|
KCK Yürütme Konseyi Üyesi Cemil Bayık
3. Bölüm

Hareketimizin
tarihinde Şahin Dönmez ve Şemdin Sakık gibi ihanetçilerin çıktığı
biliniyor. Bu ihanetçiler düşmana “Eğer sonuç almak istiyorsanız
Önder APO’yu etkisizleştirmeniz gerekir, aksi takdirde hiçbir
çabanız sonuç vermez” demişlerdir. “Önder APO’yu etkisizleştirmeden,
siz bazı adımlar atsanız dahi, Önder APO attığınız bu adımları boşa
çıkarabilir, PKK’yi bitirseniz bile on tane PKK’yi yeniden
örgütleyebilir’ demişlerdir. Hareketi etkisizleştirmek isteyen bütün
güçler, birçok politika, strateji ve taktik geliştirmişler, ama hiç
birinde başarılı olamamışlardır. Bütün bu güçler de Şahin Dönmez ve
Şemdin Sakık ihanetçilerinin vardığı sonuca varmışlardır. Çünkü
hareketimiz bir Önderlik hareketidir, doğuşundan itibaren bu hareket
Önder APO’suz düşünülemez.
Tarihte Önderlik
hareketleri nereden darbe yemiştir? Her şeyden önce önderleri
etkisizleştirildiğinde bu hareketler dağılmış ve etkisizleşmiştir.
Yine Kürt tarihinde de bütün isyanların önderleri
etkisizleştirildiğinde o isyanlar da etkisizleşmiştir. İşte bu
gerçeği bilen bu güçler, bütün bu çabalarında da sonuç
alamadıklarında, Önder APO’nun etkisizleştirilmesi noktasından işe
başlamışlardır. Bu hareketin tarihi boyunca, bu hareketin doğuşundan
günümüze kadar bütün saldırılar esas olarak Önder APO’ya
yöneltilmiştir. Önder APO’yu kitlelerin ve kadroların nezdinde küçük
düşürmek ve kendisine bağlılığı zayıflatmak için her türlü yola
başvurulmuştur. Ama bütün bu çabalar kadroda ve halkta Önder APO’ya
bağlılığı daha çok derinleştirmiştir. Bunu gören saldırgan imhacı
güçler çözümü Önder APO’yu etkisizleştirmede, yani İmralı sistemi
gibi bir sisteme almada görmüşlerdir. Bu sistemde tutarak öncelikle
iradesini kırıp teslim almayı esas almışlar, bu başarılamayınca
vahşi uygulamalarla Önderliğimizi intihara sürüklemeyi
denemişlerdir. Bütün bu vahşi uygulamalar sonuç vermeyince, en
sonunda fiziki imhayı son çare olarak gündemleştirmişler ve zehir
vererek fiziki imhasını gerçekleştirmek istemişlerdir.
Önder APO daha ilk
adımlarında halka, yoldaşlığa ve yaşama ihanet etmeyeceğini söylemiş
ve bütün çabalarını bu temelde geliştirmiştir. Onun için de teslim
alma çabaları veya vahşi uygulamalarla adeta yaşamı yaşanmaz kılma
ve kendisini bu temelde intihara sürükleme çabaları sonuçsuz
kalmıştır. Önder APO bütün bu çabaları sonuçsuz bırakarak büyük bir
direniş sergilemiş; halka, yoldaşlığa ve yaşama bağlılığın bir
gereği olarak bu çabaları etkisizleştirmiştir. İşte bunun sonucunda
imha gündemleştirilmiştir.
Önder APO için
imha girişimi yeni karşımıza çıkan bir olay değildir. Önderliğimize
karşı önceleri de birçok kez imha amaçlı saldırılar
geliştirilmiştir. ‘77’de Ankara’da Türk-İş bloklarında, yine daha
sonra Ortadoğu sahasında birkaç kez bu denenmiş, ancak hiçbirinde
sonuç alınamamıştır. En son ‘96’da Şam’da fiziki olarak imha edilmek
istenmiş, bu da sonuçsuz kalmıştır. İşte Zilan direnişçiliği,
düşmanın bu imhacı saldırılarına karşı gelişen bir direnişçiliktir.
