|
Felat Şirvan
“İnanmak
istiyorum ama inanamıyorum, tanrının var olduğuna, arayacağım
gerekirse yıldızların ötesine, evrenin sonsuzluğuna kadar. Bulamasam
yerine oturacağım. Özgürlük bir yıldız kadar uzaklaşmalıdır. Benim
en büyük hayalim dünyanın birliğidir. “ P.Ö önderliğin
değerlendirmelerini bu sözlerle anlayabiliriz.
Önderlik mücadele arayışının sonsuzluğunu
özgür düşünmenin sınırsızlığını, sürekli olarak kendisini
yenileyerek var etmeyi, üst bilinciyle alt bilincinin bütünleyen bir
gerçeğe sahiptir. İnsana ve maneviyata ve tabiata getirdiği yeni
tezlerle hem filozof hem de sosyologdur yine tarih, uygarlık
gelişimine yeni bakış açılarını yaratarak düşünce tarihine damgasını
vurmuştur, antik yunan çağından başlayan, idealist ve materyalist
felsefenin temel yanılgılarını öncelikle kendisinde yıkmıştır.
Önderliğin en bariz yönü bilimsel kuşku
yönüdür kuşku bilimin en temel etkenidir tamamlanmayı bekleyen bir
kimliği, sonsuz arayışlıyla bunu yaşam her anında
gerçekleştirmektedir var olan düşünce yapılarını sorgulayarak, var
olan kalıpları aşarak, düşüncenin sınırsızlığını yansıtır.
Kapitalizmde somutlaşan uygarlık gerçeğini iliklerine kadar
çözümlenmiş ve alternatif düşünme, gücünü sistemleştirmişti. Tarihin
tarihini yeniden yazarak günümüz tarihçilerine ahlaklı olmanın
yolunu göstermişti. Ayrıca kendisini her yönüyle toplumun
gelişmesine adayan, bunun için bireysel yaşamından feragat eden,
kendisinin olmaktan çıkan, insanlığın olumlu değer yargılarına,
ahlak anlayışı temelinde yeni özgür yaşam kanunları belirlemiştir.
Kaba materyalist, metafizik temelinde gelişen, kaynağını uygarlık
gelişimiyle alan süre gelen, objektif düşünce yapıların nesnel
maddeci anlayışı, ruhsuz doğa anlayışı, devlet, iktidar
anlayışlarının zemin aldığı, klasik felsefe anlayışlarını aşarak,
tersi ideolojik yapıyı oluşturmuşlar. “Objektivizm tanım olarak,
varlığın gerçekliği bilen özneden bağımsız olduğunu, sanı ve
özelliğe karşıt olarak bir durum, olaya ve yargıya duygulardan
önyargılardan etkilenmeden değer biçmek düşünce, bilgi yargı ya da
tezlere aktivel olaylara kanıtlar temelinde nitelendirir.
Objektivizm kökünün Aristo telesten alır doğayı mantıksal ele alır.
Mekanik felsefesi, temelinde gelişir obje objedir. Objenin özü
yadsınır. Bu teze karşılık Hegel’de diyalektik, materyalizm,
nesnenin organik hareketini belirtse de sezgi ve canlılığı yeterli
düzeyde tanımlayamamıştır. Doğayı tanrıdan bağımsız olarak ele
alsalar da doğanın canlı gerçeği de getirdikleri izahlar sınırlı
kalmıştır.”
Geleneği olduğumuz düşünce yapıları olarak Marksist Leninist
gerçeklik, yine Real sosyalizm deneyimi bize gösterdikleri
diyalektik materyalizm birçok sorunu çözememiş ve sorunları daha da
derinleştirmiştir. Tanrı bir “afyondur” demenin ötesinde tanrı
kavramının toplumsal realite üzerindeki etkilerini hesaplamak doğru
temelde çözümlenmesi gerekmektedir. Her kavramın bir karşılığı olmak
zorunda, tanrı kavramının analiz edilmesi gerekmektedir. Yoksa tanrı
başkalaşarak varlığın sürdürür. Mitolojik çağdan başlayan, tek
tanrılı dinlerle ve metafizik değerlendirme ile daha da karmaşık
karışık hale gelen, pozitif bilim ile iyice kör düğümlere bağlayan,
sosyal olguya ilişkin kavram, varsayım ve teoriler olup biteni, izah
etmekle sadece yetersiz kalmayıp büyük yanlışlıklarda yaratmıştır.
