|
KCK Yürütme Konseyi Üyesi Cemil Bayık
2. Bölüm

1 Haziran
hamlesinin ardından Önderliğin KCK sistemini ilan etmesi, yine
Kongra Gel 5. Genel Kurulu’nun aldığı karar, bütün bunları
tamamlayan unsur olarak ‘Edi Bese’ hamlesi ve bunun pratikleşmesi
olan Gabar, Oramar ve Zap direnişleri düşmanın dayattığı imha
konseptini boşa çıkarma ve etkisizleştirmenin, hareketin varlığını
koruması ve amaçları üzerinde yürüyebilmesinin tarihi adımlarıdır.
Bunlar birbirini tamamlayan adımlardır. Eğer bu kararlar alınmamış
ve bu temelde bu kararların pratikleşmesi olan Gabar, Oramar ve Zap
direnişleri gelişmemiş olsaydı, Şubat’ta başlayıp 4 Nisan’a kadar
süren ve adeta bir özgürlük devrimi olarak gelişen serhildanlar da
bu denli görkemli gelişmeyecekti. Gerilla ile halk bu denli
birbirini tamamlamayacaktı. Uluslararası komplonun geliştirdiği
hareketi etkisizleştirme, teslim alma, başarılmadığında fiziki
olarak tasfiye etme çabaları daha da kapsamlı boyutlar kazanacak,
belki de sonuca götürülecekti.
Eğer uluslararası
komploya bağlı olarak gelişen tasfiyeci-provokasyon eğilimi, özel
savaş ve sivil toplumcu anlayış yarattığı tüm tahribatlara rağmen
başarıya gitmediyse, bunun nedeni alınan bu kararlar ve bu
kararların pratikleştirilmesidir. Çünkü bu kararlarla hareketimiz
imhaya karşı kendini savunma savaşına girmiştir. Hareketimiz bu
savunma savaşı ile kendisini korumuş ve düşman güçlerin sonuç
almalarını engellemiştir. Bu direniş çok önemli siyasi ve askeri
sonuçlar ortaya çıkarmıştır. İlerde bunun daha çarpıcı bazı
sonuçları ortaya çıkacaktır. Şimdi ortaya çıkan sonuçlar
görünenleridir. Bunun görünmeyen sonuçları da vardır. Süreç
ilerledikçe bu sonuçlar daha iyi ortaya çıkacaktır.
Yine 1 Haziran ile
başlayıp Zap Direnişi ile devam eden direnişin hareket ve halkımız
açısından ne kadar tarihi değer taşıdığı daha iyi anlaşılacaktır.
Bir kere Önderlikle hareketimiz arasındaki, yine Önderlik, hareket
ve halk arasındaki bağı koparma girişimi başarısızlığa
uğratılmıştır. Bu hareketin, bu Önderliğin, bu halkın birbirinden
koparılamayacağı, bunların et ve tırnak gibi birleştikleri bir kez
daha bütün bu güçlere gösterilmiştir. Bu yönlü çabaların sonuç
alamayacağı, bu yönlü çabalar geliştirildikçe Önderlik, hareket ve
halk arasındaki birlikteliğin daha da derinlik kazanacağı
gösterilmiştir. Yine Önderliğimizi ve hareketimizi dışlayarak sözüm
ona kendilerine göre bir Kürt çözümü geliştirme çabalarının da
başarılı olamayacağı, eğer Kürt sorunu demokratik siyasal yöntemle
çözümlenecekse bunun yolunun Önder APO ve Apocu Hareketten geçtiği
çok net ortaya konmuştur. Önder APO ve Apocu Hareket dışında
herhangi bir çözüm gücünün olmadığı, olamayacağı çok net ortaya
çıkmıştır. Çözüm isteyenlerin ancak Önder APO ve Apocu Hareketi
muhatap alırlarsa çözümde başarılı olabilecekleri, bunun dışındaki
bütün çözüm çabalarının geçmişte olduğu gibi bir kez daha sonuç
vermeyeceği herkese gösterilmiştir. Bütün saldırı araçlarını
kullanarak bu hareketin iradesini kırılıp teslim alma çabalarının
iflas etmeye mahkûm olduğu bir kez daha kanıtlanmıştır.
