|
Kasım Engin
CHE Haykıran Adalet Çığlığıdır
Che Guevera’nın
hunharca katledilişinin 42. yılına bugünlerde giriyoruz.
Her 9 Ekim günü
Che’yi hafızalarımızda tazelerken, onun gibi yaşama arayışlarımızı
da zirveleştiriyoruz. Onun adalet arayışının en güçlü temsilcisi
olan Başkan Apo’ya karşı da uluslar arası komplonun aynı günde
başlatıldığı bir gün olarak ta tüm emperyalist para babalarını
lanetliyoruz.
Her Che
denildiğinde "Tüm eylemimiz emperyalizme karşı bir savaş
narasıdır ve insanlığın en büyük düşmanı Kuzey Amerika Birleşik
Devletleri'ne karşı, halkların birliğine bağlıdır. Sloganlarımız,
kulaktan kulağa yayılacaksa, silahlarımızı kavramak için başka eller
uzanacaksa, başka insanlar mitralyöz sesleri ve yeni savaş naraları
arasında cenazelerimize ağıt yakacaksa, ölüm hoş geldi, sefa geldi ”
sözlerini belliğimize yeniden çağırırız.
Başkan Apo Che’yi
anarken; “Dünyanın öbür ucunda böyle birisi bizim için günceldir ve
en yakın arkadaşımızdır. Biz de onun tipik bir gerilla arkadaşı
gibiyiz burada. Aynı ruh, aynı özgürlük anlayışı, aynı savaşım, aynı
yen insan peşinde koşmadır” der.
Biz Che’lerin
türküleri ile büyüdük ve hep Che gibi yaşamayı kendimizi karakter
olarak ekivermek için didindik.
“Binbaşı Ernesto
ölmedi daha, dünya halklarına bin selam olsun, ezilen halklara bin
selam olsun. Vietnam, Küba ve Kürdistan’da, dünya halklarına bin
selam olsun “ sözleri henüz küçük yaşlardayken Che’nin kim olduğunu
öğrenmemiz için dürtükleyici oldu.
Kendi içimizdeki
sesi dinledikçe, etrafımızda olup biten küçük düşürücü, onur kırıcı
ve baskıcı sistemin adaletsizliğin yaptırımlarını ve uygulamalarını
gördükçe bu içimizdeki sesi yani Che’nin sesini daha fazla dinler
oluyorduk.
Che’yi okurken hep
bir sesin “haydi bu çığlığa bir çığlıkta sen kat, bu adaletsizliğe,
tahakkümü, zulmü ve en önemlisi de bu vahşi emperyalizme karşı bir
başkaldırış da senden olsun” duygusunu yaşadık.
Yaşamımız
ilerledikçe etrafımızdakileri biraz daha iyi değerlendirebilme gücü
kazandıkça biraz daha fazla Che’yi anlamaya ve sevmeye başladık.
Ben halen
hatırlıyorum henüz yaşımız 13-14 iken evimizde asılı duran Che
Guevera’nın dev portresi önünde durmak, onun o simsiyah gözlerinin
içine bakarak kendi Kürtlüğümüzün ezikliğini görmek yeniden yeniden
bir isyanın ateşini çakıyordu. tşörtlerımizde taşıdığımız heybetli
silueti ile elimizde dalgalandırdığımız kızıl bayrağa basılmış resmi
bu isyanı bir daha bileyiveriyordu.
Ancak asıl Che’yi o
zaman tanımadık. O zaman da çok sevdik. O zaman da çok hayrandık. O
zaman da onun bir yol göstericisi olduğunu şöyle ya da böyle
hissettik.
Lakin Che
Guevera’yı gerilla saflarında gerilla olmaya çalışırken
öğrenecektik. İmkânsızlıklar içerisinde yaşarken adeta tüm dünyanın
üzerimize gelmesini gördükçe, yaşadıkça Che gibi direnmenin dışında
başka bir yol olmadığını öğrendik ve yapılanın salt bir askerlik
olmadığını Che’yi bu kez tekrar tekrar dağlarda okurken
öğrenecektik. Che’yi Başkan Apo’nun söyledikleriyle
birleştirdiğimizde ve bu kıyasın yanına Kemal Pir yoldaşı
eklediğimizde Che’nin dediğim gibi gerillayı bir askerlik olarak ele
almadığını, tam tersine gerillayı bir özgürlük türküsü, yeni yaşamı
yaratmada bir yaşam modeli olarak ele aldığını görecektik.
