|
Ateşkesin süresi Devlet’in tutumuna bağlıdır
Dr. Bahoz ERDAL
arkadaş’ın Ateşkes konulu röpörtajıdır
Ateşkese
karşı iki yaklaşım var
Öncelikle
şu ana kadar, aldığınız ateşkes kararı ile ilgili olarak ortaya
çıkan yaklaşımları, nasıl değerlendiriyorsunuz?
Daha önceki
ateşkeslerde olduğu gibi bu ateşkeste de üzerimize düşeni yapmaya
çalıştık. Ateşkes kararımıza bütün güçlerimiz kusursuz bir biçimde
uydu. Ateşkesin ilan edildiği tarihin üzerinden bir aya yakın süre
geçti.
Başlattığımız
süreci, direkt ve ya dolaylı biçimlerde olumlayan yaklaşımlar var.
Değişik güçlerden bu içerikte demeç ve mesajlar veriliyor. Ancak
bunu aşan bir yaklaşım ve çaba henüz ortaya çıkmadı. Diğer taraftan,
ateşkes sürecinin gelişmesinden rahatsızlık duyan bazı kesimler ve
bu kesimlerin ateşkese karşıt tutumları da var. Ortamı gergin
tutmaya çalışan, savaşın devam etmesini isteyen güçler de var. Bu
durumda her iki yaklaşım da mevcuttur. Bu yüzden de bu aşamada
sürecin hangi yönde evirileceğini söylemek için henüz erkendir.
Gidişat, bu noktada, ilgili ve sorumluluk sahibi bütün güçlerin çaba
ve yaklaşımlarına bağlıdır.
Savaşı sürdürme Türk Ordu’sunu
yıpratır
Sürecin olumlu
gitmesini istemeyen güçlerin varlığından bahsettiniz. Kimdir bu
güçler?
Türkiye’de
sürecin, siyasi bir çözüm ve diyaloga doğru gitmesini, istemeyen iki
kanat var. Bunlardan birincisi, Ordu yönetimidir çünkü Ordu savaştan
beslenir. Askerler, Türkiye’de toplum, savaş ve korku içinde
tutulursa, ordunun etkinliğini sürdürebileceğini düşünüyorlar.
Birinci neden budur.
İkincisi; Ordu’nun
bu sürece karşı çıkması, hatta süreci provoke etmeye çalışması, 1
Haziran’dan başlayarak süren çatışmalarda, Türk Ordu yönetiminin
kendisini başarısız hissetmesindendir. Ordu, ateşkesi kabul etmenin,
kendi başarısızlığını kabul etme anlamına geleceğini düşünüyor.
Böyle değerlendirdiği için ateşkese ve ateşkes sonrası pozitif
yaklaşımlara tepki gösteriyor.
Hala güçlü
olduğunu, sözde ‘terörle mücadele’ edebilecek güçte olduğunu,
inisiyatifi ele geçirebileceğini, tüm bunlarla gerilla karşısında,
çözümsüz ve yetersiz kalmadığını göstermeye ihtiyaç duyuyor. Oysa
biz, Türk Ordu’sunun gücü ve savaş kabiliyetini inkâr etmiyoruz.
Ancak geçen 20 yıllık çatışmalar, Kürdistan gerillasının da imha ve
tasfiye edilmesinin, yok edilerek yenilmesinin mümkün olmadığını,
net bir biçimde göstermiştir. Bu yüzden de ‘Son silahlı terörist
kalıncaya kadar operasyonları sürdürürüz’, ‘köklerini kazarız’ gibi
sözler, artık hiç kimseye inandırıcı gelmemektedir.
Bilakis, savaşta
ısrar etmesi, hem pratik ve savaş gücü anlamında hem de moral
anlamda Türk Ordusu’nun daha fazla zorlanmasına, yıpranmasına yol
açar ve açmaktadır da. Çünkü ne eskisi gibi Ordu, Uluslararası
güçlerden destek alabiliyor -ki yeni dengeler ve ilgili güçlerin
çıkarları bunu gerektiriyor- ne de içeride ‘bayrak, devlet, millet’
edebiyatı ile bir milli mutabakat oluşturarak, sürdürülen savaşa
halkın desteğini sağlayabiliyor.
