Kürtçe | Türkçe | Farsça | İngilizce | Arapça | Almanca

 

 
   
 
Ekim Ayı Bir Direniş ve Hesaplaşma Ayıdır
30 Eylül 2008

Rengin Botan

 

Ekim Ayı Bir Direniş ve Hesaplaşma Ayıdır

 

Yapraklar sararıyor yine ve tek tek, tomar tomar dökülüyor. Yağmurlar yavaş yavaş yağıyor. Her ayın, her mevsimin çağrıştırdıkları vardır. Mart yeniden uyanış, yeniden doğuştur. Mayıs kavganın, şehitlerin ayıdır. Haziran denilince sıcaklık gelir akla, kavgada sıcaklık. Ağustos denilince Agit arkadaş, Şubat denilince lanetli çirkin komplo gerçekliği, Ekim denilince kadın şehitlerimiz ve komplonun başladığı günler gelir aklımıza. Yeni bir Ekim ayına daha girdik. Bu Ekim ayının yoğun gündemlerle ve sıcak geçeceği şimdiden belli. Kürdistan tarihinde her zaman karşılaştığımız bir biçimde bu ayda da direniş ve ihanet gerçekliği iç içe geçiyor. Bir yandan Beritanların, Azimelerin, Gurbetellilerin, Meryemlerin, Ronahilerin özgürlük için ölümüne direnişi yaşanırken diğer yandan lanetli komplo gerçekliği bu ay içerisinde açığa çıkmıştır. Bu nedenle başlangıç itibariyle başta yiğit komutanımız Gülnaz Karataş arkadaşı ve tüm Ekim şehitlerimizi saygıyla anıyor ve 9 Ekim’de başlayan 15 Şubat’ta Önderliğimizin fiziki esaretiyle sonuçlanan uluslararası ve organizeli bir biçimde gerçekleştirilen lanetli komployu nefretle kınıyorum.
Yeni bir Ekim ayına daha girerken komplonun hala karanlıkta kalan yönlerini aydınlatmaya çalışmak bizler açısından stratejik bir değer arz etmektedir. Uluslararası ve organizeli bir biçimde gerçekleştirilen komplo hala devam etmektedir. Önderliğimizin zehirlenmesi konseptinin geliştirilmesi ve gün geçtikçe tecrit koşullarının ağırlaştırılması, saçlarının kazıtılması, gerilla güçlerimize yönelik geliştirilen ideolojik, kültürel, askeri saldırılar, halkımıza yönelik olarak geliştirilen gözaltılar, tutuklamalar, katliamlar, bu inkar ve imha konseptinin devamı biçiminde ortaya çıkmaktadır. Devlet yöneticilerinin ve yönetilmeye alışmış toplumların sıkça söylediği gibi kutsal devletlerin, yürüttükleri savaşlar, ekonomik uygulamalar hiçbir biçimde çözüme dönük değildir. Aksine egemenler için çözümsüzlük, her zaman için temel varoluş gerekçesidir. Çözümsüzlüğün, muğlâklığın, karmaşanın olduğu yerde egemen güçler iktidarlarını devam ettirme olanağı bulabilirler. Bu nedenden dolayı çok yaşamsal bir düzeye gelmemişse ve sistemin varlığını tehdit etmiyorsa eğer, çözüm geliştirmek egemenliğin varlığına ters düşen bir durumu arz eder. Ataerkil devletçi sistemin bu ilkesi Kürt sorununun varlığında kendini çok çarpıcı bir biçimde göstermektedir. Bu sadece güncel durumlar açısından bir yaklaşım değildir, tarih bu tür egemen yaklaşımların çözümsüzlükleriyle örülüdür.

