Kürtçe | Türkçe | Farsça | İngilizce | Arapça | Almanca

 

 
   
 
Kürt Egemenlerine ve Aydın Taslaklarına Bir Kaç Söz
5 Kasım 2008

K. Nurhak

 

Kürt Egemenlerine ve Aydın Taslaklarına Bir Kaç Söz

 

Kaybettiğimiz büyük yazar ve edebiyatçımız Mehmet Uzun “Kader Kuyusu” kitabında Bedirxan’ın torunlarından Mir Emin Bedirxan’ın oğlu Celadet Bedirxan’ı ele alır. Bunu yaparken Bedirxanları da çok güzel duygu yüklü nakşederek işler. İsyanın ardından İstanbul’da ki ve diğer sahalardaki sürgünün acılarını işler. Ülkeden uzak ülke aşkıyla yetişen Mir Bedirxan’ın aile fertleri belirgin olarak göze çarparlar. Onların en belirgin özellikleri duygu yüklü Kürt ve Kürdistan aşkıdır. Yetişen Bedirxan torunları Kürdistan için bir şey yapma çabasındadırlar. Mithat Bey Kahire’de ilk Kürt gazetesini çıkarır. Celadet Halep’te ilk Latin Kürt alfabesini hazırlar. İstanbul da dernekler vb. çalışmalarda önderlik düzeyinde çabaları eksik olmaz.

 

Ancak şu gerçek de belirgin görülür: Kürt aşkıyla yanan Bedirxanların tek bir eyleme giriştikleri yoktur. Kamuran ve Saffet Avrupa’da evlenerek yaşarlar. Saffet oralarda ülke “hasretiyle” ancak Alman bir kadınla evlenerek genç yaşta vefat eder. Celadet Şam’da yaşar. İçki alemleri eksik olmaz. Ne kadar zor şartlarda yaşadığı, nasıl Kürt ozanlarımızda Ağıt dinlediğini hep okuyoruz.

 

Ancak örgütlenme yoktur, eyleme girişme yoktur. Ülkenin kurtarılması için yaşamlarını ortaya koyarak feda etme yoktur. Aydın, yurtsever ve duygusaldırlar. Ama politik eylemleri yoktur. Kendi yaşamını bir ülke için feda edecek tutum ve davranışları yoktur. Sertlik geliştiğinde sinme, geri çekilme ve meydanı bırakma vardır. Bu bir trajedidir. Ya da trajikomik demek daha mı yerinde olacaktır. Kürt halkına öncülük yapmaya çalışan ya da onun için yetiştirilen kesimin içler acısı durumu… Kürtlerde hep önderlik sorunu derken kast edilen bu olmalıdır herhalde.

 

Daha iyi ve çarpıcı bir örnek ise “Yitik Bir Aşkın Gölgesinde” değerli yazarımız Mehmet Uzun’un işlediği aydın Memduh Selim Bey’dir. İkinci Meşrutiyet döneminden sonra Kürt hareketi içerisinde saygın olan bir isim. Celadet'tin de yakın dostu. 1927’de Hoybun hareketine katılmış. Ülke hasreti gidermek için Suriye’de Antakya’ya yakın bir yere yerleşmiştir. İyi bir aydın yurtseverdir.

 

1930'larda Hoybun, İhsan Nuri Paşa’ya destek sunacak; bir Hoybun yöneticisini ya da aydınını gönderecektir. Halep’te toplantı yapılır. Celadet’te hazırdır. İçkiler de, nostalji de eksik değildir. Tartışmanın sonucunda bekâr olduğu için Memduh Selim Bey gönderilir. Birkaç ay için Ağrı’ya gidip gelecektir. Ne bilinsin ki Memduh Selim Bey güzelim bir Çerkez kıza âşıktır. Ve gizlice sözlenmişler. Ne bilsinler Hoybuncular…

 

Selim Memduh Bey Ağrı’ya gider. Bir ay iki ay derken birkaç yıl kalmak zorunda kalır. Ne de olsa Kürt namusu ve gururu vardır. Birkaç yıl sonra geri döndüğünde -ki büyük Ağrı isyanı İran devletinin yardımlarıyla bastırılmıştır- Çerkez güzeli de gitmiştir. Sonuç yıkılan bir Memduh Selim Bey’dir.

