|
Toprak Cemgil
Geçtiğimiz
günlerde Türkiye hükümeti ve meclisi topyekun bir şekilde teskere
adı altında, sınır ötesi bir operasyonu onaylayacak çalışmasını
beklenildiği gibi milli duyguların kabartılması ve şaha
kaldırılmasıyla sonuçlandırdı. Peki şimdi nasıl olacak? Sonuçta her
ne kadar Türkler açısından: “bir Türk dünya’ya bedeldir” dense de
yaşadığımız dünya sadece Türklerden oluşmuyor. Ve gerçekten ne bir
Türk, ne bir ABD’li ne de daha farklı milliyetten biri için dünya
tek başına bir anlam ifade etmiyor. Yani her halk için bu evrensel
bir kuraldır! Değişmez, değiştirilemez. Peki Türkiye hükümeti bunun
farkında değil mi? Önemli olan bu sorunun tartışmaya açılmasından
ziyade ortada olan cevabının sapkınca politikalardan vazgeçerek
itiraf edilmesidir.
Özellikle AKP hükümeti izlediği imha-inkar
siyasetiyle bunu çıkarlarına yönelik gelişmelerin payandası olarak
görmektedir. Yani uzun döneme yayılmış bir politikadan ziyade
günübirlik politikalarla bazen barışın elçisi kesilerek, bazen de
vatan, millet, Kasımpaşa edebiyatlarıyla şahin olmaya çalışmaktadır.
Zor değil 2002 Kasım’ından bu yana Türkiye de yaşanan gelişmelere
bakmak bunun anlaşılması için önemli bir süreçtir, hatta tarikat
gerçekliğini anlayabilmek için eşi benzeri olmayan bir materyaldir.
Tabi bunun yanında bir de dünya genelinde yaşanan konjüktürel
değişimleri de göz önünde bulundurmak ayrı bir öneme haiz
olmaktadır. Çok iyi bilinmektedir ki, 21. yy’ın miladı olarak anılan
11 Eylül döneminden sonra dünyada yaygın olan bir söylem vardı:
ARTIK HİÇBİR ŞEY ESKİSİ GİBİ OLMAYACAK!
Bununla birlikte milyonlarca insanın kafasında; peki yeni dünya
düzeni nasıl olacak? gibi bir soru oluşmuştu. Tabi çok geçmeden
Afganistan ve Irak’a yönelik gerçekleşen müdahalelerle bu soruda ABD
tarafından cevaplanmaya çalışıldı. Ki hala ABD bunun üzerinde
çalışmalarını yürütmektedir. Şer üçgeni olarak tabir edilen ve
düşman ülke olarak gösterilen hedefleriyle birlikte, bu projesinde
ona uyum göstermeyen ve politikalarının yanında yer almayan birçok
ülke de aynı zamanda potansiyel olarak düşman sayılmaktaydı.
İşte Türkiye yönetimi bu gelişmelerin
ortasında özellikle AKP yönetimi tarafından belirgin olmayan
politikalarıyla bir bocalamayı yaşadıktan sonra, 2005’den bu yana da
savaş naralarıyla yeni bir konsepte dayandırmak istediği politik
duruşunu hem bölgesel olarak hem de dünya genelinde yaygınlaştırmaya
başladı. Özellikle Kürt sorununun çözümsüz bırakılmasında izlediği
tutumu bir kenara bırakarak, sanki bu konuda mağdur olan Türkiye
yönetimiymiş gibi uluslar arası destek aramaya başladı. Tabi bu
gelişmelerin devamında Irak’ta yaşanan son gelişmeleri yorumlamaktan
ziyade, daha çok buradaki yerel güçlere hakaret tabirinde
tanımlamalarda bulunarak Kürt halkını bütünüyle yok saymaya başladı.
Bunun yanı sıra bu şovenist politikalarını geliştirebilmek için de
temel çalışma olarak, önder APO’nun imhasını alçakça yöntemler
kullanarak geliştirmek istedi.
Aynı zamanda yer yer basına yansıtılsa da,
sistemsel olarak gelişen krizleri özellikle devletin bütün
kurumlarında 11 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde maksimum düzeye
ulaşmıştı. Kapalı kapılar ardında gerçekleşen pazarlıklar
neticesinde gerçekleşen erken seçimlerin sonucunda, AKP tek başına
hükümet olmasına yetecek bir oy oranıyla tekrardan hükümet oldu.
İlginçtir ki, Erdoğan’ın seçim sonrası yaptığı ilk açıklama
1930’ların sonlarında Almanya’daki Nazi gerçekliğini insana
hatırlatıyordu.
Ein stad
Ein folk
Ein führer!
