Kurdish | Turkish | English | Arabic | Deutsch
 
 
   
 

YA PİLAVDAN DÖNERSENİZ?

 
19 Ekim 2007

Toprak Cemgil

Geçtiğimiz günlerde Türkiye hükümeti ve meclisi topyekun bir şekilde teskere adı altında, sınır ötesi bir operasyonu onaylayacak çalışmasını beklenildiği gibi milli duyguların kabartılması ve şaha kaldırılmasıyla sonuçlandırdı. Peki şimdi nasıl olacak? Sonuçta her ne kadar Türkler açısından: “bir Türk dünya’ya bedeldir” dense de yaşadığımız dünya sadece Türklerden oluşmuyor. Ve gerçekten ne bir Türk, ne bir ABD’li ne de daha farklı milliyetten biri için dünya tek başına bir anlam ifade etmiyor. Yani her halk için bu evrensel bir kuraldır! Değişmez, değiştirilemez. Peki Türkiye hükümeti bunun farkında değil mi? Önemli olan bu sorunun tartışmaya açılmasından ziyade ortada olan cevabının sapkınca politikalardan vazgeçerek itiraf edilmesidir.

Özellikle AKP hükümeti izlediği imha-inkar siyasetiyle bunu çıkarlarına yönelik gelişmelerin payandası olarak görmektedir. Yani uzun döneme yayılmış bir politikadan ziyade günübirlik politikalarla bazen barışın elçisi kesilerek, bazen de vatan, millet, Kasımpaşa edebiyatlarıyla şahin olmaya çalışmaktadır. Zor değil 2002 Kasım’ından bu yana Türkiye de yaşanan gelişmelere bakmak bunun anlaşılması için önemli bir süreçtir, hatta tarikat gerçekliğini anlayabilmek için eşi benzeri olmayan bir materyaldir. Tabi bunun yanında bir de dünya genelinde yaşanan konjüktürel değişimleri de göz önünde bulundurmak ayrı bir öneme haiz olmaktadır. Çok iyi bilinmektedir ki, 21. yy’ın miladı olarak anılan 11 Eylül döneminden sonra dünyada yaygın olan bir söylem vardı: ARTIK HİÇBİR ŞEY ESKİSİ GİBİ OLMAYACAK!
Bununla birlikte milyonlarca insanın kafasında; peki yeni dünya düzeni nasıl olacak? gibi bir soru oluşmuştu. Tabi çok geçmeden Afganistan ve Irak’a yönelik gerçekleşen müdahalelerle bu soruda ABD tarafından cevaplanmaya çalışıldı. Ki hala ABD bunun üzerinde çalışmalarını yürütmektedir. Şer üçgeni olarak tabir edilen ve düşman ülke olarak gösterilen hedefleriyle birlikte, bu projesinde ona uyum göstermeyen ve politikalarının yanında yer almayan birçok ülke de aynı zamanda potansiyel olarak düşman sayılmaktaydı.

İşte Türkiye yönetimi bu gelişmelerin ortasında özellikle AKP yönetimi tarafından belirgin olmayan politikalarıyla bir bocalamayı yaşadıktan sonra, 2005’den bu yana da savaş naralarıyla yeni bir konsepte dayandırmak istediği politik duruşunu hem bölgesel olarak hem de dünya genelinde yaygınlaştırmaya başladı. Özellikle Kürt sorununun çözümsüz bırakılmasında izlediği tutumu bir kenara bırakarak, sanki bu konuda mağdur olan Türkiye yönetimiymiş gibi uluslar arası destek aramaya başladı. Tabi bu gelişmelerin devamında Irak’ta yaşanan son gelişmeleri yorumlamaktan ziyade, daha çok buradaki yerel güçlere hakaret tabirinde tanımlamalarda bulunarak Kürt halkını bütünüyle yok saymaya başladı. Bunun yanı sıra bu şovenist politikalarını geliştirebilmek için de temel çalışma olarak, önder APO’nun imhasını alçakça yöntemler kullanarak geliştirmek istedi.

Aynı zamanda yer yer basına yansıtılsa da, sistemsel olarak gelişen krizleri özellikle devletin bütün kurumlarında 11 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde maksimum düzeye ulaşmıştı. Kapalı kapılar ardında gerçekleşen pazarlıklar neticesinde gerçekleşen erken seçimlerin sonucunda, AKP tek başına hükümet olmasına yetecek bir oy oranıyla tekrardan hükümet oldu. İlginçtir ki, Erdoğan’ın seçim sonrası yaptığı ilk açıklama 1930’ların sonlarında Almanya’daki Nazi gerçekliğini insana hatırlatıyordu.


Ein stad
Ein folk
Ein führer!

Nazi’lerin bu ünlü söylemleri anlam itibariyle; “ tek devlet, tek millet ve tek lider” biçiminde faşizm ve Hitler gerçekliğini yansıtıyordu. Erdoğan’da; “tek devlet, tek millet, tek bayrak vs” söylemleriyle yeni dönem politikalarının rengini belirginleşmişti. Bu yeni AKP hükümetinin 3 aylık icraatlarında bu söylemlerin sonuçlarını görmekteyiz. Bugün geldiğimiz nokta da bu anlamda bir sonuçtur. Yani Irak’ta gerçekleşen federe sistem, ABD tarafından tezkereye yönelik yapılan açıklamalar, Güney Kürdistan’da halkın genelinin yapmış olduğu protesto gösterileri de bir sonuçtur. Eminim Türkiye yönetimi bunun farkındadır; ARTIK HİÇBİR ŞEY ESKİSİ GİBİ OLMUYOR!

