|
Kasım Engin
OMURGASIZ BİR KİŞİLİK, MUKALLİT ERDOĞAN
Omurgasızlık bir hastalıktır. Ancak salt fiziki bir hastalık
değildir bu. Fiziki hastalıklara çağımızda çeşitli yol yöntemlerle
çözümler bulunabilmektedir. Lakin daha büyük bir tehlike ise
omurgasızlık hastalığının siyasal olanıdır. Kimisi buna
omuriliksizlik diyor. Siyaset dilinde ise bu hastalığa oportünizm
deniliyor.
Toplum, oportünizmi münafıklık olarak ele alıyor. Bu tanımlama
İslamiyet’in bir kavramlaştırmasıdır ve anlamlıdır. İslamiyet,
toplumu ilgilendiren birçok hususta değerli isimlendirmelerde
bulunmuştur. Bu kavramların başında münafıklık gelir. Zındıklık,
haram, takkiyecilik başka önemli kavramlardır.
Ahlak toplumu var eden önemli bir toplumsal normdur. Toplumu
savunmasız bırakmak istiyorsanız onun ahlak ölçülerini aşındırın ve
siz çok da uzun olmayan bir zaman diliminde o toplumun çöktüğünü
göreceksiniz. Ahlaki bağları çözülmüş bir toplum ise zıvanadan
çıkarak her türlü suç pratiğine gireceği gibi insan olmanın en
asgari gerekliliklerini de yerine getirmemiş olacaktır. Özcesi
ahlakı yitirilmiş bir toplum kaybetmiş bir toplumdur.
Erdoğan ahlak ölçülerini yitiren bir bireydir. Ahlaklı olmak dürüst
olmayı. Samimiyeti ve özlü olmayı gerektirir. Lakin Erdoğan hem
İslamiyet’in kavramlaştırmasıyla münafık yani sahtekâr, hem zındık
yani dürüst olmayan ve inanmayan, hem haram yiyici yani hırsız, hem
de takkiyeci yani özlü olmayıp bir yalancıdır.
Birkaç örnekle yukarıda dile getirdiklerimizi izah etmek zor
değildir.
Şemdinli’de Umut Kitapevi’nde patlayan bombalar ardından “ucu nereye
varacaksa varsın, nereye kadar soruşturma giderse gitsin” gibi büyük
laflar eder. Ancak kısa hem de çok kısa zaman dilimi ardından “iyi
çocukların” abisiyle anlaşarak ilk elden iyi çocukların ağabeylerini
koğuşturmak isteyen Savcı Ferhat Sarıkaya’yı görevden alan, hatta
memurluktan dahi men eden bu şahıs değil miydi? Bu da yetmeyecek
ilerleyen süre içerisinde; Hakkâri’de bulunan Bölge İstihbarat Şube
Başkanını da “bu işin içinde devlet var” diyen devlet memurunu
görevden azlettirecekti. Bu iki farklı zıt tavır ve tutumu ahlaki
ölçülerle vuracak olursak bu olsa olsa münafıklıkla yani
oportünizmdir.
Birkaç gün önce onurlu Diyarbakırlı insanımız topyekûn onu, yani bu
sahtekâr Başbakanı protesto ettikleri için “özgürlük ve demokrasiden
söz ediyorlar ancak topluma karşı zor uyguluyorlar” diyen sonra
“Kürt ve Türklerin kardeş olduğunu hiçbir fark gözetmeksizin bu
ortakça yaşamı kimsenin bozamayacağını” konuşturan bu şahıs “bu
ülkede tek vatan, tek bayrak, tek devlet, tek millet vardır”
demekten de çekinmiyor. Bu söylemlerle ne kadar milliyetçi,
kafatasçı, ırkçı olduğunu göstermiş ancak buna rağmen utanmadan bizi
etnik milliyetçi olarak lanse etmekten de kaçınmamıştır.
Bu şahıs Özgürlük der ancak her şeyi yapamayacağınızı söyler,
demokrasi der ancak o demokrasi sadece sahte, ılımlı İslamcılar için
geçerli olduğunu türban ve öğrenci affıyla gösterir. Özelde Kürtler
için bu demokratik hakları talep ise terörizm oluverir. Kardeşlik
der ancak çoluk çocuk demeden “güvenlik birimlerimiz devlete karşı
çıkanları gözünün yaşına bakmadan vuracaktır” der. “Barış ve
medeniyetler buluşmasından” söz açar ancak Kürdistan’a İslamiyet’in
en büyük bayramlarından birinde bomba yağdırır. Evet, bunların
hepsine ne diyeceğiz? Nasıl adlandıracağız? Nasıl tanımlayacağız?
Tek bir kelimeyle zındık desek fazla bir şey mi demiş oluyoruz?
Yoksa söylediğine inanmayan, ikiyüzlü, riyakâr, hacıyatmaz, sinsi,
mel’un, cılk, samimiyetsiz mi diyelim? Belki de tümünü bir arada
yazmak değil hayır tümünü birden bu Bay Mukallit’te söylemek mi
gerekiyor?
