Kürtçe | Türkçe | Farsça | İngilizce | Arapça | Almanca

 

 
   
 

Kadın, düşman karşısında istemlerini daha radikalce dile getirmeli!

 

HPG Askeri Konsey Üyemiz Zozan Çewlik arkadaş ile son gelişmeler, özgür kadının yeni dönemdeki görevleri, YJA STAR'ın yeni süreçteki rolü, hazırlıkları ve önümüzdeki döneme ilişkin planları üzerine yaptığımız röportaj;

Gelişmeler itibariyle güncel durumu siyasal açıdan nasıl ele alıyorsunuz?

Hem bölgesel, hem de uluslar arası çapta yaşanan gelişmeler önemli ve kritik bir aşamaya gelmiş durumda. Dünya sisteminin belirlenme ihtiyacı kadar bu ihtiyacın egemenler ya da halklar adına belirlenme istemi önemli bir mücadele düzeyini açığa çıkarıyor. ABD öncülüğünde dünya sisteminin belirlenme istemi ve bunun pratik adımları halkların demokratik taleplerini göz ardı ettiğinden tıkanma, bu anlamda daha fazla şiddet doğurma pozisyonu içerisinde. Finans kapitalin çıkarsal yaklaşımı elbette halklar adına bir sistem doğurmayacak. Amaç; sermayenin tekelleştirilmesi üzerinden daha fazla dolaşım ve hakimiyet hakkını elde etmek olduğundan bunun karşısında direnen statükocu yapıları aşma ya da sistem politikalarıyla uyumlu hale gelmesi durumunda bu yapıları tekrardan biçimlendirerek kullanmaktır. Bu nedenle gelişmelerden de okunduğu gibi uluslar arası komplo ile Önderliğimiz şahsında halklar çizgisine, Afganistan-Irak ikilemiyle statükocu yapılanmalara müdahale ve devamında yaşananlar ABD öncülüğünün kuracağı sistemi ortaya koymakta.

Irak la başlatılan statükocu yapıları hızla dağıtma ve yeniden biçim verme adımları hem halklarla yaşanan çatışmalı durum, hem de statükocu yapıların direnişi nedeniyle şiddet sarmalında tıkanmış durumda. ABD’nin Halklar çizgisiyle uzlaşması içerik ve karakter itibariyle mümkün değil. Statükocu güçlerle mücadelesinde ise bölgeden istenilen desteği sağlayamayışı nedeniyle ilişki ve çelişki ikilisini birlikte yürütüyor. Bölgesel desteğin daha fazla güçlendirilmesi açısından ABD’nin Türkiye'yi çatışmalı ortama daha fazla çekme tutumu Özgürlük hareketimize yönelik saldırı koşullarını geliştirmeye yol açıyor. Türkiye’nin Afganistan da operasyonel bölgelerde yer alması, Güneydeki oluşumu tanıması, bu anlamda milliyetçi Kürtçülükle kısa dönemde uzlaştırılması, İran karşısında tutum alır hale getirilmek istenmesi daha fazla ABD bağımlısı olmayı getirecektir. İsrail-Filistin sorununun Suriye devletinin Filistin direniş örgütleri karşısında alacağı tutumla Golan tepeleri tavizi üzerinden bitirilmek istenmesi Ortadoğu da şiddet ortamının Kürt bölgesine kaydırılmasını hedefliyor. Böyle bir durumda Suriye, ABD hizmetine gireceği gibi İran yalnızlaştırılıp ABD’nin bölgedeki varlığı karşısında gelişen Türkiye-Suriye-İran ittifakı böylelikle kırılıp Türkiye ve Suriye sistem içine daha fazla çekileceklerdir. Bunun karşısında İran daha fazla bölgesel devletlerle ittifak koşullarını geliştirmek isterken bununla yapmaya çalıştığı ABD ile güç açısından dengelenmiş bir ilişkiyi yakalamaktır. Tüm bu ilişki ve çelişki diyalektiğinde ABD başta olmak üzere kullanılan Kürt kartı, PKK karşıtlığı, bu anlamda halklar çizgisi karşıtlığıdır.

