|
Aram Masis
Başta
önderliğimizin ve genel Özgürlük Hareketinin tüm uyarı ve
çağrılarına rağmen, Türk devleti ve hükümette olan AKP tarafından
operasyon ve halkımıza vahşice saldırmakla cevap verildi.
Önderliğimiz ve genel Özgürlük Hareketi tarafından barış ve
demokratik çözüm için atılması gereken tüm adımlar atıldı. Artık çok
da yapılacak bir şey kalmadı. Bu gelişmelerden sonra icazetini almış
HPG, şehitlerin anısına ve halkımızın alanlarda haykırdıkları
“intikam” istemleriyle yeni bir süreç başlattı. Misilleme Süreci
diye adlandırdığımız ya da İntikam Süreci de diye tabir edilen bu
süreç, düşman güçlerinin Cudi Dağına yönelik geliştirdikleri
operasyonda gerillalarımız eylemleri ile start aldı. Herkes kendi
cephesinden şehitlere layık olmanın çabasında olacaktır, olmalıdır.
Hemen hemen kuzey Kürdistan’ın her alanında çatışmalar başlamış ve
her çatışmada, özgürlük savaşçıları direnişleriyle kahramanlık
destanları tarihe mal ediyorlar. En son Gülbahar, Kurtay ve Adil
arkadaşların görkemli direnişleriyle, PKK militanlığı en üst düzeyde
sergilenerek, gelecek nesillere büyük miraslar bırakıp şehitler
kervanına katıldılar. Onların anısına bağlılık, pratikte en üst
düzeyde geliştirilecek direniş ve intikam savaşıyla ancak
alınabilir.
Savaşın özgürlük dağlarından halkların arasına sıçrama endişesi, en
son Adapazarı’nda daha önceden örgütlendirilmiş faşist grupların
yurtsever halkımıza saldırmaları ve bir yurtsever insanımızın
şahadeti, halklar arası çatışma ve savaş kıvılcımlarının çıkmasına
neden olacak. Özgürlük hareketimizin mücadeleye başladığı günden bu
yana, hiçbir şekilde halklara karşı ve özellikle Türk halkına karşı
bir düşmanlığı olmamıştır. Bu faşist çevrelerin önü alınmazsa, bu
önü alınmayacak düşmanlıklara neden olabilir. Şimdi de Amed de ya da
Şırnak’ta gençler kalkıp, bir Türk ailesinin düğününü basarsa, ya da
Ankara’da İstanbul’da bu yapılırsa, sonuçlar ne olacak. Öyle
görünüyor ki, AKP hükümeti ordu ile gerillayı çatıştırma
politikasından sonuç almamış olacak ki, bu sefer halkları birbirine
düşürme çabasında.
Tüm bu gelişmelerin sonucu olarak, artık kılıçlar kuşanmış, son
sözler söylenmiş ve baharın bütün güzelliklerinin ortasında amansız
bir direniş başlamış. Kürdistan dağlarının yabancı olmadığı bu
sahneler, çok daha farklı duygu, moral ve heyecanla yeni sayfalar
açacak. Tabi bu yeni sayfalara şehirler, köyler ve özellikle Türkiye
metropolleri dahildir. Kış boyunca saldırı ve operasyonlarını
durdurmayan faşist Türk ordu birlikleri, tüm kirli savaş
yöntemleriyle, kendini kar kış demeden dağlara taşlara vura vura
yalpalayarak operasyonlarını devam ettirdi. Zap yenilgisinin ordu ve
hükümeti allak bullak ettiği bir dönemde, generaller ha bire
değişiyor ve her biri kendi kılıfından daha büyük sözler ederek
göreve başlıyorlar ve sonrasında emekliler kervanında yerlerini
alıp, ara sıra akbabalar gibi bir görünüp kayboluyorlar.
Özellikle düşmanın Botan sahasını tampon bölge yapma çabaları, yine
hareketin doğuş yeri olan Botan’ı ele geçirme planları, yerli
işbirlikçi çete aşiretlerin yardımıyla duracak gibi gözükmüyor. Kürt
halkının ve özelde gençliğin özgür vatanı olan Botan için, nice
yiğit yoldaşlarımız şahadete ulaştı ve bu uğurda ne bedel
gerekiyorsa veriliyor. Düşmanın tüm Botan sahasını elde etme
çabasına karşın, gençlerin akın akın özgür vatana akıp, düşmanın bu
hevesini kursağında bırakması gerekiyor. 2008-2009 yılları çözüm
için belirleyici bir yıllardır. Bu yıllarda sergilenecek büyük
direnişler ve gerilla ordusunun büyütülmesi, 30 yıllık mücadelenin
finalini belirleyecektir. Bu gerçeklik düşman için de geçerli.
Düşman da tüm gücünü seferber ederek, yüklenme çabasındadır. Zap
direnişi bir nebze de olsa bu heveslerini kursaklarında bıraktı, ama
bu yeterli değildir. Onlarca Zap direnişleri yaratarak, daha çok
gencin kanı dökülmeden bu düşmanı yola getirebiliriz. On yıllardır
acı çeken bu halkın tek umudu gerilla ve gerilla olması gereken
gençlerdir ve başka da bir umut da yoktur.
|