Öğrenecektik.
Gerilla salt bir
askeri güç değildir. Gerilla bir yaşam arayışıdır. Özgürce hiçbir
gücün boyunduruğuna girmeden, herhangi bir tahakkümü kabul etmeden
ve belki hepsinden de daha önemlisi emperyalizmin kirli yaratımı
olan bağımlı, güdük, iradesiz, kimliksiz, kişiliksiz çirkef yaşamına
karşı kendin olma, ayakları üzerinde bağımsız ve hür irade ile özgür
kimlikle ayakta durmak olduğunu yaşayarak tecrübe edinecektik,
edindik.
Devam edelim:
Gerilla’nın emperyalizme karşı bu çağda yegâne mücadele silahı ve
yaşam çizgisi olduğu her geçen gün daha fazla anlaşılıyor. Siz
emperyalist merkezlerde ne kadar özgür çalışmaya çalışsanız da
emperyalist modernite sizi etkilemek için her şeyi yapacaktır ve biz
biliyoruz ki kapitalist modernite çift cinsiyetli bir “fahişe”
gibidir. Erkeği de kadını da baştan çıkarabilme gücüne çok fazladan
sahiptir.
İşte kapitalist
değerlerden uzak hatta kapitalist paradigmaya alternatif olan
komünal demokratik yaşam modelleri olsa olsa kapitalizmin
boyunduruğunun birebir yaşanmadığı mekânlarda yaşam zemini
bulabilir. Başka bir kavramlaştırmayla dile getirecek olursak
demokratik sosyalist komünalcı yaşam seçeneğini de olsa olsa
gerillalar bunu da Kürdistan dağlarında uygularlar.
İşte eğer Che
anılacaksa ve ona bağlı kalınacaksa o zaman gerilla olacağız.
Demokratik komünal yaşamın bazıların dediği gibi değil ki
geleceklerde oluşturulması, hayır şimdiden Kürdistan dağlarında
küçük komünal birimler temelinde de değil binlerce gerillayla
birlikte hayat şansı bulduğunu ve uygulamada olduğunu söylemeliyiz.
İşte Che yaşamış
olsaydı öncelikle emperyalist kapitalist post modern yaşama
alternatif yaşam olarak şekillenen Kürdistan gerillasına katılacak
olacaktı.
Unutmayalım; o Küba
devriminden sonra olanla yetinmemiş önce Cezayir’e peşi sıra da
Kongo’ya gitmiştir. Uluslararası reel sosyalist bloklaşmayla
emperyalist kamptan dolayı kendi ülkesine geri dönmek zorunda
kalıyor. Ancak bununla yine yetinmeyecek ve gerillacılığın
emperyalizme karşı biricik silah olduğunun bilinciyle Bolivya’ya
giderek Güney Amerika devrimi için mücadele edecektir ve o tüm
dünyaya gerilla yaşam biçimini empoze etmeye çalışırken 8 Ekim günü
ağır yaralı düşmanın eline geçecek ve 9 Ekim 1967’de hunharca
katledilecektir. Ve emperyalistler böylesine bir özgürlük ruhundan o
kadar korkacak olmalıdırlar ki onun naaşını kimsenin bulamayacağı
yerlere gömeceklerdir. Ama nafile halk onun nerede gömülü olduğunu
bilmese de onun şehit düştüğü yeri bir azizin ziyaretgâhı gibi bugün
dahi kutsayacaktır.
Evet, Che’yi
anacaksak biz böyle anacağız. Onu gerillanın özgürlükçü yaşam
arayışıyla anacağız. Onu kapitalist moderniteye karşı komünal
yaşamın alternatifi, yeni özgürlükçüsü olarak anacağız. Ve onu
Kürdistan dağlarında yaratılan yeni insan tipine doğru evirilen
demokratik sosyalist komüncü gerillayla anacağız.
Evet, Che’nin
deyimiyle bu yeni demokratik sosyalist komüncü gerilla tipini
yaratma çabaları için mücadele ederken ve “Sloganlarımız,
kulaktan kulağa yayılacaksa, silahlarımızı kavramak için başka eller
uzanacaksa, başka insanlar mitralyöz sesleri ve yeni savaş naraları
arasında cenazelerimize ağıt yakacaksa, ölüm hoş geldi, sefa geldi”
diyoruz. |