 

9 Ekim Komplosu’nun ardında, kurumsallaşmış ve yine egemen politikaların yaşam tarzı haline gelmiş çözümsüzlükte, klasiklikte ısrar eden bir zihniyet vardır. Kapitalist modernite gücünü ne silahlarından, ne parasından alır. Kapitalist modernitenin en büyük gücü bu zihniyeti yaratması ve bunu süreklileşen bir yaşam biçimine dönüştürmesidir. İşte bu nedenle bu zihniyeti ve bu zihniyetin uygulamalarını ne sadece özgürlük hareketimizin ortaya çıktığı zaman dilimi ile ne sadece Kürtlerin inkar edildiği süreçle ve ne de komplonun ortaya çıktığı tarih dilimi ile sınırlı ele alabiliriz. Tarihsel ve toplumsal gelişmeleri irdelediğimizde her bir zaman diliminin halklar ve kadınlar aleyhine ortaya çıkardığı çözümsüzlüğün komplonun zincirlerini oluşturduğunu görürüz. Bu anlamıyla 9 Ekim Komplosu evrensel ve bölgesel çapta bir tarih boyu dizilen ve silsile haline gelen çözümsüzlük sarmalının son halkalarındandır. Nitekim Önderliğimizin kendisine yönelik geliştirilen suçlamalar ve gerçekleşen uluslararası organizeli komplo karşısında geliştirdiği savunmalar, öncelikli olarak bu gerçekliği kavratmaya çalışmaktadır. Bunun için ciltler dolusu tarih, halklar, iktidar, devlet, savaş, toplum ve kadın çözümlemesini geliştirmiştir. Geliştirilen bu savunmalar insanlık üzerinde geliştirilen komplonun çirkin ama çok yüzlü gerçeğini ortaya koymak ve aşma yolunu göstermek içindir. Klasik zihniyetlere göre hesaplarını geliştiren egemen güçler, Önderliğimizin klasik zihniyetleri çok çok aşan ideolojik, politik, felsefi yanını hesap etmemişlerdi ve kapitalist modernite dışına çıkan bu yeni özgürlük felsefesi dört bir yanımızı saran ve gün be gün kanla beslenen komplocu politikaları boşa çıkardı. Tabii bu sözde dile getirdiğimiz ya da yazdığımız kadar kolay bir mücadele olmadı. Muazzam bir direniş, kıran kırana ideolojik, siyasi, askeri, diplomatik, örgütsel bir mücadele verildi. Tüm saldırılara rağmen İmralı’dan ısrarla ve inatla çözüme yönelik özgürlük çığlığı yükseldi.

 

Ataerkil devletçi sistemle mücadele yürütürken en temel güç kaynağımız Önderliğimizin direnişi ve perspektifleridir. Önderliğimizin ve hareketimizin soylu direnişi karşısında devletin içinde yaşanan kaos derinleşmekte bir çıkmaz halini almaktadır. Son dönemde Ergenekon çeteleşmesi tüm gündemi kaplamış durumda. Ergenekon’un geçmişi 1946 yılında Türkiye Cumhuriyetinin ABD’yle geliştirdiği ilişkilere kadar dayanmaktadır. Ergenekon’la Türk sol hareketleri bitirilmeye, sistem içileştirilmeye çalışıldı. Daha sonrasında ise Kürt hareketlerine yönelim gerçekleşti. Bu çete üyeleri ajanlar yoluyla hareketimizin içine sızmaya çalıştılar. Bunu Kesire Yıldırım ve Pilot başta olmak üzere çeşitli tiplerle yapmaya çalıştılar. PKK’yi ele geçirmek, özünden uzaklaştırmak ve sistem içileştirmek için ellerinden geleni artlarına koymadılar. Hareket içerisinde komplolardan tutalım, dürüst, bağlı kadroların katliamına kadar birçok yöntemi geliştirdiler. Yine örgüt içerisinde kadın- erkek ilişkilerini geliştirmeye çalışarak hareketi marjinalleştirmeyi amaçladılar. Ancak Önderliğimizin özgürlük ideolojisi ve yaşamda yarattığı düzey karşısında yenildiler, boşa çıktılar.

