|
Egîd Nûcan
Türk Generallerinin Yalanları Bezelê'de Söndü
Kürdistan dağlarında sonbahar mevsimi kışın örtüsünü takmaya
hazırlandığı bir dönemde, gerilla hem kış hazırlıklarına başladı,
hem de inkarcı ve sömürgeci Türk sisteminin hem önderliğimize hem de
halkımıza karşı geliştirdiği saldırılara cevap olarak eylem üstüne
eylem geliştiriyor. Şimdiden bu kışın çok çetin ve şiddetli bir
mücadeleye sahne olacağını belirtmek için kahin olmaya gerek yok.
En son Rêber Apo avukatları ile geçen hafta görüşme gerçekleştirdi
ve Bêzelê Taburu baskınından sonra bu haftaki görüşme sudan
gerekçelerle ertelendi. Önderliğimiz son görüşmesinde milliyetçilik,
Anadolu halkları üzerindeki tehlikeler, Türk ordusunun yürütmüş
olduğu özel savaş üzerine ve özellikle İlker Başbuğ’un iş başı
yapmasından sonra İmralı’ya gelen askeri bir heyetten sonra,
İmralı’daki görevli ve yöneticilerinin provokatif yaklaşımları
üzerine durdu.
Çok uzun bir zaman değil, yakın zamanlarda Türkiye sistemi
yöneticileri tarafından, “Birkaç kişi yan yana gelemiyorlar,
katılımların önünü alırsak tamamdır, PKK kırılma noktasında, her yer
BBG evi vb” psikolojik savaş haberleri ve açıklamaları ile faşist ve
çeteci sistem kendi düştükleri “Kırılma noktasını” iyice
yansıttılar. Türkiye Genelkurmayı İlker Başbuğ, yalancı pehlivanlar
gibi, diğer eski ve yenilmiş generaller gibi Kürdistan’a bir sefer
düzenledi ve bir askeri şef gibi, bütün devlet kurumları üzerinde
iktidarını ilan etti. Örtülü bir şekilde, darbe de yaptı
denilebilir. Ama ne hikmettir ki, birkaç gündür, özellikle Bêzêle ve
Amed eylemlerinden sonra sesi soluğu kesildi.
Acaba gerçek neydi? Kendi yazar ve basınlarındaki Mehmetçik
kalemşorlar dahi onları sorgular duruma geldiler ve bu iddialarının
yıllar önce defalarca dile getirildiğini belirttiler.
Bir kere yeniden tezkerenin kabul edilmesi, daha önceki tezkerenin
yenilgisidir. Bu şu anlama geliyor, bir yıl boyunca Kürdistan
dağları ve o alanlarda yaşayan köyler bombalandı, Zap’a yönelik kara
operasyonu düzenlendi ve “Siwar hatin peya çûn” misali arkalarına
bakmadan kırıma uğramış bir çok Mehmetçik ve bir helikopter
bırakarak zar zor askerleri yağdan kıl çeker gibi Zap’tan
çıkarmaları, yenilgi olmasın da ne olsun. Eğer ordu başarılı
olsaydı, zaten bu yeni tezkereye gerek kalmazdı. Kendi bilançolarına
göre, gerillanın 50-60 civarında kalmış olmaları gerekiyordu. Çünkü
her seferinde 300-400 gerillayı etkisiz kıldıklarını
belirtiyorlardı. Ama gerçek yaşam hiç de Türk generallerinin
yalanları gibi değil. Çünkü kendileri 400 civarında gerillanın
Bêzelê Taburunu bastıklarını belirtiyorlar. Peki bu BBG hikayesi de
neyin nesi oldu. Kendi yalanlarına kendilerinin de inanmadıklarını,
kendi basınlarında tanınan yazarlarının değerlendirmesinden
görebiliriz.
