Kürtçe | Türkçe | Farsça | İngilizce | Arapça | Almanca

 

 
   
 

DÜŞMAN İRADE KIRMA SAVAŞINDA KAYBETMEYE MAHKÛMDUR

24 Haziran 2008

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Cemil Bayık

 

2. Bölüm

1 Haziran hamlesinin ardından Önderliğin KCK sistemini ilan etmesi, yine Kongra Gel 5. Genel Kurulu’nun aldığı karar, bütün bunları tamamlayan unsur olarak ‘Edi Bese’ hamlesi ve bunun pratikleşmesi olan Gabar, Oramar ve Zap direnişleri düşmanın dayattığı imha konseptini boşa çıkarma ve etkisizleştirmenin, hareketin varlığını koruması ve amaçları üzerinde yürüyebilmesinin tarihi adımlarıdır. Bunlar birbirini tamamlayan adımlardır. Eğer bu kararlar alınmamış ve bu temelde bu kararların pratikleşmesi olan Gabar, Oramar ve Zap direnişleri gelişmemiş olsaydı, Şubat’ta başlayıp 4 Nisan’a kadar süren ve adeta bir özgürlük devrimi olarak gelişen serhildanlar da bu denli görkemli gelişmeyecekti. Gerilla ile halk bu denli birbirini tamamlamayacaktı. Uluslararası komplonun geliştirdiği hareketi etkisizleştirme, teslim alma, başarılmadığında fiziki olarak tasfiye etme çabaları daha da kapsamlı boyutlar kazanacak, belki de sonuca götürülecekti.

Eğer uluslararası komploya bağlı olarak gelişen tasfiyeci-provokasyon eğilimi, özel savaş ve sivil toplumcu anlayış yarattığı tüm tahribatlara rağmen başarıya gitmediyse, bunun nedeni alınan bu kararlar ve bu kararların pratikleştirilmesidir. Çünkü bu kararlarla hareketimiz imhaya karşı kendini savunma savaşına girmiştir. Hareketimiz bu savunma savaşı ile kendisini korumuş ve düşman güçlerin sonuç almalarını engellemiştir. Bu direniş çok önemli siyasi ve askeri sonuçlar ortaya çıkarmıştır. İlerde bunun daha çarpıcı bazı sonuçları ortaya çıkacaktır. Şimdi ortaya çıkan sonuçlar görünenleridir. Bunun görünmeyen sonuçları da vardır. Süreç ilerledikçe bu sonuçlar daha iyi ortaya çıkacaktır.

Yine 1 Haziran ile başlayıp Zap Direnişi ile devam eden direnişin hareket ve halkımız açısından ne kadar tarihi değer taşıdığı daha iyi anlaşılacaktır. Bir kere Önderlikle hareketimiz arasındaki, yine Önderlik, hareket ve halk arasındaki bağı koparma girişimi başarısızlığa uğratılmıştır. Bu hareketin, bu Önderliğin, bu halkın birbirinden koparılamayacağı, bunların et ve tırnak gibi birleştikleri bir kez daha bütün bu güçlere gösterilmiştir. Bu yönlü çabaların sonuç alamayacağı, bu yönlü çabalar geliştirildikçe Önderlik, hareket ve halk arasındaki birlikteliğin daha da derinlik kazanacağı gösterilmiştir. Yine Önderliğimizi ve hareketimizi dışlayarak sözüm ona kendilerine göre bir Kürt çözümü geliştirme çabalarının da başarılı olamayacağı, eğer Kürt sorunu demokratik siyasal yöntemle çözümlenecekse bunun yolunun Önder APO ve Apocu Hareketten geçtiği çok net ortaya konmuştur. Önder APO ve Apocu Hareket dışında herhangi bir çözüm gücünün olmadığı, olamayacağı çok net ortaya çıkmıştır. Çözüm isteyenlerin ancak Önder APO ve Apocu Hareketi muhatap alırlarsa çözümde başarılı olabilecekleri, bunun dışındaki bütün çözüm çabalarının geçmişte olduğu gibi bir kez daha sonuç vermeyeceği herkese gösterilmiştir. Bütün saldırı araçlarını kullanarak bu hareketin iradesini kırılıp teslim alma çabalarının iflas etmeye mahkûm olduğu bir kez daha kanıtlanmıştır.

