Kürtçe | Türkçe | Farsça | İngilizce | Arapça | Almanca
 
   

HPG RÊBER APO'NUN FEDAYÎ ORDUSUDUR!

 

 

Irkçı Yayılmacılık Meşru Savunma mıdır?

-II-

 
9 Temmuz 2007

Bilgin Özgür 

İkincisi, müdahale yöntemlerinden biri de insancıl müdahale yöntemidir.

İnsancıl müdahale yöntemi şu kıstasları içeriyor;
İnsancıl müdahale uluslar arası hukuk tarafından sözleşme haline getirilmemiş fakat geniş kabul gören kıstaslar mevcuttur. Geniş çapta insan hakları ihlallerinin mevcudiyeti, ilk önce bütün barışçıl yolların tüketilmesi, müdahalenin orantılı olması, bölgesel istikrarsızlığa neden verilmemesi, müdahalenin insancıl sonuçlar doğurmasıdır.

Türk Devleti, Kerkük Türkmenlerini gerekçe göstererek insancıl müdahalede bulunabileceğini iddia etmektedir. İnsancıl müdahale kıstaslarına göre Kerkük de Türkmenlere ne bir katliam girişimi, nede geniş çapta insan hakları ihlalinin mevcudiyeti vardır. İnsancıl müdahaleye en iyi örnekte NATO’nun Kosova’ya, BM’nin Bosna Hersek ve Ruanda’ya yaptığı müdahalelerdi. Çünkü buralarda etnik soykırım yapılmaktaydı. Kerkük’te ise böyle bir durum yok. Ne Türkmenler katlediliyor, nede Irak’ın yeni anayasasına göre ayrımcılığa tabii tutuluyorlar. Yine Irak’ın yeni anayasasında ‘Irak farklı uluslardan oluşmaktadır’ maddesi anayasanın en temel maddesi niteliğindedir. Bundan en fazla yararlananlarda Türkmenlerdir. Her türlü kültürel ve siyasal haklara sahiptirler. Kendi ana dillerinde eğitim görüyorlar. Eğitim ve öğretimin tüm kademelerinde okulları var. İnkâr edilmiyorlar. Resmi siyasal partileri mevcuttur. Özgürce örgütlenebilmeleri önünde her hangi bir engelleme yok. Gerek Kürdistan bölge hükümetinde gerekse Irak parlamentosunda direk temsil edilebiliyorlar. Bakanlık ve bakanlık yardımcılığı düzeyinde görevlendirilmiş durumdalar. Kendi silahlı güçleri de mevcuttur. Buna rağmen Türkmenler Irak geneline dağılmış halde iken niye başka yerlerden söz edilmiyor da Kerkük’ten söz ediliyor. Öne sürülen gerekçe Türkmenlerdir ama asıl gerekçe Kerkük petrolünün olduğu su götürmez bir hakikattir. Kaldı ki Kerkük’te devamlı terör saldırılarıyla katledilenler de Kürtlerdir. Saldırıya maruz kalan yerler Kürtlerin yaşadığı yerlerdir. Kerkük’te MİT ve JİTEM’in çok örgütlü olması bu terör saldırılarının asıl adresini göstermiyor mu? Emin Çölaşan ve Enis Berberoğlu gibi yazarlar kendi yazılarında daha öncesinde geliştirilen saldırıların kimler tarafından yapıldığını açıkladılar. Bu iki yazarın hangi odaklara bağlı çalıştığı herkesçe bilinirken aktardıkları bilgilerde o kaynakların yaptıkları ve yapabilecekleri terör saldırılarını işaret etmiyor mu?

Oysa asıl önemli olan da Irak da ve Güney Kürdistan’da Türkmenlerin sahip olduğu hiçbir hakkın benzerinin Türkiye de ve Kuzey Kürdistan’da yaşayan 20 milyonun üzerindeki halkın hiç sahip olmamasıdır. Irak’ta Türkmenlerin her türlü hakkı anayasal güvence altına alınırken Türkiye ve Kuzey Kürdistan’daki Kürtlerin her türlü haktan mahrum bırakılması uluslar arası ve ulusal hukukla bağdaşır hiçbir yanı yoktur. BM’nin insancıl müdahale kıstasları esas alınınca asıl insancıl müdahale yeri Türkiye ve Kuzey Kürdistan olmuyor mu?
Üçüncüsü; meşru savunma ve insancıl müdahale yöntemleri dışındaki diğer bir müdahale yöntemi de sıcak takiptir.