‘96’da Şam’da geliştirilen suikastın başarısız olmasının ardından,
Zilan yoldaş Dersim’de buna nasıl cevap olabileceğini düşünmüş ve
kendisi kararlaştırarak fedai eylemini hayata geçirmiştir. Zilan
yoldaş Önder APO’nun şahsında hareketin ve bir halkın yok edilmek
istendiğini görmüştür. Bunu gören Zilan arkadaş büyük bir öfke ile
düşmana karşı durmuş ve fedai eylemine girişmiştir.
Zilan yoldaş
girdiği eylemde kendisine ait hiçbir şeyi, saçının tek bir telini
bile bırakmamıştır. Eylemiyle hem düşmana, hem halka, hem de
gerillaya çok net mesajlar vermiştir. Düşmana verdiği mesaj, “Eğer
sen Önderliğimi imha etmek istersen –ki bu, hareketin, benim ve
halkımın da imhasıdır-, o zaman sen de imha olursun. İmhaya karşı
imhayla sana cevap veririm” biçimindedir. Yine halka “Sömürgeci
düşman senin Önderliğini imha ederek geleceğini karartmak istiyor,
seni imha etmek istiyor; sen bunu kabul edemezsin, imhaya karşı
ayağa kalkman ve kendini savunman gerekir” demiştir. “Kendini
savunman da ancak düşmanın yöneliş biçimine karşı onu cevaplayacak
bir tarzda olursa başarılı olabilir” demiştir. Yine gerillaya
“Önderliğin, sen ve halkın imha edilmek isteniyorsunuz, tehlike bu
düzeyde büyüktür. Böylesi bir tehlikeye karşı duruşta ancak düşmanı
imha edersen imhayı boşa çıkarabilirsin. Bunun gerisinde kalan bir
duruşla imhanın önüne geçilemez” demiştir. Düşmanla nasıl
savaşılacağını hangi düzeyde ve nasıl bir taktikle düşmana karşı
konulacağını hem gerillaya hem de halka göstermiştir.
Zilan yoldaş
gerillanın geliştirdiği eylem düzeyinin geri olduğunu, sürece cevap
olmadığını ve imhayı boşa çıkaramayacağını, imhaya karşı imhayla
durulması gerektiğini çok net ortaya koymuştur. Ancak bununla
varlığını koruyabileceğini, yaşayabileceğini ve kendini
savunabileceğini söylemiştir. Onun için Zilan eylemliliği,
direnişçiliği ve kişiliği büyük bir direnişçiliktir, soylu bir
kişiliktir. Zilan bu eylemiyle imhanın önünün nasıl alınabileceğini,
bağlılığı nasıl yerine getirilebileceğini ortaya koymuştur. Bu
direniş bu anlamda tarihsel bir direniştir, bu kişilik tarihsel bir
kişiliktir.
Zilan bu eyleme
girerken herhangi bir talimat ya da emirle girmemiştir. Kendisiyle
tartışarak ve kendisinde kararlaşmayı geliştirerek, Önderliğimize
yönelik olarak geliştirilen bu imhaya karşı bu eylemi
geliştirmiştir. İşte bu PKK tarzının uygulanmasıdır, hareketin karşı
karşıya olduğu tehlikeleri görme ve bu tehlikeyi nasıl
karşılayabileceğini ortaya koymadır, hareketin ihtiyacını tespit
edip buna cevap olma çabasına girmedir. Bu, PKK militanlığının,
Apocu militanlığın pratikte uygulanmasıdır, Apocu tarzın
pratikleşmesidir.
Bugün de
hareketimiz imha edilmek isteniyor. Hareketimizin karşı karşıya
bulunduğu tehlike ‘96’lara benzer bir tehlikedir. ‘96’da da
Önderliğimiz imha edilerek hareket imha edilmek istendi. Bugün de
imha saldırısı Önderliğimiz zehirlenerek başlatıldı. Hareket ve
Önderlik imha edilmek isteniyor. Nasıl ki Zilan sergilediği duruşla
karşı imhaya durduysa, aynı duruş, aynı tarz, aynı ruh bugün için de
geçerlidir, hatta daha fazla geçerli ve gereklidir. Onun için Zilan
eylemciliğinin ve duruşunun günümüze de uyarlanması, günümüzde de
güncelleştirilmesi gerekiyor. Bunun sadece bir eylemde ve bir
kişilikte değil, bütün bir halk ve hareket olarak güncelleştirilmesi
gerekiyor. Hem gerilla cephesinde hem de serhildan cephesinde
direnişin en üst düzeye sıçratılması gerekiyor. Direnişin dışında
başka bir şeyin bizi kesinlikle yaşatmayacağını ve çözüme
götürmeyeceğini bilmek gerekiyor. Nasıl ki Zilan düşmana karşı her
şeyini ortaya koyup kendisine ait hiçbir şeyi bırakmadıysa,
gerillamızın, bütün kadrolarımızın, bütün özgürlük savaşçılarının
Zilan gibi kayıtsız şartsız her şeylerini varlıkları için,
gelecekleri için, özgür yaşamları için ortaya koymaları gerekiyor.