Aynı şekilde hiçbir gücün irade savaşında Apocu Hareket karşısında duramayacağı, savaşsa bile bu savaşı kazanamayacağı, tersine kaybedeceği bir kez daha ortaya konmuştur. Çünkü Apocu Hareket ortaya çıktığı günden itibaren irade savaşını yürütmüştür. Çıkışını irade savaşı yürüterek başarmıştır. Bu hareketin çıkışında irade savaşı esastır. Bu başarıldığı için bu hareket çıkışını başarabilmiş ve günümüze kadar gelebilmiştir. Hiçbir olanağın olmadığı, hiçbir mirasın ve imkânın bulunmadığı koşullarda, bu hareket iradesine yüklenerek çıkışı gerçekleştirmiştir. 12 Eylül koşullarında bütün imkânlarını kullanan Türk devleti Amed cezaevinde her türlü vahşeti uygulayarak hareketin iradesini kırmak istemiş, ama bunu başaramamıştır. İdeolojileri ve çıplak bedenleri dışında bir silahları bulunmayan Mazlum’lar, Hayri’ler ve Kemal’ler bir irade savaşı yürütmüşler ve bu savaşı en olumsuz koşullarda kazanmışlardır. Faşist sömürgeci Türk devleti Amed cezaevinde savaşı kaybetmiştir. Bu koşullarda irade savaşını yürütüp kazanan bu hareket, günümüzde ulaştığı düzey ve mücadele olanakları dikkate alındığında, irade savaşında hiçbir zaman savaşı kaybetmeyeceğini herkese göstermiştir ve gerekirse bundan sonra da gösterebilecek güçtedir.

Yine bu direnişlerle hareket yeniden siyaset merkezinde belirleyici bir güç olduğunu ortaya koymuştur. Barışçıl çözüm talepleri cılız da olsa dışımızdaki bazı güçlerce dillendirilmeye başlanmıştır. Oluşturulan Türkiye içi ittifaklar çatlamış ve bu çatlak gizlenemez duruma gelmiştir. AKP-ordu ittifakı bozulmuştur. Başarısızlığı AKP orduya, ordu AKP’ye, yine muhalefet güçleri AKP Hükümetine yükleyerek birbirleriyle yoğun tartışmalara girmişlerdir. Başarısız olduğu için, Türkiye’de Türk ordusuna karşı ilk kez eleştiriler gelişmiştir. Yine Zap direnişi sonrası AKP’ye karşı kapatma davası gündemleştirilmiştir. Özgürlük Hareketimizi ezmek ve teslim almak için oluşturulan Türkiye içi ittifak bu biçimiyle ağır bir darbe almıştır. Bu güçler arasındaki çelişkiler giderilmeye çalışılsa da, bunun hangi oranda başarılacağı şimdilik net görünmemektedir. Bunun kolay sağlanacağı da beklenemez.

Yine uluslararası alanda oluşturulan ittifak ve Türkiye verilen destek Zap direnişinden ve serhildanlardan sonra eski düzeyini koruyamaz hale gelmiştir. Bu hareketin öyle kolay teslim alınamayacağı ve tasfiye edilemeyeceği çok net görülmüştür. Hareketin, halkın ve Önderliğin ne kadar birlikte olduğu yine çok net olarak ortaya çıkmıştır. PKK’ye yönelik bütün bu saldırılar ve ittifakların PKK’nin iradesini daha çok güçlendirdiği, halkın daha çok Önderliğe ve harekete sahip çıktığı görülmüştür. Hareket bu direnişi temelinde ortaya çıkardığı sonuçlarla uluslararası düzeyde daha fazla diplomatik faaliyet yürütmenin olanaklarına kavuşmuş, çaba göstermesi halinde uluslararası düzeydeki çatlaklıkları derinleştirebilecek olanağa ulaşmıştır. Yine hareketin bu direnişi Kürtlerin PKK etrafında daha fazla birleşmesine, çeşitli nedenlerle PKK’den uzak duran kitlelerin daha fazla PKK’ye yakınlaşmasına yol açmış; bütün parçalarda ve yurtdışında PKK’nin Kürtlerin direniş gücü, onuru ve kimliği olduğu halkımız tarafından daha iyi anlaşılmıştır. Uluslararası komplonun, sömürgeci güçlerin ve işbirlikçi Kürtlerin PKK’yi marjinalleştirme çabaları kitleler nezdinde büyük bir darbe yemiştir. Halkımız PKK etrafında birleşmiş, PKK’nin kendi direniş gücü, geleceği, onuru ve kimliği olduğunu herkese göstermiştir.