Türkiye açısından geleneksel politikanın, yani milliyetçi duruşun yol açtığı tıkanma AKP’nin ucuzca rejim değişikliği yapma konseptiyle iç içe yaşanırken bu durum Türkiye’yi kendi sorunlarını çözemez hale getirmekte. İçte böyle bir tıkanıklık yaşanırken dışta ABD den faydalanmaya çalışmak kadar İran ittifakıyla da karşıt güç oluşturmak, AB’nin yedekte tutma siyasetiyle ara bir pozisyonda ilerlemeye çalışıyor. Fakat uluslar arası ve bölgesel durum Türkiye açısından bu ara pozisyonun sürdürülmesini zorlaştırdığı gibi bir tercihle karşı karşıya getirmektedir. Türkiye böyle bir tercih karşısında PKK, dolayısıyla Kürt sorunu zafiyetinden kaynaklı daha fazla dışa güdümlü hale gelmektedir. Nitekim Afganistan da Türk askerlerinin aktifleşmesi Türkiye’nin bölgesel pozisyonunu etkileyecek, Güneydeki güçlerle kısa vadeli uzlaşma uzun vadede milliyetçi çatışmayı doğuracak, bölge devletleri karşısında almak zorunda olduğu tutum nedeniyle Türkiye bölgede yalnızlaşarak daha fazla ABD politikasını uygular hale gelecektir. Nitekim Türkiye cephesinde son dönemde yaşanan politik ve askeri hareketlilik bu gidişatı doğrulamaktadır. Kendi sorunlarını iç dinamikleriyle çözme iradesinden uzaklığı ve uyguladığı mevcut siyasetten kaynaklı Türkiye bir bölünme süreciyle karşı karşıyadır. Tüm bu gelişmeleri gören, ABD’nin özde Türkiye’yi bir tuzağa çekmek istediğini fark eden ama sorunları çözmekten ziyade statükocu yapıda ısrar eden derin devlet AKP’yi gelişmelerden sorumlu tutmuş, kapatılma davası bunun bir sonucu olarak gelişmiştir. AKP’nin ilkesiz siyasetini sürdürebilmesi savaş rantçılığını getirmekte, Orduyu PKK ile çatıştırarak muhalefeti önleme ve demokratik kurumlara sert yönelimle güç biriktirme taktiğine dayandırılmaktadır. Nitekim 8 Mart karşısında gösterilen tutumla 1 Mayıs karşısında hükümetin gösterdiği tutum son derece vahşihane ve benzerdir. Türkiye'yi yoksullaştırma, sahte din ideolojileriyle toplumu kandırma, statükocuları Kürt halkıyla çatıştırma ve bunun üzerinden kendi iktidarını sürdürme AKP’nin siyaset duruşudur. Bu duruş daha fazla şiddet ve çatışma demektir. Ülkeyi ABD ve İsrail bağımlısı haline getirme, askeri operasyonlardaki gözü kara yaklaşım, toplumsal sorunlardan uzaklık ve halka sürü tarzında yaklaşım sadece iktidar gücünü korumaya çalışmayı ifade eder. Dolayısıyla bu duruş çözüm doğurmaz, tersinden temsil ettiği devlet açısından çözülme koşullarını doğurur. Bu nedenle Türkiye'nin bir parçalanmaya doğru gittiği tespiti yerindedir.

 

Belirttiğiniz bu gelişmeler içerisinde APOCU Hareket karşısında geliştirilen saldırıların anlamı nedir, neyi hedefliyor?