Türk devleti bu tip bir müdahalede de bulunabileceği iddiasındadır. Ama BM anlaşması böyle bir müdahaleye izin vermemektedir. Böylesi bir müdahalede tek istisna söz konusudur; oda sıcak takibin açık deniz alanlarındaki geçerliliğidir. Bir ülkenin karasularına herhangi bir saldırı gelişirse veya karasularında herhangi bir suç işlenirse meşru savunma amaçlı sıcak takip hakkı verilmiş durumdadır. Ancak kara sınırına sıra gelince sıcak takip sınırın ötesindeki diğer ülkenin rızasıyla yürütülebilir. Saddam Hüseyin iktidardayken Türk devleti ile Irak devleti arasında her yıl yenilenen anlaşma sayesinde sıcak takip olabiliyordu. Güney Kürdistan’ın 36. paralelin üstünde kalan kısmı Çekiç Güç güvenliği altındayken sıcak takip adı altında Türk ordusu Güney Kürdistan’a girebiliyordu. Bu gün böyle bir anlaşma yok. Zira ortada ne Saddam Hüseyin var, nede onun denetimindeki bir Irak. Diğer iki müdahale yönteminde de belirttiğimiz gibi PKK’nin tek yanlı ateşkesinden bu yana geçen sekiz yıllık süreçte hiçbir gerilla grubu da Güneyden Kuzey’e geçerek bir eylem gerçekleştirmedi. Sınırda da herhangi bir eylemi olmadı. Irak devleti ve Güney Kürdistan Federal hükümetinin rızası olmadan girişilebilecek bir saldırı hem Irak’ın siyasal durumuna hem de uluslar arası hukuka göre Irak’a savaş açılması anlamına gelir. Aynı zamanda ABD ve Müttefiklerine de savaş açılması anlamına gelir. Sonuçta Türk devletinin yapabileceği her üç müdahale şekli de her halükarda bölgesel bir felakete yol açar.

Bunun tarihsel örnekleri de mevcuttur. Hitler 1938 yılında 1. Dünya savaşı ardından imzalanan Versallies anlaşmasını yok sayarak belirlenen sınırları kabul etmedi. 1938 yılında Sudetenland’ı işgal ederken Suden Almanlarını savunmak amacıyla hareket ettiğinin iddiasındaydı. Hitlerin bu işgaliyle başlayan ikinci dünya savaşı insanlık tarihini en çok acılı bir felakete ve yıkıma uğrattı. Hiroşima ve Nagazaki’de nükleer bombasının kullanılmasına kadarki düzeye varan bir nükleer vahşet durumu da yaşandı.

Saddam da tarihsel açıdan Kuveyt Irak’ın bir parçasıdır tezini ileri sürerek göz diktiği Kuveyt petrollerinin getireceği zenginliğin göz kamaştırıcılığına kendini kaptırarak Kuveyt’i işgal etti. Sonuçta Körfez Savaşı’na yol açtı. Irak’ın bir yıkım ülkesine dönüşmesine neden oldu. ABD’nin ikinci müdahalesiyle de Saddam hem iktidardan hem de canından oldu. Saddam ve Hitlerin akıbetinden ders çıkaramayan Türk devlet yetkililerinin Kıbrıs işgalini emsal göstermesi ilginç bir durumu arz etmektedir. Her halde uluslar arası hukukta Türkiye’nin Kıbrıs’ta işgalci bir güç olduğunun kabulü unutuluyor. Üstelik Kuzey Kıbrıs’ı tanıyan bir devlette yok. Durum böyle olunca Güney Kürdistan yönelik girişilebilecek bir saldırı daha büyük tepkilere yol açar.

Yaşar Büyükanıt’ın Güney Kürdistan’a saldırıyı savunması Türkiye’ye kazandırmaz aksine kaybettirir. Çünkü savaş akıl almaz bir intihar yöntemidir. Kendisiyle Kürt ve Türk halkının tepkisini getirir. Bu yüzden kaybettiren yolu kazandıran yola çevirmek Kürt sorunuyla sözde değil, özde yüzleşmekten geçer. Zira Kürt sorunu da bir realitedir. Ne terör sorunu ne de bir güvenlik sorunudur. İkisinin de ötesindedir. Bölgeyi de aşarak küresel bir soruna dönüşmüştür. Sorunun bu boyuta varmasından PKK değil, ulus devletin aşıldığı çağımızda hala katı ulus devletinin milliyetçi ideolojisini bırakmayan Türk devlet yetkilileri sorumludur. Kuşkusuz ki birlikte yaşayıp yaşayamamanın bir tercih haline geldiği Türkiye’de Kürtlere karşı topyekun savaşta ve sınır ötesi operasyonda diretme ayrışmayı derinleştirir, çatışmayı alevlendirir. Böyle bir hesaplaşmanın sonucu da yıkımdır. Güney’e yönelik bir saldırının askeri, siyasal ve ekonomik sonuçları doğru hesaplanırsa her üç alanda da kaybın olacağı rahatlıkla görülebilir. Bunu öngörmek bir felaket tellallığı da değildir. Pek az bir ufka sahip olan sıradan insan bile olabilecekleri sezinleyebilir ve öngörebilir.

