|
Selahattin Erdem
6
Mayıs Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edilişinin
36’ncı yıl dönümü. Bu vesileyle, bu büyük ve değerli insanları
birkez daha saygıyla anıyoruz. Bunları idam edenler, herhalde dönüp
bu 36 yıla bakıyorlardır. Belki kan ve gözyaşı ile iktidarlarını
sürdürdüler 36 yıl boyunca, ancak gerçekleri yok edebildiler mi?
Özgürlük, demokrasi ve kardeşlik arayışçılarını bitirebildiler mi?
Hayır! Bugün Türkiye’de, dağda ve zindanda yüzlerce binlerce Deniz
yaşıyor, özgürlük ve kardeşlik için mücadele ediyor. Türk ve Kürt
halklarının kızları ve oğulları 36 yıldır Deniz’deki yürek
direniyor.
Türkiye gençliğinin 1970 devrimci çıkışı hiç kuşkusuz çok büyük ve
tarihsel bir çıkıştır. 1968 dünya devrimci gençlik hareketiyle
bağlantılıydı. Onun Türkiye kolu olarak gelişmişti. Yine Türkiye’nin
yaşadığı derin iç çelişkilerden kaynaklanmıştı. Okuyup algılayan
gençlik, tarihi sorumluluk duygusuyla bu çelişkileri halk yararına
çözmek istemişti. Bağımsızlık istemişti, özgürlük istemişti,
demokrasi istemişti, kardeşlik istemişti…
Gençliğin bu istemleri Türkiye’yi yönetenlerce idamlık suç sayıldı.
Deniz, Yusuf ve Hüseyin 6 Mayıs 1972’de bu nedenle idam edildi.
Mahir Çayan ve arkadaşları bu nedenle Kızıldere’de kurşuna dizildi.
İbrahim Kaypakkaya bu nedenle 18 Mayıs 1973’de Diyarbakır
Zindanı’nda işkenceyle katledildi. Sinan Cemgil ve arkadaşları
Nurhaklarda bu nedenle kurşunlandı. Daha onlarcası, yüzlercesi var.
Geçenlerde dönemin en çok tanığı olan DEV-GENÇ başkanı Ertuğrul
Kürkçü’yü bir TV programında ilgiyle dinledik. Olayları,
yaşadıklarını anlatıyordu. “Hiçbir zaman teslim olun çağrısı
yapılmadı” diyordu. Kızıldere katliamını yapan komutanın rehineler
için “onlar zaten ölecek” dediğini belirtiyordu. Devlet yönetiminin
daha baştan, sadece öldürmek için hazırlıklı ve karar vermiş
olduğunu ifade ediyordu.
Peki, sonuç ne oldu? Bu katliamlar yapılıp insanlar öldürüldü de
Türkiye’nin çelişkileri mi çözüldü? Türkiye toplumu özgür ve
demokratik mi oldu? Türkiye toplumu kardeşçe yaşar hale mi geldi?
Hayır!.. Türkiye’nin yaşadığı çelişkiler, bugün daha çok ağırlaşmış
ve derinleşmiş bulunuyor. Mevcut sistem bir çıkmazı ve kaosu
yaşıyor. O günden bu yana 36 yıldır Türkiye çıkmaz bir iç çatışmaya
sahne oluyor. Bağımsızlık, özgürlük ve demokrasi, o günden daha çok
ihtiyaç haline gelmiş durumda. Bir de bunlara barış ve kardeşlik
ihtiyacı eklenmiş. Bugünkü toplum çok yönlü bölünmüş ve bitmez bir
çatışmayı yaşıyor.
Bu
katliamlar yapıldı da, özgürlük ve demokrasi mücadelesi sona mı
erdi? Bağımsızlık ve kardeşlik arayışçılığı yok mu oldu? Hayır!..
Bunların da olmadığı açıktır. Tersine Türkiye işçi sınıfı ve
emekçileri, gençleri ve kadınları, özgürlük ve demokrasi
mücadelesini sürekli yürütüyorlar. İşte 1 Mayıs’ın görüntüleri
ortada. Daha da önemlisi bu ilk gerillaların izinde, Kürt gençliği
ayağa kalktı ve o gün bu gündür direniyor. Katledilen değerli
gençlerin silahları yere düşürülmedi. Anılarına gelişen gerilla,
büyüyerek her şeyi belirler hale geldi.
1970’lerin ‘Deniz direniş ruhu’ bugünkü Türkiye’ye o zamankinden
daha çok lazım. Toplumun bu ihtiyacı derinden hissettiğini anlamak
zor değil. Deniz’in “Bağımsızlık ve Demokrasi” diye haykıran gür
sesi, günümüz Türkiye’sine gerekiyor. ABD’ye, NATO’ya ve AB’ye bu
kadar bağlı hale gelmiş Türkiye’nin karar gücünün yok olduğu ve
işbirlikçiliğin en beteri haline geldiği açık. Durmadan “demokrasi”
denmesine rağmen, bir arpa boyu yol alınmadığı ortada. Deniz’i idam
etmenin, yani bağımsızlı ve demokrasi diye haykıran sesi boğmanın
ortaya çıkardığı sonuç işte budur.
Daha da önemlisi Türkiye toplumunun iç düzeninin bozulmuş olması,
barış ve kardeşliğin ortadan kalkmasıdır. 36 yıl önce ve cellatların
önünde “Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği” derken, Deniz
herhalde bugünü görmüştü. O büyük deha ve yürek, bugünü aydınlatan
ve çözümü gösteren yolu ortaya koymuştur. Türkiye’yi bugünkü duruma
kim getirdi, Hiç kuşku yok ki, “kardeşlik” diyen Deniz’i idam
edenler. Özgürlük ve demokrasi isteyen Kürtlere karşı katliam
dayatılmak istendi. Kimdir bunlar? Devletin siyasal mezarlığına
bakılırsa, ne oldukları görülür!
Besbelli ki 36 yıldır Türkiye tersine götürülmüştür. Bağımsızlık,
özgürlük, demokrasi ve kardeşlik katledilmiş; baskı, sömürü ve zulüm
egemen kılınmıştır. Dünyanın en özgür ve güzel yaşanır olması
gereken toprakları kazılan alanlar haline getirilmiştir. O halde bu
tersliğin düzeltilmesi, etkinin tersine çevrilmesi gerekir.
Türkiye’ye Deniz ruhu ve düşüncesinin hakim kılınması gerekir. O
zaman Türkiye’nin nasıl bir özgürlük ve kardeşlik ülkesi haline
geldiği görülecektir.
Bunu yapmak Türkiye emekçilerinin ve gençliğinin boynundaki tarihsel
görev ve sorumluluktur. Bu sorumluluktan uzak durmamak, bu görevi
geciktirmeden omuzlamak gerekir. Ancak bununla Deniz gençliği ve
halkı olunur. Ancak bu görev başarıldığında Denizlerin anısına sahip
çıkılmış olur. Bu da o güzel ve değerli insanların rahat uyumasını
sağlar. Bu duygu ve düşünce temelinde bütün Denizlere başarılar!.. |