Aynı şekilde
hiçbir gücün irade savaşında Apocu Hareket karşısında duramayacağı,
savaşsa bile bu savaşı kazanamayacağı, tersine kaybedeceği bir kez
daha ortaya konmuştur. Çünkü Apocu Hareket ortaya çıktığı günden
itibaren irade savaşını yürütmüştür. Çıkışını irade savaşı yürüterek
başarmıştır. Bu hareketin çıkışında irade savaşı esastır. Bu
başarıldığı için bu hareket çıkışını başarabilmiş ve günümüze kadar
gelebilmiştir. Hiçbir olanağın olmadığı, hiçbir mirasın ve imkânın
bulunmadığı koşullarda, bu hareket iradesine yüklenerek çıkışı
gerçekleştirmiştir. 12 Eylül koşullarında bütün imkânlarını kullanan
Türk devleti Amed cezaevinde her türlü vahşeti uygulayarak hareketin
iradesini kırmak istemiş, ama bunu başaramamıştır. İdeolojileri ve
çıplak bedenleri dışında bir silahları bulunmayan Mazlum’lar,
Hayri’ler ve Kemal’ler bir irade savaşı yürütmüşler ve bu savaşı en
olumsuz koşullarda kazanmışlardır. Faşist sömürgeci Türk devleti
Amed cezaevinde savaşı kaybetmiştir. Bu koşullarda irade savaşını
yürütüp kazanan bu hareket, günümüzde ulaştığı düzey ve mücadele
olanakları dikkate alındığında, irade savaşında hiçbir zaman savaşı
kaybetmeyeceğini herkese göstermiştir ve gerekirse bundan sonra da
gösterebilecek güçtedir.
Yine bu
direnişlerle hareket yeniden siyaset merkezinde belirleyici bir güç
olduğunu ortaya koymuştur. Barışçıl çözüm talepleri cılız da olsa
dışımızdaki bazı güçlerce dillendirilmeye başlanmıştır. Oluşturulan
Türkiye içi ittifaklar çatlamış ve bu çatlak gizlenemez duruma
gelmiştir. AKP-ordu ittifakı bozulmuştur. Başarısızlığı AKP orduya,
ordu AKP’ye, yine muhalefet güçleri AKP Hükümetine yükleyerek
birbirleriyle yoğun tartışmalara girmişlerdir. Başarısız olduğu
için, Türkiye’de Türk ordusuna karşı ilk kez eleştiriler
gelişmiştir. Yine Zap direnişi sonrası AKP’ye karşı kapatma davası
gündemleştirilmiştir. Özgürlük Hareketimizi ezmek ve teslim almak
için oluşturulan Türkiye içi ittifak bu biçimiyle ağır bir darbe
almıştır. Bu güçler arasındaki çelişkiler giderilmeye çalışılsa da,
bunun hangi oranda başarılacağı şimdilik net görünmemektedir. Bunun
kolay sağlanacağı da beklenemez.
Yine uluslararası
alanda oluşturulan ittifak ve Türkiye verilen destek Zap
direnişinden ve serhildanlardan sonra eski düzeyini koruyamaz hale
gelmiştir. Bu hareketin öyle kolay teslim alınamayacağı ve tasfiye
edilemeyeceği çok net görülmüştür. Hareketin, halkın ve Önderliğin
ne kadar birlikte olduğu yine çok net olarak ortaya çıkmıştır.