 

Hareketimizi öncelikle MİT yoluyla denetim altına almaya çalıştılar. Bu yöntemlerinde başarısız olunca JİTEM örgütlenmesini geliştirdiler. İstedikleri sonuca ulaşamayınca Ergenekon çeteleşmesini kendi elleriyle yarattılar. Aslında Önderliğin İmralı’da fiziki esaret altına alınmasının ardından Ergenekon çeteleşmesinin de sonu geldi. Şimdilerde ise sözde kendi içlerinde bir temizlenme hamlesi başlatmışlar. Ancak bu kadro yenilenmesinden başka bir anlam ifade etmiyor. Yine tüm kirli ve çirkin işleri bu çeteye yaptırdılar şimdide onları tarihin çöp sepetine atıyorlar. Önderliğimizin görüşme notlarında da belirttiği gibi asıl Ergenekon tasfiye edilmiyor. Tasfiye edilen eski kadrolar. Anlaşılacağı üzere çetenin kadroları yeniden yapılandırılıyor. Yoğun gündemin ilk maddesini Ergenekon çeteleşmesi teşkil ederken ikinci gündemi tezkere yani sınır ötesi operasyon işgal ediyor.

 

Güney Kürdistan’a karşı gerçekleştirilen işgal harekâtı çalışmalarının bir yılını geride bırakmış bulunmaktayız. 2007 yılının 17 Ekim tarihinde meclisten geçen tezkerenin ardından tam bir yıl geçti. Peki, geriye dönüp bu bir yılı irdelediğimizde bu inkâr ve imha konsepti ne kadar sonuç verdi? Tabii ki bunu bilmemiz için çok uzak tarihlere gitmemize gerek yok. Sürekli olarak geliştirilen hava bombardımanları yine Zap’a yönelik geliştirilen kara saldırısı Türk ordu tarihi açısından büyük bir yenilgi anlamına geliyor. Açığa çıkan tablo Enver Paşa’nın Sarıkamış seferinde bozguna uğrayan ordularını andırıyor. Bugünlerde tezkerenin yeniden gündeme girmesi aslında Türk ordusunun büyük bir yenilgiye uğradığının göstergesi. Her türlü, teknik, psikolojik, istihbarat desteğine rağmen Türk ordusunun gerilla karşısındaki yenilgisinin somut ifadesi oluyor yeniden gündemleşen tezkere tartışmaları. Bu konuda Cemil Çiçek tüm medya kuruluşları ve basını Türk askerinin moral motivasyonunu bozacak açıklamalar yapmamaları konusunda uyarıyor. Bakanlar kurulu tezkerenin TBMM’ye gitmesini onayladı. Tezkerenin meclisten geçmesi büyük bir olasılık olarak önümüzde duruyor. Yani önümüzdeki güz ve kış aylarında her türlü hem havadan hem karadan saldırılara karşı kendimizi taktik ve mevzilenmeden tutalım, eğitim ve alt yapı çalışmalarına kadar hazırlıklı kılmamız bu süreçteki öncelikli görevlerimizden ve bu konuda hazırlıklarımız tamam. Kısaca gerilla güçlerimiz Türk ordusunu Zap’tan çıkardığı sonuçlarla, kazandığı tecrübeyle, yakaladığı moral ve güven düzeyiyle bozguna uğratacak bir pozisyondadır.

 

Uluslararası komplo ile kışkırtılmak istenen milliyetçi dalga, geliştirilmek istenen halklar savaşı şimdi yine uygulamaya konulmaktadır. Aslında ateşkesin muhatap bulamamasıyla çözüm dalgası ve barış tartışmaları kırılmak istenmiştir. Halkımıza yönelik geliştirilen gözaltılar, tutuklamalar, baskıların ardından, Güney Kürdistan’a yönelik geliştirilen işgal harekâtı, Kerkük tartışmalarıyla birlikte eşgüdümlü geliştirilen Avrupa’da hareketimize ve kadrolara yönelik geliştirilen operasyon, DTP’ye kapatma davasının açılması bunun göstergesi olmaktadır. Yükselişe geçmeye başlayan ve son dönemlerde sıçrama yapan çözüm iradesini kırmaya çalışmak istiyorlar ki bu Anadolu halkları için tahmin edildiğinden daha büyük bir tehlikeyi içermektedir.