Nazi’lerin bu ünlü söylemleri anlam
itibariyle; “ tek devlet, tek millet ve tek lider” biçiminde faşizm
ve Hitler gerçekliğini yansıtıyordu. Erdoğan’da; “tek devlet, tek
millet, tek bayrak vs” söylemleriyle yeni dönem politikalarının
rengini belirginleşmişti. Bu yeni AKP hükümetinin 3 aylık
icraatlarında bu söylemlerin sonuçlarını görmekteyiz. Bugün
geldiğimiz nokta da bu anlamda bir sonuçtur. Yani Irak’ta
gerçekleşen federe sistem, ABD tarafından tezkereye yönelik yapılan
açıklamalar, Güney Kürdistan’da halkın genelinin yapmış olduğu
protesto gösterileri de bir sonuçtur. Eminim Türkiye yönetimi bunun
farkındadır; ARTIK HİÇBİR ŞEY ESKİSİ GİBİ OLMUYOR!
Tabi şimdi gelişen dönemde bir sınır ötesi
operasyon yapılsa ne olur? Her şeyden önce AKP hükümeti ve Y.
Büyükanıt’ın kendisi bile çok iyi biliyorlar ki; soruna yönelik bir
çözüm olamaz! Tabi bu bir tercihtir ve Türkiye devleti bunu
kullanabilir, aslında gelebilir de. Her ulusal politikalarda olduğu
gibi Türkiye devleti teskere çıkmadan önce tek frekanstan ve yüksek
perdeden; asma, kesme söylemlerine girmişti. Bu yönlü toplum 12
Eylül’den bu yana tam anlamıyla eğitilmiştir. Yani
medyasıyla-basınıyla gündem oluşturma sorunu yoktur Türkiye’nin. Bir
spor karşılaşması öncesinde bütün sporcuların asker selamı yapması,
işlek olan bir merkezde 13’lerden oluşan fazla da anlaşılmayan
aslında son derece askeri olsa da sivillerin tepkisi gibi gösterilen
mekanizmaları vardır bu ülkenin. Fakat belirtmeye çalıştığım gibi
bölgesel ve uluslar arası alanda gösterilen tepkilerden sonra bu
işin o kadar kolay olmadığı anlaşılmış olmalı ki; aklıselim
davranışlar, siyasetler tartışılmaya başlandı.
Şimdi teskere kararı çıktı. Bu operasyonun
gerçekleşmesi sonucunda yaşanacaklar biraz yapılan tepkilerde
anlaşıldı. Bunun gerçekleşmemesi durumunda o söylenilen kahramanlık
marşlarının, hepsi çayda çıra misali olacak. Yani yine de artık
hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.
Son olarak da Erdoğan ve Bush’un önümüzdeki ay
yapacağı görüşmeye ilişkin birkaç şeyi belirtmek gerekiyor. Aslında
çok açık bir durumda şu anlaşılıyor; Türkiye cephesinde yaşanan bu
gelişmeler söz konusu olan bu ikili görüşmede bir şekilde koz olarak
ABD’nin önüne konulacak. Bundan öncekilerden çok farklı olacağı umut
edilemez bunun da. Sonuç olarak ABD mevcut politikalarına
bakabildiğimiz zaman bu yönlü gelişmelere mevcut beyaz saray
yönetimi temkinli yaklaşacaktır. Ortak operasyon, üçlü ittifak
temelinde beraber çalışma vb. gibi söylemler yine Erdoğan’a
söylenecek ve Ermeni soykırımı yasasına yönelik birkaç sözlü anlaşma
ile bu zirve sonuçlanacaktır. Ek gündemlerin dışında zirvede
yaşanacak tartışmalar bu gündem ekseninde gelişecektir. ABD yönetimi
belli ki, bazı yönleriyle Türkiye hükümetinin bu baskısını azaltmaya
yönelik telkin edici açıklamalar da bulunacaktır.
Peki halk tabiriyle “Türkiye yönetimi pilavdan
dönecek mi?” önümüzdeki süreçte yerel seçimler var. Bu politikalar
AKP’ye sandıkta nasıl yansıyacak? Bunları düşünmesi lazım AKP’nin,
yine bu politikalarda iktidar ve muhalefet ayrışması yoktur. Diğer
partilerde bunları düşünmek zorundadır. Her şeyden önemlisi geçmişte
birçok örneği olmasına rağmen yine belirtme gereği var; Türkiye bu
sorunun çözümünü askeri operasyonlarda gerçekleştiremiyor. 60 yıldan
fazla bir zamandır yürütülen bu siyasetin sonuçlarını bugün ordu
kanadından emekli olan veya görev başında olanlar özeleştiri olarak
veriyorlar. Bugünde bu siyaset yürütülüyorsa, bunun doğuracağı
sonuçları her halükarda düşünmek lazım. Aslında Türkiye yönetiminin
ve devlet mekanizmalarının ortak bir hastalıkları vardır. O da; önce
yapmak sonrasında düşünmek! Halbuki bunun tersi bu ülkeyi sonuca
götürür.
|