PKK’ye yönelik bütün bu saldırılar ve ittifakların PKK’nin iradesini
daha çok güçlendirdiği, halkın daha çok Önderliğe ve harekete sahip
çıktığı görülmüştür. Hareket bu direnişi temelinde ortaya çıkardığı
sonuçlarla uluslararası düzeyde daha fazla diplomatik faaliyet
yürütmenin olanaklarına kavuşmuş, çaba göstermesi halinde
uluslararası düzeydeki çatlaklıkları derinleştirebilecek olanağa
ulaşmıştır. Yine hareketin bu direnişi Kürtlerin PKK etrafında daha
fazla birleşmesine, çeşitli nedenlerle PKK’den uzak duran kitlelerin
daha fazla PKK’ye yakınlaşmasına yol açmış; bütün parçalarda ve
yurtdışında PKK’nin Kürtlerin direniş gücü, onuru ve kimliği olduğu
halkımız tarafından daha iyi anlaşılmıştır. Uluslararası komplonun,
sömürgeci güçlerin ve işbirlikçi Kürtlerin PKK’yi marjinalleştirme
çabaları kitleler nezdinde büyük bir darbe yemiştir. Halkımız PKK
etrafında birleşmiş, PKK’nin kendi direniş gücü, geleceği, onuru ve
kimliği olduğunu herkese göstermiştir.
Özellikle Zap
direnişi ile birlikte hem ABD’nin hem de Türkiye’nin siyasetleri ve
çabalarının büyük bir yara aldığını belirtmek gerekiyor. ABD’nin
başını çektiği uluslararası komplocu güçler bütün çabalarında
hareketi budamayı, güçsüzleştirmeyi ve etkisizleştirmeyi esas
almışlardır. Ama Türk ordusunun Zap’ta içine düştüğü durum bu
güçlerin PKK’yi yalnızlaştırma, marjinalleştirme ve etkisizleştirme
çabalarına büyük bir darbe vurmuştur. Çünkü bu direniş sonucunda
Türk ordusunun içine düştüğü durum PKK’yi Kürt halkı içerisinde daha
güçlü hala getirmiş, hatta Güney Kürtleri içerisinde PKK’ye duyulan
sempati daha fazla artmış ve ABD’nin Kürt politikaları sorgulanmaya
başlanmıştır. Yıllarca uluslararası düzeyde oluşturulan ittifak ve
bu temelde Türkiye’ye verilen destek Zap direnişiyle birlikte
nerdeyse çatlama noktasına gelmiştir. Aynı şekilde ABD’nin PKK’ye
darbe vurup etkisizleştirerek Türk ordusunu amaçları için kullanma
çabaları nerdeyse tehlikeye girmiştir.
Bu durumu gören
ABD, PKK’nin bu süreçten daha fazla güçlenerek çıkışını engellemek
ve Türkiye’nin daha fazla olumsuz bir duruma düşmesinin önüne geçmek
için derhal Türkiye’nin güçlerini çekmesini istemiştir. Türkiye bunu
fırsat bilerek adeta buna can simidi gibi sarılmış; ABD’nin
çağrısına uyarak güçlerini geriye çekip daha fazla kaybetmeyi
önlemeye çalışmıştır. Türkiye ve ABD Zap saldırısı ile güçlerimizi
gafil avlayacaklarını, Ana Karargâhı ele geçirerek büyük bir
üstünlük sağlayacaklarını ve arkasından bütün harekete teslim ol
çağrılarını dayatacaklarını planlamışlardır. TC’ye destek veren
bütün PKK karşıtı güçler bu çağrıya hazırlanmışlardır. Hatta Güney
Kürdistan liderliği PKK’nin ezilmesi temelinde bir ulusal konferans
düzenlemeyi ve Güney liderliğinin ulusal liderlik olarak ilanını
planlamıştır.