 

Kürdistan halkı varıyla-yoğuyla bu mücadeleye inanmakta, her koşul altında bu mücadeleyi desteklemektedir. Kürt halkı kendini her açıdan özgürlük hareketimizin ve Önderliğimizin varlığıyla özdeş kılmıştır. Kürt sorunsalını halktan, ideolojik, siyasal, ekonomik ve sosyal yönlerinden soyutlayıp kriminalize etmek, bir terör vakasına dönüştürmek, komplocu ve insanlığa sığmayan çirkin bir yaklaşımdır. Kürt halkı, özgürlük hareketi, onurlu bir kimlik için çok büyük ve ağır bedeller verdi ve hala da vermektedir. Defalarca bu tip operasyonlarla, sindirme - imha etme politikaları ile karşı karşıya geldi ama sinmedi ve mücadelesine onurluca sahip çıktı. Bu mücadeleyi ve Önderliği kendi varlık gerekçesi olarak gördü. Halkımızın davasını, kavgasını bu biçimde sahiplenmesi düşmanın kolunu kanadını bugüne kadar kırdı, bugün de kırıyor ve gelecekte de Önderliğimize ve hareketimize uzanan kolları kıracaktır. Bu tip uygulamaların halkın ve gerilla güçlerimizin öfkesini ve tepkisini arttırmaktan başka bir etkisi yoktur. Bu yüzden Önderliğimiz “PKK kararını, yöntemini, eylem çizgisini kendisi belirler” demektedir.

 

Bunlar çözüm değildir, şimdiye kadar olmadı olmayacaktır da ama Kürt özgürlük sorunsalının çözümsüzlüğü üzerinden rant yapanlar, kendilerini yaşatanlar, çözülmemesi için ellerinden geleni yapacaklardır. Nitekim son gelişen Amerika, Türkiye, İran ittifakı da bu politikaların bir sonucudur. Bu politikaların son bulmasıyla bu güçlerinde yaşamları son bulacaktır.

 

Bir de geçenlerde tüm televizyonlarda flash haber olan bir konuya da değinmeden geçmek istemiyorum. Çünkü bu haber trajik olduğu kadar dünyamızın yaşadığı çirkin ve acı gerçekliği de gözler önüne seriyor. Televizyonun bir karesinde Endenozyalı kadınlar, çocuklar ve yaşlılar birbirini eziyor. Neden mi? Bir lokma ekmek için. Ayaklar altında yüzlerce insan birbirine giriyor. Tahakkümcü sistem insanları bio iktidar yöntemiyle köleleştiriyor, iradesizleştiriyor. Diğer yandan bir kadın tam elli yaşında ve hala güzellik ve estetik peşinde. Estetiği için yemek yemiyor ve yirmi yılı aşkın bir süredir rejim yapıyor. Ve en sonunda yanlış rejim uygulamasından kaynaklı ölüyor. İşte böylesi trajik ve düşündürücü bir gerçeklik. Bir yanda insanlar yemek bulamazken diğer tarafta yemek olmasına rağmen biçimsel güzellik için yemek yemeyen insanların bir arada bulunduğu adaletsiz bir dünyada yaşıyoruz.

 

