|
Kasım Engin
Geçenlerde
sözde Türk genelkurmaylığının basına yansıyan konuşmasını
izlediğimde; görüntüsü, söylemleri, duruşu, mimikleri, gestikleri
bana Georg Orwell’ın “Hayvanlar Çiftliği” romanı hatırlattı.
Bu romanda, insanlar hayvanlara epey zulüm yapmaktadırlar,
yaşamlarını ipotek altına alarak ezmektedirler. Bu durum giderek
hayvan aleminde müthiş bir rahatsızlık yaratır. Tüm hayvanlar
domuzların öncülüğünde birleşerek bir isyan başlatırlar. Sonuçta
insanları kovarlar. Peşinde herkesin rahatladığı bir süreç başlar.
Özelde tüm çalışmaları yürüten bir beyaz domuz vardır. Çok
adaletlidir, insaflıdır, eşitlikçidir. O yaşarken hayvanlar arasında
ciddi sorunlar yaşanmaz. Ne zaman ki beyaz domuz ölür yerine bir
siyah domuz geçer, o zaman her şey değişi verir.
Siyah domuzun yaptığı ilk iş siyah domuzları örgütleyerek güç elde
etmektir. Giderek güçlenirler. Ve peşi sıra icraatları gelir. Artık
hayvanlar arasında farklılık başlamıştır. Bazıları çalışır, siyah
domuzlarda yer. Buna karşı duran kimi hayvan komployla götürülür,
kimisi de ibret alemlik olsun diye herkesin gözü önünde kovulur ya
da vurulur. Sonuç olarak aynı insanların hükmettiği döneme tekrar
dönülmüştür. Hatta daha kötü bir açlık, eziyet, sömürü söz
konusudur.
İşte bu siyah domuzların başı-ki dolgundur, iyi besilidir, boynu
epey kalındır, irili yapılıdır ve biraz da sanki boynu vücuduna
çöküktür. Yürüyüşü domuzdan ziyade daha kaba olan hayvanlara
benzemektedir.
Şimdi söyleyecekler için domuzlar alınmasın, bu hayvanlar
çiftliğindeki siyah domuzu-geçenlerde sözde Türk genelkurmaylığını
izlediğimde-bu Türk genelkurmaylığına benzettim. Ne kadar da
benziyor; boyuyla, posuyla, yürüyüşüyle, konuşurken öne gidip gelen
çenesiyle, tehdit savururken sadistliğiyle. Özcesi her yönüyle bu
genelkurmaylık tam da o siyah domuza benziyor.
Öyle olunca bu siyah domuz ekibinin yapacağı sadece vahşettir.
Katletmedir. Kol kırmadır. Sindirmedir. Bio-iktidarlarla
yönlendirmedir. Analarımıza sokak ortalarında saldırmadır. Suçüstü
yakalananları “iyi çocuktur” deyip tekrar bize saldırtmadır.
Genelkurmaylıkla başka benzerlikleri de var. Oldukça adaletsiz bir
sistemi yürüttükleri için işleri tehditlerle götürürler. Bu her
zaman para etmez. Onun için oldukça büyük atarlar, büyük konuşurlar.
Çok yalan söylerler. Öyle ya hani yalan atılır, ancak insansan insan
rengin, hayvansan hayvan rengin biraz atar. Özcesi rengin en azında
biraz değişi verir. Lakin bu siyah domuzlarda renk atma yoktur.
Yalan atarlarken renkleri değişmez. Çünkü bunlar da ar yoktur. Ve
söylediklerinin yalan olduklarını bildikleri halde söylerler, ancak
iki sokak ileriye gittiklerinde kendilerinin ortaya attığı yalanı
başka birisi onların kulağına fısıldadığında onlar “Allah Allah
doğru olabilir mi” diye kendi yalanlarına kendileri inanmaya
başlarlar.