En önemlisi de HPG,
tarz ve taktik, moral ve motivasyon anlamında güçlü bir yenilenmeyi
sağlamış olmadır. Bu nedenle Türk Ordu’sunun savaşta ısrar etmesi
durumunda, kazanma şansı olamadığı gibi pratikte ve maneviyatta daha
fazla yıpranmasından başka bir şeyi getirmeyecektir.
Ateşkese karşı
olumsuz bir tavır içinde olan ikinci eğilim siyasal alanda Baykal ve
CHP’nin başını çektiği kanattır. Baykal’ın geliştirdiği politika,
kan üzerinden rant sağlayan, Türkiye’nin sorunlarını tamamen
yadsıyan, ucuz bir politikadır. Ne de olsa, Anadolu çocukları
Kürdistan’daki savaşta ölürken ve her gün cenazeleri Batı illerine
giderken Baykalın Akdeniz’deki, Antalya’daki tatillerinden bir şey
eksilmemektedir. Bu savaşta bu güne kadar binlerce Anadolu genci
yaşamını yitirdi. Sormak gerekir: Bu ölülerin içinde soyadı Baykal
olan biri var mıdır? Hayır, yoktur. Bu durumda savaştan niye
rahatsız olsun ki! Bu yüzden Baykal, bütün gücü ile ortamı yeniden
kışkırtmaya, gerginleştirmeye ve savaşı körüklemeye çalışıyor.
Bilinmelidir ki geliştirdiği bu Kürt düşmanlığı, Kürt halkı
tarafından karşılıksız bırakılmayacaktır. Baykal ve partisi CHP, bu
şoven ve savaş rantçısı politikada, ısrar ederse kendileri,
bırakalım Kürdistan’da büro açmalarını, Kürdistan’a adım bile
atamayacak hale geleceklerdir. Kürdistan’da, CHP büroları, kapanmak
durumunda kalacak ve tek bir Kürt CHP’ye üye olarak kalmayacaktır.
Kimileri değişik sebeplerle olmak istese bile CHP üyeliği ve
temsili, Halkımız ve özgürlük değerlerimize karşı saf tutma anlamına
gelecektir. CHP, derhal bu Kürt inkârcılığından vazgeçmezse sonun
böyle olacağı açıktır.
Ateşkesin bir ayında ordu’dan 40
operasyon
Bir aylık
ateşkes sürecinde size gelen verilere göre nasıl bir seyir izledi.
Askeri hareketlilik tarzı ve bunun savaş bilançosundaki yansımasını
nasıl değerlendiriyorsunuz?
Evet.
Bu geçen ay içerisinde HPG’ye bağlı
bütün birlikler ve
gerilla güçleri ateşkesi, güçlü bir disiplin içinde büyük bir
özenle, harfiyen uyguladı. Gerilla Güçlerimizde, ateşkes konumumuzun
dışında görülebilecek, ateşkes ortamını zorlayacak veya aşacak tek
bir davranış ortaya çıkmamıştır. Fakat buna karşın Türk Ordu’su,
-üslenme ve savuma dışında bütün askeri aktivitelerimizi
durdurduğumuz ve tek taraflı ateşkes ilan ettiğimiz halde- askeri
hareketliliğini, saldırı ve operasyonlarını sürdürdü. Hatta birçok
yerde, yarattığımız ateşkes ortamını
fırsat bilerek,
operasyonları daha fazla sıklaştırmaya çalıştı. Ateşkesi
başlattığımız Ekim ayı içinde Türk Ordu’su kapsamları değişen 40’a
yakın operasyon gerçekleştirmiştir.
HPG olarak, her ne
kadar sorumlu davranmaya özen göstersek de Türk Ordu’sunun bu
hareketliliği, birçok temasa neden oldu. Bu operasyon ve temasların
sonucunda savunma konumunda olan 10’dan fazla Arkadaşımızın şahadete
ulaştı.
Ateşkesi
hassasiyetle sürdürdüğünüzü söylediniz. Peki sizin gösterdiğiniz bu
hassasiyet ateşkesin devamı için yeterli midir?
