|
KCK Yürütme Konseyi Üyesi Cemil Bayık
Önder
APO’nun öncülüğünde gelişen Özgürlük Hareketine karşı daha çıkıştan
itibaren saldırıların olduğu biliniyor. Bu saldırılar ABD
öncülüğündeki uluslararası güçler tarafından daha da
kapsamlılaştırılarak sürdürülmektedir. ABD öncülüğündeki
uluslararası komplocu güçlerin bu saldırıları Önderliğimizin İmralı
sistemine tabi tutulmasıyla birlikte daha da derinlik kazanmıştır.
Uluslararası komplo ilk adımında Önder APO’yu etkisizleştirmeyi
hedeflemiş olup, esaret altına alarak İmralı sistemi dediğimiz
sistemde tutmaktadır. Komplo ilk aşamasında saldırılarını dışarıdan
yürütmüş ve Önder APO’yu İmralı sistemine tabi tutmuştur. Bu adımı
attıktan sonra, ikinci adım olarak hareketimizin yönetimi üzerinde
durmuş, bir bütün yönetimi nasıl Önderlikten ve çizgiden
koparabileceği ve kendi sistemine çekebileceği üzerinde yoğunlaşmış,
bunda başarılı olamayınca yönetim içerisinde Botan, Ferhat benzeri
bir çete grubunu yanına çekerek, bu tasfiyeci-provokatif çeteci
grupla hareketi içten ele geçirmek istemiştir. Bu provokatif çeteci
grup komployu hareketin içerisine taşırarak, hareketi kapitalist
sistemin çıkarları yönünde tamamen kapitalist sisteme hizmet edecek
tarzda şekillendirmek istemiştir. Bunu başaramayınca, Önderliğin,
hareketin ve halkın müdahalesiyle kaçarak dıştan tasfiyeci
saldırılarını geliştirmiş, bu tarzda sonuca gitmek istemiştir. Ama
bunda da başarılı olamamıştır.
Komplo birinci
aşamada dışarıdan saldırırken, ikinci aşamada bu çeteci grupla içten
saldırılarını sürdürmüş ve oldukça tehlikeli olmuştur. Çetecilik her
ne kadar başarıya gidememiş olsa da oldukça ciddi tahribatlar
yaratmış, çarpıtmalar ve saptırmalar geliştirmiştir. Geliştirilen bu
çarpıtma ve saptırmalar ve yaratılan kargaşa etkilerini uzun süre
sürdürmüştür. Her ne kadar başarıya gidememişse de, komploya bağlı
olarak gelişen tasfiyeci-provokatif eğilim, özel savaş merkezi ve
sivil toplumcu anlayış el ele vererek, hareketi zihniyetinden ve
tarzından oldukça uzaklaştırmıştır. Bunun sonucunda sistemin
zihniyeti, onun yaşam tarzı, kültürü ve kişiliği hareket içerisinde
gelişmeye başlamıştır. Bu da hareketi oldukça güçsüzleştirmiş,
gerçeğinden oldukça uzaklaştırmış ve bu durum sonuç alabileceklerine
dair komploculara oldukça umut vermiştir. Komplocular ve
tasfiyeciler hareketin artık belini doğrultamayacağı sonucuna
varmışlar, çabalarını arttırarak sonuca gitmek istemişlerdir. İşte
komploya bağlı gelişen tasfiyeci-provokatif eğilim, özel savaş ve
sivil toplumcu anlayış, hareketi tümüyle kendi zihniyeti ve
tarzından uzaklaştırarak, sistemi, sistemin zihniyetini, yaşamını,
kültürünü ve kişiliğini egemen kılarak, Kürdistan’da hareketi ve
özgürlük çizgisini tümüyle etkisizleştirebileceği umuduna
kapılmıştır.
Bu durumu gören
hareketimiz bunun önüne geçmek ve sistem içileşmeyi etkisiz kılmak
için yoğun çaba harcamış; kendi kökleri ve gücü üzerinde yeniden
ayağa kalkmanın, kendi zihniyetini ve tarzını egemen kılarak hedef
ve amaçları doğrultusunda adım atmanın büyük mücadelesine
girişmiştir. Bu açıdan 1 Haziran 2004 kararı oldukça tarihsel bir
karardır, 15 Ağustos Atılımı değerinde bir karardır. Bu kararla
hareket kendisine yönelik olarak geliştirilen ideolojik, siyasal,
diplomatik, örgütsel, askeri, kültürel ve ekonomik saldırılara karşı
varlığını koruma mücadelesine girmiştir.
