|
Kasım Engin
Savaşmak
zorunda kalmak belki de işlerin en kötüsüdür. Hele hele Terörist
Türkiye Cumhuriyeti Devletine karşı savaşmak her şeyden kötüdür.
İnsan hür olmak ister. Hür olmak için yaşar. Sömürüyü, köleliği,
boyun eğmişliği, ikiyüzlülüğü, zulmü, iğdişliği karşı müthiş bir kin
ve nefret vardır.
İnsan doğası gereği hep biraz da özgürlük ister, ya da özgür olma
arayışı içerisinde olur. Bir çocuğa tepe de bakın o size bu
aşağılanmaya karşı mutlaka bir yol yöntemle karşı durur. Bu sizden
kaçmakla olur, size dilini çıkarmasıyla olur, antipati beslemesiyle
derken size kendi tepkisini his ettirerek olur. Bu bir arayış, kendi
içindeki bene ulaşma arayışı. Bilinçsizce de olsa bu böyledir.
Yukarıda dile gelen bir iki noktadan yola çıkararak tepeden
bakılmalara, horlamalara, küçümsemelere, dışlanmalara, öteki yakada
olma muamelesi görmelere ve suyun diğer yakasında bırakılma
yaklaşımlarına tepki duyacaklardır. Direneceklerdir. İsyan
edeceklerdir. Başkaldıracaklardır. İpini koparacaklardır. Eğer çözüm
tüm bu özveriye rağmen gelişmiyorsa kimi insan daha radikal bir yol
bulmak için yola çıkacaktır. Ya yola girmeden düşecek ve esir
alınacak, ya yürüyecek ve düşecek, ya da aldığı kararı özgürleşmesi
istenen bir ruh için sonuna kadar giderek mücadele edecek!
İşte savaşım başlamıştır. Hele hele bu bireysel ruhsal daralmalar
bir halkın geneline yayılmışsa, toplumsallaşmışsa, o zaman yapılacak
olan bu toplumun özgürlük istemiyle bireysel özgürlük arayışlarını
birleştirerek yola daha kararlı adımlarla yürümek olacaktır.
Toplumun tüm acılarını bedeninden his ederek onun amaçlarıyla
bütünleşmek, ilkinden daha fazla özveri gerektirir. Çünkü sömürülen
bir toplumun özgürlüğünü isteme ya da sömürüye karşı durma
kaçınılmaz olarak bir savaşıma yol açar. Eğer karşıtlar anlayışlı
olsaydı bu belki bu kadar acımasız olmayacak, müşterek noktalarda
ortak paydalar bulunarak sertleşmeden çözülebilme ihtimali her zaman
olabilecekti.
Ne var ki sömürünün en katmerlisini, ezmelerin, inkârların,
imhaların hatta senin kültürünü kendi kültür yayılması için zemin
olarak kullanan bir zihniyetle oturup akıllı olgun insanlar olarak
konuşmak neredeyse olanaksızdır. Olanaksızlıkların ötesinde tam bir
çıkmazdır. Bu zıtlaşmadır, bu çekişmedir, bu çatışkıdır, bu
çatışmadır, bu savaştır. İşte onun için kötü bir şey olduğunu
söyledik. Bir taraftan özgürlük sorununa çözüm getirecek yegâne araç
diğer taraftan da kan ve barut ve ölüm.
