|
K. Nurhak
Kürt Egemenlerine ve Aydın Taslaklarına Bir Kaç
Söz
Kaybettiğimiz büyük yazar ve edebiyatçımız Mehmet Uzun “Kader
Kuyusu” kitabında Bedirxan’ın torunlarından Mir Emin Bedirxan’ın
oğlu Celadet Bedirxan’ı ele alır. Bunu yaparken Bedirxanları da çok
güzel duygu yüklü nakşederek işler. İsyanın ardından İstanbul’da ki
ve diğer sahalardaki sürgünün acılarını işler. Ülkeden uzak ülke
aşkıyla yetişen Mir Bedirxan’ın aile fertleri belirgin olarak göze
çarparlar. Onların en belirgin özellikleri duygu yüklü Kürt ve
Kürdistan aşkıdır. Yetişen Bedirxan torunları Kürdistan için bir şey
yapma çabasındadırlar. Mithat Bey Kahire’de ilk Kürt gazetesini
çıkarır. Celadet Halep’te ilk Latin Kürt alfabesini hazırlar.
İstanbul da dernekler vb. çalışmalarda önderlik düzeyinde çabaları
eksik olmaz.
Ancak şu gerçek de belirgin görülür: Kürt aşkıyla yanan
Bedirxanların tek bir eyleme giriştikleri yoktur. Kamuran ve Saffet
Avrupa’da evlenerek yaşarlar. Saffet oralarda ülke “hasretiyle”
ancak Alman bir kadınla evlenerek genç yaşta vefat eder. Celadet
Şam’da yaşar. İçki alemleri eksik olmaz. Ne kadar zor şartlarda
yaşadığı, nasıl Kürt ozanlarımızda Ağıt dinlediğini hep okuyoruz.
Ancak örgütlenme yoktur, eyleme girişme yoktur. Ülkenin kurtarılması
için yaşamlarını ortaya koyarak feda etme yoktur. Aydın, yurtsever
ve duygusaldırlar. Ama politik eylemleri yoktur. Kendi yaşamını bir
ülke için feda edecek tutum ve davranışları yoktur. Sertlik
geliştiğinde sinme, geri çekilme ve meydanı bırakma vardır. Bu bir
trajedidir. Ya da trajikomik demek daha mı yerinde olacaktır. Kürt
halkına öncülük yapmaya çalışan ya da onun için yetiştirilen kesimin
içler acısı durumu… Kürtlerde hep önderlik sorunu derken kast edilen
bu olmalıdır herhalde.
Daha iyi ve çarpıcı bir örnek ise “Yitik Bir Aşkın Gölgesinde”
değerli yazarımız Mehmet Uzun’un işlediği aydın Memduh Selim
Bey’dir. İkinci Meşrutiyet döneminden sonra Kürt hareketi içerisinde
saygın olan bir isim. Celadet'tin de yakın dostu. 1927’de Hoybun
hareketine katılmış. Ülke hasreti gidermek için Suriye’de Antakya’ya
yakın bir yere yerleşmiştir. İyi bir aydın yurtseverdir.
1930'larda Hoybun, İhsan Nuri Paşa’ya destek sunacak; bir Hoybun
yöneticisini ya da aydınını gönderecektir. Halep’te toplantı
yapılır. Celadet’te hazırdır. İçkiler de, nostalji de eksik
değildir. Tartışmanın sonucunda bekâr olduğu için Memduh Selim Bey
gönderilir. Birkaç ay için Ağrı’ya gidip gelecektir. Ne bilinsin ki
Memduh Selim Bey güzelim bir Çerkez kıza âşıktır. Ve gizlice
sözlenmişler. Ne bilsinler Hoybuncular…
Selim Memduh Bey Ağrı’ya gider. Bir ay iki ay derken birkaç yıl
kalmak zorunda kalır. Ne de olsa Kürt namusu ve gururu vardır.
Birkaç yıl sonra geri döndüğünde -ki büyük Ağrı isyanı İran
devletinin yardımlarıyla bastırılmıştır- Çerkez güzeli de gitmiştir.
Sonuç yıkılan bir Memduh Selim Bey’dir.
Bir halkın kaderini değiştirmeye çalışan temiz, yurtsever aydınların
acınası gerçekliği… Aydın ya da öncü böyle olursa acaba verilecek
mücadelenin sonucu ne olur diye değil ki insan düşünmüyor. İnsan
bunları derin derin düşündüğünde de bir taraftan ne temiz yurtsever
duygular, diğer taraftan ne kadar çapsız kişilikler demeden de
geçemiyor. Bu gerçekliği bir halkın kaderine yaklaşım olarak ele
alacak olursak, acaba sarf edilecek cümleler ne olur? Objektif
olarak ihanet mi ya da katline teslim olmuş işbirlikçilik mi? Bu
tanımlamalar ağır da gelebilir. Ancak bir halkın kaderine böylesine
yaklaşımlar -gösterilen tüm iyi niyete rağmen- ne demeli?
Bu gerçeklik bir dokudur. İşgalcilerce eğitilerek çapta
düşürülmüşlüktür. Başka halklardan ülke işgal edilmişse, halka her
gün tecavüz ediliyorsa, en azından onuru kurtarmak için ortaya
kendini atma ve feda etme vardır. Daha derinlikli yaklaşım
gösterenler kendilerini örgütleyerek, her şeyini ortaya koyarak
-kelle dahil- kendini bu ızdırap çeken halk için ortaya atma vardır.
Bu insan olmanın da bir gereğidir. Ülke işgal edilmiş, halkın onuru
ve namusu her gün çiğneniyorsa, buna karşı direnişe geçmeme
mücadeleye atılmama tek kelimeyle onursuzluktur. İnsanlıktan
çıkmadır.
Maalesef Kürt egemen ve aydın dokusunda var olan mücadele yerine
sineye çekmedir. İçki masalarında naralar atmadır ve de Kürt
dengbejlerini derin derin dinlemedir. Maalesef dedik ama bu bir
gerçektir.
Bugünde de on yıllardır Avrupa’nın varoşlarında yaşayan ya da içki
masalarında eksik olmayan ne kadar aydın vardır. Bunların kimisi;
ülkesi için gözünü kırpmadan, kelle koltukta kendileri için bir şey
istemeden ölüme seve seve giderlerken çoğu zaman düştüklerinde beş
metre beze sarılmadan giden bu Meçhul Askerlere dil uzatmalarına ne
demeli? Çoğu kez naaşları işgalcilerce param parça edilen,
kayalıklardan atılan bu vatan gençlerine saldırmalarına ne demeli?
Ülkesi için hiçbir şey istemeden, canını malını ortaya koyan ülke
fedailerine böyle aydın taslaklarının saldırmalarına gerçekten ne
demeli? Avrupa da ya da yurtdışında içki ve kadehleri tokuşturarak
yaşarken, tek bir evladını ülke için göndermeyen bu “yurtseverlere”
ne demeli?
Ya sözde Mir sülalelerinde gelen katmerli işbirlikçi Mir Dengir
Fıratlara, Zapsulara, Çeliklere, Melik Fıratlara, Elçilere ne
demeli? Ya da son günlerde tekrardan hortlayan Mehmet Metiner’e?
Söylenecek olan şu olabilir: “Tanrım affet onları; çünkü onlar ne
yaptıklarını bilmiyorlar” ( İncil'den İsa’nın Golgatha da
çarmıhtayken Yahudilerin onu taşlamasına verdiği tarihi cevap) Çünkü
ihanet ve işbirlikçilik bir kere onların genlerine işlemiş ve her
halükârda karakter haline gelmiştir de ondan. |