Sınır ötesi operasyonu savunarak ırkçı yayılmacılığı hem ülke içinde hem de dışında derinleştirmek için dizginsizce uygulanan şiddetin kayıtsız şartsız bir şekilde meşru olduğu söylenemez. Türkiye’de ve Kuzey Kürdistan’daki Kürt halkına işkence, öldürme, sürgün etme, göçertme, soykırım ve kültür kırımının reva görülmesi çağımızın demokrasi, insan hakları ve hukukuna aykırıdır. Devlet mevcut tüm kurum ve kuruluşlarıyla kapasite bakımından özgürlük hareketi ve Kürt halkı üzerinde ezici bir avantaja sahip olabilir ama bu onun kullandığı yöntemlerin meşruluğunu ve haklılığını sağlamaz. Ordu, polis ve onların uzantısı olan paramiliter güçlerin şiddeti bu kişilerin bireysel özellikleriyle değil, işgal ettikleri mevkiler itibarıyla meşrulaştırılıyor. Bunun nedeni, Türk devletindeki şiddetin yapısallığıdır. Ordunun siyasetteki başatlığıdır. Siyaset kurumlarının ordu otoritesine boyun eğmesidir. Çünkü Türkiye’nin hiçbir döneminde demokratik bir iktidar da olmamıştır. Ve cumhuriyet demokratik içerik kazanmamıştır. Her iktidara gelenlerde ordu ve şiddete sarılmaktadır. Bunun için şiddet meşru olmayan yasal ve ahlaki yapılarca meşrulaştırılıyor. Şiddetin sonuçlarına göre ulus devletin düzenini yaratma ve sürdürme yaşanıyor. Nerdeyse her şeyin zeminine şiddet konuluyor. Ve bu şiddet zemini ekonomi ile siyasete de kaynaklık teşkil ediyor. Bundandır ki, devlet Kürtlerin barışçıl bir şekilde amaçlarına ulaşmasına izin vermiyor. Bir nevi kendini Kürt sorunuyla prangalamış. Kürt sorununda uyguladığı şiddetin hiçbir meşruluğu yokken, tamamen gayrı meşruluğu açık iken, şiddetin meşruluğu, şiddetin sonuçlarına ve güç eşitsizliğine göre belirleniyor. Barışı getirme adına şiddeti meşrulaştırmaya çalışsa da özünde ırkçı ulus devlet düzenini korumak adına şiddet kullanılıyor. Düzenin farklı, istikrarın farklı bir durum olduğu akıllardan atılmak isteniyor. Devamlı varılan nokta da düzen hedeflenirken, düzensizlik, istikrar hedeflenirken istikrarsızlık ortaya çıkıyor. Bir kısır döngüde gidip gelebiliyor.

Bu sallantılı ve istikrarsız bir meşrululuk biçimidir. Sonuçta bu durum Türkiye’nin ne toplumsal, ne tarihi nede siyasal gerçekliğiyle uyuşuyor. Türk ulus devletinin şiddet tekeli kadar demokrasiye ters olan egemenlik biçimi de inişe geçince kendisine göre kullandığı terimlerde geçersizleşiyor.

Meşru ve gayrı meşru şiddet, meşru müdafaa savaşı ve Türk özel savaşı arasındaki ayrımda bulanıklaşıyor. Ve gittikçe bütün şiddetin rengi griye dönüşüyor.

Irkçı yayılmacılıkta işin içine sokulunca dışa karşı tamda maceraperest hayaller de kurulabiliyor. Askeri saldırganlık haklı savaş kategorisine konulunca ortaya çıkan varlık tamda kuzu postundaki kurttur.

Ne yazık ki kuzu postunda kurt olmak Kuzeydeki savaşı Güney’e kadar genişletmek olsa olsa ancak ırkçı yayılmacılıktır. Tersine iddia edildiği şekliyle meşru müdafaa değildir.

Devam edecek…

 

 

 

 

   
 
Main Menu
ANASAYFA
GÜNCEL YAZILAR
GERİLLA'NIN YÜREĞİNDEN
ŞEHİTLERİMİZ
HPG
YJA - STAR
DİZİ - ARAŞTIRMA
RESİMLER
KİTAPLAR
GERİLLA VİDEO
İRTİBAT
BİM HABER ARŞİV
HPG BAYRAĞI
YJA - STAR BAYRAĞI

 

İRTİBAT

İLETİŞİM

(HPG ile iletişim - Site Hakkında

Genel Bilgiler - Haberler)

 ESKİ ARŞİV»-1- 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7- 8 - 9 - 10- 11- 12 - 13 - 14  

 
HPG (Halk Savunma Güçleri) Resmi Sitesidir.
HPG-BİM tarafından yapılmıştır.
HPG Online © 2003 - 2007 Tüm hakları saklıdır.