APOCU Hareket tüm bu gelişmelerin merkezinde, gelişmeleri belirleyecek nitelikte olan bir güçtür. Sistem belirleme mücadelesinde halklar adına taraftır, dolayısıyla sermayenin üstünlüğüne ve onun şekil verdiği her türlü egemen ilişkiye, yapılanmaya karşıttır. Bu nedenle ABD nin Ortadoğu projesinin karşısında, alternatif güçtür. Dolayısıyla çizgisel anlamda bir karşıtlık söz konusu. Önderliğimiz karşısında geliştirilen uluslararası komplo ve sonrasından geliştirilen İmralı sistemi bu karşıtlığın ifadesi olarak gelişti. Önderlik şahsında hareketin ABD politikalarıyla uyumlu hale gelmemesi, halkların özgürlük taleplerinden taviz verilmemesi nedeniyle APOCU hareket bağımsız siyaset duruşunu koruyabildi. Karşıt saldırıların özü buna dayalı. Kürt halkı 1. Dünya savaşıysa oluşturulan sistemin klasik sömürgesiydi, dolayısıyla güçlerin pozisyonu bu zeminde dengelendi. Ama mevcut sistemin krize girmesi en fazla eski sistemin zeminine dönüştürülen yerde çelişki yoğunluğunu, dolayısıyla özgürlük talebini doğurur. Ayrıca işlemez hale gelen bir sistemde zayıf tutulan nokta en fazla güçlenen nokta olur. Her iki açıdan da Kürt halkının pozisyonu stratejiktir. Bu stratejik durumu ABD tarafından güneyli güçler somutunda 2. İsrail pozisyonunun geliştirilmesiyle kullanılmak istenirken, bunun karşısında özgürlük hareketinin gelişimi hem halklar adına özgürlük vaat etmekte, hem de bu şekilde statükocu yapıları aşmak kadar ABD'nin sermayenin üstünlüğünü halklar üzerinden sağlama politikasını boşa çıkartmaktadır. Bu nedenle başta Önderliğimiz olmak üzere hareketimiz ve özgürlükten yana tavır alan halkımızın hem bölgesel, hem de uluslar arası çapta saldırıya maruz kaldığı bir gerçekliktir. İmralı sistemiyle çökertilemeyen özgürlük iradesi zehirlenmeyle cezalandırılmak istenmiş, her türlü operasyonel saldırıyla gerilla karşı karşıya gelmiştir. Yani direniş odaklarına yönelim vardır. Statükocu güçler açısından Kürt sorunu bir demokratik dinamik, dolayısıyla statükoyu çözecek temel güçtür. Türkiye, Suriye, İran ittifakının özü buraya dayalıdır. ABD’nin Kürtleri 2. İsrail yapabilmesi için Güneyli güçlerin Kürt halkı üzerinde hakimiyete ihtiyacı vardır. Böylelikle Kürtler bölge halklarıyla çatıştırılacak, statükocu yapılar zor durumda kalacak ve ABD’nin güdümüne daha fazla gireceklerdir. Oluşacak çatışmalı durum üzerinden sermayenin sömürüsü devam edecektir. Bunun yapılabilmesi açısından PKK ye yönelim yoğunlaştırılmıştır. Nihayetinde AB’nin zehirlenme gerçeği karşısında gösterdiği ilkesiz tutum, ABD ve İsrail in askeri operasyonlar için keşif ve istihbarat desteği saldırının uluslar arası boyutunu ortaya koymaktadır. Bu şekilde Bölge devletleri çatışmanın içine çekilirken, hareketimize yönelik de iradenin teslim alınması konsepti uygulanmaktadır. Yoksa gelişmeleri ABD'nin Türkiye ye yardımı olarak okumak yanlıştır. Önderliğimizin de belirttiği gibi finans kapital sadece kendi amaçlarına hizmet eder, bunun içerisinde Türkiye’nin kullanımı, her türlü gücün hizmete koşulması vardır. Bu nedenle ABD’nin yaşadığı tıkanma saldırılarla bölgesel güçlerin desteğini almak kadar, bu güçlerin kendi başına irade göstermesini engellemek, çatışmalı hale getirmek, özgürlük hareketimizi halklar çizgisinin temsilinden çıkarıp denetim altına almak politikasına dayalı aşılmak isteniyor. Yani saldırı sadece hareketimize değil, halkların varlığına, geleceğine yönelik geliştiriliyor. ABD böyle bir çatışma durumu yaratmak için bölge devletlerinin Kürt sorunu zafiyetini kullanıyor. Nitekim Türkiye de çatışmalı durumu en fazla sürdürmek isteyen güçler ABD, İsrail desteklidir. AKP gerçeği hala iktidar gücüyse bunun nedeni ABD desteğidir. Aynı şekilde Büyükanıt Yahudi kökenlidir ki bu şahıs ordunun başında çatışmayı en fazla körükleyen, kazanma koşulları olmamasına rağmen askeri çatışmada öldürten, gerillaya kinle yönelen, küçük çocuklarımızın kollarını kıran aymazları yöneten kişidir. Kürtler içerisinde Güneyli güçlerle kullanıma elverişli milliyetçi güç oluşturmak, Kürt halkını sömürecek sermaye girişimcilerini örgütlemek ve halkımızın özgürlük ihtiyacını sömürmek bu saldırıların amaçlarındandır. ABD 2008 de sonuç almak istediğinden 2007 den itibaren saldırıları adım adım örgütledi. Kışın ortasında Türk ordusunu Kürt dağlarına vurduracak kadar ikili ve erken sonuç almaya çalışıyor. Sistem tıkanması Kürt halkının kullanımı kadar çatıştırılmasıyla sistemin kendisini örgütleyecek zeminin oluşturulmasıyla aşılacak, ya da bu hedefleniyor.

