Kürtçe | Türkçe | Farsça | İngilizce | Arapça | Almanca

 

 
   
 
OMURGASIZ BİR KİŞİLİK, MUKALLİT ERDOĞAN
5 Kasım 2008

Kasım Engin

 

OMURGASIZ BİR KİŞİLİK, MUKALLİT ERDOĞAN

 

Omurgasızlık bir hastalıktır. Ancak salt fiziki bir hastalık değildir bu. Fiziki hastalıklara çağımızda çeşitli yol yöntemlerle çözümler bulunabilmektedir. Lakin daha büyük bir tehlike ise omurgasızlık hastalığının siyasal olanıdır. Kimisi buna omuriliksizlik diyor. Siyaset dilinde ise bu hastalığa oportünizm deniliyor.

 

Toplum, oportünizmi münafıklık olarak ele alıyor. Bu tanımlama İslamiyet’in bir kavramlaştırmasıdır ve anlamlıdır. İslamiyet, toplumu ilgilendiren birçok hususta değerli isimlendirmelerde bulunmuştur. Bu kavramların başında münafıklık gelir. Zındıklık, haram, takkiyecilik başka önemli kavramlardır.

 

Ahlak toplumu var eden önemli bir toplumsal normdur. Toplumu savunmasız bırakmak istiyorsanız onun ahlak ölçülerini aşındırın ve siz çok da uzun olmayan bir zaman diliminde o toplumun çöktüğünü göreceksiniz. Ahlaki bağları çözülmüş bir toplum ise zıvanadan çıkarak her türlü suç pratiğine gireceği gibi insan olmanın en asgari gerekliliklerini de yerine getirmemiş olacaktır. Özcesi ahlakı yitirilmiş bir toplum kaybetmiş bir toplumdur.

 

Erdoğan ahlak ölçülerini yitiren bir bireydir. Ahlaklı olmak dürüst olmayı. Samimiyeti ve özlü olmayı gerektirir. Lakin Erdoğan hem İslamiyet’in kavramlaştırmasıyla münafık yani sahtekâr, hem zındık yani dürüst olmayan ve inanmayan, hem haram yiyici yani hırsız, hem de takkiyeci yani özlü olmayıp bir yalancıdır.

 

Birkaç örnekle yukarıda dile getirdiklerimizi izah etmek zor değildir.

 

Şemdinli’de Umut Kitapevi’nde patlayan bombalar ardından “ucu nereye varacaksa varsın, nereye kadar soruşturma giderse gitsin” gibi büyük laflar eder. Ancak kısa hem de çok kısa zaman dilimi ardından “iyi çocukların” abisiyle anlaşarak ilk elden iyi çocukların ağabeylerini koğuşturmak isteyen Savcı Ferhat Sarıkaya’yı görevden alan, hatta memurluktan dahi men eden bu şahıs değil miydi? Bu da yetmeyecek ilerleyen süre içerisinde; Hakkâri’de bulunan Bölge İstihbarat Şube Başkanını da “bu işin içinde devlet var” diyen devlet memurunu görevden azlettirecekti. Bu iki farklı zıt tavır ve tutumu ahlaki ölçülerle vuracak olursak bu olsa olsa münafıklıkla yani oportünizmdir.

 

Birkaç gün önce onurlu Diyarbakırlı insanımız topyekûn onu, yani bu sahtekâr Başbakanı protesto ettikleri için “özgürlük ve demokrasiden söz ediyorlar ancak topluma karşı zor uyguluyorlar” diyen sonra “Kürt ve Türklerin kardeş olduğunu hiçbir fark gözetmeksizin bu ortakça yaşamı kimsenin bozamayacağını” konuşturan bu şahıs “bu ülkede tek vatan, tek bayrak, tek devlet, tek millet vardır” demekten de çekinmiyor. Bu söylemlerle ne kadar milliyetçi, kafatasçı, ırkçı olduğunu göstermiş ancak buna rağmen utanmadan bizi etnik milliyetçi olarak lanse etmekten de kaçınmamıştır.

 

Bu şahıs Özgürlük der ancak her şeyi yapamayacağınızı söyler, demokrasi der ancak o demokrasi sadece sahte, ılımlı İslamcılar için geçerli olduğunu türban ve öğrenci affıyla gösterir. Özelde Kürtler için bu demokratik hakları talep ise terörizm oluverir. Kardeşlik der ancak çoluk çocuk demeden “güvenlik birimlerimiz devlete karşı çıkanları gözünün yaşına bakmadan vuracaktır” der. “Barış ve medeniyetler buluşmasından” söz açar ancak Kürdistan’a İslamiyet’in en büyük bayramlarından birinde bomba yağdırır. Evet, bunların hepsine ne diyeceğiz? Nasıl adlandıracağız? Nasıl tanımlayacağız? Tek bir kelimeyle zındık desek fazla bir şey mi demiş oluyoruz? Yoksa söylediğine inanmayan, ikiyüzlü, riyakâr, hacıyatmaz, sinsi, mel’un, cılk, samimiyetsiz mi diyelim? Belki de tümünü bir arada yazmak değil hayır tümünü birden bu Bay Mukallit’te söylemek mi gerekiyor?