Özellikle Zap direnişi ile birlikte hem ABD’nin hem de Türkiye’nin siyasetleri ve çabalarının büyük bir yara aldığını belirtmek gerekiyor. ABD’nin başını çektiği uluslararası komplocu güçler bütün çabalarında hareketi budamayı, güçsüzleştirmeyi ve etkisizleştirmeyi esas almışlardır. Ama Türk ordusunun Zap’ta içine düştüğü durum bu güçlerin PKK’yi yalnızlaştırma, marjinalleştirme ve etkisizleştirme çabalarına büyük bir darbe vurmuştur. Çünkü bu direniş sonucunda Türk ordusunun içine düştüğü durum PKK’yi Kürt halkı içerisinde daha güçlü hala getirmiş, hatta Güney Kürtleri içerisinde PKK’ye duyulan sempati daha fazla artmış ve ABD’nin Kürt politikaları sorgulanmaya başlanmıştır. Yıllarca uluslararası düzeyde oluşturulan ittifak ve bu temelde Türkiye’ye verilen destek Zap direnişiyle birlikte nerdeyse çatlama noktasına gelmiştir. Aynı şekilde ABD’nin PKK’ye darbe vurup etkisizleştirerek Türk ordusunu amaçları için kullanma çabaları nerdeyse tehlikeye girmiştir.

Bu durumu gören ABD, PKK’nin bu süreçten daha fazla güçlenerek çıkışını engellemek ve Türkiye’nin daha fazla olumsuz bir duruma düşmesinin önüne geçmek için derhal Türkiye’nin güçlerini çekmesini istemiştir. Türkiye bunu fırsat bilerek adeta buna can simidi gibi sarılmış; ABD’nin çağrısına uyarak güçlerini geriye çekip daha fazla kaybetmeyi önlemeye çalışmıştır. Türkiye ve ABD Zap saldırısı ile güçlerimizi gafil avlayacaklarını, Ana Karargâhı ele geçirerek büyük bir üstünlük sağlayacaklarını ve arkasından bütün harekete teslim ol çağrılarını dayatacaklarını planlamışlardır. TC’ye destek veren bütün PKK karşıtı güçler bu çağrıya hazırlanmışlardır. Hatta Güney Kürdistan liderliği PKK’nin ezilmesi temelinde bir ulusal konferans düzenlemeyi ve Güney liderliğinin ulusal liderlik olarak ilanını planlamıştır.

Ama Zap’ta hesaplar tersine dönünce ne konferans yapılıp ulusal liderliğin ilanına gidildi, ne de ABD ve TC’nin hedefleri gerçekleşti. Tam tersine süreç PKK’nin lehinde gelişmelere yol açtı. Bütün planlar altüst oldu. Bunun Türkiye siyasi ortamına, yine Türkiye toplumuna ve uluslararası güçlere yansıması oldu. Türkiye’de giderek derinleşen siyasi bir kriz yaşanmaya başlandı. Bu siyasi kriz var olan ekonomik krizi iyice tetikledi. Türkiye toplumu bundan oldukça etkilenmeye başladı. Yine Türkiye solu ve demokrasi güçleri Apocu Hareketin Zap’taki direnişinden oldukça etkilendi. Bu direnişin güç verdiği serhildanlar Türkiye soluna ve demokrasi güçlerine büyük bir moral ve coşku verdi, inançlarını güçlendirdi ve harekete geçmelerini sağladı. Deniz’lerin idam edilişlerinin yıldönümünde, yine 1 Mayıs için yapılmak istenen etkinliklerde bu durum netçe ortaya çıktı.

