Kürtçe | Türkçe | Farsça | İngilizce | Arapça | Almanca

 

 
   
 

SAVAŞ DÜŞKÜNLERİN YERİ DEĞİLDİR

 

20 Mayıs 2008

Kasım Engin

 

Savaşmak zorunda kalmak belki de işlerin en kötüsüdür. Hele hele Terörist Türkiye Cumhuriyeti Devletine karşı savaşmak her şeyden kötüdür.

İnsan hür olmak ister. Hür olmak için yaşar. Sömürüyü, köleliği, boyun eğmişliği, ikiyüzlülüğü, zulmü, iğdişliği karşı müthiş bir kin ve nefret vardır.

İnsan doğası gereği hep biraz da özgürlük ister, ya da özgür olma arayışı içerisinde olur. Bir çocuğa tepe de bakın o size bu aşağılanmaya karşı mutlaka bir yol yöntemle karşı durur. Bu sizden kaçmakla olur, size dilini çıkarmasıyla olur, antipati beslemesiyle derken size kendi tepkisini his ettirerek olur. Bu bir arayış, kendi içindeki bene ulaşma arayışı. Bilinçsizce de olsa bu böyledir.

Yukarıda dile gelen bir iki noktadan yola çıkararak tepeden bakılmalara, horlamalara, küçümsemelere, dışlanmalara, öteki yakada olma muamelesi görmelere ve suyun diğer yakasında bırakılma yaklaşımlarına tepki duyacaklardır. Direneceklerdir. İsyan edeceklerdir. Başkaldıracaklardır. İpini koparacaklardır. Eğer çözüm tüm bu özveriye rağmen gelişmiyorsa kimi insan daha radikal bir yol bulmak için yola çıkacaktır. Ya yola girmeden düşecek ve esir alınacak, ya yürüyecek ve düşecek, ya da aldığı kararı özgürleşmesi istenen bir ruh için sonuna kadar giderek mücadele edecek!

İşte savaşım başlamıştır. Hele hele bu bireysel ruhsal daralmalar bir halkın geneline yayılmışsa, toplumsallaşmışsa, o zaman yapılacak olan bu toplumun özgürlük istemiyle bireysel özgürlük arayışlarını birleştirerek yola daha kararlı adımlarla yürümek olacaktır.

Toplumun tüm acılarını bedeninden his ederek onun amaçlarıyla bütünleşmek, ilkinden daha fazla özveri gerektirir. Çünkü sömürülen bir toplumun özgürlüğünü isteme ya da sömürüye karşı durma kaçınılmaz olarak bir savaşıma yol açar. Eğer karşıtlar anlayışlı olsaydı bu belki bu kadar acımasız olmayacak, müşterek noktalarda ortak paydalar bulunarak sertleşmeden çözülebilme ihtimali her zaman olabilecekti.

Ne var ki sömürünün en katmerlisini, ezmelerin, inkârların, imhaların hatta senin kültürünü kendi kültür yayılması için zemin olarak kullanan bir zihniyetle oturup akıllı olgun insanlar olarak konuşmak neredeyse olanaksızdır. Olanaksızlıkların ötesinde tam bir çıkmazdır. Bu zıtlaşmadır, bu çekişmedir, bu çatışkıdır, bu çatışmadır, bu savaştır. İşte onun için kötü bir şey olduğunu söyledik. Bir taraftan özgürlük sorununa çözüm getirecek yegâne araç diğer taraftan da kan ve barut ve ölüm.

Hele hele seni sömüren, ezen, inkâr ve imha eden güçler birde çağın çok gerisinde, çağda nasibini almamış kültürel düzeyiyle halen at sırtında yürüyorlarsa, halkları kazığa dikme geleneklerinden sıyrılmamışlarsa, halkların çocuklarını esir aldıktan sonra cinsel tatmin için-özel de erkeklerini kendilerine oğlan diye kullanıyorlarsa-, bu rejimin yaklaşımlarından rahatsız olarak bu toprakları terk etmeye kalkıştıklarından kuyulara diri diri gömülüyorlar ise, toplu olarak bir buçuk milyon insan sistematik olarak soykırımda geçiriliyorlarsa, erkeklerini çırılçıplak ederek kadınlarının sırtlarına vererek “eşekler” gibi anırmasını tüm köy halkının önünde zorla yaptırıyorlarsa, zindanlarda direnenlerine cop sokarak sonra da lağımlara atıyorlarsa, kızlarına meydanlarda tecavüz ediliyor ise, kameralarının önünde poz vererek henüz bıyığı terlememiş gençlerinin kollarını kırıyorlarsa, kadınlarına toplu dayak atılıyor ise, it sürüsü gibi gencecik insanlarını saldırılıyor ise, sayın kelimesinden dolayı cezalara çarptırılıyorlarsa, kendi dilini kullandıkları için içerilere tıkatılıyorlarsa, yasak olan misket bombalarıyla bu halkın evlatlarına bomba yağdırılıyorsa, kimyasal silahlar kullanarak Halepçe'de olduğu gibi ülkenin birçok yerinde bu silahlar kullanılıyorsa, ormanları ve coğrafyası bombardıman ve toplarla zoraki değişime uğratılıyorsa ve de bu halkın savunucu güçleri olan gerillasına zehirler verilerek katlediliyorsa…