 

Ve daha büyük zındıklık ise Van’da “biz gittiğimiz yere barış götürürüz, onlar silah kullanıyor” gibi oldukça sahtekârca cümleleri televizyonların kameralarına yüzü kızarmadan söyleyerek bakabiliyor. İnsanda ar perdesi denen bir şey vardır. Ancak bu zındık mel’ûn kişilikte bu özellik yitirilmiş durumdadır. Ve soralım; tehdit eden ve vahşet sahnelerini binlerce tecavüzcüsüyle kol kıranlarıyla kim? Yüz binlerce askerini, polisini, korucunu alandan çek o zaman halkın seçiminin ne olacağını göreceksin. O zaman kimin tehdit eden, kimin baskıcı olduğunu hepimiz göreceğiz.

 

“Halkın ekmeğini kimseye yedirmeyeceğiz, haramzade olmayacağız” der demesine ancak Deniz Feneri olayında, hortumculukta, GAP’ı pazarlamakta, orduyla yaptıkları gizli silah ve imam pazarlıklarında ve nice daha böyle hırsızlıklarda vurgunlar yapar ve haramzadeliğin daniskasını yaparak tüm haramzadelere taş çıkartarak nasıl haram yiyici olduğunu gösterir.

 

Adam Diyarbakır’da “Kürt sorunu benim sorunumdur” diyor, arada kısa bir zaman sonra Kürt sorununa ilişkin sorulan soruya “düşünmezsen yoktur” diyor ama hızını alamayarak bu kez biz Kürtlerle ilişkisini Siirtli olan hanımıyla evlilik ilişkisine indirgeyerek Kürtlerin tümünü karılaştırarak dünyanın en büyük hakaretini yağdırır. Ahlak normlarına ya da kavramlarına vuracak olursak bu düpedüz ahlaksızlık ve takkiyeciliktir. Taklitçiliktir. Özlü olmamadır. Yalancılıktır.

 

Ve ilginç olan bu omurgasızlık yani omuriliksizlik siyaseti salt bir Erdoğan karakteri olmuyor. Hayır, tümden bir sahtekâr, aç, sonrada görme, yeni yetme Rus mafya tarzı, boşluklardan yararlanarak, her tarafını pazara sürmüş kendini satan ve süren bir kesim gözü dönmüş insanın, ortak dış güçlerin Ali Cengiz oyunuyla oluşturulmuş sözde ılımlı İslam diye geçinen ve ancak İslam’la alakası olmayan bir güruhun karakter yapısı ve mayasıdır. Ve bu güruh kendisini AKP diye partileştirmiştir. İsmi ak ancak kendisi kara, sözde Müslüman ancak özde kâfir, diliyle imanlı özüyle dinsiz ve imansız bu ekibin ortak bir yanı vardır; o da karaktersiz ve kişiliksiz olmalarıdır. Bir psikanalistçi bilim kadınının deyimiyle “insansal kimyaları bozulmuş bir topluluk!”
Bir iki gün önce insan haklarına dönük toplantıda işkence konusu tartışılırken Bakan Cemil Çiçek konuşmasında “bu bir zihniyet sorunudur, zihniyetin değişmesi gerekiyor” cümleleri daha ağzından çıkmışken-aynı toplantıda hem de kendi korumaları tarafından-tüm basının önünde birkaç gencin tekme tokat, yaka paça, çalyaka götürülmesine öküzün trene baktığı gibi bakması bu söylediğimiz özüyle sözü bir olmayan karaktere iyi bir örnektir.

 

Başka bir örnek ise; sözde Cumhurbaşkanı olan yani Cumhurun Başkanı ve başı olan zatın yaptığı toplantıda hem de Cumhurun başının gözü önünde üniversite öğrencilerinin işkence edilerek ağzı burunları dağıtılarak götürülmesi bu omurgasız siyasetin ne kadar kökleştiğini göstermeye yeter de artar.

 

Sonuç olarak; toplumun ahlaki normları zübük tipi Erdoğanlarca ve onun şürekâsı eliyle değiştiriliyor. Kendi kimyaları bozulan bu tiplemeler toplumun ahlaki kimyalarını bozmaya başlamışlardır. Toplum giderek dejenere ediliyor. Toplumun özlü ve insani dini ahlak renkleri ve karakteri aşındırılıyor, sulandırılıyor, yozlaştırılıyor. Ve toplum bu tarz kimyasal bozukluklarla savunmasız bırakılıyor.

 

Unutmayalım, fiziki, ahlaki, ruhi ve iradi olarak savunmasız bırakılmış bir toplumu alavereciler, dalavereciler, Kayseri tüccar tarzıyla yetiştirilmiş kapitalist yosmalar, istedikleri gibi şekil verecekleri bir toplum yaratmış olacaklardır.

 

     

» ANAKARARGAH ARŞİV

» HPG-BİM ARŞİV

» MEŞRU SAVUNMA

» GÜNCEL YAZILAR

» ŞEHİTLERİMİZ

» ÖNDERLİK

» YJA STAR SAYFASI

» FOTO GALERİ

» KİTAPLAR

» GERİLA.TV (Video)

» HPG HAKKINDA

» BAYRAKLAR

» İRTİBAT

» HABER ÜYELİK

 
 

 

 

 

 
 

HPG (Halk Savunma Güçleri) Resmi Sitesidir.
HPG-BİM tarafından yapılmıştır.

HPG Online © 2003 - 2008 Tüm hakları saklıdır.