 

Bir halkın kaderini değiştirmeye çalışan temiz, yurtsever aydınların acınası gerçekliği… Aydın ya da öncü böyle olursa acaba verilecek mücadelenin sonucu ne olur diye değil ki insan düşünmüyor. İnsan bunları derin derin düşündüğünde de bir taraftan ne temiz yurtsever duygular, diğer taraftan ne kadar çapsız kişilikler demeden de geçemiyor. Bu gerçekliği bir halkın kaderine yaklaşım olarak ele alacak olursak, acaba sarf edilecek cümleler ne olur? Objektif olarak ihanet mi ya da katline teslim olmuş işbirlikçilik mi? Bu tanımlamalar ağır da gelebilir. Ancak bir halkın kaderine böylesine yaklaşımlar -gösterilen tüm iyi niyete rağmen- ne demeli?

 

Bu gerçeklik bir dokudur. İşgalcilerce eğitilerek çapta düşürülmüşlüktür. Başka halklardan ülke işgal edilmişse, halka her gün tecavüz ediliyorsa, en azından onuru kurtarmak için ortaya kendini atma ve feda etme vardır. Daha derinlikli yaklaşım gösterenler kendilerini örgütleyerek, her şeyini ortaya koyarak -kelle dahil- kendini bu ızdırap çeken halk için ortaya atma vardır. Bu insan olmanın da bir gereğidir. Ülke işgal edilmiş, halkın onuru ve namusu her gün çiğneniyorsa, buna karşı direnişe geçmeme mücadeleye atılmama tek kelimeyle onursuzluktur. İnsanlıktan çıkmadır.

 

Maalesef Kürt egemen ve aydın dokusunda var olan mücadele yerine sineye çekmedir. İçki masalarında naralar atmadır ve de Kürt dengbejlerini derin derin dinlemedir. Maalesef dedik ama bu bir gerçektir.

 

Bugünde de on yıllardır Avrupa’nın varoşlarında yaşayan ya da içki masalarında eksik olmayan ne kadar aydın vardır. Bunların kimisi; ülkesi için gözünü kırpmadan, kelle koltukta kendileri için bir şey istemeden ölüme seve seve giderlerken çoğu zaman düştüklerinde beş metre beze sarılmadan giden bu Meçhul Askerlere dil uzatmalarına ne demeli? Çoğu kez naaşları işgalcilerce param parça edilen, kayalıklardan atılan bu vatan gençlerine saldırmalarına ne demeli? Ülkesi için hiçbir şey istemeden, canını malını ortaya koyan ülke fedailerine böyle aydın taslaklarının saldırmalarına gerçekten ne demeli? Avrupa da ya da yurtdışında içki ve kadehleri tokuşturarak yaşarken, tek bir evladını ülke için göndermeyen bu “yurtseverlere” ne demeli?

 

Ya sözde Mir sülalelerinde gelen katmerli işbirlikçi Mir Dengir Fıratlara, Zapsulara, Çeliklere, Melik Fıratlara, Elçilere ne demeli? Ya da son günlerde tekrardan hortlayan Mehmet Metiner’e?

 

Söylenecek olan şu olabilir: “Tanrım affet onları; çünkü onlar ne yaptıklarını bilmiyorlar” ( İncil'den İsa’nın Golgatha da çarmıhtayken Yahudilerin onu taşlamasına verdiği tarihi cevap) Çünkü ihanet ve işbirlikçilik bir kere onların genlerine işlemiş ve her halükârda karakter haline gelmiştir de ondan.

 

     

» ANAKARARGAH ARŞİV

» HPG-BİM ARŞİV

» MEŞRU SAVUNMA

» GÜNCEL YAZILAR

» ŞEHİTLERİMİZ

» ÖNDERLİK

» YJA STAR SAYFASI

» FOTO GALERİ

» KİTAPLAR

» GERİLA.TV (Video)

» HPG HAKKINDA

» BAYRAKLAR

» İRTİBAT

» HABER ÜYELİK

 
 

 

 

 

 
 

HPG (Halk Savunma Güçleri) Resmi Sitesidir.
HPG-BİM tarafından yapılmıştır.

HPG Online © 2003 - 2008 Tüm hakları saklıdır.