Ama Zap’ta
hesaplar tersine dönünce ne konferans yapılıp ulusal liderliğin
ilanına gidildi, ne de ABD ve TC’nin hedefleri gerçekleşti. Tam
tersine süreç PKK’nin lehinde gelişmelere yol açtı. Bütün planlar
altüst oldu. Bunun Türkiye siyasi ortamına, yine Türkiye toplumuna
ve uluslararası güçlere yansıması oldu. Türkiye’de giderek
derinleşen siyasi bir kriz yaşanmaya başlandı. Bu siyasi kriz var
olan ekonomik krizi iyice tetikledi. Türkiye toplumu bundan oldukça
etkilenmeye başladı. Yine Türkiye solu ve demokrasi güçleri Apocu
Hareketin Zap’taki direnişinden oldukça etkilendi. Bu direnişin güç
verdiği serhildanlar Türkiye soluna ve demokrasi güçlerine büyük bir
moral ve coşku verdi, inançlarını güçlendirdi ve harekete
geçmelerini sağladı. Deniz’lerin idam edilişlerinin yıldönümünde,
yine 1 Mayıs için yapılmak istenen etkinliklerde bu durum netçe
ortaya çıktı.
Bütün bu
gelişmeleri gören ABD, Avrupa Birliği ve sömürgeci güçler, kendi
aleyhlerinde ortaya çıkan bu tabloyu değiştirmek için yeni taktik
planlamalara, hatta stratejik düzeyde planlamalara doğru adım
attılar. Özellikle Türkiye-Güney Hükümeti yakınlaşmasını çok önemli
gören ABD’nin her iki taraf üzerinde baskı geliştirerek bu ilişkiyi
PKK karşıtı ilişki biçiminde geliştirmek istemesi, yine PKK
içerisindeki kadrolarda ayırım yapması, çizgiye bağlı olan
kadroların imha edilerek geriye kalanların kitlesiyle birlikle
sisteme entegre edilmesi çabaları bu direnişin sonuçları ortaya
çıktıktan sonra hız kazanmaya başladı. Bu planlamalarla hem ortaya
çıkan kazanımlar etkisizleştirilmek istenmekte, hem de komplonun
hedefi olan hareketi teslim alma ve etkisizleştirme çabaları bu
tarzda yürütülmeye çalışılmaktadır
Konseptin esasen
ABD öncülüğündeki uluslararası güçlerce planlanıp yürütüldüğü,
sömürgeci güçlerin ve işbirlikçi Kürtlerin de bu konsepte dahil
edildiği ve bütün bu güçlerce bu konseptin yürütülerek sonuca
götürülmek istendiği artık bütün yönleriyle açığa çıkmış bulunuyor.
Konseptin ve bu temelde gelişen saldırının amacı Kürdistan’da Önder
APO öncülüğünde gelişen özgürlük hareketini etkisizleştirmedir;
özgür Kürt’ü, özgür iradeyi, özgür yaşamı etkisizleştirmedir;
Kürdistan’da tamamen işbirlikçi Kürt’ü egemen kılmadır; bütün Kürt
toplumunu sisteme ve sistemin hedeflerine çekmedir; Kürtleri
sistemin çıkarları temelinde bölgede kullanmadır.
Sistem yaşadığı
sorunları aşmak için Ortadoğu’ya müdahale etmiş bulunuyor. ABD’nin
ve sistemin geleceği bu müdahalenin başarısına bağlıdır. Eğer bu
müdahale başarıya gitmezse, hem sistem hem de onun öncülüğünü yapan
ABD büyük yara alacaktır. ABD ne pahasına olursa olsun bunu başarıya
götürmek istiyor. Bu müdahaleyi başarıya götürmek için, içinde
Güneyli Kürtlerin de yer aldığı Türkiye-Irak ittifakını esas alıyor.
Bu ittifakı geliştirip başarıya götürmeden, yaptığı müdahalenin
sonucu alamayacağını çok iyi görüyor. Onun için bütün çabası bu
ittifakı gerçekleştirme yönündedir.