Cansız madde anlayışını, nesnel gerçekliğin öznel sezgisel yaklaşımı
esas alınmalı kaba materyalizm diğer bir yönüyle objektivizmin en
önemli yanlışlığı, canlılık ve anlam olgusunu maddi düzenle aynı
tutmasıdır. İdealizmde her olgunun bir tanrısı varken, metafizikte
ilk hareket nedeni ve tanrı görüşü ağır basar. Pozitif bilimlerde
her şey kaba materyalizmle izah edilir. Bir olgunun sadece olumlu
yönü olgunun gerçekliğini yansıtmaz yansıtamazda, çünkü her olgunun
fazlasıyla yönü vardır. Buda sıkı bir nedensellik, düz çizgisel
gelişme felsefesini geliştirir. Ayrıca günümüzdeki pozitif bilim bu
kördüğümü körüklemektedir. Evrendeki tüm oluşumlar düalistlik
nitelikte çelişkili bir yapıyla hareketi mümkün kılmaktadır. Bu
hareket yalnızca kaba mekanik bir hareket değil, özde değişimi
çeşitliliği oluşturur. Evreni varlık ya da yokluk ikilemiyle
değerlendirmek mümkündür. Önderlik, insanı “kendini düşünen doğa”
olarak tanımlıyor.
“Sübjektivizm tanım olarak insanın bilinçli ve
örgütlü çabasıyla ilgili olan şey, bir şeyin subjektif koşulu
dendiğinde akla o şeyin bilinçlilik ve örgütlülük durumu veya düzeyi
gelir. Günlük yaşamda ise gerçeği yansıtmayan bilinçli veya
bilinçsiz çarpıtmayı içeren anlayıştır. Gerçekler sadece örgütlü
düzeyiyle ölçülmez. Duygular, sezgiler alt bilincimizi oluşturan
kaynaktan almaktadır. Günümüzde de sosyal bilim uygarlıksal gelişimi
bilinçli çarpıtarak tek yönlü subjektif bir biçimde ele alır.
Toplumsal gelişme sadece teknik değil, tekniğin yaratıcısı “insan”
ve onun düşünsel düzeyi yaratmıştır. İnsanın zihnini oluşturan akıl
gerçeği, analitik zekânın gelişimi ile subjektif sapma gelişir.
Duygusal zekâ ise toplumun duygularının ve önsezilerini yeni bir
bütünen maneviyatının ifade eder. Toplumsal etik böyle
şekillenirken, analitik sapma temeldeki yaklaşımı toplumsal ahlakı
yozlaştırmıştır. Objektif veya subjektif düşünce yapılarına karşılık
kuantum gerçeğiyle, ahlak felsefesi önem kazanmaktadır.
Sübjektif sapmanın ve çarpıtmanın temsili
kapitalizm en başta insanlığın duygularını öldürür ve bununla da
yetinmeyerek bunlara hükmeder gerçek düşünce yerine ütopik,
hayalperest bir yapı oluştururken, gerçek yaşamın temeline de
sınırsız maddiyatı dayatır. Adeta toplumu ruhsuzlaştırır ve mekanik
bir robot haline getirir. Hiçbir dönemde toplum, bu düzeyde
yozlaştırılmamıştır. Toplum adeta tarihsel etik değerlerden
kopartılır. Yine sözde bilim adamları bilimi, kendi tekeline alarak
bunu başarmaktadır. Önderlik günümüz bilim adamlarını “Sümer
rahiplerinden daha tehlikeli” bulmaktadır. Bilimsellik adına
acımasız bir yozlaşmayı “yalan” tarihin çarpıtmasını yaratmışlardır.