Yaşar Büyükanıt’ta önce “sürprizimizi yakında göreceksiniz” dedi,
ardından Bêzêle’ye yapılan tabur baskının gecesi-mübarek hızını
alamayarak-hem sürprizini açıkladı hem de “dağılıyorlar bunun
kamuflajı için saldırılarda buluna bilirler” dedikten sonra işte
gerillaların Bezele taburuna karşı ortaya koydukları baskın eylemini
taciz diyerek aynı gece genelkurmaylık sitesinde haber yaptı. Ve bu
kadar bir hızdır ki-Kürtçe de biz buna vır diyoruz-daha da ileri
giderek “iki kaybımız var teröristlerin 19 ölüsü var” diye ekledi.
Be adam sen sözde o kadar askerlik yaptın. Vuran biz, karakolu yıkan
biz, saldıran biz, panikleyen siz, kaçan siz, çadırları ve karakolu
yanan siz ve tabii ki cihazlarda feryadı figan diye bağıran yine
siz. Peki, nasıl oluyor da siz o kadar gerilla vurdunuz. Hem de
uçaklar gelmiş vurmuş ve sizde bunların cenazelerini saydınız.
Haydi, biz kendi vurduğumuz asker sayısını üzerine gidilen her
askerin üzerinde biliyoruz. Peki ya siz nasıl sayıyorsunuz? Hani
halen hatırlarsınız, o meşhur olan Osman Pamukoğlu “yüzlerce
terörist vurduk” diye söyler. Gazeteciler de cenazeleri nerede diye
sorduklarında “ben askerlerime leş toplatmam” der. Bu kadar da
yalana pes doğrusu!
Neyse devam edelim: ne kadar benziyor bu siyah domuz Yaşar
Büyükanıt’a değil mi? Altı da üstü de hep yalan. Af buyurun toplumun
diliyle sıkmasyon. Kandırmaca. Demagoji. Aldatma. Dalavere. Kürtçe
deyimle; "derew".
Hâlbuki bir askerin söyledikleri hep doğru olmak zorundadır. Bir
siyasetçi yalan söyleyebilir. Belki yalan söylediğinde insan yaşamı
söz konusu olamayabilir. Bir bilim adamı doğru olmayan çok şey
söyleyebilir, o zaman da insan kanı akmayabilir. Bir sanatçıda, bir
sporcuda, bir sivil toplumcuda aslı astarı olmayan şeyler dile
getirdiğinde yer yerinde oynamaz ve güzelim insan hayatı
sönmeyebilir.
Lakin bir asker doğru olmayan bir şey söyleme hakkı yoktur. Bir
asker yalan söylediği anda ortaya çıkacak olan çok kötü bir kaybetme
ve akacak olanda da kandır. Bir asker objektif değerlendirmeler
yapmadığı zaman ortaya çıkacak tablo felakettir. İşte Enver Paşa
gibi büyük komutan dahi sadece Allah-u-Ekber dağlarındaki
meteorolojiyi hesaba katmadığı için 90 bin Türk ve Kürt askeri
donarak öldü.
Yiğidi öldür hakkını yeme diye bir halk söylemi vardır. Bir asker bu
hakkı her zaman olduğu gibi teslim etmesini bilendir. Asker sert
olabilir, acımasız olabilir hatta daha çok eleştirilecek özelliğini
de sayabilirsiniz, ancak bir asker her zaman doğru konuşur. Yamuk
otursa da düzgün konuşur.
Sözde Türk genelkurmayı olan Yaşar Büyükanıt artık hayvanlar
çiftliğindeki siyah domuzu oynamayı terk etmeli ve biraz hizaya
gelmelidir. Elini vicdanı koyarak artık atmasyonlara bir son vermeli
ve daha fazla fakir fukara Türk halk çocuklarının kanını akıtmaktan
da vazgeçmelidir. İnsafa gelmelidir.
Bir askere yakışacak olan da budur, aksi durumda Büyükanıt siyah
domuz olmaktan kurtulamaz.
Ayrıca kibarca ekleyelim bu yalanlar durmadıkça Bezele türü eylemler
de durmayacaktır! |