ABD işte bu
müdahaleyi gerçekleştirip başarıya götürmek için öncelikle
hareketimize yönelik müdahalede bulundu. Bu konuda ilkin Önder
APO’nun hedeflenmesi ve İmralı sistemine alınarak
etkisizleştirilmesi bu amaçladır. Ortadoğu’ya müdahale bununla
başlatılmıştır. Bu müdahalenin başarıya gitmesi için de Önder
APO’nun tamamen etkisizleştirilmesi, yani Önderliğimizin düşünce
üretmemesi öngörülüyordu. Önderliğin ideolojik, siyasal ve örgütsel
hiçbir düşünceyi oluşturmaması gerekiyordu. İmralı sistemi bunun
için geliştirildi ve Önderlik tümüyle bitirilmek istendi. Önderlikle
örgütün ve halkın bağı kesilmek istendi. Eğer bu başarılabilseydi, o
zaman hareket ve halk üzerinde kontrol kurmak amacıyla
geliştirdikleri adımlar da başarıya ulaşacaktı.
Komplocular bütün
çabalarına rağmen Önderliği etkisizleştiremedikleri için Önder APO
komployu ve onu geliştiren sistemi çözümledi. Onun alternatifini
geliştirdiği için, bütün çaba ve tahribatlarına attıkları adımlara
rağmen hareket ve kitle üzerindeki çabaları da sonuç vermedi.
Komplocular bu doğrultuda harcadıkları çabalara paralel olarak
Türkiye-Irak-ABD ittifakını geliştirmek için de ellerinden geleni
yaptılar. Ortadoğu’daki müdahalenin başarıya gidebilmesi için ABD bu
ittifak temelinde bütün Kürtleri sisteme çekmeyi, onun için de Önder
APO ve Özgürlük Hareketini tamamen etkisizleştirmeyi, yine
Türkiye’de AKP vasıtasıyla Siyasal İslam’ı geliştirmeyi, bunu bir
model olarak bölgeye taşırma, bu temelde müdahalesini başarıya
götürmeyi hedefliyor. ABD’nin bütün çabalarını bu yönde
yoğunlaştırdığı çok net bir biçimde ortadadır. Önder APO’nun
susturulamaması, Önderliğimizin özelde kapitalist sistemi ve genelde
devletçi sistemi çözümleyerek alternatifini ortaya çıkartması hem
hareketimize ve hem de halklara büyük bir moral güç ve direnme gücü
verdi. Halkımızda ve hareketimizde eskisinden daha güçlü bir inancı,
morali, coşkuyu ve bilinci geliştirdi. Sosyalizme olan inancı
güçlendirdi, direnme ve komplocu sistemi alt etme olanaklarını
yarattı.
İşte bunu
yarattığı için komplo ve bu komplo içerinde yer alan bütün güçler
hedeflerine ulaşamadılar. Önder APO İmralı sisteminde bile sistem ve
sistemin öncüleriyle yürüttüğü mücadeleyi kazandı, hem de büyük
kazandı. Komplocular büyük bir yara aldılar. Bundan öfkeye kapılan
komplocular amaçlarını gerçekleştirmek için saldırılarını daha da
derinleştirerek amaçlarını gerçekleştirme kararına ulaştılar. Eğer
Önderliğimiz, hareketimiz ve halkımız üzerinde bir imha hareketi
geliştiriliyorsa bundan dolayıdır. Komplo Önderlikle halkın bağını
kesmek istedi, ama başaramadı. Önderliği susturmak istedi, ama
başaramadı. Özgür Kürt’ü etkisizleştirmek istedi, ama başaramadı.
Hareketin içinde Botan ve Ferhat gibi tasfiyeci-provokatif çeteci
bir grup yaratarak hareketi ele geçirmek istedi, ama başaramadı.
Onları kullanarak sunduğu destekle cepheden saldırıya geçip hareketi
dağıtmak istedi, ama başaramadı. Sistem hareketin içerisinden
tasfiyeci-provokatif çeteci grupla kendini örgütlemek istedi; kendi
zihniyetini, yaşam tarzını ve kültürünü geliştirmek istedi. Attığı
benzer daha birçok adımla bazı tahribatlar yaratsa bile, yine bunda
da başarılı olamadı.