Hareketimizi
tümüyle sisteme çekmek isteyen güçler alınan bu karara saldırmışlar,
bu kararın pratikleşmesini önlemeye çalışmışlardır. Bununla
geliştirdikleri sistem içine çekme mücadelesini sonuca götürmek
istemişlerdir. Bu anlaşılır bir durumdur. 1 Haziran hamlesinin
gelişmesine yol açan tarihsel karara sadece hareketi sistem içine
çekmek isteyen dış güçler saldırmamışlardır; aynı zamanda içimizde
sistem içileşmeyi yaşayan, sistemin etkisinde olan birçok kadro da
benzer bir tutuma girmiştir. Bunlar hareketin neden 1 Haziran kararı
aldığını sorgulamışlar, bunun doğru olmadığını ve tekrar eskiye
dönmek anlamına geldiğini söyleyerek, adeta bu kararın
pratikleşmesinin önüne geçmek istemişlerdir. Hem dış güçler hem de
içte komplo ve tasfiyeciliğin etkisinde olan bazı kadrolar adeta el
ele vererek bu tarihsel adımın boşa çıkarılması için birçok çaba
içerisine girmişlerdir.
Hareketimiz bu
tehlikeli çabaları etkisizleştirip 1 Haziran tarihsel kararını
hayata geçirmek için büyük bir mücadele vermiştir. Bu mücadele
sonucunda 1 Haziran kararı hayata geçirilmiş, hem komplonun hem de
buna bağlı olarak geliştirilen tasfiyeci-provokasyonun önü alınmış,
özel savaş ve sivil toplumcu anlayışın yıkıcı çabalarının önüne
geçilmiştir. Böylelikle çürütme politikasının önü alınarak boşa
çıkartılmış, hareket yeniden kendi zihniyeti ve tarzı üzerinde
adımlar atmaya başlamıştır. Bu da harekette belli bir toparlanmayı
ve ayağa kalkışı sağlamıştır. 1 Haziran tarihsel atılımının ardından
Önderliğimiz 2005 Newroz’unda KKK’nin ilanına gitmiş ve Kürt halkı
büyük bir coşkuyla bu ilana sahip çıkmıştır. Bu sahiplenme 1 Haziran
hamlesini tamamlayan ve derinleştiren bir gelişme olmuştur. Hareket
bu gelişmeyle birlikte kendi zihniyeti ve tarzında daha da
derinleşmiş, komplo ve tasfiyeciliğin yarattığı tahribatları önemli
ölçüde kavratmış, tahribatların giderilmesinin olanaklarını ve
ortamını güçlendirmiştir.
Bu durumu gören
düşman, 2005 Ağustos’unda harekete karşı topyekûn savaş ilanı
kararını almıştır. Düşman hareketin toparlandığını, yeniden ayakları
üzerinde durduğunu ve hedefleri üzerinde yürüme doğrultusunda
adımlar attığını gördüğünden bu karara varmıştır. Önder APO’yu
zehirleyerek aldığı bu kararı pratiğe geçirmiş, imhaya buradan
başlamıştır. İmhayı gerçekleştirmek için kendi iç cephesini
sağlamlaştırmaya çalışmış, bütün güçleri bu imhayı gerçekleştirmek
üzere bir araya getirmek için çaba harcamış, AKP’yi de Şemdinli
katliamıyla teslim alarak kendi iç cephesini bu tarzda tamamlamış,
böylece bütün çabalarını hareketin imhası yönünde geliştirmeye
başlamıştır. AKP Kürtleri denetim altına alma göreviyle
görevlendirilmiş, ordu imha seferlerini başlatmış, Türkiye’deki tüm
siyasal ve ekonomik güçleri de bu imha seferlerinde arkasına
almıştır.
Hareketimiz bu
topyekûn imhaya karşı kendi varlığını koruma mücadelesine girişmiş,
bu temelde bir direniş savaşımını geliştirerek imhanın önünü almaya
çalışmıştır. Bu direnişte önemli sonuçlar yaratan hareketimizi bu
direnişten alıkoymak, oyalamak ve imha seferlerini başarıya götürmek
için çeşitli güçler harekete ateşkes dayatmalarında bulunmuşlardır.
Çünkü hareketimiz komplo ve tasfiyeciliğin özel savaş ve sivil
toplumcu anlayışın yarattığı tahribatların önüne geçerek bir direniş
içerisine girmiş, bunun sonucunda tekrardan bölgedeki siyasette
yerini almaya ve çeşitli güçlerin çıkarlarını zedelemeye başlamış,
oluşturulan dengeleri tehdit eder duruma gelmiştir. İşte çıkarları
sarsılan bu güçler bu durumu görerek ateşkesle bunun önüne geçmek
istemişler, hareketi oyalayarak direnişi denetim altına almanın ve
imhayı geliştirerek sonuca gitmenin çabalarına girmişlerdir.
