. Bugün HPG,
Kürdistan dağları gibi asi ve sağlamdır, halkını savunacaktır. Kato,
Gabar ve son olarak da Oramar’daki direniş ruhuyla, saldırılara
cevap verecektir. Halkımızın bundan hiç kuşkusu olmasın ve herkes de
bunu bilsin. Halkımız ve hareketimize yönelik hiçbir saldırı
cevapsız kalmayacaktır.
Türk askerleri için de bir çağrı yapmak istiyoruz. Onlara diyoruz
ki, siz kendi gözlerinizle gördünüz ki, sizin elinizle yürütülen bu
savaş, vatan savunmasıyla, Türkiye’nin savunmasıyla, Türk halkının
çıkarlarıyla bir ilgisi yoktur. Kendinizi bu kirli savaşa alet
etmeyin. Görüyorsunuz ki, bir asker ölüyor, ölümünü halktan
saklıyorlar; esir düşüyor, sahip çıkmıyorlar. Bu yüzden Türk
askerlerine çağrımız; operasyonlara çıktığında güçlerimize karşı
savaşmasın, HPG gerillalarına teslim olsunlar. Savaşmayan ve HPG
gerillalarına teslim olan askerler, bu son 8 asker gibi yaşamları
garanti altına almış olur. Biz bunlara hiçbir zarar vermeyeceğiz ve
sonunda da serbest bırakacağız ve ailelerine kavuşacaklardır.
Kürt askerler içinde bazı şeyler söylemek istiyoruz. Bu devlet,
senin bir insan olarak varlığını kabul etmiyor. Sen nasıl, böyle bir
devletin silahını alarak halkına ve kardeşlerine karşı savaşacaksın?
Askere giden Kürt gençleri, devletin silahını gerillaya karşı
kullanmasın, silahlarının yönünü savaş ve operasyon kararlarını
verenlere çevirsinler. Operasyonlara gitmesinler. Operasyonlara
katılıp ölmek yerine, askerlikten kaçarak gerilla saflarına
katılsınlar.
Buradan özellikle Kürt askerlerin ailelerine de bir çağrı yapmak
istiyorum. Çocuklarınızın askere gitmesine izin vermeyin. Sizler,
çocuklarınızın askere gitmesinden sorumlusunuz. Askere gönderdiğiniz
çocuklarınız, 1, 5 yıl sonra döneceğinin garantisi olduğunu
düşünmeyin. Kürdistan’ın her yerinde savaş var ve siz çocuklarınızı
savaşa, ölüme gönderiyorsunuz. Kendi elinizle çocuklarınızı
öldürtmeyin. Türk ordusu, operasyonlarda Kürt askerleri öne veriyor,
bazılarını arkadan vuruyor, bazılarını intihar adı altında,
bazılarını ise kaza adı altında öldürüyor. Bu yüzden, Kürt aileleri,
kendi elleriyle çocuklarını ölüme göndermesinler. Çocuklarınızın sağ
olarak size geri döneceği garantisi yoktur. Bu duruma düşen
ailelerin bu tutumu, ihanetten kötü bir durumdur. Bu düşmanın bir
oyunudur. Bu yüzden, tüm yurtsever Kürt ailelerine, çocuklarının
gerillaya katılımlarını teşvik etmeye, katılımlarının önünde engel
olmamaya çağırıyorum.
Son olarak da halkımız için bazı şeyler söylemek istiyoruz. Bugüne
kadar HPG, halkımızın özgürlük mücadelesinde, halkı savunmak için
kendi üzerine düşenleri tereddütsüz bir şekilde ve büyük bir
fedakarlık ve cesaretle yerine getirmiştir. Bundan sonra da daha
güçlü bir şekilde bunu yerine getirecektir. Ancak sadece gerillanın
görevini yapması tek başına yeterli değildir. Türk devleti, bir
milyonluk bir ordusu, her türlü ağır savaş araçları olmasına karşın,
bizimle sadece orduyla değil, tüm devlet kurumlarıyla, pek çok
toplum kesimini de bu savaşın içine katarak kirli bir savaş
yürütüyor. Buna karşın bizim de halk olarak, özgürlük hareketi
olarak, bu savaşı sadece gerillaya bırakmamamız gerekir. Tüm
halkımızın bu sürece katılması gerekir. Bu mücadele ve direniş,
sadece HPG’nin değil herkesin savaşıdır. Sadece “HPG cepheye,
intikam almaya, cevap vermeye” demek yetmez. HPG bunu yaptı ve
bundan sonra da bunu daha etkili yapacaktır. Ama 7’den 70 her Kürt
bireyinin yapması gerekenler vardır. Sessiz kalmaması, çalışmadan
durmaması gerekir. Her şehit düşen gerillaya binlerle sahip çıkması
gerekir. Devletin baskılarına karşı sesini yükseltmelidir. Halkımız,
örgütlülüğünü, birliğini her yönden güçlendirmeli, baskılar
karşısında sessiz kalmamalı ve pasif pozisyonundan çıkmalı,
değerlerine, birliğine ve kurumlarına sahip çıkmalıdır.
Hiç kimse, kurumlarda çıkan eksiklikleri bahane ederek kendisini
mücadeleden uzak tutmamalıdır. Eksiklikler olsa da bunlar, kişilerin
eksiklikleridir. Ancak bu kurumlar ve yaratılan bu değerler, 30
yıllık bir mücadele ve şehitlerin kanları ile yaratılmıştır. Bu,
halkımızın umudu, varlığıdır, halkımızın özgürlüğünün garantisidir.
Halkımızın her sahada, kendi değerlerine, kurumlarına sahip çıkmaya
çağırıyoruz. Bu mücadele onundur ve herkesten fazla kendisini
katmalı, geride tutmamalı, hiç kimsenin ve hiç bir dış güç ve
devletin beklentisinde olmamalıdır. Şimdiye kadar biz bu mücadeleyi
halkımızla birlikte bugünlere getirdik, bundan sonra da özgürlüğe
kadar halkımızla birlikte götüreceğiz.
|
HPG ANAKARARGAH
KOMUTANLIĞI |
|