Şüphesiz yeterli
değildir. Bundan sonraki süreçte de biz aynı hassasiyet ve
sorumlulukla davranmayı ve hareket etmeyi sürdüreceğiz. Ancak
gelişebilecek saldırı ve operasyonlara karşı kendimizi en aktif
biçimde savunmayı, saldırıları püskürtmeyi de en doğal yaşam hakkı
ve meşru müdafaa olarak değerlendireceğiz. Elbette operasyonlar ve
saldırılar karşısında kendimizi savunmasız bırakmamız düşünülemez.
Ayrıca tek taraflı
ateşkes konumunda olduğumuz bu süreçte, operasyon ve saldırılar
sonucunda meydana gelecek çatışmalardan ve bu çatışmalarda ortaya
çıkacak kayıplardan, çatışmayı başlatan Türk Ordusu Yönetimi sorumlu
olacaktır.
Af tartışmaları gerillada tepki
yaratıyor
Bir süredir
“genel af’ ve ‘silahsızlanma’ tartışmaları gündeme getiriliyor.
Sizin bu mevcut tartışmalara yaklaşımınız nedir. Siz nasıl
değerlendiriyorsunuz?
Eğer af kürt
sorunu çözümü kapsamında gündeme gelirse bir anlam ifade edebilir.
Affı tek başına bir çözüm olarak düşünmek sorunun özüne inmemektir.
Bu açıdan sorunun özü af değildir.
Bu ateşkesin
başlamasıyla birlikte bir taraftan genel af tartışmaları gündeme
gelirken öte yandan, silah bırakmaya yönelik bazı çağrılar
gelişebilmektedir. Öncelikle şunu belirtmeliyim ki bu biçimde
yürütülen af tartışmaları gerilla güçlerimizde tepki ile
karşılanmaktadır. Çünkü binlerce Kürt genci, sırf kendini af
ettirmek için dağlara çıkmadı. Eve dönmek için de dağlara çıkmadı.
Sorunu sanki birkaç bin gerillanın silahsızlandırılarak dağdan
indirilmesi ve topluma katılması gibi ortaya koymak, sorunun özüne
dokunmamaktır. Bu yaklaşım arabayı atın önüne koymaktır ve sorunun
çözümüne son derece ters bir yaklaşımdır.
Sorun dağdaki
gerillanın af edilip edilmemesi değildir, gerillanın böyle bir
gündemi de yoktur. Türk devletinin bunu geçmiş af ve pişmanlık
yasalarında uğradığı hüsrandan anlamış olması gerekirdi. Bu kadar
savaş,bu kadar direniş bunun için verilmedi. Sorun bir halkın en
doğal, en insani haklarından mahrum bırakılması sorunudur. Bir halın
dilinin, kültürünün, kimliğinin inkar edilmesi, bu halka yönelik
inkar ve imha politikasının devam ettirilmesi sorunudur. Sorun,
Türkiye’nin demokratikleşmesi ve bu temelde Kürt halkının da kendi
ulusal demokratik haklarına onurlu bir biçimde kavuşma sorunudur.
Çözüm de bu
politikada ısrar edilip edilmeyeceği ile bağlantılıdır. Sorunun
içinde Gerillanın konumu, pozisyonu en rahat çözülecek boyuttur.
Diğer taraftan
eğer bir aftan bahsedilecekse, -ki af suç işleyenler için çıkarılır-
20 yıl boyunca her iki tarafın pratiği ortaya konmalıdır. Af
tartışması bunun üzerinden yapılmalıdır. Kürdistan’da binlerce faili
meçhul cinayeti, dört bine aşkın köyün boşaltılması, yakılıp
yıkılması, bunca baskı ve işkencenin sistematik bir şekilde
uygulanmasından sorumlu güçlerinde kimler olduğu ve kime bağlı ve
nasıl çalıştıkları da dikkatlerden kaçırılmamalıdır.
"Silah bırakın"
demek çözüme katkı sunmaz
Ateşkes yeterli değil, silahlar bırakılsın’ çağrıları gerillada
cephesinde nasıl değerlendiriliyor?