İnsanı değerlerin yok edilmeye çalışıldığı, maneviyatın ve tüm güzelliklerin öldürülmek istendiği bir dünya gerçekliği içerisinde güzelliğin, sevginin, hakikatin arayışçısı bir özgürlük savaşçısı olmak oldukça anlamlı ve değerlidir. Tarihi incelediğimizde sürekli olarak iki eğilimin çatışma içerisinde olduğunu görürüz. Bir yanda onuru, erdemi yok etmek isteyenler vardır diğer yanda bunları yaratmak isteyenler ve bunlar sürekli kıyasıya bir savaşım içerisindedir. Bugün özgürlükten, adaletten, eşitlikten, onurdan bahsediyorsak bu kavgayı süreklileştirenler sayesindedir. Ekim ayı da böylesi kahramanlıkların yoğun bir biçimde yaşandığı bir aydır. Beritan, Azime, Meryem, Zeynep (Gurbetelli), Ronahi Alman, Mizgin Türk arkadaşlar bu ay içerisinde şahadete ulaştılar. Bu kadın arkadaşlar özgürlük hareketimizin soylu kahramanlıklarla örülmesinde temel halkalar oldular. Her biri kendince bir anlama ve güzelliğe sahipti, her birinin farklılığı diğerini güzelleştiriyordu, zenginleştiriyordu. Bu kahraman ve yiğit kadınlar mücadelemizin filizlenip, boy vermesinde stratejik role sahiptirler. Azime arkadaş kadın ordulaşmamızın ilk komutanlarındandır. Kadın ordulaşması deyince ilk akla gelen isimdir. Kendisi öğretmen olan Azime arkadaş daha o dönemlerde kızgın savaş koşullarında komutanlık yapmıştır. Yine Gurbet (Zeynep) arkadaş çok yönlü bir kişiliğe sahipti. Kadın hareketinin öncülüğünü yapacak bir kişiliğe ve ideolojik donanıma sahipti. Mücadele yürüttüğü süre içerisinde kalıcı izler bıraktı. Meryem arkadaş bir anne, bir komutan, gerçek bir yoldaştı. Sadece çocuğuna annelik yapmaktan ziyade ülkesinin, topraklarının, devrimin anası olmayı tercih etti. Ronahi Alman ve Mizgin Türk arkadaş Hakilerin, Kemallerin ardılı oldular. Enternasyonalist devrimciliğin timsaliydiler.

 

