Kürtçe | Türkçe | Farsça | İngilizce | Arapça | Almanca

 

 
   
 

HAYDİ, BABACAN BİR “BABALIKTA” BİZE YAPIN

 

28 Mayıs 2008

Kasım Engin

 

Ortadoğu uzun süredir kaoslu süreci yaşıyor. Kaosa zoraki atılarak sürülerek ve onun da ötesine geçilmek için her şey yapılıyor. Ve artık bu öyle bir hal aldı ki içerisinde çıkılması çok güç görülüyor.

Genel anlamda kaosu biliyoruz, anlamlandırmaktan zorlanmıyoruz. Lakin içerisinde geçilen bu süreci değerlendirmek oldukça güç olmaya başlıyor. Kimin eli kimin cebinde, kim kiminle ilişkili, kim kime düşman ve karşıt, kim kiminle ittifak halindedir artık anlaşılması çok güç.

Hani Amerikalı neo-con’cuların “West-Rest” söylemleri burada işlemiyor. Yani “ya bizimlesin ya bize karşısın” mantığı yerine daha karmaşık ve sarmaşık ilişki düzeneği ve mantığı işliyor. Tabi eğer bir mantık aramak gerekecekse!

Kritik bir geçiş sürecini yaşadığımız kesin. Yeni denklemler oluşturulmaya çalışılıyor. Herkes biraz da kendi çıkarları için adeta herkesle ilişkilenerek yol alıyor.

Tamda böylesine karışık bir ortamda bomba gibi Suriye İsrail gizli görüşmeleri ortama düşüyor. Bu bomba bir, asıl ikinci bomba ise Türkiye’nin her iki ülke tarafından arabulucu olarak kabul edilmesidir.

Türk tarafından şatafatlı sözler eksilmiyor. Özelde militarist basın barış havarisi kesilen Babacan ve ekibine, barış havarisi muamelesi yapmayı da eksiltmiyor. Yerden göğe kadar bir övgü furyası ki bir görmeyi görsün. Türkiye devletinin ne kadar barışsever olduğu, “yurtta sulh, cihanda sulha” ne kadar bağlı oldukları, Türklerin baştan beri tarihsel olarak halkların barışından yana olduklarını, var olan sorunların diyalog ve uzlaşmalarla hal edilmesi gerektiği, ortam müşterek noktalarda buluşmanın şart olduğu, ilkesel olarak tartışmaya açık olunması, karşılıklı hoşgörü ve empatiyle iki düşmanlaşmış devlet arasında bu gerilmeye son verilmesi, var olan sorunların silahla değil karşılıklı ilişkilenmeyle ve siyasal görüşmelerle çözülebileceği gibi oldukça iddialı sözlerin sarf edildiğini duyuyoruz.

Haberler flaş üzerine flaş yapıyor ve gelecekte Ortadoğu da Türkiye yıldızının parlayacağı ve Babacan’ın yaptığı bu adamla geleceğe daha büyük adımlarla yelken açılacağı da değil ki söylenmiyor.

Bunlar hepsi güzel, keşke daha fazla şeylerde eklense. Örneğin; demokratik hoşgörüyle yaklaşılması, milliyetçiliğin ve tekçi zihniyetin sadece ve sadece kan getireceği, toplumlararası barışın sağlanması için geri ve çağdışı hükümran davranışlardan vazgeçilmesi, birbirini tehdit etme yerine daha makul çözümler için bir araya gelinmesi, hatta gerekirse ortaklaşa kurulacak saygın insanların yer alacağı komisyonların aracılığıyla yaratılan zehirli ortamın zehir tohumlarının ortadan kaldırılması ve daha da eklenecek insani birçok söz ve görüş.