 

Peki bu saldırılar ve taşıdığı amaçlar karşısında özgürlük hareketinin, Kürt halkının tutumu nedir, nasıl olacak?

Özgürlük hareketi Önderlik yaratımıdır, Kürt halkı kendi kimlik temsiliyetine Önderlikle kavuştu. Dolayısıyla Hareketin, gerillanın, kadınların, halkımızın tutumu elbette Önderlik tutumu, özgürlük tutumu olacaktır. Saldırılar karşısında bizim hareket olarak meşru hakkımız halkları özgürlükle buluşturmak, toplumu kadın özgürlüğü üzerinden eşitlemek, Kürt halkını kendi kimliğiyle yaşama şansına kavuşturmak olduğundan elbette direniş ve kazanma koşullarımız çok güçlü. Önderliğimizin de belirttiği gibi kaybeden taraf biz olmayacağız. Hem objektif koşullar, hem örgütlü bir hareket öncülüğü, Kürt halkını kaybeden taraf yapmayacak. Elbette bu kendiliğinden olacak, kazanılacak bir durum değil. ABD açısından uygulanmak istenen konsepti belirtmiştik zaten. Türkiye ve bölge devletleri bu anlamda savaşı tırmandıran, kışkırtan yaklaşımlarıyla saldırı pozisyonu içerisinde. Siyasal olarak hareket koşullarımızı daraltmak kadar askeri açıdan Güney de örgüt merkezlerimizi parçalama, sürekli saldırılarla yıpratma ve kuzeydeki güçlerimizi yalnızlaştırarak imha etme ya da teslim alma biçimindedir. Bu çerçevede hareket olarak siyasal ve toplumsal zeminde sürdürülen mücadele önemlidir. Yılın başından itibaren Botan yürüyüşü, 15 Şubat protestoları, 8 Mart etkinlikleri, Newroz gösterileri, 1 Mayıs tutumu düşmanın konseptini boşa çıkaracak nitelikteydi. Kürt halkı kendi Önderliği ve amaçları çerçevesinde hareket ederek teslim alınmanın koşullarını yok ediyor. Bu temelde halk hareketliliğinin süreklileştirilerek devam etmesi gerekir. Aynı dönemlerde sergilenen gerilla direnişi halk cephesiyle önemli bir ortaklığı getirdi. Kuzey direnişi, Zap operasyonunu karşılama şekli Türk ordusunu ciddi kayıplar ve devleti çıkmazlarla karşı karşıya getirdiği gibi gerilla ve halkın ortaklaşması mücadelenin meşruiyeti ve kazanım koşullarını daha fazla güçlendirdi. Önderliğimize yönelik uygulanan tecrit ve sürekli cezalandırma yaklaşımı tüm bunlar karşısında bir öfke, esasında direnişi İmralı’dan kırma girişimleridir. Fakat tüm direnişlerin kaynağı İmralı direnişidir. Bu anlamda pozisyonumuz saldırıları bertaraf etme noktasında güçlüdür.