Bütün bu gelişmeleri gören ABD, Avrupa Birliği ve sömürgeci güçler, kendi aleyhlerinde ortaya çıkan bu tabloyu değiştirmek için yeni taktik planlamalara, hatta stratejik düzeyde planlamalara doğru adım attılar. Özellikle Türkiye-Güney Hükümeti yakınlaşmasını çok önemli gören ABD’nin her iki taraf üzerinde baskı geliştirerek bu ilişkiyi PKK karşıtı ilişki biçiminde geliştirmek istemesi, yine PKK içerisindeki kadrolarda ayırım yapması, çizgiye bağlı olan kadroların imha edilerek geriye kalanların kitlesiyle birlikle sisteme entegre edilmesi çabaları bu direnişin sonuçları ortaya çıktıktan sonra hız kazanmaya başladı. Bu planlamalarla hem ortaya çıkan kazanımlar etkisizleştirilmek istenmekte, hem de komplonun hedefi olan hareketi teslim alma ve etkisizleştirme çabaları bu tarzda yürütülmeye çalışılmaktadır
 

Konseptin esasen ABD öncülüğündeki uluslararası güçlerce planlanıp yürütüldüğü, sömürgeci güçlerin ve işbirlikçi Kürtlerin de bu konsepte dahil edildiği ve bütün bu güçlerce bu konseptin yürütülerek sonuca götürülmek istendiği artık bütün yönleriyle açığa çıkmış bulunuyor. Konseptin ve bu temelde gelişen saldırının amacı Kürdistan’da Önder APO öncülüğünde gelişen özgürlük hareketini etkisizleştirmedir; özgür Kürt’ü, özgür iradeyi, özgür yaşamı etkisizleştirmedir; Kürdistan’da tamamen işbirlikçi Kürt’ü egemen kılmadır; bütün Kürt toplumunu sisteme ve sistemin hedeflerine çekmedir; Kürtleri sistemin çıkarları temelinde bölgede kullanmadır.

Sistem yaşadığı sorunları aşmak için Ortadoğu’ya müdahale etmiş bulunuyor. ABD’nin ve sistemin geleceği bu müdahalenin başarısına bağlıdır. Eğer bu müdahale başarıya gitmezse, hem sistem hem de onun öncülüğünü yapan ABD büyük yara alacaktır. ABD ne pahasına olursa olsun bunu başarıya götürmek istiyor. Bu müdahaleyi başarıya götürmek için, içinde Güneyli Kürtlerin de yer aldığı Türkiye-Irak ittifakını esas alıyor. Bu ittifakı geliştirip başarıya götürmeden, yaptığı müdahalenin sonucu alamayacağını çok iyi görüyor. Onun için bütün çabası bu ittifakı gerçekleştirme yönündedir.

ABD işte bu müdahaleyi gerçekleştirip başarıya götürmek için öncelikle hareketimize yönelik müdahalede bulundu. Bu konuda ilkin Önder APO’nun hedeflenmesi ve İmralı sistemine alınarak etkisizleştirilmesi bu amaçladır. Ortadoğu’ya müdahale bununla başlatılmıştır. Bu müdahalenin başarıya gitmesi için de Önder APO’nun tamamen etkisizleştirilmesi, yani Önderliğimizin düşünce üretmemesi öngörülüyordu. Önderliğin ideolojik, siyasal ve örgütsel hiçbir düşünceyi oluşturmaması gerekiyordu. İmralı sistemi bunun için geliştirildi ve Önderlik tümüyle bitirilmek istendi. Önderlikle örgütün ve halkın bağı kesilmek istendi. Eğer bu başarılabilseydi, o zaman hareket ve halk üzerinde kontrol kurmak amacıyla geliştirdikleri adımlar da başarıya ulaşacaktı.