Bu vahşete karşı; siz ne yapacaksınız diye sorulduğunda vereceğiniz cevap ne olacaktır? Unutmayalım, tüm söylemlerinize rağmen bu toplum feodalizmin birçok derin geleneklerini ve kültürel dokusunu taşıyor. Faşizmin tüm şiddetini yaşamıştır. Dini fanatizmi tümden aşmamıştır. Bu toplumun bireyleri de bu karakter yapılanmasına çok uzak değildir. Tüm insanlık değerlerini savunma amaçlı verilen eğitimlere rağmen bu toplumun bireyleri bu karakter yapısının derin izlerini taşıyacaktır. Taşıyor da. Tüm radikal insani ve sosyalist söylemlerine rağmen bu böyledir.

Peki, bunlar bilinmesine rağmen bu kadar insanlık dışı saldırı neden? Bu kadar aşağılık yol yöntemler neden? Bu kadar kirlilik ve hukuk dışılık neden?

Kürdistan gerillası eylemini koyarken bin defa düşünüp de ondan sonra eylemlerini sergiler. Savaşın kirli olmaması için elinde geleni yapar. Bu dağda da böyledir, şehirlerde de böyledir. Cenevre sözleşmesi temelinde savaşın bir hukuk içerisinde kalmasını esas alır.
Ancak unutulmamalıdır ki bu gerilla Başkale de aşağılık bir biçimde katledilen yoldaşlarımızın intikamını aynı yol yöntemle alamaz mı? Kürdistan da tüm askeri taburlara ve askeri tesislere sular dağlardaki kaynaklardan gelir. Bunlara zehir bırakamaz mı? Yine bürokratlara ve ailelerine istediği an ulaşamaz mı? Filmlerde izlenen o kadar vahşet sahnelerini yapamaz mı? Her gün sokaklarda birkaç tane değil Irak’taki gibi yüzlercesini götüremez mi?

Bu kadar savaş deneyimi yaşamış bir hareket değil ki bunları, bunların alasını da yapabilir. Akıl tutulmasına yol açacak eylemliklerde ortaya koyabilir. Bu tür eylemler dünyanın en basit ve rahat girişimleridir. Dikkat ve duyarlık gerektirmeyen yol yöntemlerdir.

Bizi kimse böylesine yol yöntemleri seçmeye zorlamasın. Bir kere böylesine yol yöntemler seçildikten sonra geriye dönüş olmaz. Köprüler uçar. Gemiler yakılır. Kardeşlik diye bir şey kalmaz. Gidilecek olan yol bu vahşeti yaşayan her halkta olduğu gibi ayrı bir siyasal oluşum olur. Bu yıllarca sürecek çatışmalı süreci beraberinde getirse de bu böyle olur.

Bunun için terörist devlet ve bireyleri akıllarını başlarına toplamalı ve bir an önce bu kirli ve nefret uyandıran savaş düşkünlüklerinden vazgeçmelidir.

Savaş ve askerlik düşkünlerin yeri değildir, böyle olanlar bu sahada çekilmelidir. Aksi takdirde toplumların başlarına gelecek felaketlerden onlar sorumlu olacaklardır.

 

 

   
 

» ANAKARARGAH ARŞİV

» HPG-BİM ARŞİV

» MEŞRU SAVUNMA

» GÜNCEL YAZILAR

» GERİLLADAN

» ŞEHİTLERİMİZ

» ÖNDERLİK

» YJA STAR SAYFASI

» DİZİ ARAŞTIRMA

» FOTO GALERİ

» KİTAPLAR

» VİDEOLAR

» HPG HAKKINDA

» BAYRAKLAR

» İRTİBAT

» HABER ÜYELİK

 
 

 

 
 

HPG (Halk Savunma Güçleri) Resmi Sitesidir.
HPG-BİM tarafından yapılmıştır.

HPG Online © 2003 - 2008 Tüm hakları saklıdır.