Silah bırakılmaya
ilişkin de bazı çağrılar da yansıyor. Ancak şun u
belirtmemiz gerekir ki biz hareket olarak geçen yirmi yıl boynuca da
çözüm için defalarca, tek taraflı ve iyi niyetli adımları attık. Tek
taraflı olarak öz veri, fedakarlıkta bulunduk. Şu anda da tek
taraflı bir fedakarlıkta bulunuyoruz. Ancak şu bilinmeli ki
fedakarlığında bir sınırı vardır. Bu sınırların aşılması, bizim
yaşam ve özgürlük ilkelerimiz, ölçülerimizle çelişerek bir
teslimiyet anlamına gelir. Bu yüzden koşulları oluşturmadan yapılan
bu tür çağrılar çözüme katkı sunmadığı gibi Türk Devleti’nin ve
Ordu’nun inkar ve imha politikasına cesaret verici bir rol
oynamaktadır. Bizce bu tür çağrılar yapan güçler öncelikle
operasyonları durdurma çağrıları yapmalılar. Önderlik ve Halkımız
üzerindeki baskıların sona erdirilmesi yönünde de çağrılar
yapmalılar.
Son süreçte
bazı bası yayın organlarında ateşkes sonrası, gerillada kafa
karışıklığı yaşandığı ve kaçışların olduğuna dair bazı iddialar yer
aldı…
Her şeyden önce bu
tür haberler, Türkiye’de bilinen bazı çevrelere yakın basın
organlarının yalana dayalı habercilikten hala vazgeçmediğini
göstermektedir. Amaçlı bir biçimde yapılan bu haberlerin gerçekle
bir ilgisinin olmadığı açıktır.
Ayrıca Gerilla
ordumuzun morali, güçlü bir bilinç, derin bir ideolojik temel, güçlü
bir karar ile davaya bağlılık üzerine kuruludur. Önder Apo’nun
çizgisinde, bir halkın haklı davasına adanmış bir yaşam anlayışı
üzerine gelişir. Bu yüzden gerillamızın moral duruşu günlük
gelişmelerle bağlantılı değil, güçlü ve istikrarlıdır.
Gerillamız sadece
savaşta ve direnişte değil, gerektiğinde sorunun çözümü için
fedakarlık yapmaya da kesinlikle anlam verebilecek bir anlayış
düzeyine sahiptir. Yine sürecin gerektirdiği bütün yükümlülükleri
layıki ile taşımaya da gerillamız hazırdır.
Ateşkesin süresi Devlet’in tutumuna
bağlıdır
Başlattığınız
ateşkesin devamı neye bağlı? Bunun için koyduğunuz sınırlar nedir?
Önderliğimizin
çağrısı üzerine hareketimizin ilgili kurumları tarafından kamuoyuna
açıklandığı gibi, başlatılan süreç taktik bir süreç değildir.
Ateşkes kararımız, Türkiye’de kalıcı bir barışın oluşabilmesi, Kürt
sorununun siyasi diyalog ortamında adil bir çözüme kavuşabilmesi
için ciddi, samimi bir adım ve iyi niyet gösterisidir.
Ancak geçmiş
ateşkes denemelerinde görüldüğü gibi, tek bir tarafın kararı,
fedakarlığı ve iyi niyetli çabaları bunun için yeterli olamaz.
Bu yüzden esas
olarak bu ateşkesin ne kadar süreceği, devletin ve hükümetin
ateşkese vereceği yanıt, ateşkes konusunda göstereceği tutum ve
kararlılığa bağlıdır. Şayet karşı taraftan olumlu adımlar atılır, bu
yönlü bir tutum ve kararlılık gösterilirse, ateşkes süreci
pekişebilir ve bir bütün Kürt sorunun çözümü için ciddi, tarihi bir
başlangıç olabilir. Ancak aksi durum ve yaklaşımlar ateşkes
sürecinin gidişatını olumsuz bir biçimde etkileyecektir.
Bu süreçte bizim
için önemli olan hususlar şüphesiz en başta Önderliğimizin
durumudur. Önderliğimize ve halkımıza yaklaşımın yanında
operasyonların sürdürülüp sürdürülmemesi önemli hususlardır.
Halkımız ve bizim hassasiyetlerimizin olduğunu da, herkesin bilmesi
ve göz önünde bulundurması gerekmektedir. Sürecin gidişatı ve
ateşkesin geleceği esas olarak bu konularda Hükümet, Ordu ve bir
bütün Devletin alacağı karar ve uygulamalarla yakından bağlantılı
olacaktır. |