Komplocular bütün çabalarına rağmen Önderliği etkisizleştiremedikleri için Önder APO komployu ve onu geliştiren sistemi çözümledi. Onun alternatifini geliştirdiği için, bütün çaba ve tahribatlarına attıkları adımlara rağmen hareket ve kitle üzerindeki çabaları da sonuç vermedi. Komplocular bu doğrultuda harcadıkları çabalara paralel olarak Türkiye-Irak-ABD ittifakını geliştirmek için de ellerinden geleni yaptılar. Ortadoğu’daki müdahalenin başarıya gidebilmesi için ABD bu ittifak temelinde bütün Kürtleri sisteme çekmeyi, onun için de Önder APO ve Özgürlük Hareketini tamamen etkisizleştirmeyi, yine Türkiye’de AKP vasıtasıyla Siyasal İslam’ı geliştirmeyi, bunu bir model olarak bölgeye taşırma, bu temelde müdahalesini başarıya götürmeyi hedefliyor. ABD’nin bütün çabalarını bu yönde yoğunlaştırdığı çok net bir biçimde ortadadır. Önder APO’nun susturulamaması, Önderliğimizin özelde kapitalist sistemi ve genelde devletçi sistemi çözümleyerek alternatifini ortaya çıkartması hem hareketimize ve hem de halklara büyük bir moral güç ve direnme gücü verdi. Halkımızda ve hareketimizde eskisinden daha güçlü bir inancı, morali, coşkuyu ve bilinci geliştirdi. Sosyalizme olan inancı güçlendirdi, direnme ve komplocu sistemi alt etme olanaklarını yarattı.

İşte bunu yarattığı için komplo ve bu komplo içerinde yer alan bütün güçler hedeflerine ulaşamadılar. Önder APO İmralı sisteminde bile sistem ve sistemin öncüleriyle yürüttüğü mücadeleyi kazandı, hem de büyük kazandı. Komplocular büyük bir yara aldılar. Bundan öfkeye kapılan komplocular amaçlarını gerçekleştirmek için saldırılarını daha da derinleştirerek amaçlarını gerçekleştirme kararına ulaştılar. Eğer Önderliğimiz, hareketimiz ve halkımız üzerinde bir imha hareketi geliştiriliyorsa bundan dolayıdır. Komplo Önderlikle halkın bağını kesmek istedi, ama başaramadı. Önderliği susturmak istedi, ama başaramadı. Özgür Kürt’ü etkisizleştirmek istedi, ama başaramadı. Hareketin içinde Botan ve Ferhat gibi tasfiyeci-provokatif çeteci bir grup yaratarak hareketi ele geçirmek istedi, ama başaramadı. Onları kullanarak sunduğu destekle cepheden saldırıya geçip hareketi dağıtmak istedi, ama başaramadı. Sistem hareketin içerisinden tasfiyeci-provokatif çeteci grupla kendini örgütlemek istedi; kendi zihniyetini, yaşam tarzını ve kültürünü geliştirmek istedi. Attığı benzer daha birçok adımla bazı tahribatlar yaratsa bile, yine bunda da başarılı olamadı.

Sistem tümüyle Önderliği çizgisini, onun yarattığı militanlığı ve yaşamı öldürmek istedi. Bunun için ideolojik, siyasal, örgütsel, askeri, kültürel ve ekonomik saldırılarını yoğunlaştırdı, sonuç elde etmek için bütün tekniklerini kullandı, yine başarılı olamadı. Özellikle tasfiyeci-provokatif ekiple hareketimizin ve halkımızın güç kaynağı olan militanlığına ve yaşamına saldırdı, oradan sonuç almak istedi, ama başarılı olamadı. Attığı bütün bu adımlarda her ne kadar bazı tahribatlar ve sorunlar yaratmış olsa da, bütün bunlardan sonuç alamayınca, son olarak Önderliğin imhasına karar verip Önderlikten başlatılarak hareketin imhasını gerçekleştirmek istedi. Bu tarzda halkın iradesinin kırılarak teslim alınması amaçlandı. Yine Önderliğin zehirlenerek katledilmesinin yanı sıra, Önderlik ve çizgiye bağlı olan kadronun da imhası gündemleştirilerek çizgi tümüyle etkisizleştirilmek istendi. Bu imha gerçekleştirildikten sonra hareketin yarattığı kitlenin, değerlerin ve kadronun sisteme entegre edilmesi planlandı. Eğer başarılırsa Kürtlerin tümü bu tarzda sisteme çekilmiş olacaktı. Yapılmak istenen tümüyle budur, hesapları bu temeldedir.