Ateşkes karşısında
çözüm yönünde en ufak bir adımın atılması şurada dursun, imha amaçlı
saldırıların kapsamlılaştırdığını gören hareketimiz bu durumu
değerlendirmiş, Kongra Gel 5. Genel Kurulu’nda önemli bir karara
ulaşmıştır. Dayatılan imhaya karşı hareketin ve halkın savunması
için artık pasif savunmanın yetmediğini ve aktif savunmanın zorunlu
olduğunu görmüş, bu doğrultuda karar almıştır. Hareketimiz
ideolojik, siyasal diplomatik, örgütsel askeri, ekonomik ve kültürel
saldırılara karşı kendini savunmak için direnişi geliştirmeye, bu
direnişle imhanın önünü almaya ve çözümü dayatmaya çalışmıştır.
Gabar ve Oramar eylemleri bu amaçla gelişen eylemlerdir. Düşman bu
saldırılar karşısında hareketimizin kendisini savunmayı
geliştirdiğini görünce, imhayı başarıya götürebilmek için daha
kapsamlı ilişkiler geliştirerek ABD’nin, AB’nin ve Ortadoğu’daki
sömürgeci gerici güçlerin desteğini arkasına alarak bu imhayı sonuca
götürmenin çabalarına girmiştir. Çünkü gücünün tek başına imhayı
gerçekleştiremeye yetmediğini görmüş; hareketi tecrit,
yalnızlaştırma ve baskı altına alarak, saldırılarla iradesini kırıp
teslim almak için bu çabalara girişmiştir.
Bu girişimlerinde
önemli ölçüde hedefine ulaşan TC, bütün bu çabalarının sonucunu 2007
yılı Kasım’ında ABD ile yaptığı görüşmelerde sonuca ulaştırmıştır.
Bush yönetimi PKK’nin ABD, Türkiye ve Irak’ın ortak düşmanı olduğunu
ve bu imha hedefinde Türkiye’ye destek vereceğini açıkça
belirtmiştir. Bu temelde harekete yönelik olarak geliştirilen
saldırılar daha da boyutlandırılmış, Medya Savunma Alanlarına yoğun
hava saldırıları geliştirilmiştir. Bu saldırılarla güçlerimize belli
darbeler vurup baskı altına almayı, çalışmalarımızı sabote etmeyi ve
bir kara operasyonunun zeminini yaratarak bu operasyonla imhayı
tamamlayıp sonuca gitmeyi hedeflemiştir.
Hareketimiz
saldırının giderek kapsamlılaştığını görünce, buna bağlı olarak
tasfiyeciliğin içte yarattığı tahribatları giderme ve tasfiyeciliğin
kalıntılarını temizleme çabalarını derinleştirmiştir. Önderliğimiz,
halkımız ve hareketimiz üzerinde geliştirilen bu imha amaçlı
kapsamlı saldırılara karşı hareketi içte sağlamlaştırmak,
zayıflıklarından ve olumsuzluklarından arındırmak, sistem
içileşmenin yarattığı tahribatları gidermek, sürdürülen vahşi imha
amaçlı saldırılara karşı kendini korumak için ‘Edi Bese’ hamlesini
başlatmıştır. Bu hamleyle hem dış saldırılara hem içteki saldırılara
dayanak olan zemini gidererek, kendi özgücü temelinde hedefleri
üzerinde mücadeleyi derinleştirme kararı almıştır. İşte bu hamle
komplo, tasfiyecilik, özel savaş ve sivil toplumcu anlayışın
etkilerini hareket içerisinde önemli ölçüde zayıflatmış; hareket
kendi zihniyet ve tarzını oldukça egemen kılarak kendi içinde
toparlanmayı daha da pekiştirmiş ve hareketin direnme olanaklarını
daha da güçlendirmiştir. Dış saldırılar bu açıdan etkili olamamış,
amacına ulaşamamıştır. Bu hamle Şubat’ta uluslararası komploya karşı
başlatılan serhildan 4 Nisan’a kadar sürmüş, iki ay ayakta olan
halkımız bir özgürlük devrimini yaşamıştır. Kürt halkı tüm komplocu
ve tasfiyeci güçlere ve imha amaçlı çabalara karşı ayağa kalkmış,
Önderliğine, gerillasına, hareketine ve kendisine sahip çıkmış ve
bunu da oldukça görkemli yapmıştır. Yine gerillamız Zap direnişi ile
yenilmezliğini ve kararlılığını ortaya koyarak TC’ye unutamayacağı
bir ders vermiştir. Gerillanın direnişi ve halkın serhildanları
birbirini tamamlayarak, hareketin tasfiye edilemeyeceğini, teslim
alınamayacağını, çözümün dışında herhangi bir yolun çıkmaz olduğunu
böylelikle çok net ortaya koymuştur.