Bunun için de
bütün kadro ve savaşçılarımızın her türlü bireycilikten, kendine
görelikten, bencilikten, amir ve memurluktan, idarecilikten,
bürokratizim, oportünizmden, dogmatizmden kendilerini kurtarmaları
gerekiyor. Tümüyle özgürlüğü tutku düzeyinde yaşamaları, Zilan’ın
yaptığı gibi her şeylerini özgür bir yaşam için örgütlemeleri
gerekiyor. İmhaya karşı başka türlü yaşanılamayacağını ve yaşamın
garanti altına alınamayacağını bilmek gerekiyor. Zilan gibi
“Yaşanacaksa özgür yaşamak ya da hiç yaşamamak” demek gerekiyor.
Onun için de tamamen kendine ait olmaktan çıkıp kendini aşmak, her
şeyini özgür yaşamı yaratmak için ortaya koymak gerekiyor. Zilan’ın
gerçek yoldaşları olduğumuzu bu tarzda ortaya koymamız gerekiyor.
Nasıl ki Zilan yoldaşlığa, Önderliğe ve halka ihanet etmediyse,
bağlılığını en üst düzeyde ortaya koyduysa, Zilan’ın gerçek
yoldaşları olarak bizim de yoldaşlığın, Önderliğe ve halka
bağlılığın gereklerini yerine getirmemiz gerekiyor.
Bu da tamamen
kendimize ait olmaktan çıkıp kayıtsız şartsız özgürlük için her
şeyimizi ortaya koymamızdan geçiyor. Zilan’ın fedai eylemi nasıl
düşmanı ürkütmüşse, düşmana ağır kayıplar yaşatmış ve düşmanı o imha
tarzı yönelimlerden uzaklaştırmışsa, biz de bu güzel yoldaşın, bu
değerli yoldaşın çizgisini esas almalı, o temelde onu
pratikleştirmeli ve imhayı kesinlikle boşa çıkartmalıyız. Bu temelde
Kürt sorununun demokratik siyasal çözümünü düşmana kabul ettirmeli,
Önderliğimizi, hareketimizi ve halkımızı imha altından çıkartıp
özgürlüğe doğru yürüyüşümüzü kararlılıkla geliştirmeliyiz. Yapılması
gereken budur. Zilan’a bağlılık bunu gerektiriyor. Başka türlü
bağlılıktan söz edilemez.
Zilan nasıl ki
eylemiyle düşmanı ürküttüyse, düşmana geri adım attırdıysa, halk ve
gerilla için büyük bir moral, inanç, savaşma ortamı ve imkânı
yarattıysa, nasıl ki büyük bir çıkışın yaşamın sahibi olduysa,
Zilan’ın yoldaşları olarak Zilan çizgisini esas alırsak büyük
yaşayacağımız, büyük pratikleşeceğimiz, büyük kazanacağımız
ortadadır. Bize düşen, bize layık olan da bunu yerine getirmedir,
bunun dışındaki yaşamı elimizin tersiyle itmedir, yaşam olarak
görmemedir, onu kendimiz için haram saymadır. Önderliksiz yaşamın
olmayacağını, yaşamın ancak Önderlikle mümkün olduğunu iliklerimize
kadar hissetmemiz gerekiyor. “Olacaksa bir yaşam Önderlikle olur ya
da asla!” dememiz, bunu tüm iliklerimize kadar yaşamamız, bunun
gereklerini pratikte yerine getirmemiz, bunu yerine getirdiğimizde
düşmanın bütün imha çabalarını boşa çıkaracağımızı ve çözüme adım
adım gideceğimizi bilmemiz gerekiyor.
Ben bu temelde
bütün yoldaşları, özellikle HPG ve YJA-STAR savaşçılarını birer
Zilan olmaya, birer APO olmaya çağırıyor ve başarılar diliyorum.
<<
2.
Bölüm |