|
Mazlum Gap
Gerçekten de bunların hepsi birer roman ve kitap konusu olabilirler.
Tarihte bu tip açmazların, çıkmazların, labirentlerin hepsi eninde
sonunda şu veya bu şekilde açıklık kazanmışlardır. Er veya geç
birileri çıkıp bu tip karanlık sorunları konu olarak ele alıp uzun
uzun yazmıştır. Kimi kahraman yazarlar bunları roman türünde ele
alıp toplumu aydınlatmaya çalışmıştır. Uzun lafın kısası, tarihte
böylesi sorunlar geç de olsa toplum tarafından bilince çıkarılmış ve
gereken misyon toplum bilince çıkarmıştır. Her bir kahraman yazarın
yüreğinden kopan kıvılcım toplum için uzun zamanlarla ışık kaynağı
olmuştur. Tarih bu anlamıyla ders ve tecrübelerle dopdoludur.
Yazarın soyluluğu da, kahramanlığı da buradan ileri gelir. Tarihten
de anlaşılacağı gibi bu tip karanlık sorunlar hep kendi kahramanını
intizar ediyor gibi bir doğaya sahiptirler. Sanki mutlaka bir gün
açığa çıkacaklar gibi hep kuşku ve endişeyle bekliye kalırlar.
Şimdi burada karanlık bir sorundan söz etmek istiyoruz desek gene
olmuyor. Çünkü yaşanan bir, iki, üç, beş, on beş değil, sayısız o
kadar çok karanlık sorunlar var ki, insan hangisini irdelemeye
çalışacağını, hangisinin daha çok önemli, hangisinin daha çok
aciliyet arz ettiğine şaşıp kalıyor. Çünkü burası başka bir diyar,
çünkü burası Türkiye!
Aslında bu sorunlar türdeş değildir de, türlü türlü
yaşanmaktadırlar…
Burada anlatmaya çalıştığım sorun veya konu, geçenlerde Kanal D TV
muhabirinin bir terör uzmanı ile telefon üzeri yaptığı bir haber
yayını ve söyleyişidir. Tam da o gün, o sabah İstanbul’da “belirsiz
kişilerce” polise yönelik yapılan intihar eylemi sıralarıydı ama ne
tuhaf ki konu PKK’ydi.
İki ayrı konuyu konuştular. Birincisi; spiker terör uzmanına, “Sizce
bu eylemin PKK ile bir bağlantısı var mı? Ya da PKK yapmış olabilir
mi? diye soruyordu. Bay terör uzmanı tek kelimeyle “Yok” dedi ve iki
cümleyle açımlamaya çalıştı. “Bu tarz bir saldırı onların
stratejisinde yoktur” dedi. Devamla, “Onların eylem tarzları,
anlayışları gereği izledikleri çizgiye göredir” diyordu. Bay terör
uzmanın niyeti nedir ayrı bir konu, vicdanı karanlıksa ayrı bir
konu, ama görüşleri son derece açıktır. Anlayan zaten anlıyor,
anlamayana da herhalde anlatmak gerekiyor.
Bay uzman bütün uzmanlığına rağmen kendisini gerçeklerin elinden
kurtaramadı. Gerçeklerin karakteri işte bu kadar devrimcidir.
Gerçekler yalancının ağzında olsa bile kendisini kanıtlar. Çünkü o
bir gerçektir. Bir gerçeğin içine başka bir gerçek girmez. Hele hele
içine başka bir şey hiç yerleştirilemez. Diyalektik işleyişin
kurallarına göre o sade ve yalın bir olgudur.
Demek istediğimiz, işler sıkışınca, işler dumura uğrayınca, işler
velveleye binince, işler terör olunca siz de gerçekleri konuşmak
zorunda kalıyorsunuz.
Bay terör uzmanı ancak böylesi sıkışık anların şoku içinde
fişlenmişliğin haricinde konuşabilir. “Bu terörist bir eylemdir ama
PKK ile bir bağlantısını kuramıyorum” dedi. Şimdi anlayanlar demez
mi; bay uzman, hem sen PKK’yi de biliyorsun. O zaman senin
estirdiğin onca şarlatanlık, onca çığırtkanlık, onca terörizm niye?
Senin karanlık niyetinin varacağı yer işte buraya kadardır. Tabi
yeri gelmişken şunu bir kez daha tekrarlamakta yarar vardır. Bay
terör uzmanı da, terör uzmanları da bunu şöyle bilmeli:
PKK ve PKK gerillasının yaptığı her bir eylemin tarih kadar derin
bir yüreği vardır. Gerilla yüreğinden kopmayan hiçbir eylemin savaş
tarzımızla, stratejimizle, anlayışımızla alakası yoktur. Onun için
gerilla her şeyden önce yüreğini ortaya koymasını bilmiştir.
Şehitlerimiz bu gerçeğin en büyük eylemcileridir. Bu PKK
gerillasının savaş felsefesidir. Burada amaç kimseyi küçük düşürmek
değildir ama beş kuruş etmez saldırılar veya eylemler PKK
gerillasının klâsı olamaz. Bir kere gerillanın eylem amacı değil üç
polisi, üç bin polisi dahi öldürmek değildir. Başta terör uzmanları
olmak üzere, anlamayan herkes sırasıyla bunu böyle anlamalıdır.
Zaten bay uzman da bunu kuzu kuzu itiraf etti. Bu birincisi.