Bunların hepsini bizde istiyoruz. Sadece bunu da değil. Kudüs şehrin bir dünya şehri olarak ele alınmasıyla halkların kardeşleşmesinin yaşanacağı, var olan ırkçı, kafatasçı, milliyetçi, militarist, baskı ve direniş yöntemlerinin halklara zarar verdiği ve bunun karşısında bir an önce toplumların geleceklerini karartan saldırılardan vazgeçilerek barış sürecinin sadece Suriye ve İsrail arasında değil, İsrail ve Filistin halkı arasında yapılması. Lübnan’ın karşılıklı bir poligon sahası olarak kullanılması değil, aksine ora halklarının istemlerine saygı duyarak bir an önce herkesin orada elini çekerek, Lübnan halkının kendi yolu kendisinin seçmesi. Ve tabii ki genel anlamda da Ortadoğu da sorunların şiddet yerine barışçıl, diyalog yol ve yöntemlerle çözülmesinin asli unsur yapmaya çalışılması.

Bu söylenenlerde hemfikir olduğumuz kesindir herhalde. Bazı ince ayrım farklılıkları olsa da özü böyledir herhalde. Ve Türkiye’nin böylesi bir yaklaşımla değil ki geleceğe yelken açma, başta Ortadoğu olmak üzere Kafkaslar, Balkanlar ve Uzak Asya da en fazla gelişecek ülke olacaktır.

Peki, bu kadar güzel söz söylenmesine rağmen neden söz konusu Kürtler oldu mu ağızların en faşizanını Sayın Babacan kullanmaktadır. Madem karşılıklı hoşgörü ve diyalog çağrısı yapılıyor, peki neden Babacan biz Kürtlere sıra geldi mi sadece “teslim olma” çağrısı yaparak aba altında sopa gösteriyor.

Türkiye’nin yıllardır en büyük kanayan yarası Kürt sorunudur. Peki, neden Sayın Babacan Kürt sorununu dile getirmekten ısrarla kaçınarak dile getirdiğinde ise “sonuna kadar ezeceğiz” diyerek Türk genelkurmayı ve faşist şahin kanatla aynı tartıda yer alıyor?

Bunların hepsini anlamak, hem zor hem de basit. Zordur; bu kadar ikiyüzlücü tavır davranış ve söz arapsaçı gibi durur ve anlaşılmaz. Basittir, çünkü yapılan sadece ve sadece makyajdır. Göz boyamadır. Özlü değildir. Yalandır. Kandırmadır. İlkesizliktir. Çıkara dayalı politik bukalemunluktur.

Ama Sayın Babacan size de demezler mi önce bahçenizi temizleyin sonra gelin komşulara bahçe nasıl temizlenir öğretin. Kürt sorunu gibi dev bir sorun kapınız önünde durmuşken, sizin gidip Suriye İsrail aracılığına soyunarak tamtamlı sözler sarf etmeniz yerini bulmaz demezler mi?

Eğer söylediğiniz sözlerin yerini bulmasını istiyorsanız önce dürüst olun. Önce özlü olun. Önce kendinizi görün. Önce militarist kafatasçı zihniyetten uzak durun. Önce toplumları bölen ve rencide eden davranışlardan uzak durun. Ve her şeyden önce kendiniz olun. Özünüz sözünüzle bir olsun.

Aksi takdirde inanılırlığınız olmaz. Tersine tarihin sayfalarına bir piyon ve sahtekâr olarak yer almaktan kurtulamazsınız. İşte, bunun için diyoruz ki; madem bu kadar özlü ve barışseverseniz o zaman ilk yapacağınız babalık Kürt sorununa göstereceğiniz yaklaşım olacaktır.

 

 

   
 

» ANAKARARGAH ARŞİV

» HPG-BİM ARŞİV

» MEŞRU SAVUNMA

» GÜNCEL YAZILAR

» GERİLLADAN

» ŞEHİTLERİMİZ

» ÖNDERLİK

» YJA STAR SAYFASI

» DİZİ ARAŞTIRMA

» FOTO GALERİ

» KİTAPLAR

» VİDEOLAR

» HPG HAKKINDA

» BAYRAKLAR

» İRTİBAT

» HABER ÜYELİK

 
 

 

 
 

HPG (Halk Savunma Güçleri) Resmi Sitesidir.
HPG-BİM tarafından yapılmıştır.

HPG Online © 2003 - 2008 Tüm hakları saklıdır.