Savaşın sürdürülme araçları itibariyle güç dengesizliğinden faydalanmak isteyen Türk devleti tekniğe dayalı sonuç almaya çalışmakta. Siyasal olarak meşruiyeti olmayan bir savaşın sonuç alabilmesi toplumsal zemine dayandıralamayacağından askeri açıdan çılgınca bir saldırı gündeme gelebiliyor. Fakat gerilla taktiği ve vuruş kabiliyeti yerinde ve zamanında uygulanırsa tüm modernleştirilen teknik boşa çıkarılabiliniyor. Gerilla açısından psikolojik, moral motivasyon önemlidir. Haklı olduğunu bilen sürekli moral üstünlüğünü elinde tutar. Bu anlamda ideolojik moral gerillada müthiş bir direniş ruhu örgütlüyor. Bu konuda sergilenen destansı duruşlar ve şahadetler mücadelemizi ilerleten, gerillada daha fazla direniş geliştiren sıçrama noktalarıdır. Elbette şahadetlerin acı veren, hak edilmedik yönleri var. Fakat özgürlüğü ölümüne istemek ve gerekirse bu uğurda canlarını vermek sadece kazanacağına inancı olanların tutumudur. Direniş mirası yaratır ve geride bıraktığı yoldaşlarına yol gösterir. Adil, Gülbahar, Halil, Ekin, Fırat, Savaş ve onlarca arkadaş düşmanın 2008 konseptini boşa çıkaran tutumlarıyla destan yarattılar. Gerillanın esas alacağı bu olduğundan Önderlik merkezli mücadele ve Kürt halkını özgürlüğe kavuşturma direnişini sürdürecek. Dolayısıyla yapılan saldırılar sonuç alamayacak. Bu konuda gerilla olarak her zamankinden daha güçlü ve kararlıyız.

 

YJA STAR olarak sizin süreci karşılama şekliniz nasıldır, önümüzdeki döneme ilişkin ne planlıyorsunuz?

Genel hareket açısından belirttiğimiz hususlar en fazla kadınlar olarak bizim için geçerli. Çünkü özgürlüğe en fazla ihtiyacı olanlar kadınlardır. Bu anlamda YJA STAR olarak askeri cepheden güçlü bir ideolojik duruş kadar bunun askeri performansını gösterme iddiası içerisindeyiz. Gerçekleştirilen saldırıları güçlü karşılamak kadar askeri taktik ve mevzilenmemizi sürekli bir direniş ve kazanma pozisyonu içerisinde tutmak önemlidir. Nitekim bulunduğumuz tüm alanlarda kadın gerilla güçlerimizin sürece önemli bir katılımı gerçekleşmiştir. Düşmanın her türlü operasyonunu boşa çıkartmak, toplumsal zeminde tüm kadınların savunma gücü olmamızın gereğidir. Bu konuda özelde 8 Mart direnişi dağ direnişi ile toplumsal zemini güçlü buluşturmuştur. Elbette bunun süreklileşerek ilerletilmesi gerekir.