Hele hele seni sömüren, ezen, inkâr ve imha eden güçler birde çağın
çok gerisinde, çağda nasibini almamış kültürel düzeyiyle halen at
sırtında yürüyorlarsa, halkları kazığa dikme geleneklerinden
sıyrılmamışlarsa, halkların çocuklarını esir aldıktan sonra cinsel
tatmin için-özel de erkeklerini kendilerine oğlan diye
kullanıyorlarsa-, bu rejimin yaklaşımlarından rahatsız olarak bu
toprakları terk etmeye kalkıştıklarından kuyulara diri diri
gömülüyorlar ise, toplu olarak bir buçuk milyon insan sistematik
olarak soykırımda geçiriliyorlarsa, erkeklerini çırılçıplak ederek
kadınlarının sırtlarına vererek “eşekler” gibi anırmasını tüm köy
halkının önünde zorla yaptırıyorlarsa, zindanlarda direnenlerine cop
sokarak sonra da lağımlara atıyorlarsa, kızlarına meydanlarda
tecavüz ediliyor ise, kameralarının önünde poz vererek henüz bıyığı
terlememiş gençlerinin kollarını kırıyorlarsa, kadınlarına toplu
dayak atılıyor ise, it sürüsü gibi gencecik insanlarını saldırılıyor
ise, sayın kelimesinden dolayı cezalara çarptırılıyorlarsa, kendi
dilini kullandıkları için içerilere tıkatılıyorlarsa, yasak olan
misket bombalarıyla bu halkın evlatlarına bomba yağdırılıyorsa,
kimyasal silahlar kullanarak Halepçe'de olduğu gibi ülkenin birçok
yerinde bu silahlar kullanılıyorsa, ormanları ve coğrafyası
bombardıman ve toplarla zoraki değişime uğratılıyorsa ve de bu
halkın savunucu güçleri olan gerillasına zehirler verilerek
katlediliyorsa…
Bu vahşete karşı; siz ne yapacaksınız diye sorulduğunda vereceğiniz
cevap ne olacaktır? Unutmayalım, tüm söylemlerinize rağmen bu toplum
feodalizmin birçok derin geleneklerini ve kültürel dokusunu taşıyor.
Faşizmin tüm şiddetini yaşamıştır. Dini fanatizmi tümden aşmamıştır.
Bu toplumun bireyleri de bu karakter yapılanmasına çok uzak
değildir. Tüm insanlık değerlerini savunma amaçlı verilen eğitimlere
rağmen bu toplumun bireyleri bu karakter yapısının derin izlerini
taşıyacaktır. Taşıyor da. Tüm radikal insani ve sosyalist
söylemlerine rağmen bu böyledir.
Peki, bunlar bilinmesine rağmen bu kadar insanlık dışı saldırı
neden? Bu kadar aşağılık yol yöntemler neden? Bu kadar kirlilik ve
hukuk dışılık neden?
Kürdistan gerillası eylemini koyarken bin defa düşünüp de ondan
sonra eylemlerini sergiler. Savaşın kirli olmaması için elinde
geleni yapar. Bu dağda da böyledir, şehirlerde de böyledir. Cenevre
sözleşmesi temelinde savaşın bir hukuk içerisinde kalmasını esas
alır.
Ancak unutulmamalıdır ki bu gerilla Başkale de aşağılık bir biçimde
katledilen yoldaşlarımızın intikamını aynı yol yöntemle alamaz mı?
Kürdistan da tüm askeri taburlara ve askeri tesislere sular
dağlardaki kaynaklardan gelir. Bunlara zehir bırakamaz mı? Yine
bürokratlara ve ailelerine istediği an ulaşamaz mı? Filmlerde
izlenen o kadar vahşet sahnelerini yapamaz mı? Her gün sokaklarda
birkaç tane değil Irak’taki gibi yüzlercesini götüremez mi?
Bu kadar savaş deneyimi yaşamış bir hareket değil ki bunları,
bunların alasını da yapabilir. Akıl tutulmasına yol açacak
eylemliklerde ortaya koyabilir. Bu tür eylemler dünyanın en basit ve
rahat girişimleridir. Dikkat ve duyarlık gerektirmeyen yol
yöntemlerdir.
Bizi kimse böylesine yol yöntemleri seçmeye zorlamasın. Bir kere
böylesine yol yöntemler seçildikten sonra geriye dönüş olmaz.
Köprüler uçar. Gemiler yakılır. Kardeşlik diye bir şey kalmaz.
Gidilecek olan yol bu vahşeti yaşayan her halkta olduğu gibi ayrı
bir siyasal oluşum olur. Bu yıllarca sürecek çatışmalı süreci
beraberinde getirse de bu böyle olur.
Bunun için terörist devlet ve bireyleri akıllarını başlarına
toplamalı ve bir an önce bu kirli ve nefret uyandıran savaş
düşkünlüklerinden vazgeçmelidir.
Savaş ve askerlik düşkünlerin yeri değildir, böyle olanlar bu sahada
çekilmelidir. Aksi takdirde toplumların başlarına gelecek
felaketlerden onlar sorumlu olacaklardır. |