Sistem tümüyle
Önderliği çizgisini, onun yarattığı militanlığı ve yaşamı öldürmek
istedi. Bunun için ideolojik, siyasal, örgütsel, askeri, kültürel ve
ekonomik saldırılarını yoğunlaştırdı, sonuç elde etmek için bütün
tekniklerini kullandı, yine başarılı olamadı. Özellikle tasfiyeci-provokatif
ekiple hareketimizin ve halkımızın güç kaynağı olan militanlığına ve
yaşamına saldırdı, oradan sonuç almak istedi, ama başarılı olamadı.
Attığı bütün bu adımlarda her ne kadar bazı tahribatlar ve sorunlar
yaratmış olsa da, bütün bunlardan sonuç alamayınca, son olarak
Önderliğin imhasına karar verip Önderlikten başlatılarak hareketin
imhasını gerçekleştirmek istedi. Bu tarzda halkın iradesinin
kırılarak teslim alınması amaçlandı. Yine Önderliğin zehirlenerek
katledilmesinin yanı sıra, Önderlik ve çizgiye bağlı olan kadronun
da imhası gündemleştirilerek çizgi tümüyle etkisizleştirilmek
istendi. Bu imha gerçekleştirildikten sonra hareketin yarattığı
kitlenin, değerlerin ve kadronun sisteme entegre edilmesi planlandı.
Eğer başarılırsa Kürtlerin tümü bu tarzda sisteme çekilmiş olacaktı.
Yapılmak istenen tümüyle budur, hesapları bu temeldedir.
ABD’nin en son
buluşu, PKK çizgisinde yürüyen kadroların Önderlikle birlikte imha
edilmesi, geride kalanların sisteme çekilip sistemle
bütünleştirilmesidir. Bunu gerçekleştirmek için de Türkiye ile Güney
Hükümeti ve güçlerinin ilişkilerinin geliştirilmesini, Güney’deki
Kürt Hükümetinin ve siyasal partilerinin de Türkiye ile birlikte
PKK’ye karşı harekete geçmelerini sağlamak ve bu tarzda imhayı
gerçekleştirmektir. Bu planlamaları ve hesapları tutarsa sonuca
gideceklerdir. Tutmazsa, yani önder kadroların, çekirdek kadroların,
çizgiye bağlı kadroların imhası gerçekleşmezse, yine Güney
Hükümeti-Türkiye ilişkileri çerçevesinde Güneyli güçlerin Türkiye
ile birlikte PKK’ye karşı harekete geçmeleri sağlansa bile sonuç
alınmazsa, artık konsept tümüyle boşa çıkmış oluyor. Gerisi Önder
APO’nun Apocu Hareketin zorunlu olarak kabulüdür ve çözümün Önder
APO ve PKK ile artık gündemleşmesidir.
Tüm özgürlük
savaşçılarının yapması gereken bu gerçekleri iyi kavramak, özgürlük
mücadelesini daha da derinleştirip yürütmek, bu güçlerin hesaplarını
boşa çıkarmak, etkisizleştirmek ve bu tarzda kendilerini çözüme
mecbur kılmak yönünde olmalıdır. Bütün özgürlük savaşçılarının
yapması gereken, direnişi hem gerillada hem de halk nezdinde
geliştirmektir. Yine ideolojik ve siyasal saldırılara karşı
ideolojik mücadelenin boyutlandırılarak sürdürülmesi, kültürel
saldırılara karşı yine kültür cephesinden mücadelenin
derinleştirilmesidir. Eğer özgürlük savaşçıları bu saldırı imha
konsepti karşısında mücadeleyi derinleştirerek sürdürürlerse bu
konseptin boşa çıkacağı açıktır. Geçmişte de buna benzer saldırılar
ve planlamalar oldu ve bunların hepsi boşa çıkarıldı. Yeni saldırı
ve planlamaların da aynı şekilde boşa çıkarılabileceği açıktır. Eğer
hareketin zihniyeti ve tarzıyla bu saldırılara karşı durulursa sonuç
alınacağı ve çözümü gündemleştirileceği çok nettir. Yapılması
gereken de budur.
<< 1.
Bölüm |3. Bölüm >>
|