Yine katılımların önünü alacaklarını ya da aldıklarını on yıllardır
belirtiyorlar. Ama her ay Kürdistan dağlarında bir iki yeni savaşçı
devresi, mezunlarını veriyor. ‘90’lı yıllardan bu yana her zaman “30
bin şehidimiz” edebiyatını yapıyorlardı ama bilanço verdiklerinde de
5-6 bin civarında veriyorlar. O zaman bu diğer şehit diye tabir
ettikleri kim? Yine birkaç kişi bir araya gelemiyorlar denildi ama
bu süreçte PKK kongresi başta olmak üzere birçok kongre ve konferans
yüzlerce gerillanın katılımıyla oldu. Bir de ek olarak, BBG
dedikleri yerde futbol turnuvaları da düzenlendi.
Bu kırılma meselesi için de, Bêzelê herhalde iyi bir örnek olur.
Zaten başta da belirttik, biraz da kendi psikolojilerini
yansıtıyorlar. Bêzelê de öldürülen 62 askerden 17 tanesini kabul
ettiler, diğer ölen askerler de “Niyazi” olma misali, tek tek ve
gizli bir şekilde ailelerine gönderildi. Tabi bir de Karadeniz ve
Amanoslarda ki gerilla eylemlerini saymıyoruz. Şimdi de çözüm olarak
yıllar sonra karakol yerleri bahane gösteriliyor. Artık bakalım! Bir
yer değişsin. Bu gerekçenin de ömrü uzun sürmez.
Şimdi bir gerçek var ki, yıl boyunca hem kuzey hem de güney
Kürdistan’da savaşın inisiyatifi gerillanın denetimde oldu ve bu
halen de böyle. Bunu düşmanın kendisi de kabul etmek zorunda kaldı.
Yıl boyunca tüm eylemler başarılı ve fedai tarzı eylemlerdi. Tabi bu
düşmanın zayıfladığı anlamına da gelmiyor. Farklı olan gerillanın
güçlenmesi ve ideolojik-örgütsel açıdan güçlenmesi ve netleşmesidir.
PKK 10. Kongresinde Rêber Apo çizgisindeki netleşme ve kararlılığın,
etkisinin siyasi ve askeri alana yansımasıdır.
Önümüzdeki süreç ya da aylar, çok büyük çatışma ve eylemlere
şahitlik yapacak. Özellikle kış mevsiminde savaş her alanda
kızışacak. Kılıçlar kınından çıkmış, kalıcı bir çözüm olmayana ve
önderliğimiz özgür kılınmayana kadar, bu kılıçlar kınına girmeyecek.
Bu beraberinde halkın üzerine Türk sistemin tüm kurumlarıyla vahşice
saldırması anlamına da geliyor. Bu nedenle başta bizler, Kürt
geçlerinin ve halkımızın bu vahşi saldırılara karşı en üst düzeyde
hazırlıklı olması gerekiyor.
Başarının kalıcı ve garanti kılmak, önderliğimiz ve halkımız üzerine
vahşi saldırıları kırmak için;
İlk olarak, gerilla askeri alanda düşmana hem dağda hem de şehirde
darbe üstüne darbe vurarak;
İlker Başbuğ’un küfnemiş “Katılımların önünü alma” stratejisine
karşı, gençler ve kadınlar dağlara çıkarak;
Ve legal-siyasi alanda, halkımızın kendisini örgütleyerek,
kurumlarımızın AKP’yi deşifre etmesi gerekir. Özellikle din
münafıklığını yapan bu “MALUM” oluşum, seçimlerde tüm gerici oluşum
ve kişilerle ittifak kuracağını unutmamamız gerekiyor. Özellikle AKP
ve MHP’nin Kürdistan’daki ihanetçi, alçakça ve şoven çalışmalarını
yürüten, satılık ve onursuz çalışanlarına karşı gençliğin sessiz
kalmamaları gerekir. Bu tür zebaniler, kendi bürolarında, ya da bir
mahallede münafıki çalışmalar yürüttüklerinde, gençlerin bunları
çırılçıplak edip, onlara teneke bağlaması gerekir. Ya da bir direğe
bağlayarak birkaç yeni Türk lirası ağızlarına bıraksalar da olur.
Artık gerektiğinde bu dilden anlamayan bu kişilerin ağızları
burunları dağıtılması da farz bir durumdur.
Bu tür çevrelerin böyle Kürdistan’da rahat bir şekilde bu halkın
iradesi ve kaderiyle oynamasına Êdî Bes e denilmelidir. |