ABD’nin en son buluşu, PKK çizgisinde yürüyen kadroların Önderlikle birlikte imha edilmesi, geride kalanların sisteme çekilip sistemle bütünleştirilmesidir. Bunu gerçekleştirmek için de Türkiye ile Güney Hükümeti ve güçlerinin ilişkilerinin geliştirilmesini, Güney’deki Kürt Hükümetinin ve siyasal partilerinin de Türkiye ile birlikte PKK’ye karşı harekete geçmelerini sağlamak ve bu tarzda imhayı gerçekleştirmektir. Bu planlamaları ve hesapları tutarsa sonuca gideceklerdir. Tutmazsa, yani önder kadroların, çekirdek kadroların, çizgiye bağlı kadroların imhası gerçekleşmezse, yine Güney Hükümeti-Türkiye ilişkileri çerçevesinde Güneyli güçlerin Türkiye ile birlikte PKK’ye karşı harekete geçmeleri sağlansa bile sonuç alınmazsa, artık konsept tümüyle boşa çıkmış oluyor. Gerisi Önder APO’nun Apocu Hareketin zorunlu olarak kabulüdür ve çözümün Önder APO ve PKK ile artık gündemleşmesidir.

Tüm özgürlük savaşçılarının yapması gereken bu gerçekleri iyi kavramak, özgürlük mücadelesini daha da derinleştirip yürütmek, bu güçlerin hesaplarını boşa çıkarmak, etkisizleştirmek ve bu tarzda kendilerini çözüme mecbur kılmak yönünde olmalıdır. Bütün özgürlük savaşçılarının yapması gereken, direnişi hem gerillada hem de halk nezdinde geliştirmektir. Yine ideolojik ve siyasal saldırılara karşı ideolojik mücadelenin boyutlandırılarak sürdürülmesi, kültürel saldırılara karşı yine kültür cephesinden mücadelenin derinleştirilmesidir. Eğer özgürlük savaşçıları bu saldırı imha konsepti karşısında mücadeleyi derinleştirerek sürdürürlerse bu konseptin boşa çıkacağı açıktır. Geçmişte de buna benzer saldırılar ve planlamalar oldu ve bunların hepsi boşa çıkarıldı. Yeni saldırı ve planlamaların da aynı şekilde boşa çıkarılabileceği açıktır. Eğer hareketin zihniyeti ve tarzıyla bu saldırılara karşı durulursa sonuç alınacağı ve çözümü gündemleştirileceği çok nettir. Yapılması gereken de budur.


 

<< 1. Bölüm |3. Bölüm >>

 

 

     
 

» ANAKARARGAH ARŞİV

» HPG-BİM ARŞİV

» MEŞRU SAVUNMA

» GÜNCEL YAZILAR

» GERİLLADAN

» ŞEHİTLERİMİZ

» ÖNDERLİK

» YJA STAR SAYFASI

» DİZİ ARAŞTIRMA

» FOTO GALERİ

» KİTAPLAR

» VİDEOLAR

» HPG HAKKINDA

» BAYRAKLAR

» İRTİBAT

» HABER ÜYELİK

 
 

 

 

 

 
 

HPG (Halk Savunma Güçleri) Resmi Sitesidir.
HPG-BİM tarafından yapılmıştır.

HPG Online © 2003 - 2008 Tüm hakları saklıdır.