|
Hoşimin Fırat
Tayip
Erdoğan önümüzdeki süreçte yapacaklarını açıkladı. İçinde GAP
projesine dair de bazı noktalar vardı. Gündeme gelen GAP projesine
ilişkin hem halkımızı hem ilgili çevreleri uyarmak için GAP’ın
merkezinde mühendislik okumuş biri olarak GAP projesinin kentleşme
üzerindeki etkilerini, bunun hangi amaçlara hizmet ettiğini
açımlamak gerekiyor.
Yukarı Mezopotamya (Kuzey Kürdistan)’ın kalkınmasıyla ilgili bütün
çalışma ve faaliyetlerin, tüm sosyal ve ekonomik sektörleri içine
alacak “geniş kapsamlı bir bölgesel planlama yaklaşımı” içinde
kalkınmanın amaç, hedef ve stratejileri ile uyumlu bir şekilde
planlanması ve yürütülmesi en ince detayına kadar devlet tarafından
adı belli olan kurumlar tarafından koordine edilmektedir. Bu
projenin enerjiye dönük kısmının % 85’i tamamlanmışken, bölgesel
kalkınma noktasında devletinde kendisince en çok değer verdiği
projenin sulama ile ilgili kısmının %15’inin tamamlandığını
kendileri açıklıyor. Sadece bu durumdan bile GAP projesinin birincil
hedefinin devletin bölgeyi sömürmesi olduğunu çok açık görebiliriz.
On küsür senede batıdaki sanayi kuruluşları için gerekli enerjiyi
üretmek için Zeugma- Halfeti başta olmak üzere pek çok tarihi kenti
yerleşimi yok edildi.
GAP projesiyle beraber daha önceden çoğunluğu tarımla uğraşan çoğu
kırsal alanda yaşayan halkı baraj gölleri sayesinde bölgede sıradan
bir göçe dayalı kentleşme değil, kırsal kesimden “kaçışa” ve adeta
“kentlere sığınmaya” dayalı bir “nüfus ve yapı yığılması”
yaşanmaktadır. Kaçış ve sığınma Kürt halkına yıllardır egemen
güçlerin ve makamlarının dayattığı bir politika olmuştur. Kürt halkı
egemenlerce hep bir sığıntı haline getirilmek istenmiştir ve bu
amaca dayalı büyük projeler adım adım gerçekleştirilmek
istenmektedir. İşin en acı yanı mültecileştirilmeyle, sığıntı hale
getirmeyle sonuçlanan projeleri bölgeyi kalkındırma projeleri diye
tanıtmaları ve topluma yutturmalarıdır.
Aslında şimdi Kürdistan’da şehre göçertilen halkımız tam bir mülteci
durumunu yaşamaktadır. Hatta uluslar arası mülteci kamplarının yaşam
şartlarının mevcut Kürdistan şehir merkezlerinden daha iyi olduğu
tartışmasız bir konudur. Şanlıurfa Belediye Başkanının geçen
günlerde bir dergide yayınlanan röportajında Urfa’nın %70’inin
gecekondu olduğunu itiraf etmektedir. Urfa’nın tifo, şark çıbanı ve
çeşitli parazit vakalarında da Türkiye birincisi olduğunu söylüyor.
Batman’da yaşanan Genç kadın intiharları, töre cinayetleri ve
Türkiye metropollerine de yayılmış olan sokak çocukları gibi pek çok
sorunun da varlığı, kör gözlerin bile göreceği, taş kalplilerin bile
hissedebileceği ağır sorunlardır.
Bu sorunlar GAP’ın gerçek yüzünü ortaya koymaktadır. Atık kimse
kimseyi kandıramaz. Gerçekler göz önündedir.
GAP projesiyle kentleşme adı altında insanları, toplumları
geçmişinden-varlığından koparıp mülteci kamplarına benzeyen yerleşim
yerleri büyük varoşlar yaratılmaktadır. Kırsal-kentsel nüfus
dengesi, tüm bölgede hatta Türkiye’de bozulup hem sosyal hem
ekonomik pek çok alanda sanılan ve propagandası yapılanın aksine
büyük bir gerileme ve bozulmayı yaşamaktadır. Tarımda ve
hayvancılıkta küçük ve orta ölçekli üreticiler kırsal alanlar
boşaltılıp yok edilmesiyle büyük sermayedarların rantları daha da
büyütülmektedir. Orta ve küçük ölçekli üretici bölge halkıdır ve
açlıkla terbiye edilmek istenmektedir.
Sonuç olarak GAP kentleşme politikaları noktasında bir kalkınma ve
geliştirme projesi değil kökünden koparıp köksüzleştiren, sömüren,
mültecileştiren bir projedir. GAP, bir halkın tarihini yok etme
projesidir. Bu projenin söylendiği gibi sağlıklı bir kalkınma
projesi olması için halka kulak verilmeli– halka değer verilmelidir.
Ancak katliamcı bir zihniyetten böyle bir şey bekleyecek durumunda
değiliz. Biz halkımızı dostlarımızı bu gerçekler ışığında mücadeleyi
yükseltmeye, haklarını söküp almaya çağırıyoruz. Aynı mevzide omuz
omuza savaşmaya, aynı sokakta omuz omuza yürümeye çağırıyoruz.
Katliamcılar kaybedecek, direnenler kazanacaktır. |