Hareketi imha
etmeye çalışan düşman güçler bu amaçlarından vazgeçmeyerek,
hareketin iradesini kırıp teslim almak, bunu başaramazlarsa imhasını
gerçekleştirmek için saldırı konseptlerinde yeni bir takım adımlar
atmaya girişmişlerdir. Türk devleti Botan, Zagros ve Medya Savunma
Alanlarını gerilla alanı olmaktan çıkarıp bir tampon bölge haline
getirmeyi, gerillayı bu alanda tamamen işlevsiz hale getirerek
tümden etkisizleştirmeyi gerçekleştirmek için Botan, Zagros ve Medya
Savunma Alanlarına oldukça güç yığmış, elindeki bütün teknikleri
kullanarak gerillayı bu alanlarda etkisizleştirmeyi hedeflemiştir.
Yine gerillaya katılımları önleme, var olanları da askeri
saldırılarla imha etme, aileleri ve psikolojik savaşı devreye
sokarak kaçırtabildiği kadar kaçırtma, böylelikle gerillayı oldukça
marjinalleştirme çabalarına girişmiştir. Aynı şekilde bu iki
noktayla birlikte bir özel ordu geliştirerek, bu ordu ile gerillaya
karşı yürüttüğü savaşı daha da derinleştirmek ve bu tarzda sonuca
gitmek istemiştir. Bu üç noktayı stratejik düzeyde ele alarak
başarısını buraya dayandırmaya çalışmıştır.
Bununla birlikle
TC, ABD ve AB’nin desteğiyle PKK’yi tecrit edip yalnızlaştırmak,
baskı altına almak ve askeri saldırılarla darbeleyerek iradesini
kırıp teslim olmasını sağlamak için yürüttüğü bütün çabaların
yetersiz kaldığını görmüş, özelliklede Zap direnişinden sonra bunu
daha iyi anlamıştır. Bu amaçla TC ile Güney Kürdistan Hükümetini ve
siyasi güçlerini ilişkilendirmeyi, Güney Hükümetini ve güçlerini TC
ile birlikte PKK’ye karşı harekete geçirmeyi esas alan bir adım
atmışlardır. Bu adımla Apocu Hareketin hareket alanını daraltmayı ve
daha çok baskı altına alıp saldırılarla sonuca gitmeyi
hedeflemişlerdir. Bütün bu adımlarla sonuç almak isteyen ABD, PKK
kadrolarında çizgiyi, Önderliği ve bu temelde direnişi esas alan
kadroların fiziki tasfiye edilmesini ve geriye kalanların da
kitlesiyle birlikte sisteme entegre edilmesini esas alan bir yönelim
geliştirmiştir. Bugün hareketimize karşı geliştirilen irade kırma,
teslim alma, bu başarılamazsa fiziki imha etme, bu tarzda özgürlüklü
çizgiyi Kürdistan’da etkisizleştirme çabaları ABD öncülüğündeki
uluslararası komplocular ve sömürgeci güçler tarafından bu temelde
yürütülmektedir. İdeolojik, siyasal, diplomatik, örgütsel, ekonomik
ve kültürel saldırıların yanı sıra, bunları tamamlayan askeri
saldırılar bu düzeyde geliştirilmeye çalışılmaktadır. Özellikle PKK
kadrolarının çizgiye bağlı kalanları tasfiye edilerek geriye
kalanların sisteme entegre edilmesi, yine KDP ile TC’nin
yakınlaştırılması, özel ordu, katılımları önleme, var olanları imha
etme ve kaçırtma, Botan, Zagros ve Medya Savunma Alanlarını tampon
bölge olarak geliştirme düzeyinde bu imha planı geliştirilmeye
çalışılıyor.
Bununla PKK’yi
etkisizleştirme, Türkiye ile Güneyli güçler arasındaki ilişkileri ve
Irak-Türkiye-ABD ittifakını geliştirme, Kürtleri tümüyle işbirlikçi
çizgiye çekme ve sistem içine alma, siyasi İslam’ı geliştirme ve
ABD’nin Ortadoğu’ya müdahalesini bu temelde başarıya götürme
amaçlanıyor. Onun için bu oldukça tehlikeli bir plandır. Bu açıdan
hareketimiz oldukça kritik bir dönemeçten geçiyor. Bu planın çok
tehlikeli olduğu ve mutlaka başarısız kılınması gerektiği çok
nettir. Hareketimizin bu planı başarısız kılmak için bütün gücüyle
mücadele etmesi gerektiği, bunun bir varlık meselesi olduğu, bu plan
boşa çıkarılmadan çözümün gerçekleştirilemeyeceği çok net
görülmektedir.
2. Bölüm >> |