Burada Beritan (Gülnaz Karataş) arkadaşın kişiliğinin ve eyleminin mücadelemiz açısından önemine kısa da olsa değinmek istiyorum. 1992 yılında hareketimize yönelik imha amaçlı bir konsept geliştirilmişti. ‘92 konseptiyle başlatılan Güney Savaşı hareketimiz açısından oldukça zorlayıcı oldu. ‘92 yılı sonlarında gerçekleşen bu savaş YNK ve KDP’nin taşeron olarak kullanıldığı bir savaştı. Bu savaşta gerilla esasları uygulanmadığından önemli kayıplar yaşandı. Gerilla güçlerini yaşam ve savaş tarzıyla tasfiyeye uğratan, savaş kendini dayatınca da teslimiyete kayan Ferhat kişiliği Güney Savaşı’nı teslimiyet anlayışıyla sonuçlandırmak istemiştir. Güney Savaşı hareketimiz açısından oldukça zorlayıcı olmuştur. Geliştirilen kahramanca direnişler karşısında düşman istediği sonucu elde edememiştir. Güney Savaşı’nda taktik önderliğin sağa kayması sonucu hareketimiz açısından kritik bir süreç yaşanmıştır. Taktik önderlik sağa yatmasına rağmen kahramanca direnen gerillanın varlığı da önemlidir. Zele’de geliştirilmek istenen sahte önderlik, sağ reformist yaşam ve ilişki anlayışını sınır tanımayan bir biçimde uygulamaya çalışmıştır. 1500 civarındaki gerilla gücünü Zele’de konumlandırıp zayıflıklarına seslenerek daha o zaman kendisine göre yaşam ve kadın yaratma çabaları dikkat çekmiştir. Yaşam tarzı özerk ve tüketici olan, ilişki tarzı seviyesiz, çalışma tarzı keyfi, savaş tarzı oportünist olan ve savaş ağalığını esas alan Ferhat, KDP ve YNK için iyi bir yem olur. Güney Savaşı’nda mücadelemizi işbirlikçi ihanetçi çizgiye karşı savunan ve özgürlük çizgisinin asla teslim alınamayacağını eylemiyle kanıtlayan Gülnaz Karataş (Beritan) arkadaş olmuştur. Beritan arkadaş, ‘90’lı yıllardaki serhildanlardan sonra üniversite gençliği içerisindeki etkilenmelerle ‘91 yılında Botan’dan saflara katılır, Xakurke’ye geçer. Beritan arkadaş güçlü ve etkili bir kadın komuta kişiliğine ulaşma iddiasındadır. Kendine güvenen, bilinçli, iradeli ve asi duruşuyla etrafındaki herkesi etkileyen Beritan arkadaş 25 Ekim 1992’de yaptığı eylemle düşmanında bile saygı yaratır. Bu eylem sağa yatma ve teslimiyete karşı bir tavırdır. Önderliğimiz bu eylemi “Güney savaşında şehit düşen Gülnaz Karataş arkadaş özgürleşme yolunda büyük bir çabaya sahipti. Arkadaşın bana bir raporu vardı. Daha şehit olduğunu duymamıştım ve hep aklımdaydı bu arkadaş. Önderliğin çözümlemelerinden yararlanarak bir roman denemesi yapmak istiyorum diyordu. Bizde hiç kimse şimdiye kadar böyle bir şey söylememişti. Oldukça ilgili bir arkadaştı. Bu arkadaşı görüp tartışsaydım iyi olurdu ve sonra şahadet haberi geldi. Çok kahraman bir kız. Rubarok karakol eylemine takım komutanı düzeyinde katılmış yaralanmış. Yaralı olduğu halde Güney Savaşı cephesinde de en önde yer almıştır. Daha sonra etrafını sarmışlar. İşbirlikçi hain güçler ‘teslim ol sana bir şey yapmayacağız’ demişler. Fakat arkadaşın tavrı ‘siz düşmanla işbirliği yaptınız, hainsiniz, size teslim olmam’dır. Tabii bizi, Parti Önderliğini de slogan düzeyinde haykırarak kendini uçuruma atıyor. Tabii anlamlı çok cesur bir eylem. Anlamakta kararlı olan ve bunun için her türlü kahramanca direnişi sergileyecek tipler de çıkıyor. Tabii değer vermek gerekiyor. Anısına iyi karşılık vermek gerekecek. Öyle basite alınacak kişilikler, tavırlar değildir. Arkadaşlar da ‘biz bağlıyız işte adını tabura vereceğiz’ diyorlar. Mesele adını tabura vermekle işte nasıl direndiğini söylemekle hallolmuyor. Mesele takip ettiği tutumu yaşatabilmektir. Zaten bu sonuçları da ortaya çıkaran tutumun kendisidir. Tabi biz onu esas alacağız.” şeklinde değerlendirmektedir. Bu savaş kadın açısından önemli sonuçlar doğurur. Güney sahasında savaş dışında tutulan kadının savaşa aktif katılım zemini ortaya çıkar. Geçmiş sürecin etkisiyle kendine güvensizleşen, kendini yük gibi gören kadının yaşadığı ağır psikolojik etki bu savaşa katılımla aşılır. Beritan arkadaşın eylemi de “kadın savaşabilir” görüşünün yaygınlaşmasında ve cins yargılarının kırılmasında etkili olur. Savaşta taktiksel yetkinliği ve cesaretli duruşu kadın açısından yepyeni bir dönemin önünü açar. Yine Beritan arkadaş teslimiyetçi çizgi karşısında Apocu çizginin koruyucu ve geliştirici gücü olmayı başarır. Bugün de Önderliğimizin sürekli olarak Beritan çizgisinin esas alınması gerektiğini belirtmesi bundan kaynaklanmaktadır. İçinden geçtiğimiz süreç hem dış saldırılar hem de iç tasfiyeciliğin dayatmaları o dönemlere benzemektedir. Bu nedenle sürece yön verecek olan Beritan çizgisinde açığa çıkacak olan militanlık düzeyidir. Beritan gibi yaşamalı, Beritan gibi cesur, asi olmalı, Beritan gibi komutanlaşmalı, Beritan gibi savaşmalıyız.
 

 

     

» ANAKARARGAH ARŞİV

» HPG-BİM ARŞİV

» MEŞRU SAVUNMA

» GÜNCEL YAZILAR

» ŞEHİTLERİMİZ

» ÖNDERLİK

» YJA STAR SAYFASI

» FOTO GALERİ

» KİTAPLAR

» GERİLA.TV (Video)

» HPG HAKKINDA

» BAYRAKLAR

» İRTİBAT

» HABER ÜYELİK

 
 

 

 

 

 
 

HPG (Halk Savunma Güçleri) Resmi Sitesidir.
HPG-BİM tarafından yapılmıştır.

HPG Online © 2003 - 2008 Tüm hakları saklıdır.