İkincisi ise; konu aynı konu ama sorun karanlık bir sorun olduğu
için içinden çıkamadılar. Bilindiği gibi aynı gün güçlerimiz
tarafından Ağrı dağının başından üç alman dağcı indirildi.
Konuştukları aynı konu, aynı terör uzmanı ve aynı spiker aynı soruyu
soruyordu. Üstelik bay uzman “Yok” dediği halde. “Acaba bu
saldırının Ağrı dağında kaçırılan dağcıların kaçırılma olayıyla bir
bağlantısı olabilir mi? Bir de “PKK’liler dağın başına çıktıklarına
göre hazırlıkları ve imkânları var mıdır ”diye soruyordu. Tabi bu
soru kısmi olarak bay uzmanın uzmanlık alanı dâhilinde olduğu için
zaten cevap hazırdı. Evet, cevap hazırdı ve zaten benimde işaret
etmek istediğim konu buydu. Yani benim bu konuyu konuşma ihtiyacım
buradan doğdu. Bay uzman “PKK bitme aşamasındadır, şurada yüz yüz
elli güçleri kalmış, işte varlıklarını yansıtmak için böyle eylemler
yapıyorlar” diyordu. Şimdi sorulan sorunun bir kısmı bay uzmanın
uzmanlık alanı dâhilinde değildi tabi. Soruya tepki göstermeyi de
unutmadı. “Bırak şimdi hazırlıklarını ve imkânlarını. Burada
Mehmetçiğin işini zorlaştırmayalım” diyordu. Çok üzgünüm ama bu
cevap uzmanlığın klâsına göre değildi. Çünkü uzmanlık yanlış
beslenmeden mezundur! Bay uzman moralini bozmasın zaten bizim bir
çırpıda Ağrı dağının başına çıkacak alet, ebat ve araç gereçlerimiz
yoktur. Kaldı ki olsa bile hiçbir şeyi değiştirmez.
Ama şunu terör uzmanlarına atfen söylemek gerekir ki; o dağın başına
iple, paraşütle, çengellerle çıkılmaz. Oraya psikolojiyle, iradeyle,
kararlılıkla çıkılır. Sizin gerilla tanımlamanızın coğrafik yönü
sakattır veya yoktur. Gerillayı gerilla kılan da, gerillayı seven
de, gerillayı sevdiren de sizin adınıza üzgünüm ama bunlardır.
Burada anlaşılması gereken şudur; gerillanın psikolojisi her zaman
üstündür. Yürütülen kirli bir psikolojik savaştır ve bay terör
uzmanının psikolojisi de ancak buraya kadar yetişebilmiş ve
düşmüştür. Bu tablo da olduğu gibi gerillanın psikolojisi her zaman
üstte kalacaktır.
Şimdi bu konuyu irdelemeye çalıştık ama belki de Türkiye’de yaşanan
karanlıkların, sapmaların, çarpıtmaların, tersyüz etmelerin en hafif
olanı budur. Yani Türk devletinin vazgeçemediği marifetlerinden
yalnızca bir tanesidir. Bu çarpıtma doğrudan gerillayı muhatap
aldığı için insan açıklık getirme ihtiyacını duyuyor. Çünkü
anlamayan veya anlamak istemeyen de belki böylece anlamış olur. Bu
bir yılı aşkındır ve gene kaç yıldan sonra o bitti ha bitti
hastalığına tekrardan yakalandılar ve de susmak bilmiyorlar. Türk
televizyonları belli kaynaklardan aldığı duyumlarla gerillayı
bitirmek üzeredir. Ha bitti ha bitecek. Güya işte gerilla bitmek
üzeredir de yaptığı eylemlerle varlığını yansıtmak istiyormuş. Ama
her ne hikmetse eylemler gittikçe çoğalıyor. Gerçekleşen eylemlerde
yaşanan asker ölümlerine baktığınızda ortalama olarak en az beş bin
aktif gerilla namlusu işlendiği matematiksel bir hesapla da
anlaşılacaktır. Gerçek şu ki; Türk uzmanları olaylara borsalar gibi
bakıyorlar ama gene de bugün için sarf ettikleri yalanları da
çürütmek lazım. Çünkü yarın öbür gün ismimiz gibi biliyoruz ki, aynı
kişiler ilerde eylemlerin yükselmesiyle beraber gerilla sayısını on
binlere çıkaracaklar. Hani emekli generalleri kendi geçmişlerini
anımsadıklarında hep “sürü” gibiydiler diyorlar ya öyle. Ama
istemiyoruz. Biz nitel ve nicel olarak sayımızdan gayet memnunuz.
Evet, aydınlar, politikacılar ve yazarlar toplumun bir nevi
öncüleridirler demiştik. Ama maalesef bu Türkiye için bir milim dahi
geçerli değildir. Türk aydınları bir sorunu tartıştıklarında içinden
çıkılmaz hale getirip bırakıyorlar. Sonuç ise Ergenekon oluyor. İki
dakikalık bir tartışma için dünyada ne kadar kavram varsa hepsini
bir konunun içine sıkıştırıyorlar ama ne yazık ki içerisi bomboş
kalıyor. Neredeyse Türkçe kavramlar diline dönüşmüştür. Türkçe
kavramcaya çevrilmiş. Onun için sorunlar karartılıp zamanla
kanserleşiyor, Ergenekonlaşıyor. Değerli bazı kesimler var ancak
onlar da, Ermenilere şöyle oldu, gerçek barış veya demokrasi dediler
fakat onlar da fişlenmektense ilelebet susmayı tercih etmiş gibiler.
|