Adalet, özgürlük, eşitlik, temelinde gelişen
Rönesans, ezilen insanların yarattığı ortak değerlerdir. Kapitalizm
bu değerlerin ve yaratılan ortak kazanımları sahiplenerek kendi
sistemini kurmuştur. Bu sistem öyle bir yozlaştırmıştır ki, insanı
yiyen makineye dönüştürmüştür. Hitler’ci faşist zihniyetin ve ona
benzer sistemlerin beşiğidir kapitalizm. yalana komploya entrikaya
dönüşen kapitalizm en fazla analiz edilmesi çözümlenmesi gereken bir
sistemdir. Atom bombasını yaratan bir sistem bütün insani değerini
kaybetmiştir. Bu geleneğin başlangıcı Sümer tapınaklarında başlamış
Sargon, Hamurabi, Asur Roma geleneğinin devamı bu sistemin temel
taşlarını oluşturur.
Önderlik “çarpıtma yalan tarihi böylesi vahşi” bir zincirle ele
alır. Tarih çarpıtması kadına yer vermemiştir. Kadın tarihi
çarpıtmayla başlar. Kapitalist sistemde kadın duygusu düşüncesi
olmayan “kör” sağır bir objeden başka bir şey değildir. yani mekanik
bir nesne konumdadır.
Önderlik savunmalarının okunmasından sonra iki yanlış ve yanılgılı
yaklaşımın çıkabileceğin belirtiyor; “biri sübjektivizm
hayalperestliğe, ikincisi objektivizm buda kaba materyalizme götür”
diyor. Bu kavramları kısaca belirtsekte kuşkusuz yeterli değildir
ama Subjektivizm yani bilinçlilik düzeyi ile konular yeterli düzeyde
izahlar geliştiremez, düşüncelerin maddi gerçeği kuşkusuz vardır.
Aşırı hayalperest olmak bir anlamda düşünceleri maddi gerçeklerden
kopartır. Ütopik insanlar pratik gerçeklikten ziyada soyut kalırlar.
Soyut hayalci yaklaşım mücadele azmini kırar. (nihilizmi)
geliştirir. Yani önderliğin düşünceleri somut olarak ele alınarak
yaşama geçirilmesinin önemi büyüktür.
Objektivizm kaba materyalizme götürür. Her
olguya maddi gerçeğine indirgemesi determinist anlayışları doğurur.
Olay ve olguları tek yönlü değerlendirir. Objektivizm bir olgunun
doğal halini yansıtır. Değiştirme dönüştürme iradi müdahaleyi
engeller. Kısaca bakış açımıza yansıyan bu olguları kırmak
alışkanlıkları kırmayı gerektirir. Zihinsel bir devrimi yaratmanın
aciliyeti inkâr edilemez bir gerçektir. Önderliği anlamak için
tarihi anlamak, toplumun ve bilimi anlamak gerekiyor ve bu olgulara
felsefik bir bakışla yeniden yorumlamak gerekiyor. Vicdan ve ahlak
anlayışını anlamak gerekiyor. Çünkü kapitalist sistem en fazla ahlak
ve vicdan konusunda yozlaşma yaratmış önderlik “kapitalizme karşı
duruşum belidir” diyor ve “Nietzsche’nin ahlak anlayışında beni
görebilirsiniz” diyor.
Nietzsche kendi döneminde anlaşılmayan hatta
dışlanan bir filozoftur. Bu konuda kendisi için bazı insanlar
öldükten sonra anlaşılır, diyor. “Kendini bil, neysen o ol”
yaklaşımı en temel ilkelerini oluşturur. Zerdüşt’ü bu yüzden değerli
görmekte ve "Zerdüşt Böyle Buyurdu" demektedir. Avrupa da yaşanan
insanlık ve ahlak dışı yaşama karşı bir duruşu ifade eder. Etik
değerlerin dışına çıkmış toplumu tahlil eder. Felsefesinin temelini
bunun üzerine oturtur. “Uygar ve görgülü bir insan içindeki vahşi
tabiatını, ıslah etmiş içindeki kurdu kuzuya çevirmiş insandır”
diyor. Kendi güdü ve duygularının efendisi olunması gerektiği;
üstün, yetkin, sorunlara duyarlı yaklaşan, kendisini sorgulayan,
bunun için bireysel yaşamından fedakârlık eden bir filozoftur.