Düşman örgüt merkezimizi parçalayarak bizi işlemez hale getirmeye çalışıyor. Bu nedenle örgütsel işleyişimizi güçlendirmek ve kendimizi sürekli bir ortak perspektif ve hareket içinde tutmak gerekiyor ki bu konuda düşmanın saldırıları boşa çıkmıştır. Askeri açıdan teknik ve karadan operasyonlarla gücümüz yıldırılmak isteniyor ama karşımızda çözüme yanaşmayan bir düşman varsa bu tutumunu ve saldırılarını askeri olarak karşılamak ve meşru müdafamızı gerçekleştirmek bir zorunluluktur. Bu noktada hem kuzeyde hem güneyde sergilenen performans güçlüydü. Önderliğimize bağlılık temelinde destanlar yaratıldı. Faraşin, Viyan, Helin, Ararat, Doza ve tüm şehitlerimiz en zorlu koşulların en onurlu ve kadınca tutumu, özgürlük ifadesi oldular. YJA STAR olarak bu değerlere sahibiz. Dolayısıyla direniş gerekçelerimiz, kaybetmeyi göze alamayacağımız değerlerimiz çok fazla ve anlam yüklüdür. Bu gerçeklikler bizim yaşam perspektifimizdir. Gerekirse her türden fedai duruş ve taktikle değerleri büyütmek ve önderlikle birlikte yaşamı halkımız ve kadınlar açısından sağlamak temel görevimizdir. Dolayısıyla bunun dışında sürece farklı bir yaklaşımımız olamaz. Bunun gerektirdiği mevzilenme ve hareket tarzı, vuruş kabiliyetini en üst düzeyde sağlayacağız. Zaten kadın güçlerimiz bu konuda son derece kararlı ve istemli bir duruş içerisindeler. Bunun pratik ifadesini de daha fazla güçlendirmemiz gerekiyor. Çünkü biz Zilanların, Semaların hareketiyiz.Düşman özellikle toplumsal zeminle gerillayı kopartmaya çalışıyor. Bu konuda perspektifin ve direnişin daha güçlü ortaklaştırılması gerekiyor. Hem kitlesel direnişte öncülük, hem de gerillaya sürekli bir akışın olması lazım. Bu noktada önemli bir katılım düzeyi olmakla birlikte bunun daha fazla yoğunlaştırılması gerekir. Kadın düşman karşısında istemlerini daha radikalce dile getirmeli. Bunun en önemli biçimi gerilla saflarına katılarak direk mücadele hakkını elde etmektir. Bu anlamda toplumsal zeminden gençlerimizin, kadınların dağlara yönelerek savaşma hakkını yerinde ve en güçlü şekilde kullanması gerekiyor. Süreç sıradan değildir. Dolayısıyla kazanımları kadar kayıpları da kalıcı olacaktır. Bu nedenle kadınlar olarak biz süreci final düzeyinde tanımlıyoruz. Finalin niteliği ve gereği yerine getirilmeli. Bu nedenle dağlarda direnişi yükseltmek kadar, toplumsal zeminde yürütülen hareketliliği daha fazla radikalleştirmek, dağ ve toplum arasında sürekli akışı sağlamak bizi daha fazla kazanmaya yakınlaştıracaktır. Bu vesileyle YJA STAR olarak hem dağ, hem de toplumsal zeminde yürütülen mücadeleyi selamlamak ve bu direniş karşısında onurlandığımızı belirtmek istiyoruz. Yaşam insana dairdir, bunu güzelleştirmek, kendine ait kılmak, kimliğini içinde tanımlamak en fazla kadının hakkıdır. Dolayısıyla çok değerli bir şey için yürütülen mücadele her türden fedakarlığı, öz veriyi ve direniş ruhunu gerektirir. Biz kadınlar olarak yaşamın ancak önderlikle buluşmakla güzelleşeceğine inanıyoruz. Bu nedenle önderlik etrafında kilitlenmiş bir yaşam talebinin güçlü ve kazanacak taraf olacağına, geleceğimizi kendi irademizle belirleme gücünde olduğumuza ve yaşam tercihimize gerçekleştirmek uğruna her türlü direnişi sergileyeceğimize olan inancımızı yineliyoruz. Pratik olarak bunun ifadesi zaten kendisini ortaya koyuyor, daha fazla da gelişecektir. Bu temelde geleceğe dönük umutlarımız ve bu temeldeki çabamız bizleri Önderlikle yaşama taşıyacaktır.

 

 

   
 

» ANAKARARGAH ARŞİV

» HPG-BİM ARŞİV

» MEŞRU SAVUNMA

» GÜNCEL YAZILAR

» GERİLLADAN

» ŞEHİTLERİMİZ

» ÖNDERLİK

» YJA STAR SAYFASI

» DİZİ ARAŞTIRMA

» FOTO GALERİ

» KİTAPLAR

» VİDEOLAR

» HPG HAKKINDA

» BAYRAKLAR

» İRTİBAT

» HABER ÜYELİK

 
 

 
 

HPG (Halk Savunma Güçleri) Resmi Sitesidir.
HPG-BİM tarafından yapılmıştır.

HPG Online © 2003 - 2008 Tüm hakları saklıdır.