|
HPG Anakarargah Komutanı Dr. Bahoz Erdal
1
Haziran kararı bir savaş kararı değildir.1 Haziran kararı bir irade
beyanıdır. Kamuoyuna dönük bir deklarasyondur. Onurlu bir barış ve
siyasal demokratik çözümde ısrarın kararıdır. Dayatılan teslimiyet,
tasfiye politikasına karşı bir meşru savunma kararıdır.
1 Haziran kararı
birçok çevre tarafından yeni bir isyanın başlangıcı olarak veya
yeniden silahlı mücadeleye dönüş kararı gibi algılandı, yorumlandı.
Öyle değil. 15 Ağustos atılımı farklı koşullarda, inkar ve imha
politikasının Kürdistan’da hüküm sürdüğü, bunu 12 Eylül darbesiyle
Kürdistan’ın her yerinde devlet terörünün en üst boyutta uygulanmaya
konulduğu dönemde Kürt sorurunun dile getirilmesinin ağır suç
sayıldığı bir dönemde silahtan başka hiçbir yolun bırakılmadığı bir
süreçte gerçekleşmişti. 15 Ağustos atılımı buna karşı bir direniş
kararıydı. Kürt sorununun Kürtlerin, Türkiye’nin, toplumun ve
uluslar arası kamuoyunun gündemine sokmaya dönüktü. Bu anlamda 15
Ağustos atılımı Kürdistan’da büyük bir uyanış, büyük bir bilinçlenme
ve büyük bir halk örgütlülüğüne yol açtı.
1 Haziran
kararının alındığı koşullar ise daha farklıdır. Kürt sorunu artık
herkesin gündemine girdiği, çözüm koşullarının olgunlaşma sürecinde
olduğu bir dönemde gerçekleşti. Kürt sorunu çözümünün tartışıldığı
bir süreçte ve koşullarda, bu sorunu demokratik temelde çözüme
kavuşturma ve halkımızın özgürlüğünü garantiye almayı hedefleyen
karardır. Onun için kamuoyuna bir deklarasyonla açıklandı.
1 Haziran kararı
öncesi, savaşı durdurup güçlerimizin büyük bir çoğunluğunun sınır
dışına çekilmesine rağmen yüzlerce operasyon gerçekleşmişti. Bu
operasyonlarda 500’e aşkın gerillamız yaşamını yitirdi.
Operasyonların yoğunlaştırılması var olan tek taraflı ateşkesi zaten
aşındırmış ve anlamsızlaştırmıştı. 1 Haziran kararı artık bunun
böyle süremeyeceğini kamuoyuna açıklama kararıydı.
Her şeyden önce
geçen yıllar şunu gösterdi; “Askeri olarak yendik, bellerini kırdık,
bir daha savaşamazlar, askeri olarak kaybettiler” söylemleri ve
propagandalarının gerçek olmadığıdır. Ki 5 yıl boyunca Türkiye
kamuoyunu hep bu temelde bir dezenformasyona tabii tuttu. Geçen iki
yıllık süreç durumun böyle olmadığını gösterdi. Bizim ve
önderliğimizin savaşı durdurma ve güçlerimizin sınır dışına çekilme
kararı askeri anlamda zayıflığımızdan veya kaybettiğimizden değil
tamamen barışa ve çözüme bir fırsat sunma temelinde gelişti. Son
yıllarda, HPG 15 yıl boyunca nasıl büyük bir direniş ruhuyla bütün
operasyonları, saldırıları boşa çıkardıysa, büyük bir direniş
sergileyebilmişse gerekirse 15 yıl daha o direnişi
geliştirebileceğini, o kararlılıkta, o güçte olduğunu hatta geçmiş
pratiklerden sonuçlar çıkartarak çok daha etkin bir silahlı direnişi
geliştirebileceğini gösterdi. 1 haziran 2004 sonrası sergilenen
pratik gerilla güçlerimizin göstermiş olduğu performans ve
sergilediği savaş kabiliyetiyle bunu herkese kanıtladı. Pratiği bize
yönelik propagandaların ne kadar gerçek dışı olduğunu herkese
gösterdi.
1
Haziran kararı ve ondan sonra gelişen süreç siyasi sonuçlar
itibarıyla şunu gösterdi: 99 yılından sonra önderliğimizin büyük
özveri ve çözüm yaklaşımı ile çözüm noktasındaki samimiyeti devlet
tarafından değerlendirilmedi. Bir zayıflık olarak algılandı.
Hareketi çürütmeye bırakarak klasik inkar imha politikasında ısrar
ettiğini gösterdi. Halkımızın barış talepleri dile getirildiğinde “
Bir savaş durumu mu var ki barıştan söz ediyorsunuz” anlayışıyla
sürekli yaklaştılar. 1 Haziran kararı, Kürt sorununun hala bütün
yakıcılığıyla Türkiye’nin gündeminde durduğunu yeniden gözler önüne
serdi. Devletin ve iktidara gelen hükümetlerin Kürt sorunun
demokratik çözümüne dönük ciddi bir projeleri ve kararlıklarının
olmadığını, ciddi bir adım atmadıklarını gösterdi. Tekrar Kürt
sorununu bütün ağırlığıyla gündemin merkezine koydu. Bu sadece
Türkiye de değil bölge düzeyinde ve uluslar arası güçler nezdinde de
Kürt sorunu çözülmeden bölgede bir istikrarın gelişemeyeceğini
herkese gösterdi. Bunlarda böyle kabul etmiş durumdadırlar. Diğer
taraftan 1 Haziran kararı başta her ne kadar bazı kesimler anlam
vermede zorlansa da halkımıza büyük bir güven ve demokratik siyasal
mücadelesini geliştirmesinde büyük bir güç ve moral kaynağı oldu.
Geçen yıllar bunu gösterdi.
|