Kapitalist sistem ve devlet yapılanması için,
“devlet sadece gereksiz insanlar için, gerekli bir şeydir” diyor.
Anlaşıldığı gibi insana verdiği değer yüksektir. “İnsan doğru
temelde yaşamasa asla doğru zaman da ölemez. Yaşamı tamamıyla
bildiniz mi yaşamınızı tam anlamıyla yaşadınız mı yoksa yaşam mı
sizi yaşadı, siz mi seçtiniz onu yoksa o mu sizi seçti.” Nietzsche
“bilim yolunu seçerseniz insanların basit özlemlerinden vazgeçmeli
tanrının mabedinden çıkmalı ve orayı terk etmelisiniz.” diyor.
Özgürlük tutkuları güçlüdür ve bu tutkularıyla ölümü kendisinde
yenmiştir. Apollo onun için iyiliğin sembolüdür iyilik kötülük
kavramlarına yeni anlamlar yüklenmiştir.
Önderlik; Mani, Budha, Konfüçyüs, Zerdüşt,
Sokrates'i ahlaklı yaşam arayışının en eski geleneği olarak ele
alıyor. Apollo, Galileo, Bruno ahlaklı bilimin öncüleri olarak ele
alıyor. Tezlerini oluştururken öncelikle tarihsel dayanaklarını
yaratır. Önderlik tahakküm ve sömürgeci güçlere karşı direnen
insanın güncel ifadesi olurken ve bu geleneğin sürdürücüsü olmayı da
sorumluluğun bir gereği olarak yapar. Önderleri farklı kılanda
budur. Tarihsel akışı değerlendirmeyle yetinmeyip onu değiştirmeyi
hedefler. Bunu yaparken sistemlerin insanda yarattığı dogmatik tutuk
kişilikleri aşar. Yeniden yaratmayı başarmış bir kişilik gerçeği
hareketimiz şahsında sahneye çıkmıştır. Filozof sorunu tahlil eder.
Önderler tahlil eder ve yön vermesinin mücadelesini de verirler.
Nietzsche’nin ahlak anlayışı yaşam insana yaklaşımla önderliğin
ahlak felsefesine benzemektedir.
Yeni bir benlik eski yaşamın külleri üzerinde
kurulur. “İyi düşün, güzel konuş ama doğruyu yap tanrı doğadır. Doğa
insandır, insanda tanrıdır” deyimi binlerce yıl önce Zerdüşt
söylemiştir. Apollo “kendini korumasını bil” derken zihinsel bir
ilkin aynı zamanda başlangıcıdır. Acının; büyüme, güç, yaratıcılık
gibi mükâfatları vardır. İnsanlığın değeri, yaratılan atom bombaları
değil, söylenen soylu kavramlardır. Bu kavramları hayatı yaşamı
tanımlamıştır. Doğayı düşünen doğayı tanımlar.
Rahatlık ve gerçek sorgulama arasında
tercihinizi yapmak zorundaysanız eğer bilimi seçseniz doğaüstü
teselli veren zincirlerden kurtulmak o zaman insanlar basit rahat
alışkanlıklarından kurtulmalı, bilimi seçmemizin tek nedeni insan
sırlarını açığa çıkartmasıdır. Bu gün bile doğru yapamadığımız
seçimlerimizi onlar asırlar önce yapmışlardır. Nietzschte kendi
döneminde anlaşmadı ama günümüz dünyasında fikirleri tek kurtuluş
yolu olmaktadır. Bu sistem öğle bir sistemdir ki en erdemli insana
bile yaşam hakkı tanımamıştır. En değerli evladının gözünü kırpmadan
harcamıştır. Sonuç olarak Nietzsche derki; kendi kurallarına uymaya
insanın kendisini yönetmesinden medet unutulamaz başkaları
tarafından yönetilirler. Başkalarının kurallarına uymak, insanın
kendisini yönetmesinden çok hem de çok kolaydır.
|