|
Kasım Engin
Ortadoğu uzun süredir kaoslu süreci yaşıyor. Kaosa zoraki atılarak
sürülerek ve onun da ötesine geçilmek için her şey yapılıyor. Ve
artık bu öyle bir hal aldı ki içerisinde çıkılması çok güç
görülüyor.
Genel anlamda kaosu biliyoruz, anlamlandırmaktan zorlanmıyoruz.
Lakin içerisinde geçilen bu süreci değerlendirmek oldukça güç olmaya
başlıyor. Kimin eli kimin cebinde, kim kiminle ilişkili, kim kime
düşman ve karşıt, kim kiminle ittifak halindedir artık anlaşılması
çok güç.
Hani Amerikalı neo-con’cuların “West-Rest” söylemleri burada
işlemiyor. Yani “ya bizimlesin ya bize karşısın” mantığı yerine daha
karmaşık ve sarmaşık ilişki düzeneği ve mantığı işliyor. Tabi eğer
bir mantık aramak gerekecekse!
Kritik bir geçiş sürecini yaşadığımız kesin. Yeni denklemler
oluşturulmaya çalışılıyor. Herkes biraz da kendi çıkarları için
adeta herkesle ilişkilenerek yol alıyor.
Tamda böylesine karışık bir ortamda bomba gibi Suriye İsrail gizli
görüşmeleri ortama düşüyor. Bu bomba bir, asıl ikinci bomba ise
Türkiye’nin her iki ülke tarafından arabulucu olarak kabul
edilmesidir.
Türk tarafından şatafatlı sözler eksilmiyor. Özelde militarist basın
barış havarisi kesilen Babacan ve ekibine, barış havarisi muamelesi
yapmayı da eksiltmiyor. Yerden göğe kadar bir övgü furyası ki bir
görmeyi görsün. Türkiye devletinin ne kadar barışsever olduğu,
“yurtta sulh, cihanda sulha” ne kadar bağlı oldukları, Türklerin
baştan beri tarihsel olarak halkların barışından yana olduklarını,
var olan sorunların diyalog ve uzlaşmalarla hal edilmesi gerektiği,
ortam müşterek noktalarda buluşmanın şart olduğu, ilkesel olarak
tartışmaya açık olunması, karşılıklı hoşgörü ve empatiyle iki
düşmanlaşmış devlet arasında bu gerilmeye son verilmesi, var olan
sorunların silahla değil karşılıklı ilişkilenmeyle ve siyasal
görüşmelerle çözülebileceği gibi oldukça iddialı sözlerin sarf
edildiğini duyuyoruz.
Haberler flaş üzerine flaş yapıyor ve gelecekte Ortadoğu da Türkiye
yıldızının parlayacağı ve Babacan’ın yaptığı bu adamla geleceğe daha
büyük adımlarla yelken açılacağı da değil ki söylenmiyor.
Bunlar hepsi güzel, keşke daha fazla şeylerde eklense. Örneğin;
demokratik hoşgörüyle yaklaşılması, milliyetçiliğin ve tekçi
zihniyetin sadece ve sadece kan getireceği, toplumlararası barışın
sağlanması için geri ve çağdışı hükümran davranışlardan
vazgeçilmesi, birbirini tehdit etme yerine daha makul çözümler için
bir araya gelinmesi, hatta gerekirse ortaklaşa kurulacak saygın
insanların yer alacağı komisyonların aracılığıyla yaratılan zehirli
ortamın zehir tohumlarının ortadan kaldırılması ve daha da eklenecek
insani birçok söz ve görüş.
Bunların hepsini bizde istiyoruz. Sadece bunu da değil. Kudüs şehrin
bir dünya şehri olarak ele alınmasıyla halkların kardeşleşmesinin
yaşanacağı, var olan ırkçı, kafatasçı, milliyetçi, militarist, baskı
ve direniş yöntemlerinin halklara zarar verdiği ve bunun karşısında
bir an önce toplumların geleceklerini karartan saldırılardan
vazgeçilerek barış sürecinin sadece Suriye ve İsrail arasında değil,
İsrail ve Filistin halkı arasında yapılması. Lübnan’ın karşılıklı
bir poligon sahası olarak kullanılması değil, aksine ora halklarının
istemlerine saygı duyarak bir an önce herkesin orada elini çekerek,
Lübnan halkının kendi yolu kendisinin seçmesi. Ve tabii ki genel
anlamda da Ortadoğu da sorunların şiddet yerine barışçıl, diyalog
yol ve yöntemlerle çözülmesinin asli unsur yapmaya çalışılması.
Bu söylenenlerde hemfikir olduğumuz kesindir herhalde. Bazı ince
ayrım farklılıkları olsa da özü böyledir herhalde. Ve Türkiye’nin
böylesi bir yaklaşımla değil ki geleceğe yelken açma, başta Ortadoğu
olmak üzere Kafkaslar, Balkanlar ve Uzak Asya da en fazla gelişecek
ülke olacaktır.
Peki, bu kadar güzel söz söylenmesine rağmen neden söz konusu
Kürtler oldu mu ağızların en faşizanını Sayın Babacan
kullanmaktadır. Madem karşılıklı hoşgörü ve diyalog çağrısı
yapılıyor, peki neden Babacan biz Kürtlere sıra geldi mi sadece
“teslim olma” çağrısı yaparak aba altında sopa gösteriyor.
Türkiye’nin yıllardır en büyük kanayan yarası Kürt sorunudur. Peki,
neden Sayın Babacan Kürt sorununu dile getirmekten ısrarla kaçınarak
dile getirdiğinde ise “sonuna kadar ezeceğiz” diyerek Türk
genelkurmayı ve faşist şahin kanatla aynı tartıda yer alıyor?
Bunların hepsini anlamak, hem zor hem de basit. Zordur; bu kadar
ikiyüzlücü tavır davranış ve söz arapsaçı gibi durur ve anlaşılmaz.
Basittir, çünkü yapılan sadece ve sadece makyajdır. Göz boyamadır.
Özlü değildir. Yalandır. Kandırmadır. İlkesizliktir. Çıkara dayalı
politik bukalemunluktur.
Ama Sayın Babacan size de demezler mi önce bahçenizi temizleyin
sonra gelin komşulara bahçe nasıl temizlenir öğretin. Kürt sorunu
gibi dev bir sorun kapınız önünde durmuşken, sizin gidip Suriye
İsrail aracılığına soyunarak tamtamlı sözler sarf etmeniz yerini
bulmaz demezler mi?
Eğer söylediğiniz sözlerin yerini bulmasını istiyorsanız önce dürüst
olun. Önce özlü olun. Önce kendinizi görün. Önce militarist
kafatasçı zihniyetten uzak durun. Önce toplumları bölen ve rencide
eden davranışlardan uzak durun. Ve her şeyden önce kendiniz olun.
Özünüz sözünüzle bir olsun.
Aksi takdirde inanılırlığınız olmaz. Tersine tarihin sayfalarına bir
piyon ve sahtekâr olarak yer almaktan kurtulamazsınız. İşte, bunun
için diyoruz ki; madem bu kadar özlü ve barışseverseniz o zaman ilk
yapacağınız babalık Kürt sorununa göstereceğiniz yaklaşım olacaktır. |