|
Rodan Zap
6
Mayıstan 18 Mayıs’a. Devrimci olmanın zor ama ayrıcalıklı yanlarını
bizlere öğreten büyük devrimcilerin tarihleşen günleri. Yüreğimizi
kabartan, gönüllerimizi şahlandıran bakışları, başkaldırışları ve
inadına gülüşleri. Unutulması olanaksızdır. Şehitler ancak
unutulduklarında ölürler diye bir söz vardır. Fakat başta Türkiye ve
dünya biliyor ki Denizler, Mahirler, İbrahimler unutulmaz. Her biri
de kendi şahsında insanlığın en özge yanlarını temsil ettiler. Deniz
cesaretin, Mahir bilincin, İbrahim direnişin temsili oldurlar.
İnsanlığımız için bunlara ekmek su kadar bunları ihtiyacımız var.
Kolay ve bayağı yaşayanlar sadece duyup geçecekler. Zor ve çelişkili
yaşayanlar sadece görüp geçecekler. Bilinçli ve anlamlı yaşayanlar
da sadece hissedip geçecekler. Bunlardan hangilerinin devrim gibi
yakıcı, kudretli ve bir o kadar da heyecan verici gerçekliğiyle
buluşacak acaba.
Onlar gibi yaşayıp, onlar gibi savaşıp onlar gibi ölecek olan
insanlar hiç de hafife alınacak düzeyde değil. Milyonlarca beyin var
ki Deniz ve İbrahim yoldaşların ismini bile duyması yeter. O siyah
beyaz, İspanyol paça, uzun faul ve havada sıkılı binlerce
yumrukların ihtişamını hissetmemesi elinde değil.
Devrimcilik zor zanaat ama gerçekten devrimci doğanlar da var bu
dünyada. Var olanı kabul etmeyen, güzel olanın mümkün olduğunu
kafasına koyarak arayışlar içine atılan yiğit insanlar da var. Şu
anki süreçte bu işlerin artık para etmediğini ve yumuşadığını
söyleyenleri yanıltmanın zamanı değil midir? Gerçek devrimciler
halkın istemleri, huzuru ve adaletini sağlamak için kendinden
vazgeçen insanlar değil midir? 24 saatini bu işler için harcayan ve
bundan zevk alan insanlar değil midir? Hele haksızlıklara,
aşağılanmışlıklara, sıradanlıklara inatçı bir duruşla baş
kaldıranlar değil midir?
Kanında, ruhunda, beyninde devrimci rüzgarı hissetmeyen insanlar bu
hareketlerin içinde ne kadar da yer alsalar, eninde sonunda
ayrılmakla yüz yüzedir. Çünkü onu bir yaşam olarak ele almamış, kısa
bir dönem yapılması gereken bir görev ve iş olarak ele aldığı için
küçük bir olumsuzluk ve zorlanmada kopabilmiştir. Bir işkence, bir
zindan, bir hakaret onu uzaklaştırabilmiştir. Tersine olanlar da var
tabi. İlericiliğe, adalete ve değişime hizmet eden düşünceler başta
bu genç yüreklerde devrim kıvılcımıyla başladı ve devam ediyor.
Koşturdukça, kendini düşünmeye zorladıkça, kendinden daha çok
başkalarını düşünen, onlar için üzülen, emek harcayan, fedai olan
bir yaşam tarzına atıldıkça, yalan dünyanın yalan hayatını
kavradıkça, olgunlaşmış, bilinçlenmiş ve her hareketi örgütlü olan
bir insan haline gelir. Aslında gelişmiş dünyada aranan insan olur.
Ailemizde ve toplumda gerçeklikleri tüm açıklığıyla yaşamamızı
sağlayan aslında bu iştir. Devrimcilikle tanışır tanışmaz dostların,
düşmanların netleşiyor. Sana duyulan sevgi ve saygı netleşiyor.
Kimler ne zaman ve nasıl davranacaklarını senin o kimliğine göre
ayarlıyor. Onun için diyorum ki gerçek insan olmanın başlangıcı
bence devrimci olmaktan geçiyor.
Kendimizi ifade edeceğimiz mekan da vardır, örgüt de vardır. Seçim
bize kalıyor. Karar verelim biz ne olacağız? Sıradan ve ölümlü
olanlardan mı yoksa devrimci ve ölümsüz olanlardan mı? Bu dünyada
yapılacak en güzel işlerden bir tanesi varsa, o da devrimcilik,
yaşanılacak güzel ve anlamlı bir yaşam var ise o da yine
devrimcilikten geçiyor. Bildiğimiz klasik anlamda devrimin olup
olmaması önemli değil. Önemli olan devrimci olabilmek.
|