Ve daha büyük zındıklık ise Van’da “biz gittiğimiz yere barış
götürürüz, onlar silah kullanıyor” gibi oldukça sahtekârca cümleleri
televizyonların kameralarına yüzü kızarmadan söyleyerek bakabiliyor.
İnsanda ar perdesi denen bir şey vardır. Ancak bu zındık mel’ûn
kişilikte bu özellik yitirilmiş durumdadır. Ve soralım; tehdit eden
ve vahşet sahnelerini binlerce tecavüzcüsüyle kol kıranlarıyla kim?
Yüz binlerce askerini, polisini, korucunu alandan çek o zaman halkın
seçiminin ne olacağını göreceksin. O zaman kimin tehdit eden, kimin
baskıcı olduğunu hepimiz göreceğiz.
“Halkın ekmeğini kimseye yedirmeyeceğiz, haramzade olmayacağız” der
demesine ancak Deniz Feneri olayında, hortumculukta, GAP’ı
pazarlamakta, orduyla yaptıkları gizli silah ve imam pazarlıklarında
ve nice daha böyle hırsızlıklarda vurgunlar yapar ve haramzadeliğin
daniskasını yaparak tüm haramzadelere taş çıkartarak nasıl haram
yiyici olduğunu gösterir.
Adam Diyarbakır’da “Kürt sorunu benim sorunumdur” diyor, arada kısa
bir zaman sonra Kürt sorununa ilişkin sorulan soruya “düşünmezsen
yoktur” diyor ama hızını alamayarak bu kez biz Kürtlerle ilişkisini
Siirtli olan hanımıyla evlilik ilişkisine indirgeyerek Kürtlerin
tümünü karılaştırarak dünyanın en büyük hakaretini yağdırır. Ahlak
normlarına ya da kavramlarına vuracak olursak bu düpedüz ahlaksızlık
ve takkiyeciliktir. Taklitçiliktir. Özlü olmamadır. Yalancılıktır.
Ve ilginç olan bu omurgasızlık yani omuriliksizlik siyaseti salt bir
Erdoğan karakteri olmuyor. Hayır, tümden bir sahtekâr, aç, sonrada
görme, yeni yetme Rus mafya tarzı, boşluklardan yararlanarak, her
tarafını pazara sürmüş kendini satan ve süren bir kesim gözü dönmüş
insanın, ortak dış güçlerin Ali Cengiz oyunuyla oluşturulmuş sözde
ılımlı İslam diye geçinen ve ancak İslam’la alakası olmayan bir
güruhun karakter yapısı ve mayasıdır. Ve bu güruh kendisini AKP diye
partileştirmiştir. İsmi ak ancak kendisi kara, sözde Müslüman ancak
özde kâfir, diliyle imanlı özüyle dinsiz ve imansız bu ekibin ortak
bir yanı vardır; o da karaktersiz ve kişiliksiz olmalarıdır. Bir
psikanalistçi bilim kadınının deyimiyle “insansal kimyaları bozulmuş
bir topluluk!”
Bir iki gün önce insan haklarına dönük toplantıda işkence konusu
tartışılırken Bakan Cemil Çiçek konuşmasında “bu bir zihniyet
sorunudur, zihniyetin değişmesi gerekiyor” cümleleri daha ağzından
çıkmışken-aynı toplantıda hem de kendi korumaları tarafından-tüm
basının önünde birkaç gencin tekme tokat, yaka paça, çalyaka
götürülmesine öküzün trene baktığı gibi bakması bu söylediğimiz
özüyle sözü bir olmayan karaktere iyi bir örnektir.
Başka bir örnek ise; sözde Cumhurbaşkanı olan yani Cumhurun Başkanı
ve başı olan zatın yaptığı toplantıda hem de Cumhurun başının gözü
önünde üniversite öğrencilerinin işkence edilerek ağzı burunları
dağıtılarak götürülmesi bu omurgasız siyasetin ne kadar kökleştiğini
göstermeye yeter de artar.
Sonuç olarak; toplumun ahlaki normları zübük tipi Erdoğanlarca ve
onun şürekâsı eliyle değiştiriliyor. Kendi kimyaları bozulan bu
tiplemeler toplumun ahlaki kimyalarını bozmaya başlamışlardır.
Toplum giderek dejenere ediliyor. Toplumun özlü ve insani dini ahlak
renkleri ve karakteri aşındırılıyor, sulandırılıyor,
yozlaştırılıyor. Ve toplum bu tarz kimyasal bozukluklarla savunmasız
bırakılıyor.
Unutmayalım, fiziki, ahlaki, ruhi ve iradi olarak savunmasız
bırakılmış bir toplumu alavereciler, dalavereciler, Kayseri tüccar
tarzıyla yetiştirilmiş kapitalist yosmalar, istedikleri gibi şekil
verecekleri bir toplum yaratmış olacaklardır. |