Tabi şimdi gelişen dönemde bir sınır ötesi operasyon yapılsa ne olur? Her şeyden önce AKP hükümeti ve Y. Büyükanıt’ın kendisi bile çok iyi biliyorlar ki; soruna yönelik bir çözüm olamaz! Tabi bu bir tercihtir ve Türkiye devleti bunu kullanabilir, aslında gelebilir de. Her ulusal politikalarda olduğu gibi Türkiye devleti teskere çıkmadan önce tek frekanstan ve yüksek perdeden; asma, kesme söylemlerine girmişti. Bu yönlü toplum 12 Eylül’den bu yana tam anlamıyla eğitilmiştir. Yani medyasıyla-basınıyla gündem oluşturma sorunu yoktur Türkiye’nin. Bir spor karşılaşması öncesinde bütün sporcuların asker selamı yapması, işlek olan bir merkezde 13’lerden oluşan fazla da anlaşılmayan aslında son derece askeri olsa da sivillerin tepkisi gibi gösterilen mekanizmaları vardır bu ülkenin. Fakat belirtmeye çalıştığım gibi bölgesel ve uluslar arası alanda gösterilen tepkilerden sonra bu işin o kadar kolay olmadığı anlaşılmış olmalı ki; aklıselim davranışlar, siyasetler tartışılmaya başlandı.

Şimdi teskere kararı çıktı. Bu operasyonun gerçekleşmesi sonucunda yaşanacaklar biraz yapılan tepkilerde anlaşıldı. Bunun gerçekleşmemesi durumunda o söylenilen kahramanlık marşlarının, hepsi çayda çıra misali olacak. Yani yine de artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.

Son olarak da Erdoğan ve Bush’un önümüzdeki ay yapacağı görüşmeye ilişkin birkaç şeyi belirtmek gerekiyor. Aslında çok açık bir durumda şu anlaşılıyor; Türkiye cephesinde yaşanan bu gelişmeler söz konusu olan bu ikili görüşmede bir şekilde koz olarak ABD’nin önüne konulacak. Bundan öncekilerden çok farklı olacağı umut edilemez bunun da. Sonuç olarak ABD mevcut politikalarına bakabildiğimiz zaman bu yönlü gelişmelere mevcut beyaz saray yönetimi temkinli yaklaşacaktır. Ortak operasyon, üçlü ittifak temelinde beraber çalışma vb. gibi söylemler yine Erdoğan’a söylenecek ve Ermeni soykırımı yasasına yönelik birkaç sözlü anlaşma ile bu zirve sonuçlanacaktır. Ek gündemlerin dışında zirvede yaşanacak tartışmalar bu gündem ekseninde gelişecektir. ABD yönetimi belli ki, bazı yönleriyle Türkiye hükümetinin bu baskısını azaltmaya yönelik telkin edici açıklamalar da bulunacaktır.

Peki halk tabiriyle “Türkiye yönetimi pilavdan dönecek mi?” önümüzdeki süreçte yerel seçimler var. Bu politikalar AKP’ye sandıkta nasıl yansıyacak? Bunları düşünmesi lazım AKP’nin, yine bu politikalarda iktidar ve muhalefet ayrışması yoktur. Diğer partilerde bunları düşünmek zorundadır. Her şeyden önemlisi geçmişte birçok örneği olmasına rağmen yine belirtme gereği var; Türkiye bu sorunun çözümünü askeri operasyonlarda gerçekleştiremiyor. 60 yıldan fazla bir zamandır yürütülen bu siyasetin sonuçlarını bugün ordu kanadından emekli olan veya görev başında olanlar özeleştiri olarak veriyorlar. Bugünde bu siyaset yürütülüyorsa, bunun doğuracağı sonuçları her halükarda düşünmek lazım. Aslında Türkiye yönetiminin ve devlet mekanizmalarının ortak bir hastalıkları vardır. O da; önce yapmak sonrasında düşünmek! Halbuki bunun tersi bu ülkeyi sonuca götürür.


 

 
 
         
   

» HPG ANAKARARGAH

» HPG HAKKINDA

» HPG BİM ARŞİV

» MEŞRU SAVUNMA

» GÜNCEL YAZILAR

» GERİLADAN

» ŞEHİTLERİMİZ

» DOSYALAR

» YJA STAR SAYFASI

» DİZİ ARAŞTIRMA

» FOTO GALERİ

» KİTAPLAR

» KLİPLER

» VİDEOLAR

» BAYRAKLAR

» İRTİBAT

 

 
 
 
HPG (Halk Savunma Güçleri) Resmi Sitesidir.
HPG-BİM tarafından yapılmıştır.
HPG Online © 2003 - 2007 Tüm hakları saklıdır.